Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Büyük Selçuklu Devleti (1040-1157)

Burada Büyük Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Büyük Selçuklu Devleti (1040-1157)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 22:02

BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETİ
(1040-1157)


* Kurulduğu yer ve kapladığı alan:

Horasan'da kurulan Büyük Selçuklu Devleti kısa zamanda sınırları İçine Orta Asya, İran, Irak, Suriye ve Anadoluyu almıştı. Buralar eski medeniyet merkezlerinin de bulunduğu dünya idi. Ekonomi bakımından da, kuzey-güney, doğu-batı ticari münasebetlerinin meydana geldiği coğrafi alandı. Sınırlar doğuda Balkaş gölü, Isıg gölü, Tarım havzasından batıda Ege denizi ve Akdenize kadar kuzeyde Aral gölü, Hazardenizi, Kafkasya, Karadenizden güneyde Arabistan'a, Umman denizine kadar uzanmakta olup 10.000.OOOkilometrekareyi buluyordu. Başşehir Rey idi.

* Zaman:

Büyük Selçuklu Devleti 1040 Dandanekan Savaşıyla kurulmuştu. Daha evvel Samanoğulları ve Karahanlılar ortadan kalktığından bu meydan savaşı ile Gazneliler kuzey topraklarını Selçuklulara bırakmışlardı. Devlet 1157 yılında Oğuz isyanı ve Sultan Sencer'in ölümüne kadar yaşamıştır. Bundan sonra Türk tarihi, Selçukluların da bir devamı olan Anadolu Selçuklularıy'la devam eder.

* İnsan:

Selçuklu Devletini kuranlar Oğuz Türklerinin Kınık boyuna mensupturlar. Devletin adı Selçuk Bey'in adından gelmektedir.
Oğuz kelimesi, ünlü Macar bilgini Nemeth'e göre "ok-uz" şeklinden meydana gelmiştir; "z" çoğul ekidir ve "oklar-boylar" anlamını vermektedir. Prof.Dr. Faruk Sümer Oğuz Han'la, Mete Han arasındaki benzerliğe temas ederek, Oğuzların 24 boydan meydana geldikleri hakkındaki bilgilerin Xl.yy'dan daha öteye gidemediğini belirtmektedir.

Oğuzlar Müslüman olup Ön Asyada siyasi bakımdan etkili olmadan evvel Gök Türklerin ve Uygurların içinde yaşadılar. Fakat Uygur Devleti yıkılınca batıya gelerek Seyhun nehri kıyılarına yerleşip, İslamlarla komşu oldular.

Devlete adını veren Selçuk Bey'in asıl adı da değişik şekillerde yazılmış ve menşei araştırılmıştır. Marquart bunun aslında "Salçuk" olduğunu, L.Rasony ise doğrusunun "Selçük" olacağını ileri sürmüşlerdir. Selçuk kelimesine benzer "Salçığ" kelimesinin de bazı Türk lehçelerinde mücadeleci anlamına geldiği kelimenin menşei ile ilgili olarak nakledilmektedir.

Selçuk Bey'in babası Dudak (Tukak) idi. Bu kelime bayraktar anlamına geliyordu. Selçukoğullarının, Dukak'tan öteye ataları hakkında bilgiye sahip bulunulmamaktadır. Dukak'ın ataları olarak Reşidüddin'in ileri sürdüğü isimlerin (Tuğrul-Toksurmuş ve Kere Gücü-Hoca adları.. ) tarihi bir kıymetinin olmadığı ifade
edilmektedir.

* Bayrağı:

Mavi zemin üzerinde yay geren kartal motifi vardı. Yay ve ok hakimiyet işareti idi. Bunlar devleti ve istiklali gösteren bir işaret olarak telakki edilmiştir. Türkler arasında ok, bir tabiyet ve davet işaretiydi. Hakan, tabiyetinde bulunanlara ok gönderirdi. Yay ise ok'u attığı, sevkettiği için üstünlük alameti sayılmıştır. Fuat Köprülü de ilk Selçuklu bayraklarında ok ve yay'ın olabileceğini tahmin eder.

Kartal da, Türk mitolojisinde hakimiyet işaretiydi. En eski Hun kurganlarındaki süslerde de kartal motifi görülür. Bazen de çift başlı olarak resmedilmiştir. Kutsal kartal ve kutsal kurt aynı zamanda astronomik bir semboldür. Kartal, Tanrının habercisi sayılıyordu.

* Siyasi tarihinin önemli olayları:

Oğuzların, Aral gölü civarlarında, başında "Yabgu" denilen hükümdarları bulunan bir devletleri vardı. Başşehirleri Yenikent idi. Selçukluların ilk devirlerinden bahseden Melik-name adlı esere göre, Selçuk bu devletin subaşısı (ordu komutanı) idi. Selçuk, babasının ölümüyle 17 yaşında bu göreve gelmişti. Yine Melikname'ye göre Selçuk, Yabgu'nun, hatunun tahriki ile kendisini öldürmesinden korkarak askerleri ve oymağı ile kaçıp Cend şehrine gelmişti. Burası Yenikent'e yakın olup, Yabguya bağlı idi ve Müslümanlar yaşıyordu. Oğuz Yabgu Devletinin yıkılışıyla beraber, Selçuk Bey'in buraya çekilebileceği de muhtemeldir.

(985)

Oğuzlar 1001 yıllarına doğru Müslüman olurlarken başlarında Yabgu olarak, Selçuk Bey'in oğullarından İsrail'in (Arslan Bey) bulunduğu anlaşılıyor. Gerdizive Melikname'ye göre Yenikent'teki Oğuz Yabgu Devleti ortadan kalkarken Selçuklular bunu Cend'de devam ettirmişlerdir. Melik-nameye göre bu sıralarda Selçuk Bey hayatta idi. Fakat yaşı çok ilerlediğinden Yabgu ünvanını oğlu taşıyordu. Diğer oğulları ise Mikail ve Musa idi. Dördüncü oğlunun ise gençliğinde öldüğü söyleniyor. Bunun İbrahim Yınal'ın babası Yusuf olduğu sanılıyor.

Selçuklular siyasi bir kudret olarak belirirken bölgede Samanoğulları, Karahanlı ve Gazneli devletleri bulunmaktaydı. Bu devletlerle mücadele aynı zamanda Selçuklu Devletinin kuruluşu ve düzenlenmesi devresini teşkil eder.

Selçuklular Cend bölgesinde iken Maveraünnehre Samanoğulları hakimdi. Samanoğulları, Buhara yakınlarındaki Nur kasabasını yerleşmek üzere Selçuklulara vermişlerdi. Onlar da buna karşılık kuzey uc beyliğini üstlenmişlerdi. Karahanlıların, Samanoğullarıyla yaptıkları savaşlarda Selçuklular, Samanoğullarının tarafını tutar. Fakat bu mücadeleler sonunda Samanoğulları yıkılınca, toprakları Karahanlılar ve Gazneliler arasında paylaşıldı. Maveraünnehr bölgesi ise Karahanlıların eline geçmişti. Selçuklular ise, Selçuk Beyin ölümünden sonra (1007) Buhara yörelerine gelmişler ve buralarda Karahanlılara tabi bir şekilde yaşamışlardır.

Selçuklular, evvelce de Karahanlılarla savaşlar yapmışlardı. Onların gücünü iyi bilen Karahanlılar, Selçuklulara pek dokunmadılar. Fakat ilişkiler gayet dikkatli sürdürüldü. Batı Karahanlı hükümdarı bir ara Arslan Yabgu'nun yeğeni, Mikail'in oğlu Tuğrul Bey'i esir almışsa da, Çağrı Bey'in zaferiyle bırakmak zorunda kalmıştı.

1020-1021 yıllarında Karahanlı prenslerinden Ali Tekin ile Arslan Yabgu arasında hükümdar Arslan Han'a karşı ittifak yapıldı. Hükümdar, bu ittifaka yenilince Gazneli Sultan Mahmud'la birleşti. Onları birleştiren nokta, Selçukluların ikisi için de bir tehlike olarak belirmesi idi. Bunun üzerine Arslan Yabgu çöle çekildi. Daha sonra da Sultan Mahmud'un davetine uyarak, oğlu Kutalmış ile beraber huzura geldi. Fakat Sultan Mahmut O'nu oğluyla beraber esir alıp Kalincer kalesine hapsetti.

(1025)

Kutalmış bir ara kurtulup, çölde izini kaybettirmiş ve Türkmen yurduna dönmüştür. Arslan Yabgu ise 1032'de vefat etti.
Arslan Yabgu'nun esareti sırasında Selçukluların yönetimi Mikail'in oğulları Tuğrul (Mehmet) ve Çağrı (Davut) Beylere geçmişti. İkisi de önceleri, amcaları Arslan Yabgu"ya bağlı olup müstakilen akınlarda bulunuyorlardı; mali güçlerini de itibarlarını artırmak için, 1015 yılında Çağrı Bey'in Doğu Anadolu Hristiyan ülkelerine bir sefer yaptığını görüyoruz. Bu askeri harekat ilerki Türk göçleri için bir keşif hareketi oldu. Bu arada yeni liderleri kabul etmiyen Arslan Yabgu taraftarları da, 4000 çadır halk ve O'nun taraftarı komutanlar da Gaznelilere iltihak etmişlerdi.

Arslan Yabgu'nun eski müttefiki, Karahanlı prensi ve Buhara hakimi Ali Tekin'in de, diğer amca (Musa) oğlu Yusuf'a (Ç.Uluçay'a göre amcaları Yusuf Yinal. a.g.e. 38) Yabgu'luk ünvanı verip Selçuklu birliğini bozmak teşebbüsü netice vermedi.

(478)

Yine fiili kuvvet Tuğrul ve Çağrı Beylerin elinde idi. Bunun üzerine amacına erişemiyen Ali Tekin, Yusufu öldürttü. O'nun intikamı için Tuğrul ve Çağrı Bey'ler, Ali Tekin'le savaştılar. Bu savaşta Ali Tekin'in ordusu yenildi ve komutanı Alp Kara öldürüldü.

(Ocak 1029)

Yusuf'un ölümünden sonra, Tuğrul ve Çağrı Bey'in diğer amcaları Musa, "Yabgu" oldu. Böylece Selçuklular üçlü bir yönetime girdiler. Gazneli Sultan Mahmud'la arası bozulan Ali Tekin de, Selçuklularla iyi ilişkiler kurmaya çalışıyordu. Diğer taraftan Gazneliler, Selçukluları kendi taraflarına kazanmaya çalışıyorlardı. Bu durum Selçukluların siyasi rollerini artırdı. Gazneli komutanı Altuntaş, Debusiye Savaşında (1032) Ali Tekin'i yendikten sonra ölünce, yerine Harezm valisi tayin edilen Altuntaş'ınoğlu Harun'a, Sultan Mahmut tarafından "Harezmşah" ünvanı verilmemesi üzerine Harun isyan etmişti. Fakat bu sıralarda cereyan eden bazı olaylar Selçukluları zor duruma soktu; Cend hakimi Şah Melik, Selçukluların, Harezm'e gelişini hoş karşılamıyarak, bir baskınla onları yenmişti.

(Kasım 1034)

Selçuklular bu yenilgiden sonra Harezmi terketmek istedilerse de, Selçuklu desteğini kaybetmek istemeyen Harun'un desteği ve teminatı üzerine burada kalmaya karar verdiler.

1035'de Ali Tekin de ölünce bu üçlü arasındaki beraberlik (Selçuklular-Ali Tekin-Harun) çözüldü. Ali Tekin'in desteğini kaybeden Harun'un isyanını bastırmak artık Gazneliler için büyük bir mesele değildi. Ali Tekin'in oğulları ve Şah Melik de Selçukluları sıkıştırıyorlardı. Bu durumda Selçuklular, Horasan'a yönelmek zorunda kaldılar. Horasan, İran ve Yakın Doğu için önemli bir bölge idi.

Selçukluların 1035'de Ceyhun nehrini geçerek Horasan'a girmeleri Gazneliler tarafından hoş karşılanmadı. Sultan Mesut askeri hazırlıklarla Gazne'den, Nişabur'a geldi. Önce komutan Beydoğdu, 17.000 kişilik ordusuyla Nesa sahrası üzerinde Selçuklulara saldırdı. Selçuklular çadırlarını, silahlarını bırakarak dağlara, mağaralara doğru kaçtılar. Bunun üzere Gazne ordusu yağmaya dalınca, bundan faydalanan Selçuklular karşı taarruzla Gazneli ordusunu yendiler.

(Haziran 1035)

Selçuklular, Gazneli ordusunun tedbirsizliği ile ummadıkları bir zafere ve bol ganimete kavuşmuşlardı.
Gaznelilere karşı kazanılan bu ilk zafer Selçuklulara güven vermiş ve devlet kurmanın müsait şartlarını hazırlamıştır. Bu vakte kadar Gazneli topraklarına girmiş, yerleşmeye yurt isteyen, bunun karşılığında vergi, asker, uç bekçiliği gibi mükellefiyetlere razı olan Selçuklular birden büyük bir zaferin sahibi olmuşlardı. Hiç bir mükellefiyete bağlı olmaksızın bu zaferin sonunda imzalanan anlaşma ile yurtlarını kendileri temin etmişlerdi. Yapılan anlaşma gereği Dihistan Çağrı Bey'e, Ferave-Yabgu'ya, Nesa Tuğrul Bey'e verilmişti. Ayrıca bir Gazneli elçisi'yle hil'at, menşur ve sancak gönde rilecekti.

Fakat münasebetler bu anlaşma ile düzelmedi. Selçukluların güçleri gittikçe artıyordu. Sultan Mesut da bunu engellemek istemekteydi. Selçuklular yurtlarının dar geldiğini ifade ederek, arazilerine Merv, Serahs, Baverd gibi şehirlerin de katılmasını istediklerini Sultan Mesud'a bir mektupla bildirdiler. (Kasım 1036) O sıralarda subaşı Hacip komutasında Gazneli ordusu da Selçuklular üzerine yürüyüşte idi . Sultan Mesut bu ordunun zaferinden emin olarak, kendisi Hindistan seferine hazırlanmaktaydı. Fakat Serahs yakınlarındaki savaşta (Mayıs 1038) Gazneli ordusu ikinci defa mağlup edildi. Bu savaş Horasan'ı kesin şekilde Selçuklu hakimiyetine soktu. Selçuklular buralarda derhal memurlar tayin ettiler, teşkilatlandılar. Tuğrul Bey Nişabur'a geldi. Burada "Es-Sultan'ül Muazzam" ünvanıyla Tuğrul Bey adına hutbe okunurken, Merv'de "Melik'ül Müluk" ünvanı ile Çağrı Bey adına hutbeler okunuyordu, Musa Yabgu da Serahs'ı yönetiyordu. Abbasi Halifesi Kaaim bi-Emrillah tarafından bir elçinin Nişabur'a gönderilmesi de Selçukluların siyasi varlıklarının tanınması demekti.

Bunun üzerine Sultan Mesut, 300 savaş fili ve 100.000 kişilik ordusuyla Seçuklular üzerine yürüdü. Selçuklu yöneticileri Serahs'da birleşerek, sahraya çekilip, baskın savaşlarıyla Gazneli ordusunu yıpratmaya karar verdi.

(1039)

Ertesi yılın baharında iki taraf büyük bir mücadeleye girdi. Selçuklu ordusu Serahs'tan kuzeye, çöle doğru çekilirken bütün kuyuları bozarak Gazneli ordusunu zor durumda bırakıyordu. Nihayet Mervyakınlarındaki Dandanekan'da yapılan ve üç gün süren büyük meydan savaşını Selçuklular kazandı.

(22-24 Mayıs 1040)

Bu meydan savaşı Selçuklu Devletinin kuruluşunu sağlamıştır. Tarihimizde devlet kuran bir meydan savaşıdır. Devletin başşehri önceleri Nişabur, daha sonra Rey oldu. Tuğrul Bey hükümdar, Çağrı Bey, Yabgu durumundadır, ilk para da Nişabur'da, Tuğrul Bey adına basıldı. Buradaki ünvanı "EI-Emir'ül eceli" (Yüksek Emir)dı, Rey'de basılan paralarda "EI-Emir'ül Seyyid" ünvanı görülür.

Böylece Selçukluların Karahanlı ve Gaznelilerle mücadeleleri sırasında devletin kuruluş ve tanzimi safhası tamamlanmış olmaktadır. Devletin ilk veziri de Eb'ul Kasım Buzoani'dir. Devletin sivil kadrosunu O meydana getirmiştir.

Selçuklu Devleti kurulurken Ön Asyanın diğer devletleri Abbasi Halifeliği, Fatımiler Devleti ve Bizans Devletiydi.

a • Selçuklu - Bizans münasebetleri:

Batı ile münasebetler Çağrı Bey'in 1015'deki Doğu Anadolu ve Kafkas seferiyle başlamıştı. Bu sefer sırasında bölgede Türk kuvvetlerine karşı koyacak bir güce rastalanmamıştı. Gürcü kuvvetleri geri çekilmiş, Vaspuragan ve Ani krallığı Selçukluları durduramamış, Ermeniler Orta Anadoluya çekilmişlerdi. Bu yöneliş ilerde Türk ve İslam tarihi, dünya tarihi açısından büyük sonuçlar getirecektir.

Türkler, evvelce kendilerine siyasi ve dini bakımdan kapalı olan Hazarın güney göç yolunu kullanarak Azerbaycan üzerinden Anadoluya gireceklerdir. Buralar Hristiyan-Bizans İmparatorluğunun elinde olduğundan siyasi bakımdan da harekata müsaitti. Dini bakımdan "Dar'ül Harb'dir. Ayrıca Türklerin sosyal ve ekonomik hayatına uygun şartları da kapsamaktadır.Bu tarihi olay "Anadolunun Türkleşmesi" ile sonuçlanacaktır. Bu bölümde ise Selçukulu-Bizans münasebetlerinin siyasi yönü ele alınacaktır.
Batıda Selçuklu Devletinin siyasi rakibi Bizans İmparatorluğudur. Diğertaraftanda Emevi ve Abbasi devletlerinin siyasi varisi durumunda olan Selçukluların hedefi yine Anadolu ve Bizans idi.

Anadoluya, Hakkari yöresinden ilk giren Türklerin bu teşebbüsü başarılı olamamıştır. Vaspuragan havzası (Van bölgesi) üzerine yaptığı seferde buranın valisi Aaron, Bizansın Gürcistan valisi Katakalon Kekomanostan yardım alarak büyük Zab nehri kenarındaki savaşta (1045) Selçuklu ordusunu yendi...
Anadolu üzerine daha kuvvetli bir sefer yapmak ve yenilginin intikamını almak için bu sefer Tuğrul Bey'in (anne bir) kardeşi ibrahim Yınal Anadoluya girdi.

(1047)

Muş, Erzurum, İspir bölgelerine akınlar yaptıktan sonra Bizans ordusuyla Pasin ovasında karşılaştı. Bu savaşta Gürcistan hakimi Liparit esir alındı. Selçuklular büyük bir zafer kazandılar.

(18 Eylül 1048)

Arap kaynaklarına göre 100.000 esir ve 15.000 araba yükü ganimet elde edildi.

Bu zafer Selçuklulara, Bizans karşısında büyük bir güven verdi. Pasinler Savaşı Bizansla ilk ciddi askeri karşılaşma idi. Kazanılan zaferle Bizansın yenilmiyeceği endişesi ortadan kalkmış, bu çekingenlik yenilmiştir. Savaştan sonra Eb'ul-Fazl Nasr Bizans'a elçi olarak gönderilmiştir; Müslümanların İstanbul kuşatmaları sırasında (VIII.yy.başları) komutan Maslamanın isteği üzerine İstanbul'da yapıldığı rivayet edilen camiinin onarılması, Şii-Fatımi Halifesi adına okunmakta olan hutbe kesilerek Abbasi Halifesi ve Tuğrul Bey adına hutbe okutulması kabul edildi. Yıllık vergi meselesi ise Bizans tarafından reddedildi. Bundan sonra Bizans doğudaki askeri kuvvetlerini artırmış ve hazırlıklarını sürdürmüştür.

Daha sonra İbrahim Yınal ve Tuğrul Bey'in Anadoluya akınları olur; Kars kuşatılmış, Muradiye alınmış, Erciş hakimiyeti kabul etmiş, Malazgirt iki defa kuşatılmışsa da alınamamıştır. Tuğrul Bey Anadoludan çekildikten sonra komutanlar akınlara devam etmişler ve Fırat nehri geçilmiştir.

Selçuklu-Bizans mücadelesinde en önemli askeri karşılaşma Malazgirt Meydan Savaşıdır. Bu savaşta Anadolunun kilidi durumundaki Malazgirt çözülmüş, Bizansın askeri gücü kırılmıştır. Anadolu büyük kısmıyla Türk göçlerine açılmıştır. Savaş İslam dünyasınca da benimsenmiş ve zafer büyük bir sevinçle karşılanmıştır.
Sultan Alparslan, Fatımiler üzerine seferde olup Halep önlerinde iken Bizans İmparatoru Romenos Diogenes'in büyük bir ordu ile doğu Anadolu üzerine yürüdüğü haberini aldı. Süratle hareket ederek seçme askerleriyle Nisan 1071 'de Fırat'ı geçerek Urfa, Musul üzerinden Azerbaycan'a vardı. Burada ordusuna çeki düzen vererek Bizans ordusunu karşıladı. Selçuklu ordusu 40.000, Bizans ordusu 200.000 kişi kadardı. Sultanın barış teklifini, Bizanslılar reddettiler. Bizansın amacının Anadolunun da ötesinde Türk devletini yıkmak ve topraklarını ele geçirmek olduğu anlaşılıyordu. Bağdat Halifesi ise bütün İslam ülkelerinde, Cuma hutbesinde okumak üzere dua hazırlamıştı.
Savaş Arap kaynaklarına göre aynı gün akşama doğru Türk zaferiyle sonuçlandı.

(26 Ağustos 1071)

Uzun tarihi boyunca ilk defa bir Bizans imparatoru, Müslüman bir hükümdara esir düşmüştü. Yapılan anlaşmaya göre Bizans, Türklerin yüksek hakimiyetini kabul etmiştir; yıllık vergi verecek ve istenildiği zaman, gereği kadar asker gönderecekti.

Malazgirt Savaşıyla, Bizansın askeri gücü kırıldığından Türk akıncıları ciddi bir direnmeyle karşılaşmamışlardır. Türkmenler de artık Anadoluya yerleşmeye başlamışlardır. Bu bakımdan Malazgirt Savaşı vatan kuran bir meydan savaşı olmuştur. Anadolunun Türkleşmesi olayı, Sultan Melikşah zamanında da devam edecektir. Anadoluda, Büyük Selçuklu Devletine tabi olarak faaliyet gösteren Mengücükler (Erzincan), Saltukoğulları (Erzurum), Danişmendoğulları (Sivas), Artukoğulları (Diyarbakır, Mardin civarı) fetihlerde bulunmuşlar ve bölgelerini bayındır bir Türk yurdu haline getirmişlerdir. Daha sonra bu Beylik'ler, Anadolu Selçuklu Devletinin siyasi birliğine katılacaklardır.

b - Selçuklu - Halifelik münasebetleri:

Dandanekan Savaşından sonra Merv'de toplanan ve Tuğrul Bey'in nutkuyla açılan kurultayda, Bağdat Halifesine mektup yazılarak, kendilerinin tanınması isteği karar altına alınmış idi. Daha önce de görüldüğü gibi Selçuklularla, Halifelik arasında iyi ilişkiler başlatılmıştı. Selçuklu elçisi Ebu İshak'ul Fukkai ile gönderilen mektupta Selçukluların Oğuz Han soyundan oldukları ve gazaya devam edecekleri bildirilmekteydi. Mektubun başında da eski Türk hakimiyetinin sembolü ve tuğra olarak ok ve yay işaretleri bulunmaktaydı. Halifeliğin de meşhur hukukçu ve baş-kadı Maverdi"yi elçi olarak göndermesiyle (1043) ilişkilerinin geliştiği anlaşılıyor. Bu elçinin gelmesi Selçuklu Devletinin, İslam dünyası tarafından fiilen tanınması demekti. Bu hal Selçukluların İslam dünyasında etkili bir rol oynamasını sağlıyacaktır. O sıralarda Halifelik, Şii-Büveyhoğularının baskısı altında idi. Selçuklular bundan sonra halifeliğin dayanağı olacak, Büveyhoğulları Devleti, onlartarafından yıkılacaktır.

Karşılıklı bu elçilik ilişkileri sürerken Tuğrul Bey, Halife tarafından Bağdat'a davet edilmiştir. Burada Tuğrul Bey adına hutbe okunur.

(1055)

Büveyhoğulları komutanı Arslan Besasiri meselesi halledilip, O'nun öldürülmesinden sonra Halifelik, Fatimilerin entrikalarından ve Şii baskısından kurtuldu. Halife Kaaim Bi-Emrillah, Tuğrul Bey'in Arslan Besasiriyi yenmesinden pek memnun kalmıştı. O'na doğunun ve batının hükümdarı anlamına gelen "Sultan'ul - Mağrıb ve'l Maşrık", dinin direği anlamına "Rükneddin" ve "Kasım-Emir Ül-Mü'minin" ünvanları verildi. Bu durum Selçuklu Devletini İslam dünyası ve Yakın Doğu politikası içinde gittikçe etkili hale getiriyordu. İslam dünyasının liderliği Araplardan, Türklere geçiyordu. Tuğrul Bey "Kasım-Emirül-Mü'minin" ünvanı alıp, Halifenin ortağı olmakla din ve dünya işleri birbirinden ayrılıyordu. Halife din işlerinin başkanı, dünyevi işlerin başkanı da Selçuklu Sultanı oluyordu.

Halife ile Sultan arasındaki ilişkiler, akrabalık bağları ile de kuvvetlendirilmişti. Fakat yetkilerin bölüşülmesi, daha sonra Halifelerin siyasi kudretlerine yeniden sahip olmak istemeleriyle mücadeleye yol açmıştır. Tuğrul Bey'in ölümünden sonra Halife, Bağdatta Sultan adına hutbe okutmayı kesmişsede, Sultanın Bağdat valisinin baskısıyla Alparslan adına hutbe okunmuştur. Bu mücadele hali Selçuklu Devletinin yıkılışına kadar sürdü. Ondan sonra Irak Selçukluları Devletinin bir iç meselesi olarak devam etti. Selçuklulardan sonra bu bölgede Cengiz'in hakimiyeti ve torunlarının İslamiyete girişi ile Batınilerin ve Alevilerin teokratizme giden bütün ümitleri yıkıldı.

c - Selçuklu - Fatımi münasebetleri:

Selçukluların Batı politikalarında Fatımi münasebetleri de önemli bir yer tutar. Tuğrul Bey zamanında Selçuklular, Bağdat Halifeliğinin ve Sünniliğin koruyucusu olmuşlardır. Dandanekan savaşından sonra Halifeliğe yazılan mektupta Hz. Peygamberimize hizmetle şeref kazanmak, hac yollarını açmak ve Mısır-Suriye şaşkınları (Fatımi-Şii) ile savaşmak arzusu ifade ediliyordu.

Suttan Alparslan zamanında ise Batı politikasında Bizans meselesi ön plana geçmişti. Alparslandan sonra Fatımilerle mücadeleyi komutanlardan Atsız ve Melikşah'ın kardeşi Tutuş sürdürmüştür. Fakat Tutuş'un önce Anadolu Selçuklularıyla savaşması, daha sonra Melikşah'ın ölümüyle taht kavgalarına girişmesi faaliyet yönünü doğuya döndürdü. Hatta Fatımiler zaman zaman Suriye Selçuklularına taarruz ettiler. Daha sonraki Haçlı seferleri, Selçuklularındikkatlerini Suriye üzerinde topladı. Neticede Fatımilerin yıkılışı, Eyyubiler tarafından olacaktır.

(1171)

Selçuklu-Fatımi münasebetlerinin askeri yanından başka yönü de vardır; İsmaili-Şii'ler tarafından kurulan ve Hz. Peygamberimizin kızı ve Hz. Ali'nin eşi Fatma'nın adından dolayı "Fatımi Devleti" diye anılan bu devlet (909-1171) Mısır, Filistin ve Suriyede hakimdi ve hutbeyi Fatımi Halifesi adına okutuyorlardı. Selçuklularla mücadelelerinde yepyeni bir metodla İran'a girmeye çalışmışlar ve buraya en iyi yetişmiş dailerini (propagandacı) göndermişlerdi. Selçukluların kurduğu medreseler de bu faaliyetlere set çekmiştir.
Aynı kökenli bir mesele olarak görülen Hasan Sabbah ve Batınilik de Selçukluları zor durumlara düşürmüştür. Hasan Sabbah taraftarlarına "Haşişi"ler yahut "Nizari"ler denmiştir. Devletin önemli yöneticilerine suikastler düzenlemişlerdir. Vezir Nizam'ül Mülk'übunlar şehit etmişlerdir. Batınilerin varlıklarına ancak Moğollar son vermiştir.

d - Büyük Selçuklu Devletinin yıkılışı:

Sultan Melikşah'ın 1092 de ölümünden sonra devlet siyasi bir buhran içine düştü. Ondan bir müddet evvel de vezir Nizam'ül Mülk bir Batıni tarafından hançerlenmek suretiyle öldürülmüştü. Bu buhran devri Sultan Sencer zamanında giderilip devlet yeniden yükselmişse de, O'nun ölümüyle parçalanmaya başlamıştır.

(1157)

Sultan Sencer, Katavan savaşıyla (1141) Kara Hıtaylara yenilince, bir de içte Oğuz isyanıyla karşılaştı.

(1153)

Biraz da devlet adamlarının tahrikiyle Sultan Sencer'in Oğuzlarla yaptığı savaşta esir düşmesi siyasi dengeyi tamamen bozdu. Oğuzlar bir müddet fiili hakim oldular. Uç yıl sonra, Sultanın 1157'de ölümüyle resmen ve fiilen devlet sona erdi. Devletin yıkılmasıyla ona tabi olan devletlerde bağımsız oldular.

* Büyük Selçuklu Devletinin Türk tarihindeki önemi:

Selçuklu Devleti, Türklerin İslamiyeti kabulden sonra kurdukları büyük bir devlettir. Hazar'ın kuzey göç yolundan giden Türkler daha sonra Slav-Ortodoks kültürü içinde erimişler ve hareketleri askeri karakterli kalmıştır. Fakat güney göç yolundan gelenler, Müslüman Türkler diğer İslam kavimler arasında erimek bir yana siyasi, askeri, sosyal bakımdan daha da parlamışlardır. Müslüman olan Türkler milliyetlerini de kuvvetle idrak etmişlerdir. Bu müspet unsura işaret etmek lazımdır. Bu Türkler, Bizans kültürü karşısında da milliyetlerini, İslamiyet sayesinde korumuşlardır.

Diğer taraftan Selçuklu Devleti artık bir Orta Doğu devletidir. Bölgede Selçuklulardan evvel de Türkler vardı. Bölge Selçuklulardan evvel Türkleşmeye başlamıştı. Selçukların hakimiyetiyle Türk devleti kara devleti olmaktan çıkıp, deniz devleti olmaya başlamıştır.

Batıda siyasi ve dini bakımdan rakip ve hedef Bizans idi. Gördük ki, Bizans Anadoluda bir gerileme devrine girmiştir. Malazgirt Savaşı, Bizans açısından bu çözülmenin başlangıcıdır.

Tuğrul ve Çağrı Bey'ler Türk tarihinin örnek devlet adamı ve kardeşleridir. Tıpkı Bumin Kağan-İstemi Yabgu, Bilge Kağan-Gültekin, Orhan Gazi-Alaaddin gibi... Alparslan ve Melikşah da muhteşem tarihimizin müstesna devlet adamlarıdır. Onlar kendilerinde tarihi Türk ülküsünü ve İslam imanını birleştiren şahsiyetlerdir. Onlar sadece bir komutan olmaktan öteye, nesilleri birbirine bağlayan kültür abideleridir. Türk devlet anlayışına, hakimiyet idealine devamlılık ve hayatiyet vermişlerdir. Sultan Alparslan'ın ünvanı "Sultan'ül-Adil" (Adil Sultan) ve "Eb'ul-Feth" (Fetih babası) idi. Bu ünvanlar onların yönetim anlayışları bakımından fikir verir.

Sultan Alparslan şefkatli ve merhametli bir hükümdardı. Milletinin babası anlayışıyla yönetim ederdi. Fakirleri gözetir, muhtaçlara maaş bağlatırdı. O'nun dindarlığı, askeri kabiliyeti, üstün yönetimi kendisi hakkında keramet atfeden rivayetlerin doğmasına sebep olmuştur.

Mezarında şöyle yazıyordu:

"Alparslan'ın göklere yükselen büyüklüğünü görenler, bakınız! Şimdi O, şu kara toprağın altında yatıyor.."

Sultan Melikşah ise Halep ve Antakya'yı fethettiğinde atını Akdenize sürerek, kılıcını denize daldırıyor ve şöyle diyordu:

"İşte Allah, İran denizinden bu denize kadar benim elime verdi... "

Sonra namaz kılarak Allah'a dua etmişti. Denizden aldırdığı kumları babasının mezarına serperek şöyle seslendi:

"Ey benim babam Alparslan! İşte sana müjde, henüz bir çocuk olarak bırakmış olduğun oğlun, dünyayı baştan başa fethetmiştir."

Bu hakim devlet-hükümran millet anlayışı Sultan Sencer'de de görülür; 1133'de Halifeye yazdığı mektupta "Biz cihan padişahlığını, cihan padişahı babamız Melikşah'dan ve verdiği sancak ile Halife'nin dedesinden miras ile aldık..." diyordu.

Selçuklular zamanında "Saltanat" ile "Hilafet" birbirinden ayrılmış ve dünya işleri Sultan'a bırakılmıştı. Daha sonra Halifeler siyasi kudret sahibi olmak için her ne kadar mücadele etmişlerse de bunun başaramamışlardır. Bilindiği gibi bu yetkilerin birleşmesi yine Türklerde (Osmanoğullarında) Yavuz Sultan Selim devrinde olacak ve Cumhuriyete kadar sürecektir.

Selçuklu Devleti, Batı Türklüğüne hayat vermiştir. Doğu Türkeli Moğol İstilasıyla sönerken, Batı Türklüğü Selçuklu Devletiyle yükselmiştir. İslam dünyası ve Hristiyan dünyası ile temasa gelinerek önemli görevler ifa edilmiştir. İslam dünyası Şii baskısından ve Haçlı istilalarından korunmuştur.

Selçukluların Anadoludaki hakimiyetleri , bu coğrafyanın vatanlaşmasıyla sonuçlanmıştır. Selçuklular yıkılırken, fethedilen bu topraklarda Türk tarihinin en muhteşem devirleri yaşanmıştır.

Büyük Selçuklu Devleti, Ön Asyada kurulan Türk devletlerinin siyaset bakımından olduğu kadar yönetim, teşkilat, sanat bakımından da geleneğini kurmuştur. Bu devletlerden Irak, Suriye, Kirman Selçukluları bir müddet yaşadılarsa da asıl devamlılık gösteren ve "Büyük Türk Devleti" sancağını Osmanoğullarına ulaştıran Anadolu Selçukluları olmuştur... Bu devletlerin de tarihlerine burada kısaca değinilecektir.

a - Irak Selçukluları. (1117-1194):

Bu devlet Sultan Melikşah'ın ölümünden (1092) sonraki taht kavgaları neticesinde Sultan Mahmut tarafından, O'nun Sultan Sencer'e tabi olması suretiyle kurulmuştur. Irak, Suriye, Doğu Anadolu ve Azerbaycanı kaplıyordu. Sultan Mahmud'un 1131'de ölümüyle yeniden taht kavgaları başlamıştır. Bu iç karışıklıkar sırasında Halifelikle de mücadeleler sürmekteydi.
Son hükümdar Sultan III. Tuğrul'un, 1194'de Harezmşah Tekiş'e yenilmesiyle devlet yıkılmış ve ülkesi Harezmşah'lara katılmıştır.

b - Kirman Selçukluları. (1043 -1187):

Bu devlet Alparslanın kardeşi Kavurd'un beraberinde götürdüğü Oğuzlarla, Kirman ve Umman bölgesini fethetmesiyle kurulmuştur. Kavurd Bey burada iyi bir yönetim sürmüş, adil bir idare kurmuştu. Fakat, Sultan olmak için Melikşah'la yaptığı mücadeleyi kaybedince öldürülmüştür. (1073) Kirman Selçukluları ise Sultana tabi olarak yaşamışlar ve Kavurd'un oğulları tarafından yönetilmişlerdir. Daha çok da ilim ve imar faaliyetlerinde sivrilmişlerdir.
Sultan Sencer'in Oğuzlara esir düşmesinden sonra, Oğuzlardan Dinar Bey Kirmanı istila edince, Kirman ülkesi son melik II. Muhammed Şah'tan alınarak bu Selçuklu koluna son verilmiştir.

c - Suriye Selçukluları. (1078-1117):

Melikşah'ın kardeşi Tutuş'un, Şam'a melik tayin edilmesiyle kurulmuştu. O'nun zamanında en önemli münasebetler Anadolu Selçuklularıyla olanlardır. Yapılan savaşta Tutuş galip gelmiş ve Süleyman Şah ölmüştür.(1086) Tutuş, daha sonra Sultanlık mücadelesine girmişse de kaybetmiş ve 1095'de ölmüştür.
Tutuş'un oğullarından Dokak Halepte, Rıdvan Şamda hüküm sürüyordu. Fakat aralarındaki mücadeleler sırasında Haçlılar Antakyayı ele geçireceklerdir. Fatımiler Suriye işlerine karışırlar hatta Kudüs ve Filisitini işgal ederler. Bu sıralarda bir de Batıni suikastleri oldukça karışıklık yaratmaktaydı.
Bu iç kavgalar ve karışıklıklar sırasında yönetim Şam atabey'i Tuğ-Tekin'e geçti. Böylece Suriye Selçukluları fiilen son buluyordu. (1117) Fakat bu atabeyin sülalesi de siyasi bir kudret haline gelemedi.

d - Anadolu Selçukluları. (1077 -1308):

Anadolu Selçukluları, Büyük Selçuklu Devletinin tarihi mirasçısı olmuşlardır. Gerçi Selçuklu ülkesinin siyasi birliğini sağlıyamadılar ama siyaset ve istikbal bakımından mirasçıdırlar. Bir Ön Asya devleti olmak yolunda, Bizansla ilişkilerde, Haçlılarla mücadelelerde Selçuklu siyasetinin devamını sağlamışlardır.
Arslan Yabgu'nun torunu, Kutalmış'ın oğlu Süleyman tarafından kurulmuştur. Süleyman Şah'ın Anadolu fetihlerine nasıl katıldığı yolunda değişik iddialar vardır; Kutalmış'ın, Alparslanla sultanlık mücadelelesini kaybetmesinden sonra oğulları Mansur ve Süleyman, Anadolu ucuna sürülmüşlerdi. Diğer bir görüş de Melikşah'tan zaptedecekleri memleketlerin hükümdarılk menşurunu alan Kutalmışoğulları, Anadolunun fethiyle görevlendirilmişlerdi.

Süleyman Şah 1074'den itibaren görülen siyasi faaliyetleri sonunda, 1077 yılında Konyayı alarak başkent yapmıştır. Halife tarafından da kendisine "Sultan'ul-Rum" ünvanı verilmiştir. 1078'de ise İznik fetholunur ve başkent yapılır. Hatta Boğazlara kadar ileri iyen Süleyman Şah gemilerden vergi almaya bile başlamıştır.

Anadolu Selçuklularının Bizans ve Haçlılarla, güneyde Eyyubilerle doğuda ise Harezmşahlarla ve Moğollarla mücadeleleri olmuştur. Bu arada da Anadoluyu baştan başa imar etmişler kervansaraylar, hastaneler, medreseler, limanlar ve tersanelerle parlak bir devir yaşatmışlardır.

Bizansla mücadele bazen tek, bazen de Bizans-Haçlı ittifakına karşı yapılmıştır. Bizans bu savaşlarda yenilmiş, sürekli geri çekilmiştir. Haçlılar ise zaman zaman başarı gösterdilerse de, Selçukluların yıpratma savaşlarıyla asıl amaçları olan, Anadoludan Türkleri atmak hedefi gerçekleşememiştir.
Bizansla yapılan en önemli savaş, II. Kılıç-Arslan zamanındaki Miryokefalon. Meydan Savaşı'dır.

(1176)

Bizans imparatoru Manuel, Denizli yakınlarındaki bu yerde ağır bir yenilgiye uğradı. Bizans, Malazgirttten beri bir kere daha meydan savaşı yapmak gücü bulmuştu. Fakat bunu da ağır şekilde kaybetti; batı Anadoludaki istihkamları kaldırmak ve ağır bir tazminat ödemesi şartıyla barış yapılmıştır. Bu zamana kadar Bizanslılar, Anadoluyu Türkler tarafından işgal edilmiş toprak olarak görüyorlardı. Bu zaferle Türklerin Anadolu'ya yerleşmesi kesinleşmişti. Bu bakımdan Miryokefalon Meydan Savaşı, vatan kurtaran bir meydan savaşıdır.

II. Kılıç-Arslan'ın ölümünden sonraki taht kargaşalıkları Rükneddin Süleyman Şah'la yeniden düzeldi. Bu olaylardan biraz sonra Bizans, Haçlı saldırısına uğramış, İznik ve Trabzon-Rum İmparatorlukları diye iki şubeye ayrılmıştı. Trabzon-Rum İmparatorluğu ile yapılan savaşlarda, Karadeniz ticaret yolu emniyete alınmıştı. İznik-Rum İmparatorluğu ile yapılan Alaşehir Savaşında (1211) ise Selçuklu Sultanı Gıyaseddin Keyhüsrev şehit oldu.

İzzeddin Keykavus zamanındaki Bizans mücadelelerinde ise Sinop fethedildi.

(1214)

Ayrıca Ermeniler de vergiye bağlandı.

(1218)

Sultan Alaaddin Keykubat zamanında ise doğuda Moğol meselesi büyümeye başlamıştı... O'nun zamanında Trabzon-Rum İmparatorluğunun Samsun, Sinop üzerine saldırmasıyla başlıyan mücadelelerde Trabzon kuşatıldıysa da fetholunamadı.

(1228)

* Harezmşahlarla münasebetler:


Alaaddin Keykubad'ın Trabzon seferinden sonra doğu Anadoluda siyasi bir kriz başlamıştı. Moğollara yenilen Harezmşahlar İran ve Azerbaycan'a sıkışmışlardı. Harezmşah hükümdarı Celaleddin Mengüberti 1225'de Selçuklulara, Ömer el-Harezmiyi elçi olarak göndermiş ve dostane ilişkiler kurmak isteğinden bahsetmişti. Bu durum Harezmşahları, Moğollarla arasında tampon devlet olarak korumak isteyen Selçukluların da politikasına uygundu. Sultan Alaaddin Keykubat da, Harezmşahlara Emir Selahaddin'i mukabil elçi olarak gönderdi. Bundan sonra da karşılıklı elçiler ve mektuplaşmalar devam etti.

Fakat bu iyi münasebetler 1229'da birden Ahlat valisinin tutumu ve Harezmşahların bölgesine girmeleriyle gerginleşti. Neticede 1230 Yassı Çimen Savaşıyla Harezmşahlar ağır bir yenilgiye uğradılar. Ama artık Moğol tehlikesi de Anadolu sınırına gelmişti. Bu tehlike karşısında Sultan Keykubad'ın arzuladığı Selçuklu-Harezmşah-Eyyubi ittifakı gerçekleşemedi.

* Eyyubilerle münasebetler:

Moğollar Yassı Çimen galibi Selçuklularla iyi geçinirken, Kuzey Suriye yüzünden Eyyubi ilişkileri bozuldu. 1234'de Harput civarındaki savaşı Selçuklular kazandı.

1235'de Sultan, Eyyubiler üzerine bir sefer yaparak Urfayı ve pek çok şehri ele geçirdi. O geri dönünce Eyyubilerin başı ve Mısır-Suriye hakimi Melik Kamil buraları yeniden ele geçirdi, tahrib etti ve Selçuklu komutanlarını öldürttü. Selçukluların gönderdikleri mukabil ordu Amid'i (Diyarbakır) kuşattıysa da alamadı.
1237'de Kayseride büyük bir ordu toplayan Sultan Keykubad'ın niyeti Melik Kamile ağır bir darbe vurmaktı. Bazı Eyyubi melikleri de Melik Kamil'e karşı, Sultan'la ittifak etmişlerdi. O sıralarda iyice yaklaşan Moğol tehlikesi ve Halifenin teşebbüsü Melik Kamil'i barış istemeye itmişti. Fakat bütün bu gelişmeler sırasında Sultan Keykubat öldü. (1 Haziran 1237) O'nun ölümünden sonra devlet kargaşalığa düştü ve Moğol tehlikesi ön plana çıktı.

Sultan olan II. Gıyaseddin Keyhüsrev (1237-1246) ise Melik Kamil'in elçileriyle anlaşma yolunu seçti. Kayseride bulunan Mısır esirleriyle, Urfa ve civarında tutulan Selçuklu esirleri değiştirildi. Daha sonra kuzey Suriye ve Diyarbakır bölgesindeki Eyyubi melikleri Sultan'a bağlılıklarını bildirerek Melik Kamil'e karşı bir ittifak meydana getirdiler. Sultan Keykubad'ın kurduğu büyük orduya lüzum kalmadan, fakat onun sağladığı kudretle bu başarı, barış yoluyla sağlandı. Melik Kamil bu defa yeni bir sefere giriştiyse de 1238'de ölümüyle bu mesele kapanmış oldu.

"Moğollarla münasebetler; Sultan Keykubad'ın ileri görüşlü politikasıyla Moğol tahribatı Anadoludan uzak tutulmuştu. Moğollarla iyi geçinilmiş, zaman zaman onlara tabi gibi hediyeler gönderilmişti. Ayrıca Moğol tehlikesine karşı Anadoludaki kaleler onarılmış, sağlamlaştırılmıştı. Fakat gelişen olaylar sebebiyle Selçuklu-Harezmşah-Eyyubi ittifakı gerçekleşmemişti.

II. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında içte vezir Saadettin Köpek'in entrikaları ve Babai isyanı(1242) devleti çok sarstı. Hatta Saadettin Köpek'in tutumu hanedanın varlığını da tehlikeye düşürdü; bu vezir kendisinin de Selçuklu soyundan olduğunu iddia edip, saltanata sahip olmaya kadar işi ileri götürdü.
Babai isyanı ise devletin askeri güç ve sosyal bünye bakımından kudretli olmadığını gösterdi. Bu durumdan ancak Moğollar faydalanabilirdi. Tarihi istila yolu da Moğolları, Anadolu'ya yöneltiyordu.

1239'da Moğollar Kars ve Ani'yi ele geçirdiler, Fakat, Sultanın Erzuruma asker yığması üzerine istilaya cesaret edemediler. Babai isyanından cesaret alarak 1242'de 30.000 kişilik Moğol ordusu Erzurum'u kuşattı. Subaşı Sinanüddin Yakut, yardımcı kuvvetler gelmeyince şehri teslim etti. İbn Bibi'ye göre Bu teslimiyet, subaşıya kin besleyen valinin ihanetiyle olmuştu.

Selçuklular, Moğollara karşı bir ittifak ordusu çıkarmak istediler, Fakat bunu başaramadılar. Moğollar üzerine yürüyüşe geçen 80.000 kişilikSelçuklu ordusu Sivas civarında iken, Moğollar da Erzincan'a gelmişlerdi. Kösedağda yapılan savaşı Selçuklular kaybedince (1243), Sultan evvela Tokat'a oradan da Konya'ya kaçtı. Anadolu ise Moğol istilasına açık kaldı.

Kösedağ savaşından sonra Anadolu Selçukluları, Moğollara tabi olarak yaşadılar. Moğollar sık sık Selçukluların iç işlerine karıştılar. Bu dönemde Selçuklu Sultanları birer Moğol valisi durumuna düştüler. Yönetimde daha çok ünlü sadrazamların adı görülür; Müezzibeddin Ali, Muiniddin Süleyman Pervane, Celalettin Karatay, Sahip Ata(Fahrettin Ali) gibi devlet adamları ön plana çıkmıştır. Onlar esas itibarıyla Moğol tehlikesini ve tahribatını Anadolu'dan uzak tutmaya çalışmışlardır.

Muiniddin Süleyman Pervane zamanında ise Memluktu Sultanı Baybars'tan yardım istenirse de bu politika da başarılı olamaz. Aksine Anadoluya ikinci bir Moğol istilası ve tahribatını tahrik eder; Moğol hakanı Abaka Han Anadoluya girer.

Nihayet 1277'de Moğollar Anadoluyu tamamen ellerine alırlar. Bu durum Moğol-İlhanlı Devletinin yıkılmasına kadar sürer.

(1335)

Bu sıralarda Anadolu siyasi bakımdan parçalanmış olup, Beylik'ler halinde bulunuyordu. 1308'de Anadolu Selçukluları kesinlikle sona ererken, bu Beylikler içinde Osmanoğullarının sivrildiğini görüyoruz.

Kaynakça
Kitap: Tarihte Türkler ve Türk Devletleri
Yazar: Nuri Yazıcı
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Büyük Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir