Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Avusturya İle Yeni Savaşlar - Erdel, Boğdan ve Eflak

Burada 1538-1640 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'nda oluşan bütün hadiseler hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Avusturya İle Yeni Savaşlar - Erdel, Boğdan ve Eflak

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Haz 2011, 00:54

AVUSTURYA İLE YENİ SAVAŞLAR. ERDEL, BOĞDAN VE EFLAK'IN DÜŞMANA KATILMASI VE AYRILMASI

Ferhad Paşa, 1592 yılında hayata veda etti. Barışsever Siyavuş Paşa sadece Koca Sinan Paşa orada olmadığı için yerine geçti. Paralarını alamadıkları için ayaklanan sipahilerin isyanından sonra Koca Sinan Paşa 1593 yılında üçüncü kez veziriazamlığa getirildi. Büyük bir insan kalabalığı Malkara'ya kadar onu karşılamaya geldi . Almanlarla savaş istediği, Hristiyanların bu en büyük düşmanının karakterini bilenler için sır değildi.

Dönemin tarihçilerinden biri, bu konuda: "Hristiyanlar ve Türkler artık huzuru zor bulacaklar", diye yazar . Osmanlılarla yapılan barış antlaşması aynı zamanda vezirin uzun zamandan beri planladığı savaşın başlangıcı olacaktı.

1591 yılında barış antlaşmasının para karşılığında uzatılmasına rağmen, düşmanlıkların başlatılması için mazeret bulmak zor değildi4, zira mevcut antlaşmalar ve sürekli tekrarlanan beyanlar ve taahhütler, Osmanlı ile Almanlar arasında gerek Bosna-Hırvatistan, gerekse daha dar Macar sınırındaki savaş şartlarının devam etmesini engellemiyordu. Soygun yapmak, şehirleri ateşe vermek, öldürmek veya bir şehir, ya da kaleyi işgal etmek isteyenler, başındaki hükümdarın, yani Macar Kralı'nın veya Osmanlı Sultanının böyle bir faaliyetten haberdar olmadığını açıklayacağından, ancak hiçbir zaman cezalandırmayacağından emin olabiliyordu.

Bosna'nın yeni paşası Telli Hasan Paşa, tıpkı selefi Ferhad Paşa gibi Hırvatistan'a akın etmek için Koca Sinan Paşa'nın teşvikine ihtiyaç duymuyordu. Aynı dönemde Zigetvar Beyi, Küçük Kornom Kalesi'ni ateşe vermişti. 1591 yılında Boşnaklar Zagreb'e akın ettiler, ancak bu hadise barışın resmen bozulduğu anlamına gelmiyordu. Hristiyanlar, düşmanlan dönüş yolunda yakaladılar ve intikamlarını aldılar. Bir yıl sonra Telli Hasan Paşa, Sava Nehri kenarında iyi tahkim edilmiş ve askerî açıdan oldukça önemli Sisek şehrine yöneldi. Amacına ulaşamadı ve Ban Erdödy'nin savunması zayıf Muslovina (Monoslo)'yu almasına göz yummak zorunda kaldı. Tüm bu hadiseler, sınır boylarındaki komutanların olağan faaliyetleri idi. Viyana, bunun üzerine iki yıldır ödenmeyen vergiyi hazırladı ve Adam Gali Poppel'i parayı götürmekle görevlendirdi.

Avusturya elçisi Von Kreckvvitz daha 1591 yılında hediyelerle birlikte İstanbul'a gelmişti.

Koca Sinan Paşa, "yiğit ve atak" Telli Hasan Paşa'nın faaliyetlerini onaylıyordu ve o da bundan cesaret alarak Hırvatistan'da, Kristof Lamberg tarafından kendisine teslim edilecek Bihke (Bilhiç)'ye yöneldi. Ancak bu başarı ile yetinmeyerek, bir fatih gibi önceden hazırlanmış ilhak planına göre tedbirler aldı. Petrinia Çayinın Kulpa Nehri ile birleştiği yerde bir köprü ile dallardan ve kilden tabyalar inşa etmeye başladı ve buraya yönelen Ban Erdödy'yi kaçmaya zorladı. Sultan Murad, beklenen vergiyi göz önünde bulundurarak barış istediğini belirtmesine rağmen, Sisek'i ikinci bir kez kuşatma altına aldı, ama kale bu sefer de savunmaya hazırdı. Bu arada Zagreb'in düştüğü söylentileri dolaşıyordu ve Laibach'ta büyük bir panik yaşandı.

Bu olaylardan sonra Almanlar da Hırvatistan'ın savunması için hareketlenmeye başladılar. Birliklerin başına Palffy, Nadasdy, Yanıkkale Piskoposu Kutassy ve Burgau Kontu getirildi (Ekim- Kasım 1592). Sonbaharda savaşmak için fırsatları olmasa da 1593 yılının bahar aylarında İstanbul'dan gönderilen şikâyet mektuplarına rağmen, Telli Hasan Paşa tekrar Petrinia'ya geldi ve Macaristan'daki birçok Türk birliğini kendi tarafına çekti. Böylece büyük bir ordu topladı ve nihayet fethedebileceğini umarak Sisek'e üçüncü kez saldırdı.

Savunma için gelen Alman ordusu 8 bin kişiden oluşuyordu. Ordunun başında Erdödy, Boşnakların taktiklerini iyi bilen genç Auersperg ve ölen Leh Kralı Stefan'ın bir öğrencisi olan Şilezyalı Melchior von Rhedern vardı. 22 Temmuz'da Sisek önlerinde başlayan çatışma Hristiyanların zaferi ile sonuçlandı: Telli Hasan Paşa, yoldaşı Hersek Beylerbeyi Mehmed Paşa ve Sultan Murad'ın akrabası (Rüstem Paşa'nın torunu), Klis Sancakbeyi Sinan köprüden aşağı atılarak boğuldular. Ölenlerin başları Türk adetine uyularak mızrakların ucuna geçirilip, muzaffer ordunun önünde taşındı.

Alman ordusu, Petrinia'yı yıkıp yerle bir etmeye cesaret edemiyordu. Onlar, Telli Hasan Paşa'yı komşuları ve dostları Osmanlı Sultaninin bir temsilcisi olarak değil, barışı sorumluluğu kendine ait olmak üzere bozan ve bunun için cezasını çekmiş olan bir eşkıya lideri olarak görmek istiyorlardı. İstanbul'da ise hadiseler çok daha farklı değerlendirildi: Telli Hasan Paşa, eski Vezir Özdemiroğlu Osman Paşa'dan dul kalan, Doğulu bir prensesin kocasıydı. Mehmed Paşa'nın Osmanlı hanedanı ile akrabalığı vardı ve Sinan, sultanın yine akrabalarından biri idi. Sultan III. Murad zamanında sarayda kadın efendiler hüküm sürdükçe ölen paşaların anneleri ve eşleri rahatlıkla intikam isteyebiliyor ve bunun gerçekten yapılmasını da sağlayabiliyorlardı. BiP6î rivayete göre Sultan III. Murad Sisek'teki mağlubiyetin haberini alır almaz, bunu Hristiyanlara en ağır biçimde ödeteceğine söz vermişti. Petru Lapuşneanu'nun Boğdan'a 1592 yılında yaptığı akın, kovulması ve idamı ile Lehistan'a karşı yapılan tehditler artık iyice unutulmuştu . Almanların temsilcisi Friedrich von Kreckvvitz 3 Temmuz'u 4 Temmuz'a bağlayan gece esir alındı ve Tımışvar ve Budin Paşaları ile Rumeli Beylerbeyine katilleri cezalandırmak üzere Tuna ve Sava nehirlerine doğru harekete geçme emri verildi (29 Temmuz).

Koca Sinan Paşa, Alman İmparatoru'nun hasta elçisini, daha sonra öleceği Belgrad'a kadar yanında götürdü. Alman elçi topluluğunun diğer üyeleri ise tersanelerde, kadırgalarda ve daha sonra Boğaz'daki Kara Kule'de (Rumeli Hisarı) perişan bir vaziyette mahpus olarak tutuluyorlardı. Almanlar ancak bu haberi aldıktan sonra Petrinia üzerine yürüdüler.

Veziriazam Koca Sinan Paşa'ya direnemeyecek kadar zayıftılar. Türkler birçok yiğit ve nüfuzlu Müslüman'ın hayatına mal olmuş olan Sisek Kalesi'ni hiçbir çaba göstermeden, kolaylıkla ele geçirdiler ve Sokollu Mehmed Paşa'nın oğlu Budin Beylerbeyi Sokolluzâde Hasan Paşa artık gönül rahaüığı ile Macaristan'daki durumları düzenlemekle görevlendirilen veziriazamın kendisini beklediği Budin'e yönelebilirdi. Hasan Paşa sonbaharın son aylarında ayrıca savunması zayıf Vesprem'i de ele geçirdi (13 Ekim). Şehirde bulunan İtalyanlar ve Almanlar yakınlardaki ormanlara kaçtılar. Palota da fazla direnç gösteremeden ele geçirildi.

Bu kayıpların haberi geldikten sonra daha önce adı geçen Macar beyleri ve Yanıkkale komutanı Ferdinand von Hardegk'in komutası altında yeni bir Alman ordusu oluşturuldu ve Ekim ayının sonunda Komorn'da karargâh kuruldu. Koca Sinan Paşa buna rağmen rahatsız edilmeden Budin'den ayrılıp, Belgrad'a doğru yoluna devam edebildi. Hristiyanlar, İstolni Belgrad'ı kuşattılar ve Kasım ayının başında Sokolluzâde Hasan Paşa, Koca Sinan Paşa'nın geride bıraktığı 2 bin yeniçeri ve 40 top ile bu önemli şehri kuşatmadan kurtarmak için geldiğinde Alman ordusu 3 Kasım'da önemli bir zafer daha kazandı. Yeniçeriler Batı'nın demir zırhlar içinde zırhlı atlar üzerindeki süvarilerine yenildiler . Kuşatma bu zafere rağmen kaldırıldı.

Macaristan'ın kuzeyindeki Alman komutanlar bunun üzerine cesaretlendi ve Szabadka ve Fülek'i işgal ettiler. Macaristan'ın ileri gelenleri Alman komutan Kristof von Teuffenbach'ı tüm güçleri ile destekliyorlardı. Tamamen yalnız kalan Türkler başka kalelerden de kovuldular ve daha sonra Novigrad da Alman ordusunun saldırısına uğradı.

Başından beri bu savaş Haçlı Seferi karakterini göstermişti. Banat'taki Sırplar, Türklere karşı ayaklanmak üzereydiler. Bulgaristan için için kaynıyordu. 1592 yılında Boğdan'da tekrar iktidara gelmeyi başaran Prens Aron, kendi borçları ile seleflerinin borçlarını ödeyebilecek durumda olmadığından, Hristiyanlann Yukarı Macaristan'da elde ettikleri zaferlerin haberini alır almaz, bu haberleri gönderen Kosice komutanı ve Kayser II. Rudolf ile derhal irtibata geçti. 1593 yılında tayin edilen enerjik, gururlu ve büyük bir savaş yeteneğine sahip yeni Eflak Prensi Mihail'in Hristiyanların davasına katılacağı neredeyse kesindi . Sigismund Rakoçi ve Nikolas Palffy gibi Almanlara bağlı Macar asilzâdeler, elde edilen son zaferlerden cesaret alarak Erdel'deki genç prense "Türklerin baskısından" ve her yıl Divân-ı Hümâyûn'a ödemesi gereken vergilerden ve vermesi gereken hediyelerden yakında kurtulacağını bildiren bir yazı göndermeyi düşündüler. O zaman Osmanlı'nın emri üzerine Tımışvar Paşası ile birlikte Kallo'ya saldırmak üzere bir araya getirdiği birlikleri , "tiranlarına" karşı daha iyi kullanabilecekti. Prensin İspanyol günah çıkarma papazı Cizvit Alfonso Carrillo şahsında amaçları için değerli bir ortak bulduklarını umuyorlardı . Bu arada Sigismund Bathori 1594 yılının bahar aylarında Macar Palatini'yle görüşmelere başlamıştı .

Papa diğer taraftan iki vekilini Doğu'ya göndermişti. Giambattista Doria'nın görevi Macaristan'daki karargâha gidip, Alman ordusuna gelecekte eşlik etmekti . Katolik devrimci propagandasında tecrübeli bir ajan olan Hırvat papaz Alessandro Comuleo'ya, nam-ı diğer Komuloviç'e, 8-10 Kasım 1593 tarihleri arasında Erdel ve "İtalyanların akraba kanı akıtmalarına izin verilmemesi gereken soydaşlarının" yaşadığı Boğdan ve Eflak ile komutan Mykoszinski ve Loboda altında kısa bir süre önce Besarabya'da Orheiu ve Bender kalelerine saldıran ve kayser ile antlaşma yapmak üzere kazanılması istenen Kazaklarla ilgili talimatlar verildi . Kazaklar Kozlov, Akkirman ve Osmanlı'nın Ozi, Turla, Karadeniz ve Aşağı Tuna boylarındaki diğer toprakları üzerine gönderilecekti. Almanlarla, daha yeni sona eren savaş sebebi ile düşman olan Lehistan Kralı III. Sigismund ile şansölyesi ve vasisi bilgili ve iz'an sahibi Johann Zamoyski, Almanların ezeli düşmanları olarak müttefik olarak düşünülemezdi , ama Roma sarayı en azından neredeyse bağımsız Leh sınır subaylarını, özellikle de Pokuzya komutanı Nikolas Jaszlowiecki'yi kutsal savaş için kazanabilmeyi umuyordu . Ayrıca Türk düşmanı olarak bilinen Ostrog Platini Konstantin'e de umut bağlanıyordu . Verilen talimatlarda aynca sadece Bulgarları ve Sırpları değil, Türklere karşı kurulacak müttefik birliğine Çerkeslerin, Mingrellerin, hatta Kırım'daki Tatarların bile katılabileceğinden bahsediliyordu . Uzun Hasan zamanından kalma hayaller sanki tekrar canlanıyordu! Moskova'ya gelen İranlı elçi topluluğu umut dolu idealistler için İran Şahı'nın Türklere karşı yeni bir savaş başlatacağının kesin bir işareti idi . Elçilerin, muhakkak surette "Türk gücünün yok edilmesi için " teklifler sunacağı düşünülüyordu. Kayser, Rus Çarı'na ve Boğdan Prensi'ne Kazakların temsilcisi olarak Stanislas Hlopicki ile bir antlaşmanın yapıldığını duyurdu . Özi kahramanları Kazaklar, 8-10 bin kişi ile Silistre üzerinden Edirne'ye kadar ilerlemeyi vaat etmişlerdi .

Bu geniş kapsamlı ve zor programın mümkün olan kısımları yeni savaş yılı başlamadan önce gerçekleştirildi. Mart ayının başlarında Ragusalı Giovanni de Marini Poli, Osmanlı'ya karşı Sigismund Bathori, Romen prensleri ve Kazaklarla kurulacak ittifakı gerçekleştirmek üzere Doğu'ya gitti . Mayıs ayında, Tatarlar Macaristan'a yaptıkları akın sırasında ülkesini talan etmeden önce, Marini Prens Aron ile görüştü ve 16 Ağustos'ta kayser adına Boğdan Prensi'ni korumayı ve ülkesinden kovulduğu takdirde ona sığınma hakkı tanımayı taahhüt etti . Şubat 1594 tarihinde toplanan Erdel meclisi ülkenin izleyeceği politika konusunda hiçbir karara varamadı. Daha yaşlı olanlardan oluşan güçlü bir grup ve Bathori hanedanının düşmanları o güne kadar izlenen siyaseti devam ettirmek istiyordu, ama Sigismund Bathori'nin etrafındaki gençler, Peder Carrillo'yu Prag'a gönderip, Erdel'in Hristiyanlarla ittifak kurmaya hazır olduğunu ve kâfirlere karşı savaşa katılmak istediklerini bildirdiler. Erdel Prensi bunun karşılığında evlilik yolu ile Alman hanedanına akraba olacak, imparatorluk prensi ünvanını ve Altın Post nişanını alacaktı . Prens Aron, kendisinden daha güçlü komşusuna bir mektup göndererek sadakatini bildirmişti. Sigismund Bathori, artık rahatlıkla kendi hakimiyeti altında yeni bir Daçya Krallığı'nın hayalini kurabilirdi. Mayıs ayında yeni bir Erdel meclisi toplandı, ama yine bir karara varmaya cesaret edemedi. Sigismund Bathori, bunun üzerine ülkenin temsilcilerini Haziran ayında tekrar topladı, ancak yanında çok sayıda asker olmasına rağmen muhaliflere karşı tehdidini yerini getirmedi. Banat'taki Sırplar, Beçkerek'i ele geçirdiler ve Tımışvar Paşası'nın oğlunu meydana gelen çatışma sırasında öldürdüler, ama kısa bir süre sonra Osmanlı'nın üstün gücüne boyun eğmek zorunda kaldılar. Temmuz ayında Eflak Prensi Mihail ile papanın ve Alman Kayser'in temsilcileri huzurunda kurulan ittifak ve çok kısa bir süre sonra üç vasal devletin de Osmanlı'ya karşı ittifaka katıldıkları henüz gizli tutuluyordu.

Komuloviç'in kiraladığı Kazaklar daha Temmuz ayında Aşağı Tuna boylarına vardılar, ama henüz saldırıya geçmeye karar veremediler.

Macaristan'daki savaş yavaşlamaya başlamış ve uzayacakmış gibi görünüyordu. Bu hadise, vasal devletlerin öfkesini daha da kabartıyordu.
Koca Sinan Paşa kış aylarında Belgrad'da kalmıştı. Ordusunun geçimini sağlamak zorunda olan Erdelliler ve Boğdanlılar, bundan pek hoşlanmadılar. Bahar aylan geldi, ama Koca Sinan Paşa Tuna boylarındaki karargâhından ayrılmak için acele etmiyordu. Muhtemelen Erdel'den gelecek birlikleri bekliyordu. Kesin olarak beklediği ise ancak Haziran ayında Eflak topraklarına varan Tatarlar ve İstanbul'dan destek olarak gönderilen ve başlarında Sivas ve Maraş Beylerbeyleri gibi paşaların bulunduğu yeniçerilerdi. Liderleri olarak Tirol Arşidükü Ferdinand'ı görmeyi bekleyen Alman ordusu bu sefer Arşidük Matthias'ın komutası altında Türklerden önce davrandı.

Alman birlikleri daha Şubat ayında Novigrad önlerinde belirdi. Müdafaa kıtası, tıpkı bir yıl önce Fülek'teki gibi teslim oldu. Bu gibi teslim oluşlar, Osmanlı'nın askerî tarihinde neredeyse hiç görülmemişti. Birkaç gün sonra Bersencze ve Tuna boylanndaki diğer kaleler, Zrinyi'nin yönetimi altındaki Alman ordusunun eline geçti. Teuffenbach, bu arada güçlü Hatvan Kalesi'ni kuşatıyordu. Budin Beylerbeyi Sokolluzâde Hasan Paşa, Koca Sinan Paşa'nın oğlu Mehmed ile derhal kaleyi kuşatmadan kurtamıaya gelse de (Nisan), yaralandıktan ve başlarında Tımışvar Beyi bulunan 4 bin sınır askerini kaybettikten sonra, yenilmiş olarak geri çekilmek zorunda kaldı (1 Mayıs).

Emrinde artık genelde Almanlardan oluşan elit birlikler bulunan Matthias, Mayıs ayında Estergon'a saldırmaya karar verdi. Estergon surları kızdırılmış demir toplarla dövüldü, ama müdafaa kıtası güçlü ve cesur çıktığından, Estergon Şehri sadece şehirde yaşayan Semendireli Sırpların ve Boşnakların ihaneti ile ele geçirilebildi. Kale ise komutanı ölmüş olmasına rağmen öylesine yiğitçe direndi ki, Veziriazam Koca Sinan Paşa yardıma gelmek için zaman kazandı .

Savaşın üçüncü cephesi Hırvatistan'ın güneyinde ise Hırvat asilzadeler Petrinia'yı kuşatmaya aldılar. Arşidük Maksimilyan, yorgun savaşçıları cesaretlendirmek üzere Hristiyan karargâhına geldi ve Petrinia ile Sisek'in müdafaa kıtaları tarafından nasıl kaderine terk edilip, işgal edildiğini veya yerle bir edildiğini gördü.

Temmuz ayında Koca Sinan Paşa nihayet harekete geçti. Tımışvar ve Bosna paşaları acilen Peşte'ye çağrılan öncü birlikleri komuta ediyorlardı. Ordunun yaklaşmakta olduğu haberi bile büyük bir panik yarattı ve Estergon ile Hatvan rahat bir nefes alabildi. Düşmanın cüretkarlığının cezasını vermek için Veziriazam Koca Sinan Paşa öncelikle Tata'yı işgal etti ve daha sonra Hardegk'in yönettiği Yanıkkale'ye saldırmaya karar verdi. Yanıkkale'ye doğru yol alırken, Novigrad Beyi'ni ihanetten idam ettirdi ve Tata'dan sonra ayrıca Marton'u da işgal ettirdi. Marton'un surları altında Marmaros geçitlerinden geçerek, buraya gelen Tatarlarla birleşti.

Yanıkkale, aralarında Vergilio Orsini yönetimi altında Floransa Dükü'nün gönderdiği İtalyanların da bulunduğu seçkin birlikler tarafından savunuluyordu. Yakınlarında Palffy, Zrinyi ve Saksonyalı Lauenburg Dükü ile birlikte Arşidük Matthias bekliyordu, ama genç asilzâdelerin çoğu onu terk etmişti. Çağrılan Macar birlikleri, birkaç hafta sonra tekrar geri gönderildi. Nihayet kaleyi kuşatmadan kurtarmak için gelen ordu geri çekildi ve filo tekrar Batı'ya doğru yelken açtı. Böylece tamamen yalnız bırakılan Hardegk, Türklerin saldırıları karşısında teslim olmak zorunda kaldı49. Bunun üzerine esir gibi muamele görerek, mahkemeye çıkartıldı ve bir haine duyulan öfkeden çok, bahtsız Hardegk'i ölüme terk edenlerin vicdanının sesini susturma isteğinden dolayı idam edildi . Daha önce Hatvan'da mağlubiyete uğramış Hasan Paşa ve yoldaşı ise yiğitliklerinden dolayı Divân-ı Hümâyûn'dan övgüler ve hediyeler aldılar51. Koca Sinan Paşa Yanıkkale'ye bu şekilde girdi ve Osmanlı'nın ahlaki üstünlüğünü açıkça gösterecek biçimde kalede esir tutulan Türklerin tozlu ve kanlı ayaklarını ordunun gözleri önünde yıkadı.

Papa Kalesi de aynı biçimde teslim oldu: Türkler burada sadece kadınları ve çocukları buldular ve kaleyi ateşe verdiler. Daha sonra kısa bir süre önce büyük bir Hristiyan ordusu tarafından işgal edilen Komom'u kuşattılar. Yine Matthias, Kuzey Macaristan'ın asilzâdeleri, Floransalı Orsinos, Burgau Dükü'nün Almaı? askerleri ve Bohemyalılar, kısaca mevcut tüm güçler yardıma koştu, ama Zamoyski'nin tavsiye ettiği muharebeyi yapmak için fırsat bulamayacaklardı, zira daha Ekim ayında Türklerin savaşmayı sevmedikleri kış ayları başladı ve erzakları da azalmaya yüz tuttuğu için Koca Sinan Paşa tekrar Budin'e döndü. Palffy, kurtulan Komorn'da komutan olarak kaldı. Budin'de yeni paşa olarak Veziriazam Koca Sinan Paşa'nın oğlu, yanında Rumeli sipahileri, yeniçeriler ve topları ile birlikte bekliyordu. Tatarlar, Erdel sınırına yerleşirken, evlerine gönderilenler bir tek Anadolu birlikleri oldu . Koca Sinan Paşa ise Yanıkkale fatihi olarak zaferini kutluyordu .

Vasal prensler bu arada sultana karşı olduklarını açıkça beyan etmişlerdi. Erdel'de Sigismund Bathori'ye karşı bir entrika tertiplenmişti. Sigismund bundan haberdar olduğunda, söylenenlere göre Hust Tatarları tarafından öldürülmemek için54 ülkenin kuzeybatı bölgesindeki Kövar Kalesi'ne çekildi. Torda toplanan meclisde tahttan feragat etmesi isteniyordu, ama ülkenin en nüfuzlu asilzadeleri Stefan Bocskai, Stefan Csaky, Gaspar Korniş, Stefan Josika ve Franz Geszty geri dönmesini sağladılar ve Sakson şehirleri ve daha sonra kısa bir süre önce eski imtiyazları ellerinden alınan Sekler de Alman Kayserinin dostunun tarafına geçtiler. Sigismund Bathori, Koloszvar'da yapılan bir toplantıya katıldı ve görüşmeler herhangi bir sonuca bağlanamayınca, vasallık ilişkisinin devamını talep eden muhaliflerin liderlerini tutuklattı (28 Ağustos). Bir ay sonra, Sigismund'un kuzeni, taht varisi Baltazar Bathori dahil olmak üzere, bunlardan bazıları muhalifliklerini hayadan ile ödemek zorunda kaldılar. Birkaç hafta sonra Weissenburg'da toplanan meclis oybirliği ile isyana karar verdi ve kararı beyan edip, kayser ile 1595 yılında yapılacak antlaşmayı imzalamak üzere Prag'a bir elçi topluluğu gönderildi. Gaszty, aynı dönemde Banat'a gelip, Tatar birliklerinden birini kovdu, Tuna Nehri üzerindeki birkaç nakliye gemisini zapt etti ve birkaç küçük Türk kalesine saldırdı .

1594 yılı Ekim ayının ortalarında, Prag'da Boğdan elçilerinin beklendiği sırada36, Boğdan ve Eflak'a Erdel'den destek birlikleri geldi. 15 Ekim'de Prens Mihail Bükreş'te bulunan yeniçerilerden ve İstanbul'dan gelen alacaklılardan , sığındıkları evi top ateşine tutarak kurtuldu . Cinayetten haberdar olmadan, Macaristan'dan geri dönmekte olan Emir ve Kadıasker saldırıya uğradı ve yanındaki küçük birlikle birlikte katledildi. Prens Aron ise sadakat yeminlerini bozan Kazakların ülkeye yaptıkları akından sonra, tahttan indirildiğini bildiren fermanı getiren çavuşu öldürdü. Böylece bu ülkeye onlarca yıl boyunca yapılan haksızlıkları, yeniçeriler ve tüccarlar hayatları ile ödediler.

Sigismund Bathori'nin ordusunda bulunan Romenler ve Macarlar ve her iki prens tarafından kiralanan Kazaklar, Tuna boylarındaki Türk kalelerine saldırmaya başladılar. Yergöğü, Yalomita ağzında bulunan Floci, karşısında Türk Dobrucasındaki Hırsova, Maçin, onun karşısında İbrail ve Silistre, batıda Sviştov ve Rahova, belki de Vidin öfkeli Eflak çetelerinin geldiğini ve her yeri talan edip, ateşe verdiklerini gördü.

Bu isyan, Koca Sinan Paşa'nın veziriazamlıktan alınmasına sebep oldu. Türkler, Tuna boylarındaki prensliklerin isyanının suçunu Koca Sinan Paşa'nın ve sultan tarafından kayrılan Kurt Ağa'nın sert ve acımasız yönetim sistemlerinde buluyorlardı. "Boğdan ve Eflak voyvodaları", diye yazıyor Naima, "kendilerine yapılan ağır hareketler karşılığında hiçbir özür almadıkları gibi, her seferinde daha da ağır baskılar görüyorlardı. Her zamanki hediyeleri gönderdiklerinde, hediyeler hor görülerek geri gönderiliyor ve elçiler ölümle tehdit ediliyordu. Gördükleri bu gaddar ve mantıksız muamele bu iki eyalette meydana gelen isyanları ve öfkeyi körükledi ". Veziriazam Damad ibrahim Paşa da daha sonraki bir beyanında yaşanan tüm bahtsızlıkların sadece "sadık olmayan şeytani adamın işi" olduğu yönünde bir açıklama yapacaktı . Koca Sinan Paşa, 1595 yılı başlarında oğlu aracılığıyla Alman ordusu ile irtibata geçtiğinden, hatasını muhtemelen anlamıştı.

Koca Sinan Paşa, zafer kazandıktan bir süre sonra, ancak daha İstanbul'a gelmeden önce (6 Şubat) görevinden azledildi. Azlinde muhtemelen Sultan III. Murad'ın ölümü (16/17 Ocak 1595) de katkıda bulunmuştu. Zayıf karakterli bu Osmanlı Sultanı, bir sara nöbeti sırasında, etrafında isteği üzerine kader hakkında melankolik bir şiir okuyan kadınlar ve dansçılar olduğu hâlde öldü. Ancak oğlu Mahmud'un hayatı için ricada bulunacak zamanı kalmıştı . Yine de "cenazeden dolayı yaşanan kargaşalar" içerisinde, aralarında Mahmud'un da bulunduğu 19 oğlu ve hamile olan 80 cariyesi öldürüldü. III. Murad' vardı. öldürüldü . III. Murad'ın toplam 102 çocuğu vardı.

Büyük umutlarla karşılanan Sultan III. Mehmed tarafından veziriazamlığa getirilen Ferhad Paşa, göreve getirildikten hemen sonra, daha kış aylarında ve en olumsuz şartlar altında67, İstanbul'un gıda temini ve Macaristan'da savaşan birlikler için vazgeçilmez bir unsur teşkil eden Boğdan ve Eflak prensliklerini tekrar sakinleştirmek için askerî tedbirler aldı. Boğdan Prensliği'ne daha önce de Bükreş'te iktidarda olan Stefan Boğdan getirildi. Eflak'ta ise Ferhad Paşa tarafından tayin edilen prens, 1591 yılında Müslümanlığa geçen Eflak Prensi Mircea'nın genç oğlu Radu değil, İanku Sasul'un genç ve yeteneksiz oğlu Boğdan oldu.

Yeniçeri ağası ve Koca Sinan Paşa'nın yeğeni68 Maraşlı Mustafa Paşa ile Aydınlı Hasan Paşadan oluşan iki Anadolu paşası, bu iki prensi tahtlarına oturtmak üzere İstanbul'dan geldi. Kasım ve Aralık aylarını Macaristan bozkırlarında geçiren Tatar Hanı onlarla birleşecekti, ama iki ordu daha bir araya gelemeden Mihail ve yoldaşlan, ülkenin en zengin Boyarlan üç Buzescu kardeşler, Tatar ordusunu iki kez ve daha sonra Osmanlı'nın öncü birlikleri ile birlikte Şerpateşti'de üçüncü kez yendi.

Bu zaferleri kazandıktan sonra Prens Mihail, Tuna Nehri'ni geçti ve Rusçuk'ta toplanan orduyu bozguna uğrattı . Boğdan taht varisi, kısa bir süre sonra Ban Mihalce tarafından Silistre Geçidi'nde, Maraş Paşası ile birlikte yenildi ve Maraş Paşası burada öldürüldü . Mart ayında Prens Aron Bender'i kuşatmaya aldı. Akkirman ve daha sonra Hristiyanlar tarafından alınan (22 Mart) İsmail Kalesi önlerinde de çatışmalar baş gösterdi. Elli yıldan fazla bir zamandır Türklerin elinde bulunan ve Dobruca Tatarları tarafından savunulan brail, Craiova Banı Manta tarafından ateşe verilerek ele geçirildi. Ordu Babadağ'a kadar ilerledi. Bir süre sonra Niğbolu ateşe verildi (10 Haziran), ama Vidin'e yapılan saldırı sonuç getirmedi . Kazaklar bu arada sadece Özi'yi ele geçirebildiler.

Sigismund Bathori, bu ilk zaferlerden sonra, Tuna boylarındaki yeni durumları düzenlemeye başladı. Prens Aron, muhtemelen Lehistan ile ilişkileri, tanınmış Rum vaiz Nikeforos Didaskalos'u sarayında himaye etmesi ve kendisine muhalif bazı isyancı Boyarlar sebebi ile Macar muhafız kıtası tarafından esir alındı ve ölene kadar Erdel'de zindanlarda kaldı. Yerine, bir çingenenin oğlu olup, Prens Stefan adını alan komutanı Razvan getirildi. Razvan, nam-ı diğer Prens Stefan'ın temsilcisi ve Prens Mihailin, prensin menfaatlerinden çok gittikçe güçlenen Boğdan asilzâdelerinin menfaatlerini gözleyen temsilcisi ile Haziran ayında bu iki prensin konumunu Erdel'e tâbi iki vali biçiminde düzenleyen antlaşmalar yapıldı. Boyarlar, bunun karşılığında 12 üyeden oluşan bir heyet ile prensin faaliyetlerini sınırlama ve Sigismund'un, Boğdan-Eflak meselelerinin görüşülüp, karara bağlandığı meclis toplantılarında hazır bulunma hakkı verildi. İdam cezası veremiyor ve kendilerine ait mülklerde yaşayan köylülere, yeni yürürlüğe konulan Macar hukukuna göre, köleleri gözü ile bakamıyorlardı. Boğdan'da bir asilzâdenin mülküne yapılacak saldırı ölümle cezalandırılıyordu .

Veziriazamın topçularla, yeniçeriler arasındaki entrikalar ve anlaşmazlıklar, özelliklede genelde Tuna boylarından gelen erzakların eksikliği sebebi ile geri dönmek zorunda kaldığı 8 Temmuz gününde, Logoş ve Karansebes'in yeni Banı Georg Borbely, Versecz, Tatvaradia, Facset ve Lippa'yı işgal etmek üzere Karansebes'ten yola çıktı ve kendisini engellemeye çalışan Tımışvar Paşası'nı bozguna uğrattı (Ağustos 1595). Osmanlılar, Çanad ve Arad'ı boşalttılar. Böylece Dobruca'nın tamamı dahil olmak üzere Tisa Nehri ağzından Karadeniz'e kadar tüm Tuna hattı Tımışvar, Turnu Niğbolu ve Yergöğü gibi güçlü kalelerin dışında, süvarileri artık hiçbir tehlike ile karşılaşmadan Edirne Ovası'na kadar inebilen Hristiyanların eline geçti.

"Kararlı ve gaddar " bir görünüşe sahip Sultan III. Mehmed, Türklerin gözünde ikinci bir Büyük İskender olarak görülüyordu. Ferhad Paşa bir seferinde onun için: "Başına başlığı zor geçirilen bir şahine benziyor", demişti. Saraydak kadınları ve oğlanları kovdurdu ve kötü durumda olan sikke basımını iyileştirdi 80 Kötü eyalet yöneticilerinin çoğu görevden alındı . Tahta cülusundan hemen sonra isyancı prenslere karşı bir sefer düzenlenmesi yönünde emir verdi. Atları olmayan sipahiler, yürüyerek gidecekti. İstanbul'daki askerî birliklere, orduya katılma emri verildi ve firarilere karşı en ağır tedbirlere başvuruldu. Daha bahar ayları gelmeden Eflak ve Boğdan prenslikleri eyalete dönüştürüldü. Satırcı Mehmed Paşa'ya Eflak, İran'daki Şirvan Beylerbeyi Cafer Paşa'ya Boğdan verildi . istanbul'da yaşayan kitleler erzak azlığından gitgide daha fazla şikâyet etmeye başladıklarından, bu tedbirler zorunlu hâle gelmişti. Huzursuzluklar o kadar ilerlemişti ki, bir yeniçeri sokakta sultanın karşısına geçip, vezirlerinin yeteneksizliğine sitem edebiliyordu . Askerler, sultanın bizzat ordusunun başına geçmesini istiyorlardı ve Edirnekapı'da Türk-Bizans geleneklerine göre, Ferhad Paşa'nın çadırının ipleri kesilip, toplar çivilendi .

27 Nisan'da Ferhad Paşa İstanbul'dan ayrıldı. Bir çoğu, köprü yapımının devam ettiği Belgrad'a yöneleceğini düşünüyordu, ama Ferhad Paşa beklentilerin aksine bir süre Edirne'de kaldı. Sağlığı iyi değildi ve makamının belirsizliği altında acı çekiyordu. Aynca serhad boylarında, özellikle de "ekmek teknesi" Eflak'taki karışıklıklar sebebi ile erzak yokluğu çekiliyordu. Bu arada sipahiler, zayıf seraskerlerine karşı bir ayaklanma çıkartmaya çalıştılar. Ferhad Paşa'nın beklemesinin başka bir sebebi daha vardı: Birliklerini Eflak'a yönlendirmeden önce muhtemelen Almanların Macaristan'da önemli bir faaliyette bulunmayacaklarından emin olmak istiyordu veya Sigismund'un İngiliz temsilci Edward Burton aracılığıyla Tımışvar Paşası, Budin Beyi Ahmed Paşa ve bu amaçla oraya gönderilen Hüseyin Çavuş ile yaptığı görüşmenin sonuçlarını bekliyordu . Mayıs ayında Sokolluzâde Hasan Paşa Rusçuk'ta, Karaman Paşası ise Vidin'de Veziriazam Ferhad Paşa'nın gelmesini bekliyorlardı . Hasan Paşa'nın bu esnada Mihailin birliklerinin saldırısına uğradığı ve yenildiği söylense de, gerçekte Vidin'e doğru ilerleyen 3 bin Eflaklıyı geri püskürtmeyi başarmıştı.

Paralarını alamayan sipahioğlanlannın ayaklanması, sultanlarına sadık kalan yeniçeriler tarafından bastırıldı. Bu ayaklanma da savaşın hızlandırılmasına katkıda bulunmamıştı.

Ferhad Paşa, Haziran ayında Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa ile buluştuğu Rusçuk'a geldi ve Bulgar kıyısını Yergöğü açıklarındaki Tuna Adası ile birleştirecek köprünün yapımı hızlandırıldı. Bu arada yaşlı Veziriazam Ferhad Paşa'nın azil haberi geldi (6 Temmuz). Koca Sinan Paşa, Damad İbrahim Paşa'nın nüfuzunu kullanarak, devletin ve savaşın yönetimini tekrar geri kazanmıştı. Ferhad Paşa, ölüme giderken, Koca Sinan Paşa acilen Tuna boylarındaki karargâha doğru hareket etti. Herkes, hadiselerin bundan sonra daha da hızlanacağından emin olabilirdi.

Alman İmparatorluğu'nun, Macaristan'ın ve Bohemya'nın asilzâdeleri, kutsal savaş için para ve asker yardımı yapmak üzere daha kış aylarında bir araya toplanmıştı. Bohemya, birkaç bin ağır süvari göndermeyi taahhüt etti. Savaşın komutanlığına, "Hristiyanlann Koca Sinan'ı" Mansfeld Dükü Kari getirilecekti. Mansfeld'in Valonları - Francesco Aldobrandini komutası altında ücretleri papa tarafından ödenen İtalyan birlikleri - ve Dük Ferdinand'ın kardeşi Floransalı Giovanni di Medici'nin birlikleri, orduyu güçlendiriyordu. 1 Temmuz'da Estergon kuşatması başladı.

Koca Sinan Paşa bu arada Eflak'ı dize getirmek için tedbirler almıştı ve Estergon'u savunan birlikleri yalnız bıraktı, zira iki Tuna ülkesinin mülkiyeti ve Erdel'in ilhakı sınırdaki bir kaleden daha önemli idi. Türkler, Macaristan'da endişe içinde Koca Sinan Paşa'nın gelişini beklerken, O Silistre'den Batı'daki savaş alanına 12 bin askerle birlikte Sokollu Mehmed Paşa'nın oğlu Hasan'ı gönderdi93, ama görünen o ki, Sokolluzâde Hasan Paşa kısa bir süre sonra geri döndü. Koca Sinan Paşa ise Tuna Nehri üzerindeki yeni köprüyü geçti ve Yergöğü'nde Tuna'nın sol kıyısına ayak bastı .

Prens Mihail, en azından başkente giden yolu kapatmak üzere derhal buraya geldi. Emrinde yaklaşık 16 bin kişi vardı: Köylüler, Boyarlar, Erdelliler ve Kazaklar. Erdel komutanı Albert Kiraly ise birkaç top getirmişti. Türkler, Neaylov Nehri kenarında Romen karargâhına rastladılar (23 Ağustos). Küçük çatışmalarla geçen birkaç saatten sonra, Koca Sinan Paşa tepeler ve bataklıklarla korunan Mihail'in küçük ordusuna saldırdı ve orduyu geri püskürterek, düşmanın birkaç topunu eline geçirdi. Mihail, bunun üzerine bizzat harekete geçti. Karaman Paşası, Mihail'in elinden ölümü buldu ve köprüde meydana gelen çatışmalarda aralarında Haydar Paşa, Hüseyin Paşa ve Mustafa Paşa'nın da bulunduğu çok sayıda Türk hayatlarını kaybettiler. Şam yeniçerilerinin neredeyse tamamen yok edildiği de anlatılanlar arasındadır. Bir Rumeli askeri veziriazamın hayatını kurtardı, ama sancağ-ı şerif de bu esnada kayboldu.

Her iki ordu yerlerini koruyorlardı, ama Romen prens Türk ordusunun ilerlemesini durdurmanın mümkün olmadığını anladı. Bu yüzden, zafer kazanmış olmasına rağmen geri çekildi ve Koca Sinan Paşa birkaç gün sonra kapılan açık, terk edilmiş Bükreş'e girdi.

Yeterince dikkatli hazırlanmamış seferin asıl zorlukları şimdi başlıyordu. Tıpkı 1462 yılında Fatih Sultan Mehmed zamanında olduğu gibi, Koca Sinan Paşa'nın önünde uçsuz bucaksız ormanlıklarla kaplı, nüfusu az, yolları kötü ve köyleri zor bulunan bir ülke uzanıyordu. Büyük şehirler ve tahkim edilmiş yerler neredeyse yok denecek kadar azdı. Böyle bir eyaleti ilhak etmek kadar kolay, elinde tutmak ve güvence altına almak kadar zor bir şey yoktu.

Koca Sinan Paşa, Eflak'ın o dönemdeki başkentini tahkim etmeye yöneldi. Eskiden üzerinde manastırlar bulunan dört tepenin çevrelediği geniş bir ovaya kurulmuş Bükreş'te Prens Aleksandru'nun daha sonra torunu Radul tarafından tekrar kurulacak kilisesini yıktırıp, yerine bir kale yaptırdı. Tırgovişte'de aynı şekilde kalenin kurulacağı yer olarak Petru CercePin kilisesini seçti. Her iki yapı da taştan değil, aciliyetinden dolayı oldukç£
basit bir biçimde kuruldu.

Satırcı Mehmed Bey, Eflak Beylerbeyi olarak 300 yıldır ülkeyi yöneten prenslerin yerine getirildi. Emrinde yerleri daha belirlenecek 10 sancakbeyi bulunuyordu. Ateşe verilip, yerle bir edilen İbrail ise kadırgalarla buraya gelen Şaban Paşa tarafından yeni ve güçlü bir kaleye dönüştürüldü . Koca Sinan Paşa, kaçak Eflak Prensi'ni hiç hesaba katmıyordu.

Koca Sinan Paşa, o dönemde Graz Arşidüşesi Maria Kristierna ile evlenmek üzere olan Sigismund Bathori ile pazarlıkları devam ettirmişti. Sigismund, en önemli anlarda "yasalı" ve "komutam" olan Romen Prensi Mihaili yalnız bıraktığı için, Koca Sinan Paşa genç prensin aklını başına topladığına inanmak istiyordu ve Hristiyanlık davası için savaşmaktan vazgeçtiğine karar verdi.

Kazaklar, hiçbir yerde görülmüyorlardı. Almanlar bu arada Lehistan Kralı'na gönderdikleri bir elçi topluluğu aracılığıyla Türklerin tiranlığına bir son vermek üzere güçlerini Batı'mn güçleri ile birleştirmesi için çağrıda bulunmuşlardı. Papa vekili Monsenyör di San Severo'yu göndererek, Lehistan Kralı'nı ve güçlü şansölyesi Zamoyski'yi Haçlı Seferi'ne katılmaya çağırdı, ama boşuna. Zamoyski, baştan beri kutsal ittifaka girmeleri hâlinde gerek Boğdan'ın, gerekse Eflak'ın Lehistan'a ait olacağını vurguluyordu. Koca Sinan Paşa, Eflak'ı işgal ettiğinde, Lehistan'ın üzerinde hak iddia ettiği Boğdan'ın da bir beylerbeyinin yönetimi altına verilebileceğinden endişe duymaya başladı. Lehistan Kralı III. Sigismund, Prens Aron'un kovulmasını ve Razvan'ın zorla tahta çıkartılmasını tacına yapılan bir hakaret ve barış ihlali sayıyordu. Bu yüzden Lehistan şansölyesi Zamoyski, kaçak prensleri Kazak ve Leh askerlerinden oluşan birliklerin başında Eflak üzerine gönderdi. Ağustos ayının sonunda Boyar Yeremia Movila, Eflak'taki savaş alanına doğru hareket eden Razvan'ın yokluğunda, hiçbir hakkı olmadığı hâlde Boğdan tahtına oturdu. Zamoyski, Yaş'ta yapılan merasimlere katıldı ve Koca Sinan Paşa'nın Eflak'a girmiş olması ile Razvan'ın sözde "kaçışının" en büyük tehlike anında Hristiyanlann menfaati için kendisini yetim bırakılan Boğdan'a girmek zorunda hissettiğini iddia etti.

Sigismund Bathori muhtemelen Koca Sinan Paşa'nın Eflak'a girişinden çok, Zamoyski'nin bu hareketinden dolayı Silezyalı süvariler ve şehirlerin kuşatılmasında tecrübe sahibi Floransalılardan destek alarak Karpat geçitlerini aştı. Osmanlı'nın her zamanki geri dönüş gününe kadar beklemişti ve gerçekten de Koca Sinan Paşa Ekim ayı başlannda serhad boylarına hareket emrini verdi. Sigismund bunun üzerine daha sonra Tırgovişte'ye yönelmek üzere derhal Mihail ve sürgün Stefan ile sekiz gün boyunca beklediği Rucar karargâhına yerleşti.

Bathori ayrıca Macaristan'daki gidişattan kış aylarında sefere çıkmak için cesaret almıştı. Ağustos ayının başlarında Budin Paşası ve Yanıkkale, Tımışvar, İşkodra ve Halep Paşaları Estergon'u Hristiyanların kuşatmasından kurtarmak için gelmişlerdi. Çok güvenilir bir kaynak olan Nikolas Gabelmann'a göre, Anadolu Beylerbeyi Mehmed Paşa da onlara katılmıştı. Ordusunu 2 bin Valon ile destekleyen komutan Mansfeld, meydanda savaşma cesaretini gösterdi ve Türkler, yiğitçe savaştıktan sonra 4 Ağustos'ta yine Batı'mn zırhlı askerleri, "siyah şeytanlar" diye adlandırılan ağır süvarileri ve ağır toplar karşısında geri çekilmek zorunda kaldılar. Savaşı kazananlar 27 topu ellerine geçirdiler ve Alman Kayser'e gönderdiler. Birçok yorgun yeniçeri kaçarken öldürüldü. Türk karargâhındaki ganimet oldukça yüklü idi. 13 Ağustos'ta Estergon işgal edildi , ama Hristiyan birlikleri ancak 2 Eylül'de teslim olan kaleye girebildiler.

Burgau Dükü tarafından yeterince destek alamayan Palffy ve Nadasdy önce Budin'de tekrar toplanan Osmanlı ordusunun üzerine yürüdüler. Muhteşem Kanunî Sultan Süleyman tarafından fethedilmiş olan Estergon, akıbetine boyun eğmek zorunda kaldı. Türkler için oldukça iyi şartlar taşıyan teslimden sonra Almanlar, İtalyanlar ve Macarlar 2 Eylül'de Türkler tarafından boşaltılan kaleye girdiler. Mansfeld birkaç gün önce ani bir hastalıktan dolayı hayatını kaybetmişti ve kuşatma Arşidük Matthias komutasında devam ettirilmişti.

Matthias, sonraki fetihleri de yönetti. Vişegrad Sancakbeyi Osman Bey'in cesaretsizliğinden dolayı 21 Eylül'de teslim olurken , Vaç'ın müdafaa kıtalan muzaffer Hristiyan ordusu tarafından kuşatılma tehlikesinden kaçtılar.

Daha sonra aralarına Ban Thomas Erdödy'nin de katıldığı Georg Zrinyi ve Johann Sigismund Herberstein, bu arada Babuca'yı ele geçirip, tahkim ettiler. Ardından Petrinia ve yakınlarındaki iki kaleyi daha zapt ettiler.

Bu kalelerin ele geçirildiği haberleri - Erdelliler 13 Ağustos'ta Tımışvar Paşası'm yenmiş ve Albert Kiraly komutasındaki aynı birlikler 23 Ağustos'ta Lippa'yı almış, ama kısa bir süre sonra yine terk etmişlerdi -uzun bir zaman önce Erdel'e varmıştı. Sigismund o arada eski imtiyazlarını tekrar geri kazanan Sekler, Saksoı§8: askerleri ve Alman İmparatoru'nun gönderdiği daha değerli birliklerle daha önce bahsedilen Rucar karargâhına yerleşmişti. Papa vekili Cervia Piskoposu Alfonso Visconti de yanında idi. Burada kısa bir süre sonra Mihail'in Eflak birlikleri ile birleşti. Ordu, 30-40 bin kişiden oluşuyordu ve çoğu küçük toplar olmak üzere 53 topa sahipti.

Tırgovişte'de aynı dönemde Trabzon Paşası Haydaroğlu Ali Bey116, Avlonya Kadısı veya beyi ile birlikte bulunuyordı. Üç gün süren kuşatmadan sonra 18 Ekim'de balçık, dallar ve acilen bir araya getirilen taşlardan oluşturulan yeni kale taarruza maruz kaldı. Sigismund, veziriazam ile karşılaşmak istemediğinden yoluna çok da acele etmeden devam etti, ancak Satırcı Mehmed Paşa'nın ayrıldığı Bükreş'e yönelmek yerine doğrudan Yergöğü'ne hareket etti . Hristiyanlar 21 Ekim'de Tırgovişte'den yola çıkmışlardı ve 25 Ekim'de 15. yüzyıldan kalma kalenin önüne gelmişlerdi.

Koca Sinan Paşa bu arada Tuna Nehri'ni geçmişti. Mevsimin ilerlediği bu günlerde yorgunluktan ve açlıktan perişan olmuş yeniçerilerini erzaksız ve uzun zamandan beri beklenen Tatarların yardımı olmadan Sigismund'un dinç güçlerinin karşısına çıkamazlardı. Hristiyanlar ayrıca artık kendi topraklarında olduğu için Mihail'in olağanüstü askerî yeteneğinden de yararlanıyorlardı. Eski geleneklere göre yüzde onunun sultana verilmek üzere alınan binlerce esir ve oldukça büyük bir ganimet, bir Osmanlı birliğinin koruması altında henüz Tuna Nehri'nin sol kıyısında bekliyordu. Tam köprüden geçtikleri sırada Hristiyan öncü birliklerinin silahlı saldırısına uğradılar. Çatışma, kurşunlarla delik deşik olan köprünün tahrip edilmesi ile sonuçlandı.

Hazine'yi ve develerini kaybeden Koca Sinan Paşa hadiselere müdahale edemeden seyretmek zorunda kaldı. Yergöğü Kalesi 27 Ekim'de özellikle Silvio Piccolomini komutası altındaki İtalyanların yetenekleri sayesinde topa tutulup, ele geçirildiğinde Koca Sinan Paşa henüz Rusçuk'ta idi.

Savaş böylece sona erdi ve aralarında artık eski vasallık ilişkisi bulunmayan müttefikler kendi yollarına devam ettiler. Mihail, Osmanlı'nın hiçbir zaman girmediği 15. yüzyıldan kalma eski başkent Gerghita'da kalırken, Sigismund Erdel'e, Stefan da Suçava'ya geri döndüler.

Bu olaylardan iki ay önce Ekim ayında Şansölye Zamoyski yine kralının ve asilzadelerin izni olmadan Prut Nehri kenarındaki Tutora'da, kendisi de bizzat burada bulunan Tatar Haninin yeğeni, Bender ve Kili Bey'i Ahmed Han'ın komutası altında ülkeye akın eden Tatarlarla karşılaştı (19-21 Ekim). Kırım Haninin - yaptığı hizmetlere karşılık olmak üzere - Sultan'ın kendisine verdiği yetkiye dayanarak Boğdan Beyliğine getirdiği Ahmed Han, 22 Ekim'de yazılı olarak feragat etti ve Tatar Hanı bunu onayladı. Zamoyski'nin emrinde sadece 5 bin kadar sıradan asker vardı. Bunlardan sadece birkaçı hayatını kaybetmiş ve Divân-ı Hümâyûn ile yaptıkları barış antlaşması, bu siyasi manevradan etkilenmemişti .

Bunun üzerine çekilen Zamoyski, Yeremia'ya birkaç askerî birlik bıraktı. Bu birlikler, geri dönen Stefan'ın 2 bin Sekler'ini ve birkaç Boyarını kaçırmaya yetti (10 Aralık). Stefan ise düşmanının eline düştü ve isyancı olarak ve hamisi olan Erdel Prensi Sigismund'a bir ders vermek üzere kazığa çakıldı. Koca Sinan Paşa, İstanbul'a hareket etmeden önce Tuna Nehrinin sağ kıyısına yeterli sayıda birlik ve erzak bırakmıştı . İstanbul'a geldiğinde ise veziriazamlıktan azledildiği haberini aldı, ama Nişancı Lala Mehmed Paşa'nın Wrkaç gün sonra ölmesi üzerine (19-22 Kasım arası) yine vezi„azamlığa getirildi, hatta sultanın yokluğunda kendisine düşman olan Damad ibrahim Paşa'yı Divân'dan kovmaya bile cesaret etti . Kanunî Sultan Süleyman zamanında görev yapan büyük vezirlerin dur durak bilmeyen savaş hırsı ve aşılmaz onuru tekrar canlanan yaşlı Koca Sinan Paşa, bundan birkaç ay sonra Nisan'da yeni bir sefer başlamadan kısa bir süre önce hayata veda etti. Ondan sonra gelenler, onun hırsını, fedakârlığını, ilerleyen yaşına kadar sürdürdüğü çalışkanlığını, özellikle de Osmanlı'nın üstünlüğüne kayıtsız şartsız güvenini ve Allah katından Osmanlı'ya verilen ebedi misyona kesin inancını Osmanlı İmparatorluğu'nun iyiliği ve şanı için kullanamadan, hatalarını tekrar edeceklerdi.

Genç Sultan III. Mehmed, Koca Sinan Paşa ve çok büyük saygı duyduğu âlim Hoca Saadeddin'e danıştıktan sonra, intikam almak ve düşmanları ile isyancılara büyük ve güçlü Osmanlı İmparatorluğu'nun çökme zamanının daha gelmediğini göstermek için Macaristan'a bizzat gitmeye karar verdi. Yeni Veziriazam Damad İbrahim Paşa da onunla gelecekti.

Artık sürekli olarak Gerghita'da kalan Mihail, 1596 yılında ciddi bir yaptırımla karşılaşmadı. Boğdan'dan tahtına geçirilmek üzere karşısına çıkartılan Mihnea oğlu Radu'yu yendi ve sınırdaki Boğdan topraklarını talan etti. Türklerin daha önceki haksızlıklarının intikamı olarak bahar aylarında Bulgaristan'da, zengin Yahudilerin yaşadığı Plevne ve sonbaharda Dobruca'daki Babadağ , Haydukların ve maceraperestlerin akınlarına maruz kaldı ve ateşe verildi. Vidin'e yapılan saldırı ise başarılı olmadı. Birkaç huzursuz Boyarın yardımı ile gerçekleştirilen komplo sonuç vermedi. Barış görüşmeleri başlatıldı; Mihail, tahrip olan topraklarını yeni akınlara karşı korumaya meyilli görünüyordu.

Eflak, Türklere göre sultanın bizzat çaba göstermesine değecek bir yer değildi. Sultan, bunun yerine Macaristan'da hayatını kaybeden askerlerin ve kaybedilen şehirlerin intikamını almaya niyetliydi. Sigismund Bathori de aynı şekilde Banat'ı eline geçirmek için çaba gösteriyordu .

Sultan III. Mehmed, 20 Haziran'da çoğunluğu Anadolu birliklerinden oluşan ordusunun başında İstanbul'dan ayrıldı. Yeniçeri Ağası ve Cığalazâde Sinan Paşa önden gidiyorlardı. Filibe'de büyük bir karşılama merasimi yapıldı. Sultanı karşılamaya gelenler arasında bulunan Koca Sinan Paşa'nın oğlu Mehmed Bey, Macaristan'daki kayıpları burada hayatı ile ödedi. Belgrad'da sultan herşeyi savaşa hazır buldu. Sava Nehri geçildikten sonra seferin hedefi hakkında bir toplantı yapıldı. Bir taraf Komorn'u, diğer taraf ise Eğri Kalesi'nin kuşatılması gerektiği yönünde görüş bildiriyordu. Karargâh, Ağustos ayında Rumeli Beylerbeyi'nin orduya katıldığı Segedin'e kuruldu.

Genç Sultan burada gerçek niyetini açıkça beyan etti:

"Mekânı Cennet olan büyükbabası Süleyman gibi Viyana'yı bizzat kuşatmak .

Macaristan'daki yeni komutan Arşidük Maksimilyan daha kış ortalarında Solnuk'u ele geçirmeyi denemişti. Bahar geldiğinde Segna (Zengg) 'daki birlikler Klis'e saldırıp, ele geçirdi, ama bu önemli kale Haziran ayında tekrar Türklerin eline geçti ve Lembkowitz komutasında buraya gelen Hristiyanlar ağır bir mağlubiyet aldılar . Herberstein'in Bosna'ya yaptığı bir akın, Bosna'da papazları ile knezleri yönetiminde neredeyse bağımsız yaşayan "Eflakların", yani Romenleşmiş Sırpların Hristiyanları büyük bir sevinçle karşılamalarına rağmen, sürekli bir başarı sağlamadı. Vidin Sancakbeyi Hafız Ahmed buraya gelmesi ile Hristiyanlar Kostaniçe Kalesi'nin kuşatmasını kaldırdılar. Sadece Petrinia önlerinde kalenin Sırp asıllı Eflak komutanı Daniel Frincul Türk Paşası'nı yendi.

Türklerin Lippa'ya, Mayıs'ta yaptıkları bir saldırı başarısız olduğu gibi , Erdellilerin güçlü Tımışvar Kalesi'ne yaptıkları saldırı da (10-24 Haziran) sonuç getirmedi. Tatar Hanı'nın gelişi hiçbir değişiklik yaratmadı. Aksine sultanın izni olmadan Eflak'ta talana çıktı ve Sultan III. Mehmed, Tatar Hanı'nı [Gazi
Giray] tedib edemese de azletti. Ancak Boğdan'da Jeremia'nın kardeşi Simeon'u tahta getirme niyetini gerçekleştiremedi ve Tatarlan Banat'ta Temmuz ayına kadar hiçbir sonuç alamadan Tımışvar'ı kuşatan Sigismund Bathori ile çatışarak yenildiler. Mihail'in Tuna Nehri'nin sol kıyısındaki Turnu (eski küçük Niğbolu) kuşatması da herhangi bir sonuç vermedi.

Büyük Alman ordusu bu arada Osmanlı Sultanı gelmeden terk edilmiş Vaç'ı işgal etti ve 15 Ağustos'ta Hatvan'ı kuşatmaya başladı. Kale, 3 Eylül'de bir tesadüf sonucu fethedildi ve kalenin komutanı Arslan Bey çıkan çatışma sırasında öldürüldü. Hristiyanlar, Müslüman nüfusun tamamını katlettiler, hatta ölülerine karşı bile vahşice davrandılar, ama sultanın yaklaşmakta olduğunu haber alınca hiç kimse yerle bir edilen Hatvan için sorumluluk almaya cesaret edemedi.

22 Eylül'de145 Tatarlar gelmeden önce - Tatar Hanı, daha sonra 1597 yılında öldürteceği isyancı kardeşi Feth Giray ile savaşıyordu - Türk topları Eğri Kalesi'ni topa tutmaya başladı. Şehir hemen düşse de Paul Nyary kaleyi inatla savundu. Arşidük Maksimilyan, kaleyi kurtarmak için elindeki tüm güçlerle buraya gelmek zorunda olduğunu düşünüyordu, ama 12 Ekim'de bu sefer sultanlarının bizzat komutası altında savaşan Türklerin ağır bir taarruzundan sonra, Alman ve Valon paralı askerler kaleyi teslim ettiler. Teslim şartlarının içeriği, kalenin müdafaa kıtalarının hayatını kurtardı.

18 Ekim'de Maksimilyan Varad'daki karargâhtan gelen Erdel Prensi ile birleşti148. Ordu, en az 40 bin kişiden oluşuyordu ve emirlerinde 95 top vardı. 22 Ekim'de Macarların Kereşteş dedikleri Haçova'da büyük bir bataklığın önüne gelmişlerdi. Maksimilyan burada sultanın bizzat yönetimi altındaki Osmanlı ordusu ile karşılaştı.

Muharebenin ilk gününde (23 Ekim), topları Hristiyanlara üstünlük sağladı. Türk tarafında ise sadece Cafer Paşa'nın komutasındaki öncü birlikler çatışmaya girdi. Sultan, ancak bir gün sonra bizzat saldırıya geçti. Hristiyanlar, 24 Ekim'de Sokolluzâde Hasan ve Ferhad Paşa'nın oğlu Cığalazâde Sinan Paşa komutasındaki öncü birliklerinin, düşman ordusunun arkasından dolanma denemesini zamanında engellemeyi başardılar. Bu esnada Anadolu Beylerbeyi hayatını kaybetti. Muharebenin dördüncü günü olan 26 Ekim'de, saldırmak üzer bataklığı geçen Türk birlikleri geri püskürtüldü. Alman ordusunda daha ihtiyatlı davrananlar, Osmanlı'nın karargâhına saldırılması konusunda endişelerini dile getiriyorlardı, ama boşuna. Ateşli Macarlar, özellikle de hırslı Bathori bataklığı aşma konusunda başarı ile ısrar ettiler. Türk karargâhını boş buldular; neredeyse herkes kaçmıştı. Ama daha muharebe başlamadan geri çekilmeyi düşünen dolgun vücutlu ve cesaretsiz "dünyanın şehinşahı" sultan, Hristiyanların düşündüğü gibi Solnuk yolunda değil, vezirleri ve paşaları ile muhafız kıtası ve tüm topçu birlikleri tarafından korunan çadırında idi. Zafer sarhoşluğu içinde ganimet toplama hırsı ile yanıp tutuşan Hristiyan ordusu, özellikle de aralarındaki Alman paralı askerler düzenlerini bozdu. Geride kalan ordu hüddamının saldırısına uğradılar ve Cığalazâde Sinan Paşa ile Fetih Giray'ın Tatarları yönetiminde geri dönen sipahiler ve yeniçeriler tarafından geri püskürtülerek, binlercesi katledildi. Arşidük Maksimilyan Miskolcz'a kaçtı. Sadece Teuffenbach ve Palffy birliklerini toplayabildiler ve düzen içinde geri çekilebildiler. Diğerleri ya yok edildi, ya da bir daha toplanmamak üzere dağıldı. Maksimilyan tarafından zaferi kutlamak için hazırlatılan merasimler tam bir komedi hâline geldi.

Sultan III. Mehmed, veziriazam olarak Cığalazâde Sinan Paşa ve Hasan Paşa komutasındaki sayıca azalmış bir ordu ile Belgrad'a geldi. Kaçanlar Umarlarını, bazıları da hayatlarını kaybettiler. Mısır Paşası da görevinden azledildi. Arşidük Maksimilyan ise beklenmedik bu felaketten hiçbir şey kurtaramadı.

Üç kez yeni bir sefer resmen ilan edilmiş olmasına rağmen, doktorların hasta olduğunu söyledikleri Sultan III. Mehmed, bir daha Macaristan'a hiç dönmedi ve 17. yüzyılın sonlarına kadar ülkede başka bir sultan da görülmedi. Macaristan'daki savaşın sorumluluğu Vezir Hasan Paşa'ya bırakıldı, zira tekrar veziriazamlığa getirilen Damad İbrahim Paşa, ne Macaristan'daki savaşla ne de Alman Kayseri ile artık doğrudan ilişki içinde olan ve kayserin 4 bin ağır süvari verdiği Mihail'e karşı verilen savaşla ilgileniyordu.

Kaynakça
Kitap: OSMANLI İMPARATORLUĞU TARİHİ
Yazar: NICOLAE JORGA
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Avusturya İle Yeni Savaşlar - Erdel, Boğdan ve Eflak

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Haz 2011, 00:55

Almanlar, Tata'yı aldılar. Maksimilyan, daha sonra Papa Kalesi'ni ele geçirdi. Teslim şartları yerine getirilmedi ve paralı askerler şartları ihlal ederek Osmanlı kanı akıttılar. Ama Yanıkkale'yi kuşatmaya kalktıklarında, Satırcı Mehmed Paşa , Anadolu Beylerbeyi ve Belgrad Sancakbeyi Hafız Ahmed ile yardımlarına geldi. Daha sonra Rumeli Beylerbeyi, Budin Beyi ve Karaman Bey de geldiler ve Koca Sinan Paşa'nın en büyük fethini kuşatmadan kurtardılar (Eylül 1597). Yeni Serasker Tata'yı ve Vaç'ı da tekrar alabildi. Alman ordusu yeni bir muharebeye cesaret edemedi, ama Satırcı Mehmed Paşa Hristiyanlann iyi tahkim edilmiş karargâhlarına saldırdığında, büyük bir dirençle karşılaştı ve Peşte'deki kış karargâhına geri döndü. Sigismund Bathori aynı dönemde Tımışvar kuşatmasını kaldırdı.

Sigismund Bathori bundan kısa bir süre sonra ülkesini Silezya'daki topraklar karşılığında kaysere devredecekti. Türklerle bu konuda yapılan pazarlıklar sonuçsuz kalmıştı. Ali Çavuş, daha 4 Eylül 1596 tarihinde Weissenburg'a geldi. Aynı yıl içerisinde Sokolluzâde Hasan Paşa, Kanunî Sultan Süleyman zamanındaki şartlar altında barış yapmasını tavsiye ediyordu . 1597 yılının ilk aylarında sultanın annesi de Sigismund ile barışmasını sağlamaya çalışıyordu. Sigismund, sultanın tekliflerini getirecek bir elçinin gönderilmesini talep etti ve Ali Çavuş'u kabul ederek, Nisan ayında kendi elçisi Martin'i Ali Çavuş ile birlikte istanbul'a gönderdi . Türkler, eski vasallarının kendilerinden ayrılmasına "biz bunu kendiliğinden yapmadığını zaten biliyorduk", diyerek mazur gördüler ve Veziriazam Damad İbrahim Paşa, suçu tıpkı Bathori'nin kendisi gibi Koca Sinan Paşa'nın üzerine attı. Mehmed Paşa, çavuş olarak Erdel'de kaldığı günleri hatırlatarak, "babanla birçok kez yemek yedik, benim dostumdu", dedi. Vaatler de eksik olmuyordu: "İtibarının her zamankinden daha çok arttığını göreceksin ... Diğer krallardan daha üstün tutulacaksın ve ülken memnun kalacak", ingiliz temsilci Burton da Erdel ile barış için aracılık yapıyordu , ama Bathori kendisine uzatılan eli kabul etmek yerine, Çanad'ı işgal etti ve 16 Ekim'den 26 Kasım'a kadar Tımışvar'ı kuşatıp, 1597 yılında kaysere Erdel'i devrettiği antlaşmayı yaptı. 1598 yılının Mayıs ayında ayrıca mirasını terk etti.

Macaristan savaşı, sultan veya veziriazam tarafından yürütülmediğinden beri uzadı ve artık sadece sınır şehirlerine ve sınır kalelerine yapılan saldırılardan oluşuyordu. 29 Mart 1598 tarihinde Alman komutan Schwarzenberg emrindeki birkaç birlikle yine fişek patlatarak Yanıkkale'yi ve burada bulunan 188 topu ele geçirdi. Tata, Palota ve daha sonra Vesprem de Almanların eline geçti . Artık kayser bayrağı altında savaşan Erdelliler Çanad'ı Tımışvar Türklerine karşı savundular ve Tımışvar Paşası 7 Temmuz'da Logoş'ta yenildi.

Yeni konumundan kısa bir süre sonra sıkılan Sigismund'un dönüşü (20 Ağustos 1598), bu karışık durumların çözülmesine katkı sağlamadı. Satırcı Mehmed Paşa İstanbul'dan birçok askerî birlikle birlikte Belgrad üzerinden geldi ve Beçkerek karargâhında, tekrar kabul edilen Tatar Haninin komutası altındaki Tatarlarla birleşip, Çanad ve Arad'ı işgal etti . Bathorinin barış teklifleri artık hiç de nazik olmayan bir biçimde geri çevriliyordu.

Arşidük Matthias komutasındaki Almanların 40 gün süren Eski Budin kuşatması , Almanlar ve İsolano'nun komutasındaki İtalyanlar tarafından savunulan Varad'ın kuşatmasına benziyordu (Ekim-Kasım 1598) . Serdar, güçlü surları kırmak için gerekli toplara sahip değildi ve Tatarlar kuşatma ordusu olarak çok da uygun değildiler. Satırcı Mehmed Paşa hiçbir sonuç alamadan geri çekilmek zorunda kaldı sonbahar yağmurlarının yumuşattığı kötü yollar geri dönüş yolunu bir mağlubiyetten daha zor hâle getirdi . Açlıktan perişan olmuş yeniçeriler para arabalarını soydu ve isyan ederek, daha sonra bunu hayatı ile ödeyecek olan seraskerlerine saldırdılar . İngiliz temsilci Burton ve yetenekli İskenderiye Patriği Meletios Pegas aracılığıyla 1597 yılının Temmuz ayında Sultan III. Mehmed ve Eflak Prensi Mihail arasında barış imzalanmıştı , ama Mihail 9 Haziran 1598 yılında Tırgovişte'deki Deal Kilisesinde kayserin temsilcileri huzurunda bağlılık yemini etti. Temsilciler, bunun karşılığında kayser adına 10 bin paralı askerin ücretlerini karşılamayı vaat ettiler.

Mihail, buna rağmen Türklerle ilişkilerini ihmal etmiyordu. Daha 1597 yılında Divân-ı Hümâyûn'a muhtemelen indirim yapılmış verginin kısmi ödemesi olarak 6 bin altın göndermişti . Divân-ı Hümâyûn bu dönemde Boğdan'dan 30 bin, Eflak'tan 20 bin altın vergi alıyordu . Mihail daha sonra 1599 yılında Divân-ı Hümâyûn'un üç yıl için vergiden vazgeçmesini ve Tuna sınırını kabul etmesini talep etti . Erdel'i de ele geçirince (Ekim), nihayet 80 bin taler ve ayrıca 16 bin altın tutarında bir bağış yaptı .

Üç yıl önce Mihail tarafından ele geçirilen toplar kullanılarak daha 1598 yılında Tuna boylarındaki Türklere saldırılar düzenlendi. Mihail, Radu Mihnea'nın Boğdan'da tekrar prens olarak tayin edildiğini ve Silistre Beyi ve Tatar Haninin damadı Hafız Ahmed Paşa ve Dobruca Tatarlarının Nehri geçtiklerini haber alınca, barış görüşmelerini bahane ederek Osmanlı topraklarına girdi ve Hafız Ahmed Paşa'yı 12 sancakbeyi ile birlikte ateşler içinde yanan Niğbolu'da yendi. Eflak süvarileri Sviştov, Rahova, Florentin, Kladovo, Zaridal-Vraça ve Plevne'ye kadar akın ettiler ve beraberlerinde sayısız Bulgar köylüsünü getirdiler. Vidin, paşanın yenilmesinden sonra aynı akıbete uğradı. Daha sonra Silistre ve Boğdan üzerine de birlikler gönderildi, ancak
kışın bastırması ile düşmanlıklara ara verildi . MihaiTin, baharda tekrar Yergöğü'nun müdafaa kıtalarını desteklemek üzere gelen Türk birlikleri ile karşı karşıya geldi .

1599 yılı başlarında Türklerle savaş hâlinde olan ve Almanların kaçak Opole Dükü ve artık Almanlara ait Erdel'in işgalcisi olarak gördükleri Sigismund Bathori'nin gerek Erdel, gerekse Lehistan ile arası iyi değildi. Kayser II. Rudolf'tan daha yüksek bir ücret ve Bohemya'da daha iyi yerler talep ederken, Kardinal ve Ermeland Piskoposu olan kuzeni Andreas'ı ülkeye çağırmış ve Mediyaş'ta toplanan meclis tarafından prens ilan ettirmişti (27 Mart).

Andreas, Erdel'i bu şekilde eline geçirdikten sonra Türklerin tarafında olan ve Lehistan tarafından desteklenen Boğdan Prensi ve doğrudan Türklerle irtibata geçti. Cerrah Mehmed Paşa'nın yerine tekrar veziriazamlığa getirilen Damad İbrahim Paşa (Aralık 1598), Erdel ile barış yapmaya meyilli görünüyordu.

Andreas, daha önce Almanlar konusunda kendisine aracılık yapan Tatar Hanı aracılığıyla Nisan ayında ve 7 Haziran'da bizzat yazdığı mektuplarla Tımışvar Paşası'na, veziriazama ve sultana barış görüşmeleri için teklifler götürdü . Ama Türkler Lippa ve Yanova'nın devri, verginin azaltılması ve altı yıl boyunca vergiden vazgeçme teklifini kabul etmediler . Bunlara rağmen Erdel elçilerine 7 Kasım'da Andreas'ın Türkler tarafından onaylandığının işareti olarak at, bozdoğan, yeniçeri başlığı ve kırmızı bayrak gönderilmişti.

Barışı, Boğdan temsilcisi Caraiman ve Çavuş Mustafa sağlamıştı188. Yeni Erdel Prensi'nin hakimiyetini 26 Haziran'da kabul eden Mihail, Vidin Serdarı Mahmud Paşa'nın Razgrad'da toplanan birlikleri189 huzurunda isyancı tutumundan vazgeçmeyi taahhüt etti. Tuna sınırı kabul edildi ve vergiden üç yıl boyunca vazgeçildi. Damad İbrahim Paşa, Belgrad'dan hareket etmeden önce onaylandığının işareti olarak sadece sancağı almakla kalmayıp, kendisine yaklaşık 60 kişi eşliğinde Çavuş Osman Ağa tarafından getirilen her zamanki hediyeleri de aldı. Bu arada yine de bir komplo ile ortadan kaldırılmaya çalışıldı. Damad İbrahim Paşa ise verginin 15 bin altınını yine de aldı .

Satırcı Mehmed Paşa'yı sözde Tatar Hanı ile gizli ilişkiler olduğu gerekçesi ile Belgrad'da boğdurtan Damat İbrahim Paşa savaş alanına gelmeden önce kayser194 ordusu İstolni Belgrad'a saldırdı, ama bu sefer mucizeler yaratan kale duvarlarını berhava eden fişekler hiçbir sonuç getirmedi. Öfkeli hanın Tatarları tarafından yalnız bırakıldıklarından, 15 Mayıs'ta İstanbul'dan hareket eden İbrahim Paşa komutasındaki Türkler, bu meydan okumaya cevap vermeye niyetli değildiler. Peşte'ye gelerek, uzunca bir süre karargâhta sessizce beklediler.

Tatar Haninin aracılığı herhangi bir sonuç getirmeyince Eylül ayında kayserin temsilcileri Estergon Johann Kutassy, tanınmış savaş komutanı Palffy, eskiden İstanbul'da elçi olarak görev yapan, ancak şimdi herhangi bir şartı kabul etmek istemeyen David Ungnad ve tecrübeli hukukçu Dr. Bartholomeus Pezzen, Tatar Haninin tercümanı ve danışmanı olarak görev yapan Rum Aleksander Paleolog aracılığıyla Türklerin ve Tatarların komutanları, "yaşlı ve nazik bir adam olduğu söylenen Bosna Beyi Murad Paşa, Tatar Hanının temsilcisi Ahmed Ağa ve Kethüda Mehmed Bey ile görüştüler . Buluşma Estergon yakınlarında Tuna Nehri üzerinde bir adada gerçekleşti. Ama Türkler kendilerinden alınan şehirleri ve kaleleri geri istediklerinden; Almanlar da bunun karşılığında Erdel ve Eflak'ı, ya da en azında bu iki ülkenin tarafsız olmasını, ancak kayserin bu iki ülkenin prenslerini tayin etme hakkını ve bunun yanı sıra Varad'ı, sultanın fethettiği Eğri Kalesi'ni ve Hatvan'ı talep ettiklerinden, görüşmeler daha ilk günü olan 5 Ekim'de sona erdi. Osmanlı temsilcilerine göre Hristiyanlar bu taleplerle imkânsızı başarmaya çalışıyorlardı. Hristiyanlar tarafından terk edilmiş birkaç evin işgali ve hiç kimsenin durduramadığı Tatarların akınları bu yılı kapattı.

Estergon'daki buluşmadan birkaç gün sonra Mihail, Andreas tarafından kötü yönetilen ve Osmanlılar tarafından kaderine terk edilen Erdel'i, temsilcisi olduğunu söylediği Kayser Rudolf adına Hermannstadt'ta yapılan tek bir muharebe ile ele geçirdi (28 Ekim). Damad İbrahim Paşa bu beklenmedik haberi Belgrad'a giderken Eğri Kalesi'nde aldı. Aynı zamanda İstanbul'a Mahmud Paşa'nın Mihail'in 15 bin kişi ve 40 topla Erdel'e kaçtığını ve burada birçok köyü, kaleyi ve nüfusu kalabalık yerleri tahrip edip, ateşe verdiğini bildiren mektupları gidiyordu. İstanbul'daki Romen elçi ve yoldaşları bunun üzerine derhal esir alındılar. Mihail ise Slavca yazdığı bir mektupla - Satırcı Mehmed Paşa mektuplarını Romence yazıyordu - Divân-ı Hümâyûn'a hadiselerin gerçek yüzünü aktarmakta gecikmedi ve genç prens Nikolas Petraşku'nun babasının yokluğunda Vornik Dimitri'nin danışmanlığında hüküm sürdüğü Tuna boylarındaki barış bozulmadı . Kasım ayında ülkeye akın eden ve yeni taht varisi Basarab ile birlikte Bükreş'e kadar geldikleri söylenen serhad birlikleri, verilen bu bilgi doğru olsa bile görünüşe göre kısa bir süre sonra geri dönmüşlerdi. Mihail Erdel hükümdarı olarak kendisi ve oğlu için sultanın onayını gösteren teşrifatın gönderilmesini talep etti . Gerçekten de 1600 yılının Mart ayında Çavuş Hasan, sözde sadece veziriazamın emriyle Erdel'e geldi. Vezir Mahmud Paşa, "Eflakların" hareketlerini izlemek üzere Tuna boylarında kaldı . Görünüşe göre artık barışın sağlanması daha da zorlaşmış, zaten mevcut olan meselelere bir yenisi daha eklenmişti: Eflak Prensi Mihail'in hakimiyetini tanımak istemeyen Erdel'e karışma hakkı.

Türkler, Mihail'in teşebbüslerine karşı genelde oldukça pasif davranıyorlardı. Boğdan'a akını, Yeremia'nin Lehistan'a kaçmak zorunda kalması, başkentlerin işgali (Haziran 1600) ve Erdellilerin Mihaiie karşı ayaklanması, asilzâdelerin uzun zamandır Mihail ile şahsi bir anlaşmazlık yüzünden düşman olan Kuzey Macaristan komutanı Georg Basta ile birleşmesi ve Mihail'in Miriszlo Muharebesi'nde (18 Eylül) mağlubiyeti, Divân-ı Hümâyûn'da tıpkı Zamoyski'nin, himayesine aldığı Jeremia'yı Boğdan'da tekrar tahta oturtması ve Jeremia'nın kardeşi Simeon ile Eflak'a akın etmesinde olduğu gibi hiçbir etki yaratmıyordu.

Mihail, en önemlisi Bucovel'de yapılan birkaç başarısız çatışmadan sonra ülkeden kaçmak zorunda kaldı ve Basta'nın kayser tarafından da onaylanmayan faaliyetlerinden dolayı şikâyette bulundu. Divân-ı Hümâyûn ancak Mihail ülkeden kaçtıktan sonra Eflak'ın hukuken Osmanlı Devleti'ne bağlı olarak vergi ödeyen bir ülke olduğunu hatırlayarak, dördüncü kez Radu Mihnea'yı Lehlerin ele geçirdikleri Eflak ülkesinin prensi ilan etti, ama boşuna. Türkler nihayet 1602 yılında Radu'yu tahta oturtmaktan vazgeçtiler ve Simeon Movila'ya prenslik ünvanının onaylandığını gösteren işaretleri gönderdiler. Bir süre Buzescu ailesi tarafından desteklenen Radu tekrar istanbul'a sığındı . Türklerin bu bahtsız adayı ancak 1601 yılında Basta tarafından Erdel'de öldürülen Mihail'in taraftarlarından biri olan Radu Şerban, tekrar geri dönmüş olan Sigismund Bathori'yi kovan Almanların ve Eflakların yardımı ile ülkeyi ele geçirdiklerinde, tekrar inşa edilen Yergöğü ve Silistre'de beşinci kez ortaya çıktı, ama 1603 yılında Eflak tahtına ilişkin tüm umutlarını ebediyen gömmek zorunda kaldı.

Erdel'deki diğer değişikliklere göz atmamız, sadece savaşları ve barış görüşmelerini anlamamıza yardımcı olacaktır. Erdel'de Sigismund'un Goroszlo'da aldığı mağlubiyetten sonra Mihail ve Basta fatih olarak belirdiler ve Basta, Mihail'in Basta'nın siyasi cinayetine kurban gitmesinden sonra ülkede bir süre tek başına iktidarda idi, ama bir süre sonra yerini yine Sigismund'a bırakmak zorunda kaldı. Nihayet Sigismund da kayser tarafından kendisine verilen mülklere geri çekilmek zorunda kaldı ve birkaç yıl sonra burada hayata veda etti.

Tımışvar'da bulunan Moses Szekely, Almanları rahatsız ediyordu. Türk yardımcı birlikleri Szekely'ye destek veriyordu, ama 1603 yılının Temmuz ayında Radu Şerban'a yenilip, öldürüldü. Kısa bir süre sonra Stefan Bocskai (İştvan Baçkoy), Kosice'de bir kral gibi hüküm sürüyordu. Daha sonra eski yoldaşı Sigismund Rakoçi de Almanlara ait bu topraklarda kısa bir süre iktidarda kalacaktı. Nihayet yine bir Bathori olan Gabriel, ataları Sigismund ve Andreas'ın mirasını devraldı. Divân-ı Hümâyûn bu dönemlerde süregelen huzursuzluklara ve el değiştirmelere hiç karışmamıştı. Sanki hadiselerin doğal gidişatından dolayı, Tuna ve Karpat ülkelerinin kendiliğinden tekrar ellerine geçeceğini düşünüyordu .

1599 yılından sonra Damad İbrahim Paşa tüm dikkatini sadece Macaristan'daki durumlara vermişti . Macaristan'daki Hristiyanlar arasında para yokluğu, kararsızlık ve düzensizlik ile kısmen açık öfke kol geziyordu. 1600 yılında örneğin Papa Kalesi'nin Fransız müdafaa kıtası alacağı olan 60 bin altını alamadıkları için isyan etti ve kalenin resmen kuşatılması gerekti. Derhal buraya gelen Schwarzenberg, çıkan çatışmalarda hayatını kaybetti ve nihayet esir alınan paralı askerler isyanın faturasını ağır işkencelerle ödediler. Aynı yıl Damad İbrahim Paşa, Yeniçeri Ağası ve Tatarlar ile birlikte Estergon'a yapılacak bir saldırının hazırlıklarını yapıyordu, ama Haydukların akınları sebebi ile Babuca ve Kanije'ye yönelmek zorunda kaldı. Yeni komutan Merkür Dükü ve Arşidük Matthias, Kanije Kalesi'ni kuşatmadan kurtarmak için buraya geldiklerinde Damad İbrahim Paşa yeni bir barış sağlamayı denedi. Ama Almanlar açık alanda muharebeyi tercih ettiler ve yeniçeriler bu esnada tarihlerinde görülmemiş bir korkaklık sergilediler.

Damad İbrahim Paşa birkaç yüz sipahi, silahdar ve topçu ile Osmanlı'nın onurunu kurtarmak zorunda kaldı. Başarılı geçen birkaç çatışmadan sonra Hristiyanlar erzak azlığı sebebi ile geri çekilmek zorunda kaldılar ve Kanije, Macarların ısrarları ile teslim oldu (Ekim). Müdafaa kıtalarının hayatları bağışlandı. Bir süre sonra Küçük Kornom Kalesi de Osmanlıların eline geçti . Damad İbrahim Paşa, kayserin temsilcileri ile barış görüşmelerini tekrar başlatmak istediği dönemde, 10 Temmuz 1601 tarihinde Belgrad'da hayata gözlerini yumdu : Naaşı, Ayşe Sultan'ın eşi olarak hakkı olduğu üzere, Şehzâde Cami'ine defnedildi . Osmanlıların en parlak serdar-ı ekremlerinden biri olan Damad İbrahim Paşa'nın ölümünden sonra Aldobrandino ve Giovanni de Medici sayısız İtalyan Haçlı ile birlikte kayserin bayrağı altında birleştiler. Onların yardımı ile Kanije kuşatıldı ve komutan Merkür aynı zamanda 9 Eylül'de Istolni Belgrad'ı kuşatmaya aldı. Şehir, 22 Eylül'de Hristiyanların eline düştü .

Birkaç gün sonra yeni veziriazam Arnavut devşirme Yemişçi Hasan Paşa, İstolni Belgrad'ın intikamını almak üzere bölgeye geldi . 15 Ekim'de kanatları iki dağ arasına kurulan ve cepheleri derin bir tabya ile korunan Hristiyan ordusu ile karşılaştı. Türkler, saldırabilmek için ayrıca bir nehri geçmek zorundaydılar ve yine demoralize olmuş yeniçeriler görevlerini yerine getirmediler . Veziriazam bu yüzden önemli bir muharebeyi kaybetti. Budin Beylerbeyi Mehmed Paşa ve Damad İbrahim Paşa'nın kâhyası Kethüda Mehmed Bey ölenler arasında idi. Kanije Kalesi ise kışa kadar dayandı ve Hristiyanlar nihayet çekildiklerinde kurtarılan Osmanlılar terk edilen karargâhta büyük ganimetler topladılar.

Veziriazam Yemişçi Hasan Paşa, taşlarla saldıran askerlerin ayaklanması sebebi ile kaleyi kuşatmadan kurtarmak için gelememişti . Ama kuşatmanın kaldırılması Osmanlılar tarafından eşsiz bir zafer gibi kutlandı ve kuşatma altında olanların komutanı Hasan'a vezirlik rütbesini sağladı.

1602 yılında savaş sanki Osmanlıların lehine dönüyordu. Hasan Paşa, yanında Yeniçeri Ağası ile birlikte tekrar geldi ve İstolni Belgrad önlerine karargâh kurdu . Eğri Sancakbeyi direnmek istedi, ama boşuna: Almanlardan oluşan müdafaa kıtası bu önemli şehri teslim etti (29 Ağustos). Vezir Hasan Paşa, Lippa ve Yanova'yı ele geçirmek ve Moses Szekely'nin isyancılarına destek vermek üzere Tisa Nehri'ne doğru yol alırken, Macaristan'ın yeni komutanı, bu savaşta ikinci kez Macar ordusunu karşısında gören Budin'09 saldırdı. Zamanında Joachim von Brandenburg'un komutasındaki Haçlılarının alamadığı Peşte ele geçirilip, talan edildi. Birkaç gün sonra acele ile buraya gelen Hasan Paşa, Budin'i kuşatanları yendi, ama geri çekilmelerini sağlayamadı ve Türkler Ekim ayında geri dönene kadar geçen birkaç hafta boyunca, taraflardan hiçbiri açık bir muharebeye cesaret edemeden, Hristiyan bir ordunun Budin'i ve Osmanlı ordusunun Peşte'yi kuşattığı garip bir görüntü ortaya çıktı. Kısa bir süre sonra Mareşal Rosswurmb ve Arşidük Matthias da geri çekildiler.

Tatarlar, Macaristan'a geç kalmışlardı: Eylül ayında hanlarının231 komutasında Radu Şerban'ı kovmaya ve Boğdan Prensi Simeon'u Eflak tahtına oturtmaya çalışmışlardı, ama Basta'nın birliklerinden destek alan Radu, Teleajen Nehri kenarında konumunu korumayı bildi ve Tatar Hanı Gazi Giray geri çekilmek zorunda kaldı .

Bu zaferden cesaret alan Radu, Tuna Nehri'nin diğer kıyısında Silistre ve Dobruca'ya akınlarını yeniledi . Eflak Radu'nun 1603 yılının Temmuz ayında Moses Szekely'ye karşı kazandığı zafer, Szekely'nin Tımışvar Beylerbeyi Bektaş Paşa tarafından desteklendiği için Türklere karşı elde edilen bir zafer olarak kabul ediliyordu .

Bir yıl sonra Sultan III. Mehmed, İstanbul'da baş gösteren karışıklıklar sebebi ile Lala Mehmed Paşa ve Budin Beylerbeyi Murad Paşa tarafından temsil edildi. 29 Eylül'de Sokolluzâde Lala Mehmed Paşa Budin'i kuşatanlara yenildi ve Belgrad Beylerbeyi ile Semendire Beylerbeyi burada hayatlarını kaybettiler . Kış aylarında ise Rosswurmb Hatvan'ı ele geçirdi .

Bundan kısa bir süre sonra 16 Aralık 1604 tarihinde Sultan III. Mehmed aniden 37-38 yaşlarında hayata veda etti ve henüz çocuk yaştaki oğlu I. Ahmed'in tahta cülûsu banş umutlarını güçlendiriyordu . Peşte'de Budin Beylerbeyi Ali Paşa ve Almanlar arasında görüşmeler başlatıldı. Almanların temsilcisi Pezzen'di. Piskopos Stefan Szuhay, Thomas Erdödy, Adolf von Altham ve Johann von Molart ona destek veriyordu. Sezar Gallo, Negroni ve diğer tecrübeli İtalyanlar ise aracı olarak kullanılıyordu. Ancak Türklerin Eğri ve Kanije'yi ellerinde tutmakta ısrar etmesi, bu ikinci banş görüşmelerinin başladığı gibi bitmesine sebep oldu.

Bu yüzden bahar aylarında Veziriazam Yavuz Ali Paşa savaşın yönetimini eline aldı, ama Belgrad'a vardığında öldü. Yerine tekrar [Sokolluzâde] Lala Mehmed Paşa geçti. Hristiyanlar tarafından neredeyse tamamen terk edilen Peşte'yi tekrar geri alabilmeyi umuyordu. Budin'e yerleşti, Hatvan'ı tahkim ettirdi, Vaç'i fethetti ve Estergon'u ele geçirmeye çalıştı. Ama başlattığı kuşatmayı fazla ciddiye almıyordu ve yeniçeriler hallerinden hoşnut değildi. Bu yüzden Lala Mehmed Paşa birkaç kez Estergon'un Kanije ile değiştirilmesini öngören barış teklifleri getirdi. 14 Ekim'de Estergon kuşatmasını kaldırdı.

Macaristan'daki komutan Georg Basta, Haydukların tazim ve hürmet ettikleri, Türklerin ise resmen tanıdıkları ve kendisinden ele geçirilen sancaklar ve genç savaş esirleri aldıkları isyancı "Kral" Stefan Bocskai'ye karşı savaşmak zorunda kaldı. Osmanlı birlikleri burada artık bizzat savaş yürütmüyor, sadece akınlara çıkmak ve Erdeideki karışıklıklara katkıda bulunmakla yetiniyorlardı.

Bu yüzden Türkler Varad'ın, Tokay'ın, ve bu gibi yerlerin Bocskai tarafından ele geçirilmesini kendi fetihlerine sevindikleri gibi seviniyorlardı . Vişegrad ve başka şehirlerin boyun eğdiği Veziriazam Lala Mehmed Paşa ancak 1605 yılında Türklerin çok istedikleri Estergon'a saldırdı. Kalenin komutanı Öttingen Dükü çıkan çatışma sırasında hayatını kaybetti ve müdafaa kıtası nihayet kaleyi teslim etti. Uyvar ise sadece kaleyi daha önce kuşatan Bocskai'nin Macarlarına sığınarak aynı akıbetten kurtuldu. Vişegrad, Palota ve Vesprem de başarılı bir şekilde ele geçirildi.

Kısa bir süre sonra Lala Mehmed Paşa, Stefan Bocskai'yi Budin'de huzuruna kabul etti ve Rakos Çayırinda top atışları altında kendi elleri ile "üç bin altın değerinde" antik tarzda yapılmış Yunankâri tacı başına takarak kral ilan etti. Bocskai, 10 yıl boyunca vergiden muaf tutuldu. Bu sürenin bitiminde ödeyeceği vergi ise sadece 10 bin altın olacaktı. Hristiyan papa vekilleri tarafından özgür Macar Kralları olarak tahta oturtulan seleflerinin eski başkentinden ayrılırken, yeniçerilerin: "Macar Kralı, çok yaşa" haykırışları ona eşlik ediyordu.

1606 yılının Haziran ayında, Veziriazam Lala Mehmed Paşa'nın yeğeninin yönetimde olduğu Kuzey Macaristan'da çatışmalar meydana gelmesine rağmen, Bocskai ve kayser arasında yapılan barış görüşmeleri neticesinde Bocskai'ye Sigismund Bathori'ye ait yerlerin yanı sıra Sathmar ve Tokay ile Bereg ve Jagocsa (Ugosa) Düklükleri verildi. Türkler ve yeni veziriazamları Kuyucu Murad Paşa , Ekim ayında Komorn'da kayserin temsilcileri ile pazarlığa oturdular. 31 Ekim'de nihayet şu şartlar üzerinde antlaşmaya varıldı: Eğri Kalesi ve Kanije Türklerde kalacaktı, ama kayseri hak ettiği Roma İmparatoru ünvanı ile çağıracak ve hor görerek "Beç Kralı" demekten vazgeçeceklerdi; gerek Martolosların, gerekse Haydukların akınlarına son verilecekti ve Türkler sınır köylerinden aşırı yüksek vergi talep etmeyeceklerdi; Yanıkkale komutanı ve güneydeki toprakların Hırvat Ban'ı, Budin Beylerbeyi ile barış görüşmeleri yapmaya yetkili olacaklardı; Vaç dışında başka yeni bir kale kurulmayacaktı; kayser, resmi bir elçi topluluğu ile dostu Osmanlı Sultaninin derhal ve bir sefere mahsus olmak üzere 200 bin altın gönderecekti; bu elçi topluluğuna ve bundan sonrakilere İstanbul'da kendi seçtikleri bir yerde oturma hakkı verilecekti; gelecekte her iki hükümdar, karşılıklı olarak her üç yılda bir birbirlerine hediyeler göndereceklerdi ve Tatarların akınları yasaklanacaktı.

Bu barış, hükümdarın kim olduğuna bakılmaksızın 20 yıl geçerli olacaktı. Bu antlaşma 11 Kasım'da son hâlini aldı.

Avusturya hanedanı bu antlaşma ile büyük bir iş başarmış; mülk, güvenlik ve itibar kazanmıştı. İstanbul'da sadece yenilmeyi bilen, ama bu rolü bir türlü kabul etmek istemeyen zavallı "Beç Kralı'nın" elçilerine gülündüğü; hükümdarlarına göndermeden önce yazdıkları mektuplar alınıp, okunduğu; "Alman domuzlan" olarak adlandırıldıkları ve Yedikule zindanlarında onlar için her zaman birkaç hücrenin bulunduğu; sınır kalelerinin muzaffer birliklerinin uzaktaki Hırvatistan'dan, Macaristan'dan ve Almanya'dan getirilen mızraklara geçirilmiş kanlı başlarla ve yoğun esirlerle caddelerden geçtikleri zamanlar artık sona ermişti. Bu değişim, kayserin hizmetindeki İtalyan, Valon, Fransız, Kazak ve Alman askerlerin cesareti, sadakati, disiplini veya ruhundan veya huzursuz ve ateşli Macarların savaş sanatından ve fedakârlığından değil, Osmanlı toplumunun demoralizasyonu, sultanın korkaklığı ve vezirlerin savaş sanatındaki yeteneksizliklerinin yanı sıra, Batı Avrupa'nın İtalyan ve Flaman seferlerinde geliştirdiği savaş taktikleri ile üstün silahlarından ve topçu sınıfından kaynaklanıyordu. Bunlar sadece geçici olgular değil, aksine savaşın sürekliliği ve zaferin kesinliği üzerine kurulu temeller yok olduğunda askeri temeller üzerine kurulu Osmanlı Devleti'nin akıbeti bu olacakmış gibi görünüyordu. Osmanlı İmparatorluğu Zitvatorok Antlaşması ile tarihinde ilk defa ağır ve kesin olarak belirlenmiş şartları kabul etmek zorunda kalmış ve böylece o güne kadar geçerli olan mutlak kudretinin kırıldığını bizzat kabul etmişti.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Osmanlı İmparatorluğu - 1538-1640 Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir