Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Habur Yol Kazası

Habur Yol Kazası

Mesajgönderen TurkmenCopur » 13 Ara 2011, 16:08

Habur Yol Kazası

Hukuka Takla Attırılmasın


Denebilir ki, birini bir beladan kurtarmak için yalan söylenebilir. Ancak bu durum kişisel temelde geçerlidir. Örneğin, yalan mahalle arasında kanlı bir kavgayı önlemek için söylenmişse hoş görülebilir ama yalan mahkemede sanık lehine söylenmişse kamusal anlam kazanacağı için hoş görülmeyecektir.
"Eve dönüş" hükümetin başta "Kürt açılımı" olmak üzere değişik isimler verdiği, benim ise ısrarla "Kuzey Irak açılımı" olarak nitelendirdiğim süreçte bugüne dek atılmış en somut adım!

Ben hükümetin iyi niyetinden zerre kadar şüphe etmiyorum. Ama baştan beri "açılımı" yönetememesinden korkuyorum. Nitekim, 19 Ekim 2009 tarihinde, PKK sınırda, açık ve seçik gündemi elinde tutmuş, Türk yetkililer pasif bir tavır içinde "Aman bir maraza çıkmasın!" gayretlerine düşmüştür.
19 Ekim 2009 tarihi itibariyle PKK tamamen meşru hale gelmiştir, bundan böyle PKK'nın meşru olmadığını beyan edecek herhangi bir hükümet yetkilisi ciddiye alınmayacaktır.

Ben bunun da üzerinde çok fazla durmak istemiyorum. Benim derdim 19 Ekim 2009 tarihinde başlayan süreçte, yapılan pazarlıklara kulp takabilmek için, adına "içtihat" dense de hukuka takla artırılmasıdır.

Zira teslim olanlar arasında bazıları:

1) Açık bir şekilde PKK üyesi olduklarını beyan etmektedirler. Kıyafetleri, emir aldıkları makam, kullanılan bayrak ve atılan sloganlar bu durumu tevsik etmektedir.

Kanunlara göre, hiçbir suça karışmamış olsa da, illegal bir terör örgütünün üyesi olmak büyük suçtur.

2) Terör örgütü mensupları, daha önce suç işlememiş olmak kaydı ile "Pişmanlık Yasası" çerçevesinde "pişman olarak" örgütle ilişkilerini kesip, devlete yardımcı da olarak terör örgütü üyesi olmak sıfatı ile işledikleri suçu ortadan kaldırabilirler.

Ancak ifade verenler açıkça:

i) Pişmanlık Yasası'ndan faydalanmak istemediklerini, ii) PKK'lı olmaktan vazgeçmediklerini ilan etmişler, devlet aygıtına "Beni kendi hukukuna rağmen olduğum gibi kabul edeceksin!" diyerek dayatmışlar ve bu dayatmada başarılı olmuşlardır.

Pişmanlık Yasası'ndan faydalanmak istemeyen, PKK ile organik bağını devam ettirmekte ısrarlı olanlara "Yok sen yine de 221 sayılı Pişmanlık Yasası kapsamına alındın!" denilerek de yeni bir içtihat yaratılmamış -zaten mahkemeler içtihat yaratamaz- hukuka takla attırılmıştır.

Gözüken odur ki, hükümet TBMM'de gerekli yasal değişiklikleri yapmadan PKK ile yaptığı pazarlık sonucu bu adımların atılmasına göz yummuştur.

1) Hukukun genelliği ilkesinden hareketle, 19 Ekim 2009'dan itibaren; PKK üyesi olduğu, PKK bayrağı astığı, Apo'ya "sayın" dediği, PKK eylemlerine katıldığı vb. için hüküm giyenlerin cezası kadük kalmıştır.

2) Ergenekon Davası büyük yara almıştır. Bundan böyle; Ergenekon Savcısı Ergenekon örgütü üyesi olmanın PKK üyesi olmaktan çok daha ağır bir suç olduğunu ispat etmek zorundadır.

Ya da savcı "içtihat" uygulayarak "darbecileri" salıvermek durumundadır!
Hukuk siyasete mağlup olursa, hukuksuzluk salgın hastalık gibi her yere bulaşır!

Biz Bu Herzeyi Neden Yedik?

Başbakan sadece rakamlara baksın. Anketler gösteriyor ki, büyük şehirlerde bile "Kürt Açılımı"na destek devamlı ve süratle baş aşağı gidiyor.

Neden?

1) Başbakan "açılım"ın içini muhalefetin değil, kendi partisinin tepkileri nedeni ile bir türlü dolduramayınca "açılım" hakkındaki şüpheler devamlı körüklenmiştir.

2) 19 Ekim 2009'da da Hükümet PKK'ya boyun eğince "açılım" açılmadan kapanmıştır. Yeniden başa dönülmüştür.

Ben de soruyorum. Biz bu herzeyi neden yedik?

Bakın şu Türkiye'nin haline. Bir yandan DTP'ye duyulan öfke artarak büyüyor. Diğer yandan PKK'nın "kuruluş yıldönümü" teröristler tarafından etrafa saldırarak kutlanıyor. Analar böyle mi ağlamaktan kurtulacak? Açılım barışı mı, yoksa karşılıklı nefreti mi körüklüyor?

Öte yandan 19 Ekim 2009'da Habur'da ala ve vala ile ülkeye giriş yapan PKK'lılar Apo'nun mesajını nakletmeye devam ediyor. Bakın, hukuka takla attırılarak 19 Ekim günü Habur Sınır Kapısı'nda bağıra bağıra "Ben pişman falan değilim" diyen PKK’lılara "Yok yok sen pişmansın!" diyerek TCK-221'in pişmanlık maddesini uygulayanlara PKK'lıların cevabı nasıl olmuş?

Irak'taki Kandil Dağı ve Mahmur kampından 19 Ekim'de Türkiye'ye giriş yapan PKK'lılar, ilk kez İnsan Hakları Derneği İHD Diyarbakır Şubesi'nde basın toplantısı düzenlemişler.

Türkiye'ye her şeyi göze alarak, barışa ve demokratik çözüm sürecinin gelişmesine katkı sunmak için geldiklerini kaydeden sözcü Gülbahar Çiçekçi şöyle konuşmuş:

"Ne var ki son günlerde Kürt halkının siyasi irade olarak kabul ettiği Sayın Abdullah Öcalan'a yönelik insanlık dışı yaklaşım, çözümü geliştirmek bir yana daha çok çözümsüzlüğü derinleştirmektedir. Abdullah Öcalan'ın özgürlüğü demokrasi ve barışın sağlanmasının olmazsa olmaz koşuludur. Oysa mevcut imha konseptiyle Öcalan'ın yaşam hakkı ciddi bir tehdit altına girmiştir. Bu durum barışı geliştirmek bir yana, toplumu kaos ve kutuplaşmaya doğru sürüklemektedir."

Soruyorum:

19 Ekim'de sınırda kurulan çadır mahkemesinde PKK'lılara TCK-221 "etkin pişmanlık" uygulayan yargıçların vicdanı rahat mı? Teröristleri kucaklayan, ellerinden Apo'nun öneri mektubunu alan devlet erkânının vicdanı rahat mı?

Başbakan'a da soruyorum:

"Siz köşe yazarları, siz ne kadar az yazarsanız ülke o kadar huzur bulur" diyorsunuz. Sizce ülke "açılım'ınız sayesinde huzur bulmuş mudur? Huzur projeniz, barış projeniz, demokrasi projeniz bu mudur?

İçişleri Bakanı'nın Açıklaması Açılımın İçinin Boş Olduğunun Resmidir

Hürriyet'in 12Temmuz 2010 tarihli manşeti İçişleri Bakanı'nın ağzından verilmiş:

"Habur yol kazası!"

19 Ekim 2009'da Habur Sınır Kapısı'nda PKK'lıların baş tacı edilerek ülkeye buyur edilmesi ile yaşanan tarihi rezaleti 9 ay sonra Açılım'dan sorumlu İçişleri Bakanı Beşir Atalay bu cümle ile özetliyor.

Ayrıca diyor ki:

"Gelişleri biz durdurduk. Oradan veya Avrupa'dan gelişi durdurduk. Böyle gelişi biz yürütemeyiz. Ben de yürütmek istemem bu gelişi. Bu gelişin özü şudur: İnsanlar gelsin, örgütten ayrıldığını ifade etsin, normal hayatını yaşasın. Nitekim o gelişlerin sürece katkısı olmadı, sürece zararı oldu."

Beşir Atalay topu kâh Ahmet Türk'ün, kâh Deniz Baykal'ın üzerine atmaya çalışıyor ama yine de Hükümet'in güdümünde Adalet ve İçişleri bürokratlarının yürüttüğü skandal ile ilgili olarak özeleştiri yaptığını kabul etmek gerekir.

Bugün Türkiye'yi "Kürtler mi, Türkler mi ayrılmak istiyor" tartışmasına getiren, içi bomboş kaldığı için sadece negatif duyguları körükleyen, mimarı Atalay'ın bile yavaş yavaş özeleştiri yapmaya başladığı "Açılım balonu" bakın bazı yazarlarca zamanında nasıl karşılanmış:

1) "Özetle: Büyük siyasi sorunlar, siyaset tarafından yaratıldığı için, hukukla değil, yine siyasetle çözülür. Hukuk arkadan gelir."

2) "Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün dünkü ve önceki günkü açıklamaları... Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 'barış' konusundaki kararlı duruşu... Bu sefer işlerin daha başka seyredeceği umudunu vermekte. PKK'nın 'açılıma' fiili destek verdiği, devletin de eski hatalarını yapmadığı bir yeni atmosferde... Barış galiba Habur Kapısı'ndan girmekte..."

3) "Televizyon ekranlarından tüm Türkiye'ye (ve dünyaya) yansıyan 'görüntüler', çoklarının Ankara'da sandıklarının tam tersine, Türkiye Kürtlerinin 'silahlara veda' kutlamalarından başka bir şey değil... Olan-biten Türkiye halkının bir bölümünün, ama önemli bir bölümünün, bu ülkede yaşayan herkesten daha fazla duyduğu 'barış ve huzur özlemi'nin gerçekleşmekte olduğuna duyduğu 'sevinç'in dışa vurumudur."

Alıntı yaptığım yazarlar sonradan "Habur Kapısı Skandalı"nın ülkeye verdiği zararları görmüşlerdir ama "İçi Boş Açılım'ın onları nasıl gaza getirdiğini arşivler belgeliyor.

Bazıları ise daha ilk günden yaşananların kontrolsüz rezalet olduğunu vurguluyorlardı:

"(Sınırdan girenler):
1) Pişmanlık Yasası'ndan faydalanmak istemediklerini,
2) PKK’lı olmaktan vazgeçmediklerini ilan etmişler, devlet aygıtına "Beni kendi hukukuna rağmen olduğum gibi kabul edeceksin!" diyerek dayatmışlar ve bu dayatmada başarılı olmuşlardır. Pişmanlık Yasası'ndan faydalanmak istemeyen, PKK ile organik bağını devam ettirmekte ısrarlı olanlara "Yok sen yine de 221 sayılı Pişmanlık Yasası kapsamına alındın!" denilerek de yeni bir içtihat yaratılmamış -zaten mahkemeler içtihat yaratamaz- hukuka takla attırılmıştır."

Kimsenin kimseden daha fazla zeki veya öngörülü olmadığı bir ortamda insanlar aynı olguları neden farklı görürler? Sahibinin belki de huzursuz bir ruh hali içinde özeleştiri yaptığı bir ortamda onun sesi olanlar da herhalde rahatsızdırlar!

Habur'da Kimler Vardı?

Diyarbakır milletvekili Hatip Dicle'ye atfedilen iddiaları reddeden İçişleri Bakanı Beşir Atalay, 19 Ekim 2009'da Kandil Dağı ve Mahmur kampından Türkiye'ye gelen grupla ilgili olarak kapatılan DTP'nin Genel Başkanı Ahmet Türk'e, "Hâkim ve savcılar ayarlandı, giriş yapacaklar, geldikleri gibi geçecekler" demediğini açıkladı.

Ben Beşir Atalay'ın Ahmet Türk'e ne dediğini hali ile bilmiyorum. Ancak, 19 Ekim 2009 günü Habur Sınır Kapısı'nda neler yaşandığını her Türk gibi ben de hatırlıyorum.

19 Ekim'de Habur Sınır Kapısı'ndan girişi yapanlar, getirdikleri mektupta şöyle diyorlardı:

"Bizler, Kürt sorununun çözümü, onurlu bir barış ve Türkiye'nin demokratikleştirilmesi için başlatılan süreçteki tıkanıklığın önünü açarak sürecin gerçek bir barışla sonuçlanması için, Kürt Halk Önderi sayın Abdullah Öcalan'ın tarihi çağrısı üzerine, bu sürece mütevazı bir katkı sunmak için Türkiye'ye gelme kararını veren barış grubuyuz. Gelişimizin, 221. Maddeden yararlanma gibi bir amacı yoktur. Başta akan kanın durması, anaların ağlamaması ve barış içinde ortak yaşam zeminini güçlendirmek amacıyla kendi özgür irademizle yola çıktık. Bu adımımızda da görüldüğü gibi, sorunun kaynağı değil, çözümün tarafıyız."

Görüldüğü gibi 19 Ekim 2009'da Habur'dan giriş yapanlar:

i) PKK'lı olduklarını (ifadeleri dışında kıyafetleri, emir aldıkları makam, kullanılan bayrak ve atılan sloganlar bu durumu
tevsik etmektedir),

ii) Apo'nun direktifi ile geldiklerini,

iii) en önemlisi de Etkin Pişmanlık maddesi olarak bilinen TCK 221'den yararlanmak istemediklerini (herhangi bir pişmanlıkları olmadığını) açıkça beyan etmişler, o günden beri de bu açıklamalarının ardında durmuşlardır.

O dönem yayınlanan gazetelere göre Habur'a gelen PKK'lılara soruşturma sırasında, etkin pişmanlığı düzenleyen TCK'nın 221. Maddesi hatırlatılarak, "Bu kapsamda ifade vermeniz halinde suç vasıflarınız değişir" uyarısı yapılmış, ancak bu maddeden yararlanmayı kabul eden olmamıştır.

O dönemde DTP avukatları bile, "Mevcut hukuk kuralları içinde 221. Maddeyi kabul etmemeleri halinde tutuklama kaçınılmaz. Ancak (Bizzat kapıya giden-Y.N) savcılık yeni bir içtihat yazarak, serbest bırakma karan alabilir" tezini öne sürmüştü. DTP'liler, "Yasalar, mevcut sorunların giderilmesinde yeterli değilse içtihat geliştirilir. Bu içtihat da meclisin yeni bir yasal düzenleme yapmasının önünü açar" demişlerdi.

Pişmanlık Yasası'ndan faydalanmak istemeyen, PKK ile organik bağını devam ettirmekte ısrarlı olanlara "Yok sen yine de 221 sayılı Pişmanlık Yasası kapsamına alındın!" denilmiş, ancak yeni bir içtihat yaratılmamıştır. Zira, mahkemeler içtihat yaratamaz!

İçişleri Bakanı hukuka takla attırılan 19 Ekim 2009 günü Habur Sınır Kapısı'nda hangi kamu yetkililerinin bulunduğunu açıklarsa, o gün kimin neyi ayarladığı açıkça ortaya çıkar!

Kaynakça
Kitap: Yeni Osmanlıcılık ve Kürt Açılımı
Yazar: Cüneyt Ülsever
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Kürt Açılımı

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir