Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

AKP ile PKK/DTP/BDP Görüşmeleri

AKP ile PKK/DTP/BDP Görüşmeleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2011, 01:53

AKP ile PKK/DTP/BDP Görüşmeleri

AKP Nihayet DTP ile Görüştü


Nihayet doğru bir adım atıldı. Başbakan "Kürt meselesi"nin esas sahibi DTP ile görüştü. Doğru adım aynı zamanda tarihi bir adım. Bildiğim kadarı ile Cumhuriyet tarihinde "Kürt meselesini" görüşmek üzere muhataplar ilk kez bir araya geldiler.

ABD Irak’tan çekilirken müttefiki Türkiye'den yardım istiyor. "Gel Kuzey Irak'ın hamisi ol!" diyor. "Kuzey Irak açılımı" Obama'nın Türkiye seyahati ardından Türkiye'nin gündemine düşüyor. Haliyle, açılıma "Kuzey Irak açılımı" denemiyor. Onun için önce "tarihi fırsat" deniyor. Sonra adı "Kürt açılımı" oluyor. Zira Kuzey Irak'taki komşunun evine sahip çıkmadan evvel kendi evine sahip çıkma mecburiyeti var. Ortada tarihi bir mecburiyet, bu mecburiyet doğru değerlendirilirse tarihi bir fırsat da var.

Ancak ortada yapılmış bir ev ödevi yok. AKP hükümeti, 2002'den beri "Kürt meselesi"nde ha bire yalpalamış. Kâh "demokratik cumhuriyet" demiş, kah "ya sev, ya terk et!" Bol bol retorik var ama bir çalışma metni yok. Üstelik, Apo "15 Ağustos 2009'da açacağım" diyor. Hükümetin elinde "malzeme" yok ama gündemi Apo'ya kaptırmak da büyük zaaf!

O halde ne yapmalı? Apo, gazetecilerden görüş aldığına göre hükümet de gazetecilerden görüş alsın! Ancak dikkatli olmak lazım, AKP'nin bünyesi "aykırı görüşlere" tahammül edemez. Koksal Toptan'ı bile hazmedemedi. Yandaş gazeteciler bilinen görüşlerini tekrar söylerlerse hem bir şeyler yapılıyormuş gibi görüntü verilir, hem de AKP'yi rahatsız edecek sözler sarf etmezler.

5 Ağustos 2009'a dek, hükümet "kervan yolda düzülür" mantığı ile sadece top çevirdi. Ortada hamasi sözler vardı ama ne bir program taslağı, ne de esas muhatap! Mesele Kürt meselesi idi ama ortada Kürtler yoktu!

Nihayet, Başbakan bu garabeti hükümetin artık kaldıramayacağına hükmetti ve DTP ile görüştü. İyi de etti! Daha önce DTP hakkında sarf ettiği ağır sözleri unutması, suçlamalardan vazgeçmesi bir yeni bir adım olarak kabul görmelidir. DTP ile AKP Genel Başkanı olarak, daha doğrusu bu görüntü altında görüştü ama biz onu yine de Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı olarak algıladık.

DTP PKK'nın siyasi uzantısıdır. Ancak aynı zamanda TBMM'nin seçilmiş bir muhalefet partisidir. DTP'nin bazı feodal çıkışları beni de çok rahatsız ediyor.
Ancak bu safhada seçilmiş bir partinin Kürtleri temsilen hükümet ile aynı masaya oturması çok önemli bir adımdır. Bu sürecin bir yere varmasını istiyorsak; temenni edelim ki Başbakan DTP ile devamlı görüşsün. DTP de istediği ile görüşsün! Bu duruma tehditkâr bir eda içinde müdahale etmeyelim.

Dilerim, bir ikinci olumlu adım olarak hükümet ortaya siyasi risklerini yükleneceği öneriler taslağı da koyar! Hem de 15 Ağustos 2009'dan evvel! Aksi halde, inisiyatifi tamamen kaybedecektir.

AKP, PKK ile Neden Görüşmeli?

Başbakan "Kürt Açılımı" dediği gün ben "Hayır, Kuzey Irak Açılımı" diye itiraz etmiştim.

O günden beri de inatla Hükümet'in "Kürt Açılımı" yapmak için:

1) Bir program/yol haritası geliştiremediği gibi,
2) Terörün durması için gerekli mangal gibi yüreği de ortaya koyamadığını söylüyorum.

Hoş, bu işe daha önce soyunanlar da mangal gibi yüreğin gerektiği hallerde yan çizmişlerdi. Örneğin, ben Turgut Özal'dan çok umutluydum. Ancak, o da iş siyasi risk almaya geldiğinde gereken cesareti gösterememişti.

AKP'nin "açılım" ile ilgili hiçbir zaman bir yol haritası olmadı, zira kültürel, siyasal, sosyal hakları artırmak için anadilde eğitim veya anadilin öğrenilmesi, Anayasa'da vatandaşlık tarifinin değiştirilmesi/değiştirilmemesi, yerel yönetimlere daha geniş yetkiler verilmesi / verilmemesi, genel af çıkarılması/çıkarılmaması vb. gibi konularda Hükümet şu veya bu yönde bir türlü tavır koyamadı.

Koyamadı, zira her şeyden önce AKP kendi içinden çıkacak muhalefetten çekindi. Örneğin, "güvenlik görevlilerine taş atan çocuklara" verilen cezanın azaltılmasına yönelik kanun değişikliği sadece AKP oylan ile bile yapılabilirdi. Konu, TBMM gündemine bile konmuştu. Kanunun görüşüleceği günden bir-iki gün önce çocuklar güvenlik güçlerine yine taş atınca kanun teklifi buharlaştı. Zira, AKP yönetimi kendi içinde oluşacak tepkiden çekindi.
Ben AKP'nin mangal gibi yüreği taşıyamadığını da söylüyorum.

Kastım ne?

Açık söyleyeyim, eğer amaç barışa ulaşmak, PKK'ya silah bıraktırmak ise bunun tek bir muhatabı vardır:

PKK!


Söylemesi bile zor ama Türkiye Cumhuriyeti bu konuda PKK ile görüşme yapmak zorundadır! Tabii ki, Hükümet "İmralı"yı doğrudan muhatap alamaz, almamalıdır da. Ancak, devlet aygıtının emniyet yetkilileri, askeri, istihbaratı veya diğer temsilcileri dünyanın herhangi bir bölgesinde görüşmek üzere PKK ile irtibat kurabilirlerdi.

Ben daha 1999 yılında Avrupa'da katıldığım bir konferansta İran ile İsrail temsilcilerinin günlerce müzakere yaptığına bizzat şahit olmuştum. Katıldığım konferans özel görüşmeye kamuflaj oluşturuyordu.

Girişimde bulunabilmek için Hükümet siyasi risk alarak niyetini yukarıda bahsettiğim organlarla paylaşabilir ve onlara görüşme yapmak üzere yetki verebilirdi. Enis Berberoğlu bu görüşmelerin yapıldığını ama "üç yanlış tahlilin açılımı bitirdiğini" yazdı.15 Bendeki bilgi ise çözüme yönelik karşılıklı görüşmelerin hiç yapılmadığıdır.

Denecektir ki, böyle bir görüşme olursa muhalefet kıyamet koparacaktır. Gerçekten, ortada özel görüşme söylentisi yokken bile muhalefet iktidarın PKK ile işbirliği yaptığını iddia ederek ihanet içinde olduğunu haykırmaktadır.

Ancak, AKP "açılım"ı ilan etmeden görüşmeleri başlatıp sonuçlandırsaydı, görüşmelerden önce muhalefet liderleri ile özel ve kapalı toplantılar yapsaydı, onlarla gerekçelerini paylaşsaydı, muhalefet yine böyle sert tepki verir miydi?

Bence mangal gibi yürek sahibi olmak için hâlâ vakit var. Zira, PKK da biliyor ki uluslararası işlevini yitirdi. Onun Kuzey Irak'ta varlığı artık ABD'nin de, Irak'ın da aleyhine. Yalnızlaşma süreci hızla ilerliyor. Lojistik yardım alma imkânları sıfıra iniyor.

Enis Berberoğlu, "Üç yanlış tahlil açılımı bitirdi", Hürriyet, 13 Aralık 2009.

Uluslararası koşulların PKK'nın aleyhine hızla geliştiği bir dönemde PKK Türkiye Cumhuriyeti'nin şartlarını kabul etmeye her zamankinden daha fazla mecbur! Hükümet bu cesareti gösterebilirse başta büyük riske girer ama sonuçta tarihe geçer!

DTP ile Görüşen AKP, BDP ile de Görüşmeli

Başbakan'ın 16 Temmuz 2010 tarihinde yaptığı konuşmada baskın fikir özel hudut birlikleri kurmaya yönelik "güvenlik açılımı" idi.

Ben bunda zerre kadar yanlış görmüyorum. Bir ülkenin ordusu, o ülkenin insanının canına kasteden varsa, o kişileri bertaraf etmek için elinden geleni yapar. O ülkenin Hükümeti'nin de görevi ülkesini ve vatandaşlarını koruması için kendi ordusuna her türlü imkânı tanımaktır. Bana ters gelen; zaten hiç açılmayan "Kürt Açılımı" yerine "Güvenlik Açılımı" ikame ediliyormuş gibi bir algılamanın giderek topluma hâkim olmasıdır. Tabii ki, TSK işini yapacak. Ama, siviller de kendi işlerini yapacaklar. Bir yanda "Kürt Açılımı" yürürken diğer yanda "Güvenlik Açılımı" ona eşlik edecek.

Ancak düşüncem odur ki; uluslararası konjonktürün zorlaması ile ortaya çıkan "Kürt Açılımı" ile ilgili olarak Hükümet, tıpkı eskileri gibi mangal gibi yüreğe sahip olmadığı için, bir sene "büyük ağabey"den medet umarak top çevirdi, baktı ki ondan hayır yok, şimdi de tüm ihaleyi TSK'nın üzerine yıkıyor.

Bir yandan "Kürt Açılımı" yapacaksınız ama muhataplarınız arasında Kürtleri temsil eden hemen hemen kimse olmayacak. Hadi o olmadı, "demokratik açılım"ın ilk şartı olan, Kürtlere temsil hakkını kolaylaştıracak seçim barajına bile "oy kaybetmek korkusu" ile dokunmayacaksınız.

Başbakan BDP ile görüşmemesini kendisine BDP Başkanı tara-fından yollanan bir mektuba eşlik eden ve öldürülen PKK'lılara işkence yapıldığını ispat etmeye çalışan CD'ye bağladı. BDP'yi PKK'nın avukatı olarak ilan etti! Kusura bakmasın ama sadece malumu ilan etti. Başbakan "Kürt Açılımı"na soyunduğunda o zamanki adı ile DTP'yle PKK arasında organik bağ olduğunu bilmiyor muydu? "Anaların ağlamaması" için önce kurşun atanın ikna edilmesi gerekmez mi? Bu anlamda, muhatap bulmak açısından BDP'nin varlığı esasında "işleri kolaylaştıran" bir unsur değil mi? Keşke, Başbakan kendisine yollanan mektubu araştırsa ve "yalan" veya "doğru" olduğunu tüm milletin Başbakanı olarak ortaya çıkarsaydı!

Serpil Çevikcan'ın bildirdiğine göre Genelkurmay Başkanı'nın talimatı, ölü teröristlerin doktor müdahalesiyle vücut bütünlüğünün sağlanarak cenaze törenine uygun halde ailelerine teslimini içeriyormuş. TSK, bir insanlık suçu olmanın ötesinde en masum ifadeyle, "ölüye saygısızlık" olarak nitelendirilebilecek böyle bir uygulamada bulunulduğu iddiasını reddediyormuş.

Keşke Başbakan araştırmasını yapıp, mektuptaki iddiaların "yalan" olduğunu önce belgelere dayanarak ispat edip veya "doğru" ise faillerini ortaya çıkarıp, ardından BDP'yi yine de ziyaret etse idi! Her kurumda olduğu gibi, TSK'da da talimatlara uymayacak, kendi bildiğini okuyacak insanlar vardır! Kaldı ki, savaş psikozu insanları zıvanadan çıkarabilir.

Başbakan "o mektup" nedeniyle BDP ile görüşmediğini ilan ettiğinde hem kendi önüne bir barikat çıkarıyor, hem de o "CD"nin uluslararası camiada merak konusu olmasına neden oluyor! Mangal gibi yürek ilk önce BDP'nin PKK'nın siyasi uzantısı olduğu önkabulüne dayanıyor! Kürtlerin tüm temsilcilerini, sevse de sevmese de, çözümün parçası yapmadan Başbakan bu işin içinden çıkamaz!

AKP, PKK ile Referandum Oyları İçin Görüştü

Eğer, Başbakan gerçekten silahları susturmak isteseydi birilerini PKK ile görüşmek için yetkili kılardı. Tabii ki; Apo ile doğrudan görüşmek şart değildi, muhakkak ki görüşecek kişi veya kişiler Hükümet veya AKP yetkilileri olmayacaktı.

Ancak, PKK ile temasa geçecek kişi(ler)e Başbakan'ın siyaseten sahip çıkması, arkalarında durabilmesi, gerektiğinde onları kamuoyu önünde savunabilmesi gerekiyordu. İşte bu noktada Başbakan'ın mangal gibi yürek sahibi olması gerekiyordu. Başbakan ilk bir yıl içinde bu cesareti gösteremedi.

Ancak, ne zaman ki referandum konusunda Hükümet "Evet"lerden emin olmamaya başladı, BDP'nin (DTP) son seçimlerde aldığı toplam oyların % 5.2'sine tekabül eden takriben 1.600.000 oy AKP'ye çok cazip gelmeye başladı. İşte bu safhada PKK ile görüşüldü ancak "Kürt Açılımı" açısından değil, 1.6 milyon oyu "Evet"e çevirmek için! Açıkçası AKP iktidarı "devlet yetkilileri" üzerinden kendine yönelik çıkarcı bir zihniyet ışığında PKK ile masaya oturdu! Bu tutum etik olmadığı gibi Kürtler açısından olumlu bir sonuç da getirmeyecektir.

Sekiz yıldır "Kürt meselesi" uğruna hiçbir şey yapmayan Hükümet 3 Eylül 2010'da Diyarbakır'da ne söz verirse versin; matematiksel olarak iktidarını zora sokacak seçim barajını % 10'un altına (% 5-% 7) indirmek katiyen işine gelmez. Zaten barajın indirilmesini Başbakan her seferinde kategorik olarak reddetmiştir.

Genel af, KCK'lıların salıverilmesi, Terörle Mücadele Kanunu'nda değişiklik yapmak, hele hele "demokratik özerklik" yolunda anayasal girişimlerde bulunmak genel seçime bir yıldan az süre kaldığı bir ortamda hemen hemen imkânsızdır.

Ancak, 3 Eylül 2010'da Diyarbakır Meydanı'nda Başbakan'ın genel-geçer sözler sarf edeceği, bu söylemeleri de kendisine yakın siyasi ve yazarlara verilmiş spesifik sözler olarak yorumlatarak, ağzından doğrudan bir söz çıkmadan "söz vereceği" aşikârdır. Siyasetin raconu bu! Bence önemli olan BDP'nin bu sözleri ciddiye alıp almayacağıdır!

BDP ile Açık, PKK ile Dolaylı Görüşme

12 Eylül 2010 referandumun ikinci galibi BDP'dir. "Evet" ve "hayıfların sayıldığı bir halkoylamasına "boykot" ile 3. bir renk katarak kendisini "diğerlerinden" ayrıştırmış ve ülkede farklı ve özellikli bir "gerçeği" temsil ettiğini yedi düvele göstermiştir.
BDP sözünü tuttu ve Doğu ve Güneydoğu'daki bazı illerde %51'in üzerinde çıkan "boykot" oylan ile Türkiye'nin derin bir gerçeğinin varlığını ve onun da TBMM'deki temsilcisinin kendisi olduğunu hepimizin gözüne soktu.

TBMM'deki BDP aynı zamanda PKK'nın siyasi uzantısıdır! Bu durumun en çok "boykot"çular farkında. Bu saptamayı her türlü önyargıdan ırak, sadece durum tespiti saiki ile yapıyorum. Dolayısıyla boykot oylarının %51'in üzerinde çıktığı illerde halkın çoğunluğunun PKK'ya en azından sempati duyduğunu inkâr edemeyiz. Beğensek de beğenmesek de durum bu!

AKP bir yıl "Kürt Açılımı" terimini ağzında geveledi durdu. Ancak, kendi tabanı başta olmak üzere ülkedeki "Türk milliyetçilerinin" hassasiyetinden ürktü ve oy kaybı korkusu ile açılımın içini bir türlü dolduramadı. Değil PKK ile dolaylı görüşmek, TBMM'de gurubu olan DTP (BDP) ile bile doğru dürüst görüşmedi. Israrla yazdım. "Analar ağlamasın" isteniyorsa, elinde silah tutan muhatap alınmak zorundadır ve bunu becerebilmek için de mangal gibi yürek sahibi olmak gerekir.

Ancak referandum sonuçları gösteriyor ki; ne Milli Görüşçüler ne de genel anlamda milliyetçi hassasiyeti yüksek Türkler, Habur'da yaşanan rezalete zamanında isyan etmiş olsalar da, bu duygularını 12 Eylül'de güvensizlik oyuna çevirmediler. MHP güçlü olduğu illerde paramparça oldu.

Referandumdan çıkan iki sonuca göre:


1) BDP-PKK'nın taban desteği yerleşik bir destektir.
2) AKP'nin "Kürt Açılımı" yaparken milliyetçi hassasiyeti yüksek kesimlerden çekinmesi yanlıştır.

Türkiye isterse bu fırsatı doğru değerlendirebilir. Kesin sınırlarla 3'e ayrışmış ülkede, en azından bir rengi diğerlerine yapıştırma işlemine bir an evvel başlanmalıdır. İktidar referandum sonuçlarını bir de bu gözle görmeli ve bir an evvel BDP ile açık, PKK ile dolaylı görüşmelere başlamalıdır. Bu konuda kendisine yöneltilecek muhalefetin millet indinde fazla itibar görmeyeceği ortaya çıkmıştır.

Öte yanda, geçen dönemde "Onu da isterim, bunu da isterim!" pervasızlığı içinde davranan Kürt milliyetçilerinin aksine BDP de diğer iki rengin ortak hassasiyetini gözeten bir görüşme adabı geliştirmelidir.

Bir Tabunun Önlenemez Yıkılışı: Tarihi Fırsat

Yıkılan tabu: "Terörle pazarlık yapılmaz!"
Yıkan: 12 Eylül 2010 referandumu.

Son bir yıldır "Kürt Açılımı"nı yüzüne gözüne bulaştıran AKP iktidarına çok kızan milliyetçi hassasiyeti yüksek kesimler bu kızgınlıklarını güvensizlik oyuna çevirmediler ve AKP politikalarına destek verdiler.

PKK da "eylemsizlik" kararı ile esasında AKP'ye destek verdi. Ramazanda Mehmetçik ölümleri devam etseydi, hassasiyet bileylenebilirdi. Tarihi fırsat işte bu!

Kürt meselesi ile ilgili "tarihi fırsat" sözünü ilk kez Cumhurbaşkanı Abdullah Gül kullandı ama onun kastettiği:

i) uluslararası konjonktür ve belki de
ii) TSK'nın ilgili politikalarının Hükümet'e yaklaşması idi.

Bence gerçek tarihi fırsat şimdi yaşanıyor. Zira fırsatı taban, doğrudan Türk halkı tanıyor. Dilerim, Hükümet bu sefer ıskalamaz!

Bana öyle geliyor ki, Hükümet bu kez daha cesur davranacak. İpuçları var. Hain Hakkâri saldırısı yaşanmasaydı, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin'le BDP eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Gültan Kışanak bir araya geleceklerdi. MİT Başkanı "konu"yu görüşmek üzere ABD'de. Belli ki devlet yetkilileri, tabii ki Hükümet'in bilgisi ve yönlendirmesi dahilinde, PKK ile görüşüyorlar.

Ancak, bu noktada kritik bir dönemeç var. Bu görüşmelerden "birileri" rahatsız. Bunlar PKK'nın bir hizbi olabileceği gibi, "dost ülkeler" bile olabilir.
İlk gün yapıldığı gibi TSK'yı olay yerinde bulunan çanta nedeni ile suçlamak ise tam bir zırva. Saldırıyı kendi yapıp veya taşerona yaptırıp, PKK üzerine atmaya yeltenenlerin kendi kartvizitlerini olay yerinde bırakacağını düşünmek TSK'yı da kendileri kadar geri zekâlı saymaya eşit.

Ancak, aşikâr ki ortada bir provokasyon var. Provokatörler, taraflarca gizli tutulacağı zannedilen Hükümet-BDP görüşmesini önden haber de almışlar. Ya BDP, ya da Hükümet içinde köstebekleri var.

Bu noktada Hükümet'e bir uyarım var. Provokosyanla ilgili verilecek en iyi mücadele provokosyonu boşa çıkarmaktır! Tamam, Hükümet-BDP görüşmesi hain saldırının yapıldığı gün yapılamazdı ama karabulutlar dağıldıktan hemen sonra yapılmalıydı. Provokosyana kim yeltendi ise amacına ulaşamayacağı gözler önüne serilmeliydi. Hükümet BDP ile, sivil-asker devlet yetkilileri PKK ile görüşmelidir ve herhangi bir provokasyon buna engel olamamalıdır. PKK içinde farklı liderlikler olduğu aşikâr. Apo ve çevresi ile yapılacak görüşmeler belki diğerlerini azdıracaktır ama aynı zamanda tecrit edecektir.

Kaynakça
Kitap: Yeni Osmanlıcılık ve Kürt Açılımı
Yazar: Cüneyt Ülsever
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Kürt Açılımı

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir