Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

ABD, Kürt Açılımının Neresinde?

ABD, Kürt Açılımının Neresinde?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 12 Ara 2011, 18:21

ABD, Kürt Açılımının Neresinde?

ABD'nin Bölge Politikaları


Başbakan New York'taki BM Zirvesi ve Pitsburg'daki G-20 toplantısı için ABD'de. Ancak, sanırım Türk kamuoyu açısından bu geziye Başbakan'ın "ABD'deki dostlara Kürt açılımı ile ilgili vereceği bilgilerin" tartışması damgasını vuracak.

Konuyu "Kürt açılımı" bağlamında Türkiye-ABD ilişkilerine getirmeden evvel ABD'nin son dönem dış politikalarına bir göz atalım.
Seçildiği günlerde yaptığım uyarılar doğrultusunda Obama, büyük beklentiler yarattığı için, erken bir "tekleme dönemi"ne girmiş vaziyette. İçeride "sağlık reformu" girişimleri üzerine yaptığı hesaplar gerçekçi bulunmadığı gibi, tutucular onu haksız yere ABD'nin rejimini değiştirmeye çalışan gizli bir Müslüman, daha ötesi "öteki" olarak yargılamaya başladılar. Bu yargı "normal yurdum Amerikalısı"nda kısmen de olsa kabul gördü.

Obama; gerek ABD'de gerekse dünyada "gerçekçi politikalar" yerine "idealist politikalar" uygulamayı tercih ettiğini ilan ettiğinden, "Dönüştürmek için geldim" mesajını her adımında ön planda tutuyor. Ancak, bu mesajın fayda-maliyet hesabının güçlü ve doğru yapıldığına dair bir belirti henüz ortalarda yok. Örneğin, "Irak'tan asker çekeceğim" diyor ama bunun plan ve stratejisi henüz açık değil. Gözüken odur ki, Irak'tan asker çekme planı daha çok "kervan yolda düzülür" stratejisine dayanacak.

Obama Afganistan'da şimdilik bir netice alamadı ve kimseyi bu bölgeye asker göndermeye ikna edemedi. Pakistan'da da hiçbir olumlu adım atılmadı. Af pak Bölgesi'nde her an denetim dışı kargaşalar yaşanıyor. İsrail-Filistin ekseninde de henüz bir netice alınmadığı gibi Obama yönetimi İsrail'i de oldukça rahatsız etmiş durumda.

Obama en radikal adımlarından birisini Kafkaslar'da atıyor ve Rusya'ya yaklaşıyor. Görünen odur ki, Azerbaycan Rusya'nın etki alanına bırakılmış vaziyette, belki de Yukarı Karabağ meselesinin çözümü Rusya'ya emanet edilmiş durumda. Türkiye'ye "Sen sadece Ermenistan ile uğraş!" deniyor. Abhazya Türkiye tarafından tanınırsa Gürcistan da bunun ardında ABD'nin onayı mı var diye sorgulayacak.

Obama, ABD'nin dış politikasında çok önemli bir değişikliğin en somut kararını da aldı. ABD, Çek Cumhuriyeti ve Polonya'ya füze kalkanı yerleştirmekten vazgeçtiğini açıkladı. Karar eski Doğu Bloku ülkelerinde muazzam bir sukutuhayal yaratırken Rusya ve İran'da sevinçle karşılandı.
Türkiye tüm komşuları ile "sıfır sorun" yaşama prensibi peşinden koşuyor ama sanırım en önemli müttefiki ABD açısından esasen Ortadoğu'daki rolü nedeni ile önemseniyor.

Hatırlayalım, Ahmet Davutoğlu, Obama'nın seçilmesinin hemen ardından ABD'ye gitti ve çeşitli temasları sonucu Türkiye'ye döndüğünde, "Obama ile Türkiye'nin dış politika tercihleri ve öncelikleri tamamen örtüşmektedir" dedi. Ben dünyada "dış politika tercihleri ve öncelikleri tamamen örtü-şen" ilaç niyetine iki adet ülke var mıdır bilmiyorum ama Ahmet Davutoğlu bu sözlerinin ardından Dışişleri Bakanı oldu.

Bir süre önce de ABD Dışişleri Müsteşar Yardımcısı Matthew J. Bryza Kıbrıs Rum Kesimi'nde Rumları üzmek pahasına "Türkiye bölgesinde bir süper güç!" dedi.

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ da ABD ziyareti sırasında yakın zamanda hiçbir Kurmay Başkanı'nın görmediği iltifatları kendisini "30 yıllık dost" olarak niteleyen ABD Genelkurmay Başkanı Oramiral Michael Mullen'den görmüştü. Mullen-Başbuğ ABD'de dört saat baş başa görüştüler. Ardından, ABD’li çeşitli askeri yetkililer Ankara'yı ziyaret etti.

Türkiye-ABD İlişkilerinin Çıkmaz Sokağı: Irak

Bu dönemde ABD'nin Ortadoğu'da sıkıntı yaşadığı İran, Irak, Suriye gibi ülkeleri ve Hamas, Hizbullah gibi örgütlerle temas kurabilmek için Türkiye'ye büyük ihtiyacı var.

Bu açıdan bakılınca ABD ile Türkiye arasındaki ilişkilerin halen gerçekten sıcak olduğu rahatlıkla söylenebilir. Ermenistan, Kıbrıs, Ruhban Okulu vb. konularda ise iki ülke arasında bazı uyuşmazlıklar olacaktır.

Ancak ben bana göre en önemli iki sorunlu konuyu irdelemeye karar verdim:

1) İran,
2) Irak (Kuzey Irak, Kürt açılımı)

İran'la ilgili tezim:

BM-Güvenlik Konseyi İran'a ambargo uygularsa, Türkiye doğalgazını büyük çapta Rusya (%60) ve İran'dan aldığı için, eğer İran'dan doğalgaz alamazsa ya doğalgaz açığı vermek zorunda kalır ya da zaten büyük çapta bağımlı olduğu Rusya'ya daha da bağımlı hale gelir.

Gelelim Irak'a. ABD 2011 sonunda Irak'tan tamamen çıkmış olacak. Görünen "Obama Planı" bu! ABD Irak'tan çıkacak ama dünya petrol rezervinin %10'una sahip Irak'ta petrol ve doğalgazın dünyaya arzı üzerinde söz sahibi olmaktan vazgeçmeyecek. Bunun için istikrarlı ve yönetimi ABD'ye sadık bir Irak kurmak zorunda.

Çekilme planının bir parçası olarak:

i) ABD, Kuzey Irak'ı Sünni ve Şiilerin hışmından korumak için Türkiye'ye emanet etmek istiyor.

ii) Ayrıca ABD, dünya enerji stokunun %2'sine sahip Kuzey Irak'ın petrol ve doğalgazını dünyaya Türkiye üzerinden arz etmek durumunda. O halde Kuzey Irak-Türkiye güzergâhı artık güvenli olmak zorunda.

Bu plan çerçevesinde Türkiye, ABD ve Kuzey Irak PKK'yı pasifize etmek için ilk defa çıkar birliği yakaladılar. "Tarihi fırsat" bu!
Ancak Türkiye'den teröristlerle savaşmak üzere Afganistan'a asker yollamasını isteyen ABD Kuzey Irak'ta PKK ile savaşa girmeyi katiyen kabullenmiyor.
Türkiye'den "PKK meselesi"ne siyasi çözüm bulması isteniyor. Bu gezide de ABD'nin duruşunda hiçbir değişiklik olmadığı Obama tarafından nazikçe arz edildi. Tek kazanç, iyi işlemediğini yeni öğrendiğimiz anında istihbaratın yeninden düzen kazanması.

Benim "Kuzey Irak açılımı" dediğim, hükümetin adını bile bir türlü kesinleştiremediği, sonunda adı kısaca "açılım" olarak kalan ve ne olduğu bir türlü anlaşılamayan girişim işte bu siyasi çözüm!

Obama "açılım"a övgü sundu ama "açılım"ın "açılmadan" kapandığı bilgisi de muhakkak ki önündedir. Üstelik, "açılım" ülkeyi beter karıştırdı.

Ayrıca Kuzey Irak'ta istikrarı güvene alacak TSK'nın içinde hükümetin "Ergenekon davası" üzerinden TSK'yı yıprattığı inancı yaygın. Hükümetin "Ama ABD'nin hatırı var!" diyerek TSK'yı Kuzey Irak'a yönelik göreve çağırması da ne kadar etkili olacak, herhalde ABD istihbaratı bu soruyu da soruyordur. ABD "çekilme planı"nı uygularken İncirlik'i kullanıp kullanamayacağı da belli değil.

Eğer Irak'ı işgal ederken verilen tüm sözlere rağmen "1 Mart Tezkeresi" krizi nedeni ile ABD'yi plan değiştirmek zorunda bırakan hükümet "Irak'tan çıkarken" de ABD'yi yine, verdiği söze rağmen plan değiştirmek zorunda bırakırsa ne olur, buyurun siz tahmin edin!

ABD, Irak'tan Çıkışı Planlıyor

Obama döneminde ABD Türkiye'yi Ortadoğu'da çok önemli bir kale olarak görmeye devam ediyor ve Irak'tan çekilirken hem hükümetten hem de TSK'dan yardım bekliyor.

ABD'nin bölge politikaları çerçevesinde "Kürt açılımı"na bakarsak, benim neden ısrarla "Kuzey Irak açılımı" terimini kullandığım, dilerim daha da iyi anlaşılmıştır. Zaten, "Kürt açılımı"nın esasen Kürt açılımı olmadığı hükümetin açılıma doğru dürüst ad koyamamasından da bellidir.

"Kürt Açılımı/Demokratik Açılım/Milli Birlik Projesi" Türkiye'nin en önemli iç meselelerinden birisidir ama genelde olduğu gibi son "tarihi fırsat" ABD'nin Irak'tan çıkarken Kuzey Irak'ın istikrar ve enerji kaynaklarını Türkiye'ye emanet etme arzusu ile hayatiyet kazanmıştır.

Gözüken odur ki, hem hükümet hem de TSK bu konuda yardımcı olacaklarına dair ABD'ye söz vermişlerdir. Benim bu gelişmeye hiçbir itirazım yok. Kuzey Irak'ta aktif rol almak Türkiye'nin çıkarınadır. 1 Mart Tezkeresi'nden beri böyle düşündüğümü açıkça yazıyorum. Benim kaygım Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin bu kadar derinlere giden bir konuda doğru dürüst hazırlık yapmadığına dair güçlü şüphemden kaynaklanmaktadır.

Daha 29 Mart 2009 seçimlerinde Güneydoğu'da "Ya sev ya terk et!" politikası güden AKP, Apo'nun 15 Ağustos 2009'da "yol haritası" açıklayacağına dair demecinden sonra yola çıkmıştır. Ancak, ben muhalefetin "Başbakan ABD'ye açılım dosyasını almaya gidiyor" sözlerine katılmıyorum. Zira bana göre Türkiye Cumhuriyeti'nin elinde bir "yol haritası" olmadığı gibi ABD yönetimin de elinde bir "yol haritası" yok.

ABD, Türkiye ile PKK'nın bertaraf edilmesi konusunda hemfikir ama Irak’tan asker çekmeye niyetlendiği bir dönemde ne kendisi Kandil'de askeri bir harekât yapmak istiyor ne de Türkiye'nin yapmasına sıcak bakıyor. ABD Türkiye'ye "Sen PKK'yı alacağın siyasi kararlarla ikna et!" diyor.
Bu konuda zaten nereye kadar gidebileceğini hiç hesap etmemiş Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti de "Ben içeride sıkışıyorum, şu konuya sen bir el atıver" demeye çalışıyor. Bırakın Anayasa'da değişiklik yapmayı, "anadil olarak Kürtçe öğrenmek", "Kürtçe alfabe", "affın kapsamı", "yerel yönetimlere verilecek özerkliğin seviyesi" gibi konular hakkında bile hükümetin bir kararlılığı yok.

TSK'yı üzmemeye, milliyetçi tabanı kızdırmamaya azami dikkat gösteren bir tavır zikzaklar çizmek zorundadır, nitekim de öyle oluyor. AKP bu konuda en yakın müttefiki DTP ile bile aynı dili yakalamış değil.

Son bir örnek. Başbakan Kuzey Irak’a hava harekâtı yapmaya cevaz veren tezkerenin uzatılacağını ilan etti. Öte yanda, Obama Kürt halkına ölümlerin biteceğine dair güvence vermek ve bu güvenceyi de Türkiye'nin teminatına bağlamak istiyor. Buyrun, çıkın hesabın içinden!

ABD, PKK'yı Kuzey Irak'tan Çıkartmak Niyetinde Değil

ABD'nin ancak kaba hatları belirgin olan "yeni politikası" çerçevesinde, hem Kuzey Irak hem Güneydoğu Anadolu'nun "istikrar"a kavuşması, bu amaçla da PKK'nın silah bırakması enerji hatlarının güvenliği için artık çok önemlidir. Cumhurbaşkanı'nın "tarihi fırsat" diye işaret ettiği ama açıklayamadığı bu gelişmeyi uluslararası yeni konjonktür 2009 yılının Mayıs itibarıyla Türkiye'nin önüne koymuştur. Türkiye PKK'nın silah bırakmaya zorlanması için Ortadoğu'da çok avantajlı bir ortam yakalamıştır. Ancak...

PKK köşeye sıkışmıştır ama Apo'nun ifadelerinde de yer aldığı gibi bilmektedir ki:
ABD, PKK'yı Kuzey Irak'tan silah (zor) kullanarak çıkarmak niyetinde asla değildir. Obama, ABD halkına Irak'tan asker çıkarmak, daha az ABD gencinin ölmesini sağlamak vaadinde bulunmuştur. ABD kendisine yeni bir savaş cephesi açmayacaktır. Bu durumda Türkiye'nin PKK'yı silah bırakmaya "ikna etmesi" gerekmektedir.

Lütfen kimse kendisini kandırmasın. En insani duruşla "Kürt açılımı" "her iki tarafta da anaların ağlamasına engel olmayı" hedefliyorsa, temel amaç "savaşa son vermek" ise; ikna edilmesi gereken esas unsur elinde silah tutandır.

Bu unsur da PKK'dır, onun üzerinde en fazla etkiye sahip kişi olarak da Apo'dur. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti doğrudan bu unsurlarla pazarlık edemez, ama PKK'nın TBMM'deki seçilmiş siyasi kanadı (DTP) üzerinden görüşmesi bir mecburiyettir.

Ağzımızda laf gevelemeyelim:

1) Geniş kapsamlı af,
2) Yerel yönetimlere özerklik,
3) Kürt kimliğinin şu veya bu sözlerle anayasal güvenceye alınması,

4) Kürtçenin bir şekilde Milli Eğitim Bakanlığı MEB programlarına konulması meselelerinde hükümet ile hem Türk muhalefet, hem Kürt muhalefet ortak bir noktaya gelemez ise:

i) hem Türkiye geniş anlamda ikna olmaz,
ii) hem de PKK silah bırakmaz.

Demiyorum ki, DTP üzerinden nakledilen/edilecek taleplerin aynen kabul edilmesi şarttır.

Ancak yukarıdaki takdim ettiğim dört başlıkta TBMM'de uzlaşma sağlanamaz ise:

i) ne ortak vicdanlar tatmin olur,
ii) ne terör biter,
iii) ne çocuklarımızın akan kanı durur,
iv) ne de uzun vadeli barış sağlanır.

Evet, tarihi fırsat önümüzdedir. Evet, uluslararası konjonktür lehimizedir. Ancak yürütme erki bir an evvel siyasi riski yüklenip, tarafları ortak bir paydada uzlaştırmak amacıyla elinde somut öneriler paketi ile harekete geçmek zorundadır. Yüzleşmemiz gereken gerçek maalesef PKK'nın silahı bırakmaya razı olmasıdır. Ama tarihi fırsat ne kadar aleyhine dönmüş olursa olsun, kendince anlamlı uzlaşma noktaları yakalamadan PKK silah bırakırsa tümden biter.

Hem Türk, hem Kürt muhalefetini aynı anda ikna etmek için öneriler paketi hazırlamak ve bu taslağı savunmak hükümetin görevidir. Bunun için de önce siyasi risk almak gerekiyor. Bunu da ancak mangal gibi yürekli insanlar becerebilir. Bugüne dek ne Demirel, ne Çiller, ne Yılmaz, hatta ne de Turgut Özal bu yüreği gösteremediler. Bakalım bu kez ne olacak? CHP, MHP, DTP ve dahi TSK'yı ortak bir paydada toplayacak hükümete ben sadece şapka çıkarırım!

FBI Başkanı Ankara'da, Açılım Nerede?

İlk gününden beri "Kürt açılımı"nın esasında "Kuzey Irak açılımı" olduğunu iddia ediyorum. Benim Türkiye'nin Irak'tan çekilirken müttefiki ABD'ye yardımcı olmasına katiyen itirazım yok. Tersine, başından beri destekliyorum. Dünya enerji kaynaklarının %2'sine sahip Kuzey Irak ile Türkiye'nin yakın ekonomik ilişkiler kurması gerektiğini de hep söyledim.

Benim itirazım hükümetin ABD ile Kuzey Irak'ta yapacağı olası işbirliğini hiçbir hazırlık yapmadan, adeta bir özgürlük projesi gibi "Kürt açılımı" olarak takdim etmeye çalışmasıdır.

"Kuzey Irak açılımı" tarihi bir fırsat olarak "Barış açılımı"na dönüşebilirdi ama AKP'nin organik ve zihni yapısı bunu uygulamaya müsait değildir. Sadece yapmaya çalışıyormuş gibi davranacağı başından. beri aşikârdı. Nitekim, hükümet 19 Ekim 2009'da "Habur kapısında" tarihi bir skandala imza attıktan sonra TBMM'de de dağın fare doğurduğunu yedi düvele ilan etti.

Benim uyarım "Kuzey Irak açılımı" çerçevesinde üzerine düşen edimleri yerine getiremezse; Türkiye'nin ABD ile bir kez. daha "1 Mart tezkeresi krizi" yaşama ihtimalidir. Benzer bir kriz tekrarı ABD-Türkiye ilişkilerini bu kez tamir edilemeyecek seviyede sekteye uğratabilir.
İki haber ne demek istediğimi daha açık anlatılıyor.

1) Akşam Gazetesi, Yener Ekinci'nin Adana'dan verdiği şu haberi yayınladı:

"Akşam Pentagon'dan İncirlik Hava Üssü'ndeki 39. Wing Komutanlığı'na birkaç gün önce gönderilen yazının detaylarını ele geçirdi. Pentagon'dan gelen yazıda Irak'tan çekilecek askerlerin İncirlik'te toplanacağı ve sevkıyatın bu üs üzerinden sağlanacağı belirtilirken, '100 bin askerin konaklayacağı şekilde hazırlıklara başlansın' talimatı verildi. Yazı, askerlerin açıklandığı 2010 Ağustos ayında değil, aralık ayı sonuna doğru gönderilmeye başlanacağını ortaya koydu... Talimatın gelmesinin hemen ardından 100 bin askeri ağırlamaya hazırlanan İncirlik Üssü'nde konaklama ve yemek gibi ihtiyaçların giderilebilmesi için lojistik çalışmalara başlandı.

Haber, Türkiye'ye güvenerek, ABD'nin Irak'tan İncirlik üzerinden asker çekme planları ve hazırlıkları yapmaya başladığı-nı/düşündüğünü iddia ediyor.
Öte yandan FBI Başkanı Robert Mueller 18 Kasım 2009 günü Ankara'ya geldi.

2) Gazetelerin bildirdiğine göre, Robert Mueller'in ajandasında yer alan önemli konulardan birisi ABD askerlerinin Irak'tan çekilme süreci olacak.

Mueller, Türkiye üzerinden ne kadar asker çekilmesinin planlandığını ve taşınmak istenen mühimmatın miktarını Ankara'ya bildirecek.

ABD, 2011 yılı itibarıyla Irak'tan tüm askerlerinin çekilme sürecini tamamlamayı planlıyor. "Açılım" konusunda insanları yanlış yönlendiren, yanlış beklentiler yaratan ve büyük tepkilerle karşılaşan hükümet öte yandan ABD ile Irak'la ilgili olarak nasıl bir işbirliği yapmayı planladığı konusunda kamuoyunu hemen hiç uyarmadı/bilgilendirmedi. Hatta görüşmeleri inkârdan geldi. Eğer binlerce ABD askeri Türkiye üzerinden çekilirse hükümet tekrar çok büyük tepki alabilir.

Benim merak ettiğim ve uyardığım konu bu:

Hükümet bu tepkileri göğüslemeye hazır mı? Hazırlıksız bir Türkiye, ABD'ye bir kez daha son anda "ben caydım!" derse, ikinci "1 Mart krizi" ile karşı karşıya kalmaz mıyız?

Kaynakça
Kitap: Yeni Osmanlıcılık ve Kürt Açılımı
Yazar: Cüneyt Ülsever
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Kürt Açılımı

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir