Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Almanlarla Yeni Yapılan Barış Antlaşmasının İçeriği Hakkında

Burada 1538-1640 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'nda oluşan bütün hadiseler hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Almanlarla Yeni Yapılan Barış Antlaşmasının İçeriği Hakkında

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Haz 2011, 01:10

ALMANLARLA YENİ YAPILAN BARIŞ ANTLAŞMASININ İÇERİĞİ HAKKINDA GÖRÜŞMELER

Türklerin aracı olarak kullandıkları Fransız temsilci, 1606 yılının Ekim ayında:

"Bugüne kadar Hristiyanlara bu kadar zarar veren başka bir antlaşma yapılmamıştır", diye yazıyordu. Ancak, "Macaristan'la yapılan bu barış, Türklerin tek umudu", diye de ekliyordu . Yine de onun görüşüne göre antlaşmanın tamamı sadece bir "aldatmaca" idi .

Hayduklardan kaynaklanan anlaşmazlıklara, Bocskai'nin kısa bir süre sonra hayatını kaybetmesi akabinde Erdel'de çıkan meseleler ve her iki tarafın sınır boylarındaki kalelerini ellerinde tutmaya çalışmasına rağmen, Zitvatorok Antlaşması neticeleri itibariyle yine de kesin bir olaydı. Asya'daki meseleler, Türklerin IV. Henri'nin dediği gibi "savaş isteği ve itibarı zayıflamış İmparatorluğu" için öyle tehlikeli bir hâl almıştı ki, asker1 gücünü Avrupa'ya bağlamak zorunda kalmamak için en büyük fedakârlıklara hazırdılar.

Diğer taraftan Almanlar ve Batı'daki Hristiyan dünyası, Avrupa topraklarını işgal eden Türkleri tekrar Anadolu'ya geri gönderme umutlarını hâlâ yitirmemişlerdi. On dört yıl süren bir savaştan sonra Macaristan'ın sınır bölgeleri ıssız ve terk edilmiş yerler hâline geldikten sonra - birçok köylünün tarlasını sürmek için öküzü bile olmadığından sapanı bizzat çekmek zorunda kalıyordu - Avusturya asilzâdeleri ve askerleri artık Haçlıların İstanbul'a gireceğini düşünmüyorlardı . Türklerle ilgili havadis veren hiçbir belagat sahibi, artık şehri fethettikten sonra Papa VIII.

Klemens'in adını ölümsüzleştirmek için İstanbul adının Klementina olarak değiştirilmesinden bahsetmiyordu8. Bizans toprakları, hayalcilerin gündeminden düşmeye başlamıştı ve Nevers Dükü'nün planı uzun zamandan beri unutulmuştu. Kapüsen rahibi Viyanalı Valeriano Magno, ya da Sean Jean Tarikatindan Francesco Antonio Bertuccio, Osmanlı gücünün yok edilmesi için yapılacak bir savaşın aşamalarını belirleyip, Arşidük Maksimilyan'i zaferle büyük Konstantin'in şehri İstanbul'a girişini öngörse Kandiot Minotto, Fransa Kralı IV. Henri'ye başvurup, kralı Haçlı Seferi lideri olarak gösterse de ve ünlü Peder Josef, istanbul'daki tahtı bir arşidüke layık görse de; nihayet 1609 yılı civarında kim olduğu bilinmeyen bir İtalyan İspanyollara, daha sonra Türklere ait yerleri Hristiyan güçleri arasında paylaştırmak üzere Kıbrıs kahramanı Lusignanlı Pierre'nin İskenderiye üzerinden Kudüs'e giden eski yolunu ve Kıbrıs'ın fethini tavsiye etse bile, bu gibi hayallere artık olumlu bakılmadığı gibi, herhangi bir karşılık da almıyorlardı . Batı Avrupa'nın Katolik birliğini tehdit eden büyük savaş başlamıştı ve zenginliğini yitiren kayser ve papa bu savaşla o kadar meşguldüler ki, Avusturya hanedanı ve Cizvitler lehine "Doğu Hristiyan dünyasının kurtarılması" ve Bizans İmparatorluğu'nun tekrar kurulması gibi meseleler artık onları ilgilendirmiyordu.

Osmanlı Sultanı tarafından Erdel ve Kuzey Macaristan hükümdarı olarak onaylanan Stefan Bocskai, Zitvatorok Antlaşması yapıldıktan birkaç hafta sonra, 29 Aralık 1606 tarihinde hayata gözlerini yumdu. 1604 yılından itibaren Eflak Prensi Radu Şerban ile resmi bir ittifak hâlinde hareket etmiş ve Boğdan Prensi Jeremia Movila'nın dostu olmuştu. Movila, 1604 yılının yaz aylarında tıpkı Divân-ı Hümâyûn'un emri ile Ali Paşa gibi Bocskai'ye Alman birliklerine karşı destek vermek üzere Erdel'e askerî birlikler göndermişti14. Ölen prens, bu bağlantılarından dolayı ülkesinde gerçek bir kral gibi hüküm sürebilmişti. Ölümü ile birlikte, yeteneği sayesinde huzur getirdiği Erdel tekrar karmaşa içine düştü.

Mirası üzerinde gerek uzun süredir bu ülkede yaşamayan Sigismund Bathori, gerekse kuzeni Gabriel Bathori ve ülkenin artık iyice yaşlanmış ve zayıf düşmüş genel yetkilisi olan (Gubernator) Sigismund Rakoçi ve Osmanlı'nın desteklediği Valentin Homonay hak iddia ediyorlardı. Homonay, genç ve yetenekli bir adamdı, ama şansı yaver gitmeyecekti, zira 12 Şubat 1607 tarihinde toplanan Erdel meclisi, Rakoçi'yi seçti ve Türkler -Homonay'ı desteklemiş olan veziriazam kış aylarında Belgrad'da kalmıştı - olumlu buldukları bu seçimi tanımakta gecikmediler . Yine de Mayıs ayında Homonay'a da bir çavuş aracılığıyla bir kaftan, bir asa ve bir kılıç gönderilmişti16. Başka adaylar da çıkabilirdi ve gerçekten de Fülek'ten yazılan bir mektupta taht müddeisi olarak Radu Şerban'ın adı geçmekte idi . Kayser Rudolf, genç Gabriel Bathori'yi tercih ediyordu, ama barışsever Matthias'ın araya girmesi ile Rakoçi daha yaz aylarında tanındı ve Yukarı Macaristan tekrar Avusturyalıların eline geçerken, Erdel'de iktidara Rakoçi geldi .

Erdel'in yeni kralı, Romen komşularıyla da antlaşmaya vardı, ama yaklaşık bir yıl sonra tahttan feragati ile bu sefer tahta Gabriel Bathori geçti ve Türklerin "Deli Kral" olarak adlandırdıkları Bathori'nin yönetiminde Erdel tekrar Türk-Avusturya çekişmelerinin ortasına çekildi (Mart 1608). Radu Şerban tarafından 31 Mayıs tarihli Argeş'te yapılan antlaşma ile derhal tanınan ve Jeremia Movila'nın oğlu yeni Boğdan Prensi Konstantin'in temsilcileri tarafından, Kasım ayında Türklerin onayı gelmeden, Braşov'da sevinçle karşılanan Bathori, tahtı ihtiyatsız hırsı sebebi ile birkaç ay sonra tekrar kaybetti ve böylece Türklerin Erdel'e tekrar girişine imkân tanıdı.

Alman Kayser'in temsilcisi Teufel'in daha 1607 yazında doğal bir sınırın çizilmesini sağlamak için Kanije veya Estergon'u talep etmek üzere İstanbul'a gönderilmesi planlanmıştı20. Bu taleple Zitvatorok Antlaşması aslında ihlal edilmiş sayılıyordu . Mart 1608 tarihinde kayserin temsilcileri olarak Johann Preiner, Georg Thurzo, Stefan İllyeshazy, Siegfried von Kollonitsch ve Adam von Puechheim, Uyvar'da Budin Beylerbeyi'nin kethüdası Ahmed Bey ve iki Osmanlı subayı ile buluştular ve 27 Mart'ta kayserin elçisinin en fazla 40 gün içinde vaat edilen paranın 150 bin altınlık kısmını İstanbul'a götürmek üzere seyahate hazır olmasını öngören bir antlaşma yapıldı . 1608 yılının Mayıs ayında, Türklerle pazarlık yapmaya aslında uygun olmayan Adam von Herberstein, Viyana'dan yola çıktı ve bir yıl sonra 20 Eylül'de müftü (şeyhülislâm) tarafından hazırlanmış, tahrif edilmiş yeni bir antlaşma ile geri döndü. Bu antlaşmada İspanya Kralı'mn bahsi geçmediği gibi, Avusturya hanedanının Erdel üzerindeki hakları, Vaç Kalesi'nin teslimi ve sınır köyleri meselesi bilerek belirsizlik içinde bırakılmıştı .

Yeni Macar Kralı Matthias, orijinal metni onaylatmak için 1610 yılında iki Levanten Peter Buonuomo ve Andreas Negroni ile birlikte Sekreter Mihail Starzer'i İstanbul'a gönderdi. Starzer, 1622 yılına kadar İstanbul'da kalacaktı. Divân-ı Hümâyûn o dönemde Asya meseleleri ile fazlasıyla meşgul olduğundan, vezirler ilk defa rütbeleri düşük olup, hediyeler getirmeyen elçilere oldukça nazik davrandılar, kaftanlar ve atlar hediye ettiler ve antlaşmayı derhal düzelttiler.

1610 yılının sonlarına doğru Gabriel Bathori, Eflak'a saldırdı, böyle bir saldırıya hazırlıksız yakalanan Radu Şerban'ı Boğdan'a kaçmaya zorladı, Tırgovişte'de kendini Eflak Prensi ilan ettirdi ve 7 Ocak 1611 tarihinde Divân-ı Hümâyûn "fethettiği" Eflak ve "savunmasını" üstlenmeyi teklif ettiği Boğdan için teşrifat gönderilmesini; başkentini imtiyazlarını elinden aldığı Sakson şehri olan Hermannstadt'a aktarmak için izin istemeye Silistre ve Özi'nin yeni beylerbeyinin desteğini ve 32 bin Hayduk'un ücretlerini ödemek için 32 bin altın talep etmeye cesaret etti. Bu tuhaf taleplerini kaleme aldığı yazı, Bathori'nin artık "Deli Kral" lakabının bile yeterli olmadığı ruhsal durumunun açık bir göstergesi idi. Divân-ı Hümâyûn'un buna cevap olarak Radu Mihnea'yı tekrar Eflak Prensliğine aday göstermek oldu ve Gabriel sessizce Erdel'e geri döndü.

Diğer Radu (Şerban), bunun üzerine kiralık Leh süvarileri ile Boğdan'daki sürgün yerinden ayrılıp, 10 Temmuz'da Braşov Muharebesinde Bathori'yi tıpkı daha önce Moses Szekely gibi yendiğinde, Tuna boylarına gönderilen Ömer Ağa bu isyancıyı "elleri bağlı Divân-ı Hümâyûn'a göndermeye " cesaret edemedi. Macar Kralı, yenilen Bathori'ye karşı bir bildiri hazırlatmasına ve son anda Sigismund Forgach'ı Erdel üzerine göndermesine rağmen, İmparatorluk tarafından yalnız bırakılan Radu Şerban tekrar Eflak'a oradan da Boğdan'a döndü. Tatarlar burada ordusunun geri kalan kısmını da yok ettiler. Radu daha sonra kaçak olarak Alman topraklarına geçti ve yoldaşı Konstantin Movila tahttan indirildi . istanbul'da ise yine bu üç ülkenin eyalet hâline getirilip, birer beylerbeyi yönetimine verilmesi konuşuluyordu .

1612 yılında Braşovlular Mihail Weiss komutasında Bathori'ye savaş açtıklarında Divân-ı Hümâyûn gizlice Peter Göczy'yi Erdel Prensi ilan etti. Ama Eflak Radu Mihnea, Gözcy'yi fazla desteklemeyip, İstanbul'daki nüfuzlu kişilerle daha çok Gabriel Bathori için çaba gösterdiğinden, Peter Göczy'den vazgeçildi ve Bathori yine Erdel Prensi olarak tanındı .

19 Haziran 1612 yılında Negroni yeni talimatlarla İstanbul'a gönderildi , ama bu sefer önceki nezaketi bulamadı: "Avusturya'nın bu cüretkâr talepleri sonunda öyle bir hâl alacak ki, sultan, Erdel için bir beylerbeyi tayin edecek ve neler olacağını o zaman göreceğiz ... Kayserin ne Erdel'de, ne de Boğdan veya Eflak üzerinde hiçbir hakkı yoktur deniyordu. Sonbaharda yapılan bu açıklamalar, Türklerin Erdel'deki haklarını gerekirse silahlarıyla koruyacaklarının açık bir işareti idi. İstanbul, Radu Mihnea'ya ve sadakatine güvenemezdi. Tımışvar Beylerbeyi Sefer Paşa 1612 yılında Tatarların ve Radu'nun Eflaklannın desteği ile Boğdan'da bağımsız prens olarak hareket eden kibirli Konstantin Movila'yı kovmuş ve yerine eski bir maceraperest olan Stefan Tomşa'yı getirmişti. Artık geriye kalan tek şey, hiçbir zaman ne yapacağı belli olmayan, hatta kısa bir süre önce Lippa ve Yanova'yı, komşu voyvodalar ve beylerbeyleri üzerinde tasarruf hakkı ve diğer her iki Romen Prensliği'nden elde edilen gelirlerin yarısını talep etmiş olan Gabriel Bathori'den kurtulmak ve Erdel Prensliğini Göczy kadar yeteneksiz bir adama değil de Bathori'nin sırdaşı Bethlen Gabor gibi Doğulu, zeki bir politikacıya teslim etmekti.

Bathori, bir kez daha tüm komşuları ve Macar Kralı ile iyi bir ilişki içerisine girmeyi başardı. Göczy adaylığından vazgeçti ve Braşovlular Bathori ile barış yaptılar, ama konumunu sağlama aldığına inanarak Banat'ta iki kale, Haydukları için maaş ve miras bırakma hakkını isteyince, kendi kaderini tayin etmiş oldu.

Daha 1613 yılının bahar aylarında, sınırda barışı birçok kez bozan bu isyancıya bir ders vermek için sultanın bizzat sefere çıkacağı söylentileri yayılmaya başladı . Nihayet Veziriazam Nasuh Paşa'nın niyeti, Erdel meselesini kesin bir çözüme kavuşturmaktı. Bathori'ye, son bir kez daha Hermannstadt'ı bırakması, Bethlen Gabor ile barışması ve ödemediği vergileri ödemesi yönünde çağrıda bulunulduktan sonra, Kanije Beylerbeyi İskender Paşa'nın komutasındaki ordu Demir Kapı'dan geçerek Erdel'e girdi. Son dakikaya kadar dostu Bathori'yi yerinde tutabileceğini umut eden Radu, içkiye fazlaca düşkün olan Özi Beylerbeyi Macar devşirme Macarzâde Ali Paşa'nın yönetimi altındaki ikinci bir orduyu sonbahara kadar oyalamayı başardı. Nihayet Eflak ve Boğdan'ın Romen birlikleri Ali Paşa'ya katılmak zorunda kaldılar. Tatar Hanı Şahin Giray Han'ın birlikleri de sultanın emrine uyup, onlara katıldılar, ancak Erdel'in talan edilmesi kaçınılmaz olduğundan hanın Erdel'e girmesi yasaklandı .

Bathori, genelde kendini yüceltmesine rağmen, Türklerin üstün gücü karşısında ortaya çıkmaya cesaret edemedi. Birkaç kez boşuna sultanın affını kazanmayı denedikten sonra kendini Varad'a kapattı ve burada kendi Haydukları tarafından öldürüldü.

Macarzâde Ali Paşa Braşovlulara:

"Bathori Gabor'un öldüğünü haber verdiğiniz için teşekkür ederim", diye yazacaktı daha sonra. 23 Ekim'de Türklerin yakında olmasından dolayı baskı altında olan bir meclis Gabriel Bethlen'i prensliğe seçti ve Bethlen birkaç gün sonra sultanın gönderdiği teşrifatı almak üzere İskender Paşa'nın karargâhına geldi. Burada Romen prensleri ile karşılaştı ve her üç vasal bu fırsatta sultana bağlılık yemini edip, ölüme kadar "kardeş olarak yaşayacaklarına" söz verdiler . 14 Haziran 1614 tarihinde Divân-ı Hümâyûn'dan bir ahidnâme ile Erdel'in imtiyazlarını onayladı: Erdel tamamen otonom olacak ve kendi prensini kendi seçecekti. Sultan sadece seçilen prensi onaylama hakkını saklı tutuyordu. Uç yıl sonra ödenmeye başlanacak vergi, en fazla 15 bin altın olacaktı . Boğdan, daha Movila zamanında 32 bin skudi ve daha sonra 58 bin ödüyordu. Prenslikler böylelikle yine İstanbul'un ve Osmanlı ordusunun "erzak deposu" hâline gelmişlerdi.

Yeni bir Haçlı Seferi düzenleyecek ne parası, ne Macarların desteği, ne de Batı Avrupa'nın sempatisini kazanamayan Almanların tüm çabaları boşa gitti, zira "Kayser'in durumu bir savaşı mümkün kılacak gibi değildi". O smanlı'nın gönderdiği bir çavuş, Bethlen için kayserin onayını almak ve Marmaros'un tamamının da dahil olduğu topraklar için Tisa Nehrinin sınır olarak kabul edilmesini sağlamak üzere büyük bir toplulukla Viyana'ya gelip (Haziran), aynı anda bu amaçla bir de Erdel elçi topluluğu gelince, Viyana sarayı olumsuz bir cevap vermeye çekindi. Haydukları ve yabancı paralı askerler kullanarak Eflak'ı Radu Şerban'a, Boğdan'ı Cesur Mihail'in kayserin himayesinde yaşayan oğluna veya Mihail Cerceiin oğlu olarak daha önceleri Eflak Prensi olarak düşündüğü yeğeni Marko'ya ve Erdel'i genç Bekes'e verme planı, bir taraftan parasal kaynakların yokluğu, diğer taraftan saray efradının korku içindeki kararsızlığı yüzünden gerçekleştirilemedi.

İskender Paşa, "Tilki Bethlen'e" iktidarını sağlamlaştırmasında ve genişletmesinde destek vermek üzere 30 Haziran'da İstanbul'dan ayrıldı. Uzunca bir süre Eflak'ta ve Almanların her türlü teşebbüslerini zamanında engelleyebilmek için Erdeide kaldı. Bethlen bu arada Lippova ve Yanova'yı (Kasım) işgal ederek anahtarlarını sultana gönderdi. İstanbul'daki Alman temsilcisi Starzer'in sitemlerine veziriazamdan gelen cevap, "Erdel'in, kayserin mirası olmadığı" ve "antlaşmada bunları yapamayacağına dair yazılı bir şeyin bulunmadığı" oldu . Divân-ı Hümâyûn, Derviş Çavuş'u ve Defterdar Kethüdası Ali Bey'i Tercüman Hırvat Gaspar Gratiani ile birlikte, Bethien'in kayser ile bundan sonra ilişkisini görüşmek üzere Viyana'ya gönderdi. Bethlen ile muhtemelen şahsi bir anlaşmazlığı olan Gratiani, döndükten sonra İskender Paşa'yı Tımışvar'da buldu ve Divân-ı Hümâyûn'un barışı onaylamaya hazır olduğunu öğrendi. Divân-ı Hümâyûn, "Kadir-i mutlak olan Allah'ın kendi suretinde olarak yarattığı zavallı halkı çalışmaktan canını çıkartıp yok etmek değil, dünyada ve ahirette ebedî hayatın bizden beklediği üzere zavallı masum halkı korumak istiyordu ".

Bethlen, daha yeni bir Türk elçi topluluğu gelmeden kayser ile bizzat antlaşmaya vardı. 6 Mayıs 1615 tarihinde yapılan barış antlaşması ile Erdel Prensi ülkesinin "Osmanlı İmparatorluğu'nun himayesinde özgür bir prenslik" olarak kabulünü sağlamıştı ve Hristiyan kayserin emri üzerine silahlarına sarılma şartının Türklere karşı geçerli olmadığını açıkça belirtmişti . Bethlen, Nagy-Banya'yı aldı ve Almanlara Hust ve Kövar'ı bıraktı. Kayser, bu antlaşmanın altına imzasını atmayı reddediyordu.

12 Mayıs'ta sultanın temsilcileri, başlarında Vezir Nasuh Paşa'nın Gratiani'nin eşlik ettiği Kethüda Ahmed Ağa ile Viyana'ya geldiler. Yazılı bir vekâleti olmadığı için Tercüman Gratiani, Alman temsilci Cesare Gallo ile birlikte yazılı yetki belgesini almak üzere Malkoç Ali Paşa'nın huzuruna çıktılar.

Khesl, Franz Forgacs, Mollart, Altheim, Peç ve Paul Apponyi Almanların temsilcileri olarak tayin edilmişlerdi. 14 Temmuz'da gerçekten de 20 yıllık bir barış antlaşması sağlandı. Palankalar, yani küçük kaleler yıkılacak, kurulacak bir komisyon Estergon etrafındaki anlaşmazlık konusu köyler hakkında bir karara varacak ve barışı bozan tüm Türkler sultana gönderilecekti. Cizvitler, Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yerlere sahip olabilecek ve Katolik ayinlerinin yapılması için yeni kiliseler kurabilecekti. Habsburg hanedanına ait tüm eyaletlere, artık dost olan Osmanlı İmparatorluğu'nun sancağı altındaki tüm yerlerde ticaret izni verilecek ve Avusturya mallarından sadece yüzde üç oranında vergi alınacaktı. Kayser, Avusturya menşeli tüm mallardan Venediklilerin "cottino"suna tekabül eden yüzde 2 oranında vergi toplayacak konsoloslar tayin edebilecekti. Karşılıklı yazışmalar da bu antlaşmada ilk kez garanti altına alındı ve vergiye tâbi köylerin ödemesi gereken vergilerin doğrudan askerler tarafından tahsil edilmesi yasaklandı. Bu barışın bir diğer tuhaf yanı, Türklerin kendi bölgeleri dışında kalan bir yer için Alman Kayser'in başkentinde imza atmaya razı olmalarıdır.

Yapılan antlaşmalara göre şimdi kararlaştırılan hediyelerle birlikte İstanbul'a bir büyükelçinin gelmesi gerekiyordu, ama Almanlar önce sınır köyleri meselesinin çözülmesini istiyorlardı. Ayrıca sultanın Radu Şerban'ı tekrar kabul etmesini ve ona, Budin'de faaliyet gösteren Vezir Malkoç Ali Paşa'nın "İstanbul'a giden yol üzerinde" dediği Eflak'ı vermesini istiyorlardı. Malkoç Ali Paşa ayrıca Homonnay'ı desteklemeyi kabul etti. Türklerin yönetimindeki Macar topraklarının içler acısı hâli, kötü durumdaki kaleler ve disiplinsiz askerler, "Tuna boyu için genel bir ıslahat planı" ve tercüman Gratiani'nin tavsiyeleri, Macaristan konularında yetkili bu vezirin böyle bir siyaseti benimsemesine sebep oldu. Nasuh Paşa'nın azlinden ve idamından sonra istanbul'a çağrılan iskender Paşa'ya göre bu faaliyetler haince idi . 1616 yılının bahar aylarında kayserin Herrmann von Czernin yönetimi altındaki bir elçi topluluğu İstanbul'a doğru yola çıktı ve haç işareti taşıyan bir bayrağın altında şehre girdi.

Bu hadise, İstanbullularda öyle bir öfke yarattı ki, tam bir ayaklanma meydana geldi. Şehir fethediğinden beri ilk kez Hristiyan kiliseleri tecavüze uğradı, Fransisken rahiplerinin vikarı denize atıldı, İspanyol Cizvitler bir süre vatan haini olarak Yedikule'deki zindanlara atıldılar ve birkaç Hristiyan öfkeli fanatikler tarafından öldürüldü. Birkaç gün süren bu şamatayı bastırıp, huzuru tekrar sağlamak için sultanın at üzerinde bizzat sokaklardan geçmesi gerekti. Barış görüşmelerini yapan Türkleri halktan gerçek Türkler'ie karıştırıp değerlendirme hatası yapma gafletine düşen Czernin, birkaç gün boyunca yeniçerilerin gözetimi altında evinde kalmış ve ancak 4 Eylül de huzura kabul edilmişti ve daha sonra memnun kalmamış bir hâlde İstanbul'u terk etmişti.

Malkoç Ali Paşa, 1617 yılının başlarında hayata veda etmesine ve yerine Gratiani tarafından tavsiye edilen Kethüda Ahmed Bey değil de Kahire Beylerbeyi Mehmed Paşa getirilmesine rağmen, hâlâ süregelen sınır köyleri meselesinin düzenlenmesine gidildi. İstanbul'da Bosna'daki karışıklıklardan sorumlu tutulan İskender Paşa, Kazaklara karşı savunulan diğer sınıra tayin oldu. Onunla birlikte Almanların önemli bir düşmanı da uzaklaşmış oldu. Haziran ayında İstanbul'dan ayrılmış olan Czernin, bir esirin serbest bırakılması meselesinden dolayı Budin'de kaldı ve Temmuz ayında merasimle Budin'e girmiş olan Türk elçileri , Viyana'da beklemek zorunda kaldılar. Kasım ayında Kanije Beylerbeyi Ahmed Paşa, Habil Efendi, Vezir Hasan Paşa'nın Kapıcıbaşı Ali Ağa ve Mustafa Efendi, Almanların temsilcileri ile sınır köyleri hakkında görüşmelerde bulundular ve 27 Şubat 1618 tarihinde Kornom Antlaşması yapıldı. Bu antlaşma, Sultan I. Ahmed'den sonra tahta geçen Sultan I. Mustafa tarafından da tasdik edildi.

Bohemyalı isyancılar, yardım için Budin Beylerbeyi Hasan Paşa'ya başvurdular, ama boşuna. Hasan Paşa da dostu Ali Paşa gibi barıştan yana idi ve elçi von Molart, bu arada I. Mustafa'dan sonra tahta geçen yeni Sultan II. Osman'a (Genç Osman) tebriklerini sunmak üzere istanbul'a geldi .

İmparator Matthias'ın ölümü (Mart 1619) ve tek amacı tebaası arasında Katolik dinine mensup olmayanları yok etmek olan Ferdinand'ın tahta cülusu, doğudaki savaşların yakın gelecekte tekrar çıkacağının işareti idi, zira Bethlen derhal Macaristan Kralı ünvanını aldı ve Eylül ayında birlikleri Viyana'ya kadar ilerlemek üzere sınırı geçtiler. Müttefikleri, ancak bu sefer Divân-ı Hümâyûn'a vergi ödemeye hazır bir vaziyette ikinci kez Türkleri yardıma çağıran Thurn Kontunun Bohemyalıları idi66. Yılın başında hak ve teamüle aykırı olarak Boğdan tahtına oturan Gratiani'nin destek vermesine rağmen , Homonay'ın Erdel'e yaptığı saldın başarısız oldu. Saksonyalıların Homonay'ı Erdel Prensliği'ne de getirmek için yapacakları isyan gerçekleşmedi .

1620 yılında isyancı eyaletlerin ve karşı Kral Friedrich von der Pfalz'ın temsilcileri mütevazı bir biçimde Türklerin himayesine ginııek için geldiler. Bethlen, yanlarına birer rehber verdi ve huzura kabul edilmelerini sağladı. Ancak Divân-ı Hümâyûn o dönemde Lehistan ile savaş hâlinde olduğundan, Ağustos'ta arzda bulunanlara, Zitvatorok barışının "Kral" Gabor'u da kapsayacak şekilde genişletildiği bir imtiyaz tanımakla yetindi. Uç ay sonra Beyazdağ Muharebesi Bohemlerin bahtsız kaderini belirledi (Kasım).

Bethlen, Macaristan tahtı için mücadelesini devam ettiriyordu. Ama Alman elçiler Starzer ve Sezar Gallo, kayserin Divân-ı Hümâyûn nezdindeki menfaatlerini o kadar iyi koruyorlardı ki, vezirler 1621 yılı baharında barış için aracılık yapmayı kabul ettiler .

Bethlen, yaklaşık bir yıl sonra Kayser Ferdinand ile Nikolsburg barışını imzalamak zorunda kaldı. Bu antlaşmaya göre Bethlen, Erdel Prensi olarak kalacaktı (7 Ocak 1622).

Daha 1623 yılında savaşı tekrar başlattı. Bu sefer Divân-ı Hümâyûn'a, yardımına geldikleri takdirde, yıllık 40 bin skudi olmak üzere üç yıllık vergiyi peşin ödemeyi ve Fülek, Novigrad ve başka birkaç kaleyi devretmeyi vaat etti . Almanların temsilcileri Starzer ve Gallo'nun tüm çabaları başarısız oldu; hatta aralarındaki Alman Starzer, bir yeniçeriyle olan sürtüşmesinden ötürü zindan ve falaka tehdidi altında kaldı .

Yaz boyunca Macaristan'a Türk ve Romen birlikleri geldi ve Bosna Beylerbeyi savaşa hazırlanma emrini aldı . Yine de her iki İmparatorluk aralarındaki barışı ihlal etmekten çekmiyorlardı ve Bethlen, 1626 yılında başarısız seferden dolayı biraz daha barışa meyilli idi. Bununla beraber kaysere karşı çıkardığı huzursuzluklar ancak ölümü ile son buldu, ama Alman sınırındaki beylerbeyleri, artık Lehistan ve Tuna ülkelerinin denetiminden sorumlu beylerbeyinin sancak başkenti Silistre'ye kadar tüm Tuna boylarını denetimi altında tutan Budin Beylerbeyi ve Eğri ile Kanije Beylerbeyleri Sinan Paşa'nın Avusturya hanedanına karşı başlattığı yok etme savaşını yenilememek için çaba gösteriyorlardı.

Kaynakça
Kitap: OSMANLI İMPARATORLUĞU TARİHİ
Yazar: NICOLAE JORGA
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu - 1538-1640 Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir