Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Demokratik Özerklik Tezgahı

Demokratik Özerklik Tezgahı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2011, 02:38

Demokratik Özerklik

Demokratik Cumhuriyet


"Kürt meselesi" yine gündemde. Daha doğrusu konu etrafında tartışmalar tekrar ivme kazandı. Meselenin çözülmesi ve nihayet iç barışa kavuşmak için başta Cumhurbaşkanı olmak üzere herkes umutlu, hatta TSK bile bu konuda olumlu adımlar atılması amacıyla eski tavrından farklı davranmaya hazır olduğunu belli ediyor.

Murat Karayılan da PKK adına Hasan Cemal'e verdiği söyleşide "artık" bağımsız devlet veya federasyon istemediklerini, üniter devlet yapısını bozmayan bir çözümden yana olduklarını söylüyor. Kendisi bağımsız devlet taleplerinden Apo'nun yakalanması ile 1999'da vazgeçtiklerini iddia etmesine rağmen basınımız bu açılımı yeni bir açılım gibi görerek olumlu havayı daha da heyecanlı hale getiriyor.

Ben PKK'nın "yeni yaklaşımı" ile ilgili bir mülahazamı dile getirip, Başbakan'a bilmem kaçıncı defa yön değiştirten "Neden şimdi?" sorusuna cevap arayacağım.

Murat Karayılan bağımsızlık veya federasyon taleplerinden vazgeçtiklerini, üniter devlet yapısını bozmak istemediklerini söyledikten sonra ne istediklerini ise "Demokratik Özerk Kürdistan" sözleri ile ifade ediyor.

Terimi de şu sözlerle açıyor:

"Amacımız Kürtlerin eşit ve özgür yaşamasıdır. Mahalli İdareler Kanunu değişir, yerel yönetimler güçlendirilir. Sonra sıra Kürt kimliğiyle ilgili kültürel haklara ve kimilerinin af dediği 'toplumsal uzlaşma projesi'ne gelir."

Karayılan'ın "Demokratik Özerk Kürdistan" söylemi beni 2005 yılına götürdü. 1999 sonrası Apo ortaya "demokratik cumhuriyet" terimi ile çıkmıştı ve Başbakan Erdoğan da aydınlarla yaptığı "Kürt meselesi nasıl çözülür?" arayışlı toplantıdan sonra aynı terimi kullanmıştı. Zaten Apo da ardından yaptığı açıklamada "...Başbakan'ın açıklamalarını olumlu buluyorum. Başbakan'ın kullandığı kavramları daha önce ben kullanmıştım, bu kavramlar bana aittir" demişti.

Erdoğan'ı bilmem ama Apo "demokratik cumhuriyet" terimi ile kastini şu sözlerle açıklıyordu:

"...Benim çözüm tarzım, 21'inci yüzyıl çözümüdür. Demokratik Cumhuriyet tezini savunuyorum. Biz burada TC Anayasası, meclisi ve ordusunu tartışmıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı'nı anayasal üst kimlik olarak kabul ediyoruz. Alt kültürel kimliklerin önündeki engellerin kaldırılmasını istiyoruz. Demokratik konfederalizm, bir devlet yapılanması değildir. Ekonomik, kültürel, sosyal ve çevresel, mesleki vb. unsurların söylem tarzı, ifade biçimi olarak demokratik şekilde yapılanması ve örgütlenmesidir."

Bu karmaşık sözlerin altım deşerseniz çıkacak tek anlamlı açıklama:

"Demokratik cumhuriyet" iki eşit milletin kurduğu cumhuriyetin aynı çatı altında ama iki ayrı kimlik olarak demokratik haklarını kullanmasıdır. Apo'nun tarifi, o ne kadar inkâr etse de "federasyon"dur. Belirli konularda mahalli bağımsızlığa sahip "demokratik özerk Kürdistan" ancak bir federasyonla kurulabilir.

Bu talep kültürel hakların bireysel düzeyde özgürce kullanılması ve yaşanmasının çok ötesinde bir taleptir ve eninde sonunda Cumhuriyet'i iki ayrı milletin kurduğu anlayışına ve cumhuriyete modern (21. yüzyıl) demokratik görünümü verecek unsurun bu iki milletin bir arada yaşarken ayrı haklarının varlığının tanınması kabulüne dayanır.

Kürt Meselesi Nereye Payidar?

PKK açısından herhangi bir yeni söylem yokken, neden aniden ortaya "Kürt meselesi" bir kez daha atılmıştır. Soru budur! Ben cevabımı 2009 Nisan'ında, ABD Başkanı Obama Türkiye'yi ziyaret ederken, önceden vermiştim.

"i) Dünya petrol rezervinin % 10.6'sını barındıran Irak'ın ABD denetiminde bir yönetim altında 'toprak bütünlüğü'nün korunmasına Türkiye büyük katkı yapamaz mı?

ii) Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Irak enerji kaynaklarının (petrol+doğal gaz) % 20'sini stoklarken Kuzey Irak'ın esenliğine, petrolün dünyaya ihracına Türkiye yardımcı olamaz mı?"

Obama'nın Türkiye ziyaretinde aklıma takılan bazı sorular bunlardı.

Ancak, yine o yazıda bu görevleri ifa etmek için Türkiye'yi bekleyen edimleri de sıralamıştım:


"Bu görevleri layıkıyla ifa etmek için Türkiye'nin, a) kendi tarihi ile yüzleşmesi, b) öncelikle kendi Kürt'ünü kazanması" gerekir.
29 Mart 2009 seçimleri hem Türkiye'ye, hem ABD'ye göstermiştir ki Türkiye'nin kendi Kürt'ünü kazanması, "PKK ile pazarlık"tan geçer! Benim buraya kadar yaptığım analize hiçbir itirazım yok. Beni rahatsız eden; ABD ile "yeni dönemde" yeni bir hevesle, Irak'ta yeni bir işbirliğine girecek Türkiye'nin "PKK pazarlığında" neler vermeye hazır olduğuna dair hiçbir ipucunun/hazırlığın olmadığına dair edindiğim kanaattir.

i) Türkiye, Irak'ta ABD ile işbirliği karşısında ne alacak?
ii) Bu uğurda PKK'ya ne verecek?

Ben bu soruların cevabı oluşmadıkça ve kamuoyuna hazmettirilmedikçe AKP'nin "Kürt meselesi"nin çözümünde bilmem kaçıncı defa yan çizmesinden korkarım. Maazallah, ne vereceğimizi-ne alacağımızı bilmeden girişilen bir "pazarlık" bir kez daha hüsranla biterse, 24 Nisan 2009'da ilk yarasını alan "Obamania" bu kez Obama'nın sukutuhayale uğraması ile ikinci yarasını alabilir.

"PKK yeni tavizlere açık" veya "ABD isterse PKK'nın kolunu büker" varsayımları ile hayra yorulan rüyalar görmek, bu rüyaları Cumhurbaşkanı'na terennüm ettirmek çok tehlikeli bir oyundur.

TSK zımni de olsa, "Bu kez ben varım" diyor. PKK 99'dan beri ne talep ettiğini tekrar ediyor, ABD "PKK ile arayı düzelt" diyor. PKK, TSK ve ABD aynı minvalde "Kürt meselesi cemaatler ile çözülmüyor" diyorlar. Bunlar hepsi açıkça anlaşılıyor. Peki hükümet ne diyor? PKK'ya (Kürtlere değil) bazı tavizler verecek mi? Verecekse bu tavizler nelerdir? Bu soruların halen karanlıkta kalan cevaplarını çok merak ediyorum.

Meğer Karayılan Ne Demiş!

Bazen bu ülkenin "entellerini" hiç anlamıyorum. Aydın kişinin işi, hele hele bir köşe yazarının işi önce okuduğunu anlamak, sonra analiz yapmak, en son da başkasının görmediğini görmeye çalışmaktır.

Yazar okuru mümkün olduğunca az gaza getirir! Ancak bizde okuru gaza getirmek, esasında kendileri gaza gelmiş yazarlarca mubah sayılıyor. Kimse soğukkanlı yorum/analiz yapmayı sevmiyor.

Nisan 2009'da Obama Türkiye'ye geldiğinde methiyeciler övgü düzme yarışına girmişlerdi.

"Amerikan toplumunun en iyi niteliklerini temsil eden olağanüstü bir lider."
"Obama'dan önceki Türkiye'yi unutunuz, Obama'dan sonra yeni bir Türkiye var."
"Obama için şu '3 D'yi söylerdim: Dürüst, duyarlı, dost..."

Bu cümleleri Türkiye'nin önemli yazarları kurmuşlardı. Aradan bir ay geçti, şimdi yazarlar Obama'nın seçilmeden önce insan haklarını önemsediğini göstermek için verdiği sözlerin han-gilerinden "ABD'nin ali çıkarları uğruna" caydığını sıralıyorlar.

Hasan Cemal Murat Karayılan'la bir söyleşi yaptı. Yine anında bazı köşe yazarları PKK'nın bölünme, hatta federasyon talebinden vazgeçtiğini muştuladılar! Sanki PKK yeni bir açılım yapıyormuş gibi millete gaz verildi.

Cumhurbaşkanı bile "tarihi fırsat'tan bahsetti. Ancak TSK ile hükümetin Kürt meselesinde birbirine köstek olmaktan nihayet vazgeçtiğini öğrenmek dışında tarihi fırsatın ne olduğunu çözemedik...

Ben de Karayılan'ın söylediği yeni hiçbir şey olmadığını, onun Hasan Cemal'e kullandığı "Demokratik Özerk Kürdistan" ile Apo'nun 2005'te kullandığı ve Başbakan tarafından kopya edilen "Demokratik Cumhuriyet" sözlerinin tek bir anlama geldiğini iddia ettim: Federasyon!

PKK bağımsı/ devlet talebinden 1999'da Apo yakalandığında vazgeçmişti, ama "federasyon" talebi o tarihten beri aynen duruyordu.
Ben hükümet ve TSK'nın ima ettiği bireysel bazda kültürel hakların genişletilmesi teklifi ile PKK'nın "cumhuriyeti iki ayrı unsurun (milletin) kurduğu, dolayısıyla iki ayrı demokratik hakkın" var olduğu saptamasına dayanan siyasi talebin nasıl bir araya gelerek "tarihi fırsat" yaratacağını merakla takip ediyorum.

Murat Karayılan Hasan Cemal'e verdiği röportajın meramını anlatamadığını veya Türk entellerince tahrif edildiğini düşünmüş olmalı ki başka bir demeç daha vermiş.

"PKK terör örgütü elebaşılarından Murat Karayılan, sonunda 'çözümden ne anladığını' açıkça söyledi. Karayılan, İngiliz The Times gazetesinden Anthony Loyd'a Kandil Dağı'nda verdiği mülakatta, 'Türkiye, kendi yerel parlamentomuzu kurmamıza izin versin' dedi."

İlave de etmiş:

"Bir savaş var. Hem Türk hem de Kürt halkları bundan zarar gördü. İki tarafın da birbirini affetmesi gerekiyor. Buna herkes, Öcalan da dâhil olmalı. Affedebilmek barış için gerekli. Kürtler ve Türkler yeni beyaz bir sayfa açmalı."

Herhalde herkes "yerel parlamento"nun "federasyon" anlamına geldiğini artık anlamıştır. "Çözüm önerisi" muhakkak Apo'yu da kapsayan bir af talebini de içermektedir. Karayılan ne demek istediğine açıklık getirdi. Cumhurbaşkanı da artık "tarihi fırsat" sözü ile ne demek istediğine açıklık getirsin!

Bölünelim Daha İyi!

Demokratik Toplum Kongresi'nin düzenlediği "Demokratik Özerklik Çalıştayı"nda bir taslak tartışmaya açıldı.

Taslak yer yer şöyle:

"Demokratik Özerklik'te siyasi yönetim, tabandan başlayarak... demokratik konfederal temelde örgütlenmesini yaparak üstte toplum kongresinde temsiliyetini bulur. Demokratik Özerk Kürdistan Toplum Kongresi, demokratik Türkiye Cumhuriyeti parlamentosuna kendi temsilcilerini göndererek ortak vatan politikalarına dâhil olur. Demokratik Özerk Kürdistan kendisini temsil eden özgün bayrak ve sembollere sahiptir... Bu anlamda demokratik özerklik, Kürt halkının Demokratik Türkiye içinde yaşama iradesidir. Yani Kürt halkının si-yasi statüsünü ifade eder... Kürtçe'nin kamusal alanda kullanımı önündeki engeller kaldırılarak, ana okuldan üniversiteye kadar eğitim dili haline getirilmesi sağlanmalıdır. Demokratik Özerk Kürdistan'da resmi dil Türkçe ve Kürtçe olmalıdır. Hizmet dili Kürtçe olmalıdır..."

Ben hemen görüşümü ifade edeyim. Neresinden tutacağımı bilmediğim bu taslağı tartışmaktansa bölünmeyi bin kere tercih ederim!

Bu barut fıçısı taslak hakkında dört görüşümü belirtmek istiyorum:

1) Herkes istediği gibi hayal kurma hakkına elbette sahiptir.

Ancak, ben "taslağın tartışılmasından yanayım" deyip, sözüm ona aydın tavrı koyan ama taslakta yer alan maddeler hakkında tek kelime olumlu/olumsuz görüş ifade etmeyen/edemeyen entellere çok kızdım. Aydın herkesin söz hakkına sahip çıkar, ama kendi görüşünü de ifade etmek zorundadır. Ülkenin en temel sorunu ile ilgili bir tartışmada ortaya "mutlaka tartışılmalıdır" veya "şu taraf da görüş oluşturmalıdır" gibi yuvarlak laflar atıp, "ne şiş yansın ne kebap" edası içinde araziye uymaya çalışan enteller bana göre sade suya tirit aydınlardır.

Çıkar görüşünü belirtir, o görüşü taşımanın riskini de yüklenirsin!

2) İktidarın "Kürt meselesi"ndeki iktidarsızlığı da beni çileden çıkarıyor.

Çıkıyorsun ortaya "Kürt Açılımı yapacağım" diyorsun ama iki yıla yakın süredir herkes "Açılımın içinde acep ne var!" diye meraklanıp duruyor. İktidar "Kürt açılımı" diye ortaya çıktığında ben "Bu açılım esasında 'Kuzey Irak Açılımı'dır, iktidar Kuzey Irak'ta ABD'ye yardımcı olmak karşılığında ABD'den PKK'yı bölgeden atmasını bekliyor, bunu da bize 'Kürt Açılımı' diye yutturmaya çalışıyor" diyerek tepinip durdum. Hükümet "Kürt açılımı"nı Fırat'taki sağır çobana bile sordu ama ağzından somut tek öneri çıkmadı. Zira o da bu konuda tıpkı bazı entellerin yaptığı gibi "Ne şiş yansın ne kebap!" hesabı içinde.

3) TBMM Başkanı "kanunsuzluktan" dem vuruyor.


"TBMM'de düzenleme yapılmasından" bahsediyor. Haklı ama iktidar da türban meselesini hiçbir hukuki düzenleme yapmadan çözdü! Habur'a gelen PKK'lılar "kanuna" rağmen ellerini kollarını sallayarak sınırdan içeri girdiler. Şimdi, PKK "AKP'ye var da, bana yok mu!" deyince neden Başkan kızıyor.

4) Demokratik Özerklik Çalıştayı'nı tertip edenler de biliyorlar ki taslaktaki teklifler hayali.

Amaçları, 2011'de yapılacak seçime giderken AKP'yi Güneydoğu'da köşeye sıkıştırmak. İktidar partisini iki arada bir derede bırakmak. Allah var, "Özerklik Çalıştayı" Başbakan'ı suspus etti. Ne diyeceğini o da bilmiyor. Ancak, siyasi manevra uğruna Kürt'ü ile Türk'ü ile koca
ülkeyi ateş hattına atmaya kalkışmaları ucuz politika.
Ben diyeceğimi baştan dedim.

Eğer bazı Kürtler yukarıda özetleyerek yayınladığım taslakta ısrarlı olurlarsa, daha önce de yazdığım gibi ben de:

"Herkesin sepeti kendi koluna, herkes kendi yoluna!" derim.

Kürt Meselesi

Siyasilerin, aydınların, akademisyenlerin kıvırtmada rekor kırdıkları alan Kürt meselesidir! AKP, BDP, Hükümet'e destek veren sözüm ona aydınlar ve akademisyenler iş Kürt meselesine gelince, ne şiş yansın ne kebap şiarı ile, belki de kimileri korkuyu yüreklerinde hissettikleri için bol bol kıvırıyorlar.
AKP nerede ise iki yıl önce "Kürt Açılımı" sözünü ortaya attı ama kendi muhafazakâr-milliyetçi tabanını ürkütmemek için açılımın içine bugüne dek ilaç niyetine bir âdet çakıl taşı bile koymadı.

AKP yalakası Türk ve Kürt "aydınları", peşine düştükleri güç odağı açılımı açmayınca, onlar da açılıma destek veren ama söyleyecek tek somut sözleri olmayan garibanlar haline düştüler. İçinde ne olduğunu bilmedikleri bir şeyi savunacağız diye yapmadıkları şaklabanlık kalmadı.

Sonunda "Boşluk sonsuza dek boş kalmaz" prensibi çevresinde "açılım çuvalını" Apo doldurmaya başladı. Kanımca, 2010'da Türkiye'nin en popüler 3. kişisi oldu. 151)0 ise, iki arada bir derede, ne dediği, ne istediği belli olmayan veya günden güne değişen bir parti olarak kaldı. En sonunda eşbaşkanlığını Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk'un yaptığı söylenen Demokratik Toplum Kongresi (DTK) 12-13 Aralık 2010 tarihinde kapatılan DTP'nin Diyarbakır İl Binası'nda toplandı ve Hatip Dicle'nin açıkladığı bir çalıştay taslağı yayınladı.

Ünlü taslak çift bayraklı, çift dilli, kendi güvenlik gücüne sahip bir özerklik talep ediyordu. DTK üyeleri taslağın PKK'nın bir dayatması olmadığını, Kürt halkının talebi olduğunu hemen ertesi gün ilan ettiler.

Taslak hemen tartışılmaya başladı. Kongreye katılan veya AKP'ye destek veren gazeteciler herhalde, kendilerini üstü bıyık-altı sakal konumunda hissettiler ki, tartışmanın özüne girmemeye azami dikkat kesildiler. Bir Allah'ın enteli taslaktaki taleplerin lehine/aleyhine söz sarf etmedi. Başbakan da çalıştay ile ilgili suskunluğunu bir hafta sürdürünce ne diyeceklerini hiç bilemediler.

Ancak, bu arada taslak ile eleştiriler diğer kanatlarda yükselerek devam edince, daha önce "Taslak Kürt halkının talebidir" diyen DTK üyeleri de kıvırtmaya başladılar. Taslağı salona aniden giren 20 kişinin dağıttığını, taslağın esasen PKK'nın malı olduğunu savunmaya başladılar.

BDP de zaten başından beri taslaktan uzak durmuştu. Taslak sonunda Apo'nun sırtında kaldı! Ancak, yeni bir açıklama taslağın Apo'ya da ait olmadığını gösteriyor.

Apo yaptığı açıklama ile diyor ki:

"Kongre de, Parti (BDP) de demokratik özerkliği çok dar ve basit ele almışlar... Bu projeyi daha iyi sunabilirlerdi. Mesela demokratik özerkliğin tüm Türkiye'nin projesi olduğunu yeterince açıklayabilirlerdi. Öncelikle Türklerle nasıl bir demokratik bütünleşme sağlayabileceğini açıklayabilirlerdi. Onların sinir uçlarına dokunmuş deniliyor... Devletin yanına yeni bir devlet, bayrağın yanına yeni bir bayrak doğru değildir. Bu bir tuzaktır, bundan uzak durulmalıdır."

Sonunda çalıştay taslağı öksüz bir çocuk gibi cami bahçesine bırakıldı. Malkara Keşan. Hoppala paşam! Beni en fazla Türk-Kürt siyasetçi ve entellerinin belkemiksizliği rahatsız ediyor.

Kaynakça
Kitap: Yeni Osmanlıcılık ve Kürt Açılımı
Yazar: Cüneyt Ülsever
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Kürt Açılımı

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir