Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kürt Açılımının Neresindeyiz?

Kürt Açılımının Neresindeyiz?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2011, 02:38

Açılımın Neresindeyiz?

Açılım Diye Diye...


"Açılım" diye diye bugünlere geldik! Her sabah şehit haberleri ile uyanmak nerede ise günlük yaşamın parçası oldu. Her gün ocağına ateş düşen aile sayısı artıyor. Binlerce ana-baba, ağabey-abla, kardeş-bacı, teyze-hala, dayı-amca, asker evlatlarından gelebilecek "acı haber" ile elleri yüreklerinde yaşıyorlar, onların da her gün hayatından bir parça eksiliyor.

Başbakan "Artık analar ağlamasın!" diyerek yola çıktı. "Kürt açılımı"nı eleştirenlere "Hain!" dedi, onları "Yoksa siz anaların daha çok ağlamasını mı istiyorsunuz!" diyerek suçladı.

Sonuç: Analar beter ağlıyor.

Son bir yılı hatırlayalım. 2009 baharında önce Cumhurbaşkanı, sonra Başbakan birden ortaya "Kürt açılımı" kavramını attılar. Ben anında ortada "Kürt açılımı" falan olmadığını, bunun uluslararası konjonktürün dayattığı, bizi Kuzey Irak'ta ABD'ye yardımcı olmaya hazırlayan "Kuzey Irak açılımı" olduğunu söyledim.

Benim tezim başından beri nettir! "Eğer artık analar ağlamasın!" diyerek Türkiye'nin en hassas noktalarına neşter atmaya kalkıyorsanız, "mangal gibi yürek" sahibi olmanız şarttır. Zira anaların ağlamaması için eline silahı alanı muhatap almanız gerekir! Silahları susturmak isteyenin görevi kutsaldır ama cesaretinin de bir o kadar kavi olması mecburidir. Bu amaçla muhatabınızla açıkça görüşmeniz değil, dünya örneklerine bakarak gayriresmi irtibat kurmanız gerekir. Heyhat! Başbakan ilk günden beri sadece "Kürt açılımı içi bomboş bir çuvaldır" diyenlere kızmakla günlerini geçiriyor, bir tek somut adım bile at(a)mıyor.

Esasında "Kürt açılımı" Habur Kapısı'na gelen PKK'lılar "Biz pişman değiliz!" diye bağırırken "Yok siz bilmiyorsunuz, bal gibi pişmansınız!" diyerek onları buyur edip, ellerindeki "Apo mektubu"nu resmen teslim aldıkları gün açılmadan ebediyen kapandı. O günden sonra "açılım" artık kestaneleri çıplak elle ateşten almakla eşit hale geldi. Bir senedir Hükümet ne somut bir öneri oluşturuyor, ne de bir şekilde "anaları ağlatanlar" ile gayriresmi yollardan görüşme trafiği kurabiliyor.

Bir yandan beklentileri yükseltiyor, diğer yandan kapıları beter kapatıyor. Apo zaten "muhatap alınmazsa" 31 Mayıs 2010 sonrası olacakları çok önceden haber vermişti! Bugün yaşananlar her yaz başı yaşanırdı ama bu yaz başı yaşananlar "açılım'ın yarattığı kaos ile katmerlenmiştir!

Bir türlü açılamayan "açılım" beter bir "kapanma" ve dolayısı ile "sadece silah üzerinden konuşma" ortamı yaratmıştır ama bir soruyu da sormadan edemiyorum. Askerimize saldıran teröristler ö/ellikle Habur Bölgesi'nden içeri girmekteler ve topyekûn "dışarıdan" gelmekteler. Topraklarımıza giren teröristler karakollarımıza saldırmadan evvel istihbarat edilemiyorlar mı? Edilemiyorlarsa neden? Ediliyorlarsa neden önceden "bertaraf" etmek üzere askerlerimiz onlara saldıramıyor? Teknik bir sorun mu var?

Yoksa benim aklıma geldiği gibi bölgedeki komutanlarımız artık "inisiyatif" almaktan imtina mı ediyorlar? Eğer, teröristlere önceden saldırırlarsa, bugün yargılanan bazı askerlerin durumuna düşmekten mi ürküyorlar? Bölgedeki komutanlar "yargısız infaz yapan JİTEM'ci muamelesi görmekten mi çekiniyorlar? TSK artık "gayri nizami harp" yapamıyor mu?

Demokratik Açılımın Neresindeyiz?

Açılım 19 Ekim 2009 tarihinde Habur Sınır Kapısı'nda göçmüştü. Her ne kadar yandaş gazeteciler Habur rezaletini "Habur'dan girenlerin, terör eylemlerine katılmadığı kabul edildi ve pişmanlık yasası çerçevesinde serbest bırakıldılar"17, türü zırva cümlelerle savunsalar da Habur'dan giriş yapanlar bu cümleyi bizzat yalanlıyorlar.

Kendi ifadeleri ile:

"Bizler, Kürt sorununun çözümü için... Kürt Halk Önderi sayın Abdullah Öcalan'ın tarihi çağrısı üzerine... Türkiye'ye gelme kararını veren barış grubuyuz... Gelişimizin, 221. Maddeden yararlanma gibi bir amacı yoktur..."1" diyorlar ama "birileri" onlara "Yok, yok sen yine de TCK-221 sayılı Pişmanlık maddesi kapsamına alındın!" diyerek hukuka takla attırmışlardı.

Rıza Türmen "Demokratik Açılım" çerçevesinde TBMM'ye taşınan İnsan Haklan Kurumu (İHK) Tasarısı'nı irdelerken Tasarı'nın kendi ifadesi ile Kurul'un BM Genel Kurulu'nun insan hakları kurumlarına ilişkin ilkelerini içeren "Paris İlkeleri" çerçevesinde inşa edileceğini vurguluyor.

"Paris İlkeleri" insan hakları kurumlarının bağımsız olmalarını, Hükümet temsilcilerinin ise, toplantılara danışman olarak katılmalarını, yani oy hakkına sahip olmamalarını istiyor. Ancak, Türmen'in yaptığı açıklamaya göre "İHK üyesi olmak isteyenler taleplerini Başbakanlığa bildiriyorlar. Başbakanlık adayları Bakanlar Kurulu'na sunuyor. İHK Başkanı ve on üyesi Bakanlar Kurulu tarafından seçiliyor. Başka bir deyişle, İHK, hükümete bağlı bir., insan hakları kurumu olacak!"

Bana göre, eğer Hükümet samimi olarak "Kürt Açılımı" yapacak, Kürtlerin haklarını savunacak ise, işe seçim barajını % 10'dan, % 5-6'ya çekerek başlar. Bu hak Kürtlere TBMM'de doğrudan kendi partileri ile temsil hakkı verecektir.

Temsil demokrasinin temel ilkesidir. Ancak, Başbakan'a göre Türkiye barajın % 10'un altına inmesine hazır değilmiş. Başbakan'ın sözleri özde "Kürtler TBMM'de kendi partileri ile temsil edilmeye hazır değildir" anlamına gelmektedir.

Seçim barajı konusunda Sedat Ergin ise "Venedik Kriterleri"ne başvuruyor."

Önce şu saptamayı yapıyor:

"...parti kapatmaları ve HSYK'nın yapısını konu alan tartışmalar konu olduğunda, Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin tezlerine her seferinde Venedik Komisyonu raporlarını dayanak gösteriyor..."

Ergin'e göre Komisyon'un 12 Ocak 2009 tarihli taslak raporunun hemen girişinde karşımıza çıkan çarpıcı gerçek, en yüksek seçim barajının Türkiye'de uygulanıyor oluşu. Türkiye'yi % 7 ile kuzey komşumuz Rusya izliyormuş. Rapor, seçim barajlarının yol açtığı "Arzu edilmeyen sonuçlar" bölümünde Türkiye ve Rusya örneklerini veriyormuş. Rapora göre, AKPM kararı doğrultusunda % 3 ile % 5 arasında bir barajı yerleşmiş demokrasiler açısından "kabul edilebilir" bulunuyormuş.

Ben Venedik Kriterleri'ni her fırsatta referans gösteren yazarların (örnek: Mehmet Altan, Eser Karakaş) seçim barajı meselesinde Hükümet'e yol göstermelerini hasretle bekliyor olacağım. Demokratik Açılım'ın hali pür melali işte böyle!

Kaynakça
Kitap: Yeni Osmanlıcılık ve Kürt Açılımı
Yazar: Cüneyt Ülsever
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Kürt Açılımı

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir