1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Açılım'da BDP'nin Rolü

MesajGönderilme zamanı: 15 Ara 2011, 01:53
gönderen TurkmenCopur
Açılım'da BDP'nin Rolü

Bir Arabulucu Olarak Ahmet Türk


DTP Genel Başkanı Ahmet Türk'ü merakla takip ediyorum. Zira Ahmet Türk'ün PKK ile diyalogu taşıyabilecek bir konumda olduğunu düşünüyorum. PKK ile şu veya bu şekilde "uzlaşmadan" silahların susmayacağı aşikâr. Hükümet PKK'yı doğrudan muhatap alamayacağına göre araya bir arabulucunun girmesi en mantıklı seçim olurdu.

Seçilerek TBMM'ye girmiş, PKK ile yakın irtibatta olduğu aşikâr DTP, hükümet ile örgüt arasında arabuluculuk görevini ifa etmek için ideal konumda. Ahmet Türk'ün yumuşak, sıcak, samimi yapısı da bu arabuluculuk görevi için diğer olumlu öğeler. Ancak, gel gör ki ne DTP ne de Ahmet Türk bu görevi yerine getirebiliyor. Bunun nedenini anlamaya çalışıyorum.

Sanırım, hem Ahmet Türk hem de DTP iki arada bir derede!

Şöyle ki:


1) Hükümet Başbakan seviyesinde DTP ile uzun bir direnişten sonra nihayet görüştü ama kendi elinde bir yol haritası olmadığı için DTP'ye bir türlü somut öneriler sunamıyor. DTP, hükümetten somut hiçbir öneri alamadığı gibi hükümet DTP'ye danışmaktan, "Kürt meselesi"ni Türkiye'de en iyi bilen insanlardan görüş ve öneri almaktan adeta kaçıyor. DTP'nin elinde ne Kürt halkına ne de PKK'ya takdim edebileceği bir paket var. Bu durumun DTP'ye Kürt halkı indinde puan kaybettirmemesi mümkün değil.

2) Bazılarımız DTP'yi PKK'nın siyasi uzantısı olarak görüyoruz. DTP ise bunu kabullenmiyor. Ancak DTP'nin de inkâr etmediği gerçek DTP'liler ile PKK'lılar arasında derin bağlar olduğudur.

DTP'nin Güneydoğu'da PKK sayesinde yüksek oranda oy aldığını da hepimiz biliyoruz. Ancak anladığım kadarıyla Apo DTP'ye kendi adına söz söylemek, öneride bulunmak, özetle arabuluculuk yapmak için hiçbir yetki vermemiş. Apo ısrarla hükümetin kendisini muhatap almasını istiyor. DTP'nin tek yetkisi hükümete "İmralı'yı muhatap almayı" dayatmak!

3) PKK Güneydoğu'da DTP'den mislisi ile güçlü. Keza, Apo Ahmet Türk'ten bir lider olarak çok daha fazla kabul görüyor. Onun sözleri çok daha kolay dinleniyor, hatta emir addediliyor.

4) PKK'lıların Habur Kapısı'ndan yurda gelirken ortaya çıkan nahoş görüntülerden hükümetin sadece DTP'yi sorumlu tutması esasen kendi hatalarını örtme çabası. Hükümetin ve devletin yetkililerin gözü önünde PKK kıyafetleri, PKK bayrakları, PKK amblemleri, zafer çığlıkları ile ülkeye giren teröristlere hükümet hiç ses çıkarmaz, hatta onlar "Pişman değiliz!" diye bağırırken gelenlere pişmanlık maddesi uygularken bütün suçun DTP'ye yüklenmesi büyük haksızlık. Bu durum DTP ile hükümet arasında büyük güven erozyonu yaratıyor.

Hükümetin "Kürt açılımı"ndan ziyade "Kuzey Irak açılımı"na soyunduğunu defalarca yazdım. Sanırım, 11 Ağustos 2009'da Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı konuşmaya ağlayan Kürtler bile yavaş yavaş bu gerçeği görmeye başladılar.

PKK, kendisini dış bağlantılar üzerinden tasfiye etmeye kalkacak hükümete ne tepki verecek, yaşayıp göreceğiz. Dilerim, hükümet DTP'nin çıkmazlarını görerek "Kürt açılımı"na yeni bir gözle soyunur.

DTP Milletvekilleri İstifa Etmedi

DTP hakkında Anayasa Mahkemesi'nin 11 Aralık 2009 günü aldığı kapatma kararının açıklanmasından bir gün sonra yapılan parti toplantısının ardında Ahmet Türk, "Grubumuz bugünden itibaren Parlamento'dan fiili olarak çekilmiştir" dedi.

Ben bu kararı yasaklanmayan 19 DTP milletvekilinin, daha önce alınan grup kararının aksine, milletvekilliğinden istifa etmeyecekleri şeklinde yorumluyorum. Böylelikle, yasaklanan DTP'nin yasaklanmayan milletvekilleri mücadelelerine demokrasi zemininde devam edeceklerini, illegaliteye cevaz vermeyeceklerini ilan etmiş oluyorlar. Aldıkları karar doğrudur ve duygusal ortamın hâkimiyeti altında bile akılcı bir karar almaları kutlanması gereken bir olgudur.

Ancak, aynı açıklamasında Ahmet Türk iki çıkışı ile Anayasa Mahkemesi'nin aldığı kararın özünü anlamadığını da gösteriyor.

Türk diyor ki:

"Anayasa Mahkemesi'nin siyasi bir karar alarak, statükoyu savunan bir kararla ortaya çıkması barış, kardeşliğe olan inancımıza bir darbe vurmuştur. Bu, hukuki bir karar değildir. Bunun siyasi bir karar olduğunun çok iyi görülmesi gerekiyor."

Ancak, Ahmet Türk hatırlamalıdır ki AİHM İspanya'da Herri Batasuna ve Batasuna partilerinin kapatılmasını (30.06.09) Bask böl-gesindeki terörist örgütlerle (ETA) ilişkisi nedeniyle Sözleşme'ye uygun bulmuştur. Karar kesindir.

Ahmet Türk çok uzağa gitmesin, Ankara'da partisinin genel merkezinin bulunduğu caddede güvendiği bir kişiye önünden geçen ilk 20 vatandaşa "DTP ile PKK arasında bir ilişki var mı?" diye sordursun, sadece 1 kişi "Yoktur!" diye cevap verirse ben kendisine hak vereceğim. Karar hukukidir ama siyaseten kaotik sonuçlar doğurabilir!

Ahmet Türk'ün kapatma kararının özünü anlamadığını konuşmasının başka bir yerinde sarf ettiği şu sözler de açıklıyor:

'"Ergenekon terör örgütünün avukatıyım' diyenler, davayı girip takip edenler hakkında bu ülkede Yargıtay Başsavcısı dava açmıyor ama barışı isteyenlere dava açıyor."

Ahmet Türk, Deniz Baykal'ın sözlerini hatırlatarak CHP ile ilgili neden kapatma davası açılmadığını sorguluyor. Ahmet Türk devam eden bir davanın sonuçlarını önden ilan edebiliyor, Ergenekon davasında yargılanan insanları mahkeme kararı olmadan terörist olarak kabul ediyor!

Bir siyasi parti liderinin kendi aleyhine verilen kararı sakatlamak uğruna hukuk kavramlarını bu şekilde iğfal edebilmesine çok şaşırdım. Ben Ahmet Türk'ün yumuşak ve diyaloga açık tavrını daima takdirle izledim. Anayasa Mahkemesi'nin kapatma kararını ilan etmesinin hemen ardından yaptığı açıklama çok olgun bir açıklama idi ve duygusallığın DTP'de şaha kalkmasının doğal olduğu bir ortamda sağduyulu davrandı.

DTP Neden Kapatıldı?

DTP'nin kapatılma kararını bazıları hukuka uygun buluyor, bazıları kararın tamamen siyasi olduğunu söylüyor. Bazıları zamanlamaya dikkat çekiyor. Ben kararı hukuka uygun buluyorum ama siyasi arenada kaotik bir ortam yarattığım da kabul ediyorum.

Öte yanda, İspanya'da Özerk Bask Bölgesi'nde faaliyet gösteren terör örgütü ETA ile "organik bağlantısı" olduğu görüşü ile Herri Batasuna hakkında verilen kapatma kararının AİHM tarafından onanmasını örnek gösterenlere karşı gösterilen sert tepkiler ilgimi çekiyor. Deniyor ki, Bask bölgesi özerktir, Güneydoğu'da bu haklar olmadığı için benzetme yanlıştır.

Bu görüş Ömer Taşpınar tarafından şu cümlelerle ifade edilmiş:

"...'DTP Avrupa'da olsa da kapatılırdı' diyenler hiç kusura bakmasınlar ama tam anlamıyla abesle iştigal ediyorlar. Anayasa Mahkemesi'nin verdiği kararda AİHM'nin Herri Batasuna'ya ilişkin kararı esas alması tam bir kara mizah örneği. Sanki Türkiye'de İspanya'dakine benzer bir azınlık hakları var da. Kürtlerin siyasi, kültürel ve yönetimsel hakları ne zamandan beri Bask ve Katalan halkları ile kıyaslanır hale geldi? Bu hukuk açıklamasına Avrupa'da kargalar bile güler."

Ömer Taşpınar'ın ABD ile ilgili yorumlarına önem veririm. Ancak, yukarıdaki sözler, DTP'li kızgın bir siyasi tarafından söylenebilir ama bir bilim adamına hiç yakışmıyor. Bu mantığa göre "sanki Türkiye'de İspanya’dakine benzer bir azınlık haklan" olsa terörle bağıntılı olmak parti kapattırır ama "Kürtlerin siyasi, kültürel ve yönetimsel hakları... Bask ve Katalan halkları ile kıyaslanır hale" gelmediğine göre DTP'yi kapatmak yanlıştır.

Ömer Taşpınar gibi düşünenler bir konuyu anlamamışlar. DTP şiddete karşı çıkmadığı için kapatıldı! Şiddet uygulayan terör örgütü PKK ile bağlantılı olduğu için kapatıldı! Dünyanın hiçbir yerinde "Madem hakların seviyesi düşük, madem özerklik yok, o halde şiddet uygulayan bir örgüte yakın durmakta bir mahzur yoktur" diyen bir hukuk anlayışı yoktur.

Diğerlerini bilemem ama Ömer Taşpınar neden bu kadar sığ kaldı, şaştım kaldım! AİHM, Herri Batasuna Partisi kapatılırken Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi'nin siyasal parti kurma özgürlüğüne ilişkin 11. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varıyor.

Madde diyor ki:

"1) Herkes asayişi bozmayan toplantılar yapmak, dernek kurmak, ayrıca çıkarlarını korumak için başkalarıyla birlikte sendikalar kurmak ve sendikalara katılmak haklarına sahiptir.

2) Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin ön-lenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlük-lerinin korunması amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlanabilir..." Kusura bakılmasın ama Sözleşme "11. maddeden sadece siyasi, kültürel, yönetimsel hakları azami seviyeye çıkarmış, talep edenlere özerklik vermiş ülkeler yararlanabilir" demiyor.

Bu maddeye göre, Ömer Taşpınar'ın "İki ülke arasındaki demokratik ve anayasal platform bu kadar farklıyken neden hukuk ölçüleri birebir olsun ki?"sorusu esasen abesle iştigal etmenin dik âlâsı oluyor.

Ömer Taşpınar da şu sorulara cevap versin:

"DTP ile PKK bağlantılı değil mi? DTP, PKK şiddetine ne zaman karşı çıktı?"

DTP Meclis'i Terk Etmemelidir


Ahmet Türk'ün 12 Aralık 2009 günü yaptığı açıklama ya-saklanmayan 19 DTP milletvekilinin TBMM toplantılarına katılmayacağı ama milletvekillikten istifa etmeyecekleri şeklinde anlaşıldı. Daha doğrusu, Türk, parti kapanmadan önce ilan edilen "sine-i millet'e dönme kararını uygulamayacakları izle-mini yarattı. Ancak "sine-i millet'e dönmekte kararlı oldukları birkaç gün sonra belli oldu. Diyarbakır'a giden milletvekilleri kararlarını vurguladılar. Arada kimlerin konuya müdahil olduğu veya DTP'lilerin kendi aralarında nasıl bir tartışma yaşadıkları şimdilik belirsiz.

Öte yandan bu milletvekillerinin temsil ettikleri bazı illerin Sanayi ve Ticaret Odaları Başkanları kendilerine TBMM'yi terk etmemeleri çağrısında bulunuyor. Kaosun daha da büyümemesi için DTP milletvekilleri istifa etmemelidir. Anayasa Mahkemesi'nin kararı Güneydoğu'da büyük infial yaratmıştır, hatta bazı kendini bilmezler tepkilerini kalkışmaya çevirmeye çalışmışlardır ama eğer bir arada yaşama iradesi hâlâ ayakta ise DTP Meclis'i terk etmemelidir.

DTP'li milletvekillerin "sine-i millet'e dönmemeleri için kanımca hem TBMM'deki diğer partilere, hem de ve daha önemlisi Cumhurbaşkanına görev düşüyor. Partilere düşen görev; istifalar TBMM'de oylanırken diğer milletvekillerin "hayır!" oyu kullanması değil. İstifa tek taraflı bir irade beyanıdır, iradeyi beyan eden kişi dışında oylanması saçma bir eylemdir.

Hiçbir anlamı yoktur. TBMM'de temsil edilen partiler DTP'nin TBMM'den ayrılmasının "fayda-maliyet" analizini yapmalı ve bu analiz sonucuna göre muhalefet partileri DTP'li milletvekillerine sıcak bir çağrı çıkarmalıdır.

İktidar ise kendi kapanma davasından yırttıktan sonra üzerine yattığı Siyasal Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmak üzere ivedilikle harekete geçmeli ve Ahmet Türk'ün haklılık payı taşıyan "TBMM'de kalsak ne değişecek ki!" serzenişine bir cevap oluşturmalıdır. Eğer AKP seçim barajını %5'e düşürecek bir hamle yaparsa "demokratik açılım" ilk anlamlı adımım atar. "Açılım" yeniden bir heyecan kazanır.

DTP'lileriçin yapılacak en önemli girişim Cumhurbaşkanı'nın DTP'li milletvekillerini Köşk'e davet edip, kararlarını değiştirmeleri için ricada bulunmasıdır. Cumhurbaşkanı kimsenin iradesine zorla müdahale edemez ama devlet adına DTP'lilerden kararlarını gözden geçirmelerini istemesi çok anlamlı bir jest olur.

Eğer DTP "demokratik çözüm" istiyorsa ve bu uğurda katkıda bulunmak arzusunda ise, üzüntüsünü ve tepkisini beyan etmek dışında, Anayasa Mahkemesi'nin verdiği kararla ne demek istediğini anlamaya da çalışsın.

Ben kendilerine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11. maddesini kısaltarak bir kez daha hatırlatmak isterim:

1) Herkes asayişi bozmayan toplantılar yapmak, demek kurmak... haklarına sahiptir.
2) Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması... veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlanabilir...
DTP, istediği politikaları savunabilir ama şiddetle arasına mesafe koymak zorundadır. Bugün herkes ama herkes DTP ile PKK'yı irtibatlı görmektedir ve ülkede Kürtlerin önemli bir kısmı da dahil büyük çoğunluk bu durumu kınamaktadır.

DTP'ye Samimi Uyarı

"Kürt açılımı"nın çeşitli aktörleri var ama en kritik iki aktör AKP ve DTP. AKP için temel eleştirim süreci yönetememesidir. Eleştirim DTP için de aynen geçerlidir. Bana öyle geliyor ki, her iki partinin yönetim zaafı ikisinin de üzerinde detaylı bir çalışma yapılmış yol haritasının ellerinde olmamasından kaynaklanıyor. İkisi için ortak korkum ise zar zor kurdukları diyalogu kaybetmeleridir. İşin içine CHP, MHP katılmadan çözüm olmaz ama AKP ile DTP de diyalogu yitirirse yol haritası tartışmaya bile açılmadan mevta olur.

1) Ben açıkça yazıyorum. DTP PKK'nın siyasi uzantısıdır. Ancak bu cümleden hiç rahatsızlık duymuyorum. PKK'nın silah bırakmasının tek değil ama ilk şartı kendisini siyasi arenada örgütlemesidir ve bu ihtiyacı şu an itibari ile DTP karşılıyor. Eğer barış isteniyorsa, elinde silah tutan ile görüşmek ve uzlaşmak şart.

Ancak hükümet PKK ile doğrudan görüşemez, bunu ancak DTP üzerinden yapabilir. Bu açıdan DTP süreçte hayati bir rol oynuyor. DTP, PKK ve Apo ile müzakereler yürütmeli ve bu müzakereler gözlerden ırak, kendi aralarında yürütülmelidir.

DTP'nin "açılım" sürecinde yaptığı hayati hata iki lafın başında Apo'yu muhatap göstermesidir! Bu tavrın nedeni Apo'nun kaprisleri veya tehditleri midir, ben bilemem! DTP, Apo veya PKK'nın adını her ağzına aldığında toplumun çok önemli bir kesimi DTP'ye hiddet duyuyor. DTP bu tavrı ile AKP'yi de çok zor duruma sokuyor. Unutulmamalıdır ki, AKP'nin tabanı ve bu süreçte ona destek verenler PKK'nın terörist faaliyetlerine karşı haklı olarak nefret duygulan ile dolular.

DTP, nasıl ki MHP'nin de, CHP'nin de DTP'li Kürtlerin duygularına duyarlı olmasını istiyor, kendisi de MHP, CHP ve AKP tabanının duygularına duyarlı olmak zorunda. Bu hali ile DTP ülkenin büyük çoğunluğunu her geçen gün kendi aleyhine beter kışkırtıyor. DTP merak etmesin, DTP sözcüleri bir şey söylediğinde biz ona bu sözleri kimin söylettiğini pekâlâ anlarız.

2) Ayrıca, bazı DTP yetkilileri veya öyle algılananlar öyle talepler sıralıyorlar ki, bu taleplere gülmek mi, kızmak mı lazım bilemiyorum. Esasında ne istediğini kendi de doğru dürüst bilmeyen DTP bir yandan Apo'yu öne sürerken diğer yandan da ağzından çıkanı kulağının duymadığı, hatta bazen birbirini tutmayan taleplerde bulunuyor. Uygulanabilirliği olmayan talepler de AKP'yi, Koordinatör Bakanı'nın konuşmasında görüldüğü gibi, olumsuz tepki vermeye, kırmızı çizgiler ilan etmeye zorluyor.

Tabii ki, Anayasa değişikliği olmadan "çözüm" olmaz. Ama DTP'li bazı sözcülerin Anayasa'da yapılması istedikleri değişiklileri hesapsız kitapsız ifade etmesi, Bakan'ı "Anayasa değişikliği yok" demeye zorluyor. Tabii ki, af olmadan dağdaki ovaya inmez ama uçsuz bucaksız af talepleri Bakan'a "gündemde af da yok!" dedirtiyor.

Dileğim odur ki; DTP optimal bir noktada anlaşma sağlanması için kendi yol haritasını oluştururken daha rasyonel davranması ve DTP'li olmayanlara da duyarlı bir tutum sergilemesi gerektiğini çabuk kavrar!

Etnik Sayım

Turan Yılmaz'ın haberine göre DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, 'etnik sayım' yapılmasını önererek, "Kim, ne kadar çıksın ortaya" demiş.14 Kaplan, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda, 2011 sonunda sayım yapacak olan Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK), vatandaşların etnik kökenlerine göre sayılarını tespit etmesi gerektiğini savunmuş.

Kaplan, bu önerisinin gerekçesini açıklarken, "1965'teki sayımda yurttaşlara kökenleri ve dinleriyle ilgili sorular da sorulduğunu" anımsatmış. Kaplan, "Herkes kendini sayıyor, bakıyorsunuz toplamda nüfus 200 milyona çıkıyor. Şimdi de aynı şekilde sorulsun ve kim ne kadar, gerçek çıksın ortaya" demiş.

Hasip Kaplan etnik sayımın faydasını da şöyle sıralamış:

"Eğitimden kültürel taleplere, TV yayınlarına kadar toplumsal ihtiyaç ve talepler ile bunların karşılanması konusunda önemli katkı sağlar. Örneğin 5 milyon ile 20 milyonun ihtiyacı ile taleplerinin karşılanması farklı olur."

Hasip Kaplan'ın önerisi dikkate değer. Kim kaç kişi, çıkacak ortaya. Her şeyden önce bilinmeyenin bilinir hale gelmesi rasyonel düşüncenin gelişimi için çok önemli bir adım. Ayrıca, böylece, bazı hakların adil paylaşım sorunu da halledilebilir. Örneğin, Alevilerin sayısı belli olunca, nüfusa oranlarına göre Diyanet bütçesinden pay alma talepleri ölçülebilir bir zemine oturur. Vergi öderken "eşit" olan ama din hizmetini "eşit" alamayan Alevilere yapılan büyük haksızlık ölçülebilirlik kazanır ve böylece Aleviliği ayrı bir inanç saymayan Diyanet bütçesinden belirli bir oran Alevi ibadethanelerine devredilmek /orunda kalır. Ancak, ben bir noktayı tam olarak anlayamadım.

Diyarbakır'da Kürt ve Türk nüfusun genel nüfusa oranı ortaya çıkınca eğitim de bu orana göre mi düzenlenecek? Devletin anadilin öğrenilmesini teşvik etmesi, bu konuda vatandaşlara hizmet vermesinin sonuna dek yanındayım. Ancak, anadilde eğitim yapılmasına karşıyım.

Zira, bir bütün olarak dil insanın düşünce kapasitesini, düşünce tarzını, değer atfettiği sembol ve inançları şekillendirir. İnsanın bildiği kelime sayısı ve o kelimelerin kökeni düşünce kapasitesini belirler. İngiliz'i İngiliz yapan İngilizcedir ve o dilin kelime hazinesi İngiliz'in düşünme kapasitesini belirler. İnsanları bir arada tutan en etkin araç ortak dildir. Eğer, nüfus oranına göre etnik farklılıklara farklı eğitim vermeye kalkarsanız eninde sonunda farklı insanlar yaratırsınız! Bilmem, Hasip Kaplan bu konuda ne düşünerek önerisini yapıyor?

Beni "açılım" tartışmalarında en fazla rahatsız eden unsurlardan birisi daha önce yaşamadığımız seviyede "ben" ve "öteki" kavramının ön plana çıkmasıdır. "Kim Kürt, kim Türk" tartışmasının bu seviyede yapıldığı başka bir dönem hatırlamıyorum. "Kaç milyon Kürt var, kaç milyon Türk var" araştırması diğerini "ötekileştiren" farklılık bilincini iyice kışkırtmaz mı?

"Etnik köken" denilince Hasip Kaplan'ın kafasında belki de sadece Türklük ve Kürtlük var. Halbuki, bu topraklarda bir sürü etnik köken yaşıyor. Örneğin, ben "Rumeli Türkü"yüm.

Hasip Kaplan'a sormak isterim:

Nüfus sayımı sırasında etnik kökenim sorulunca "Rumeli" mi, "Türk" mü diyeceğim? Türk olmaktan hiç rahatsızlık duymayan Çerkez, Gürcü, Arap vb., hatta Kürt ne diyecek?

Kaynakça
Kitap: Yeni Osmanlıcılık ve Kürt Açılımı
Yazar: Cüneyt Ülsever