Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Celaleddin Harezmşah İle Alaaddin Keykubad Mektublaşmaları

Burada Anadolu Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Celaleddin Harezmşah İle Alaaddin Keykubad Mektublaşmaları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 22:50

CELALEDDİN HAREZMŞAH İLE ALAADDİN KEYKUBAD ARASINDA MEKTUBLAŞMALAR

LXIV
Harezmşah'ın Keykubad'a I. Mektubu


Harezm Sultanı Celaleddin, Selçuk Sultanı Alaaddin Keykubad'a selamlarını gönderirken ona büyük Sultan, alim, adil mücahid Aid üd-dünya v'eddin Muizz ül-İslam vel Müslimin, melik ve sultanların iftiharı, kafir ve müşriklerin kökünü kazıyıcı, harici ve mütemerridleri kahredici, İslam hudutları ve beldelerinin hami ve koruyucusu, kulların bekçisi, zamanın Cemşidi ve vaktin l-karneyni, Sultan-ı gazi ve Garp ülkelerinin Şehin-şahı lakaplariyle hitap eder ve görüşmek arzu ve saadetinin kalemle tarif ve ifadesinin imkansızlığından bahisle söze başlar:

Dostların sevinç ve neşesi mektuplaşmak ve elçi göndermekle kaim olduğu halde hadiseler ve muhaceret bundan önce buna imkan vermedi. Fakat artık bundan sonra ayrılık ve yabancılık perdesini kaldırıp dostluk ve birlik kapısını açmak lazımdır. Zira hamdolsun ki aynı cihad yolunda birleşiyor ve aynı din ve millete mensup bulunuyoruz. Garp padişahlarından küfrün kökünü kazıyan ve islam hudutlarını kapıyan zat-ı devletleridir; Şark ülkelerinde de kılıçla kafirlerin fitnesini yatıştıran biziz.

Bu kadar cinsi yakınlıktan (karain cinsiyet) sonra eğer mektuplaşma yolunu açmaz ve birleşme caddesine girmez, menfaatlerin temini ve mazarratların definde müşterek hareket etmezsek başka kimle dost olabiliriz! Bu mektup şimdi sancağımızın merkezi bulunan Meraga şehrinde Cemaziyelahir sonlarında yazıldı. Allah'a şükürler olsun ki devletimizin ahvali ve memleketimizin işleri yüz bin kere hamdi mucibtir. Muzaffer ordumuzun toplanması, büyük melik ve hanların itaati, irsi ve müktesep bütün memleketlerin zaptı sayesinde saadet ve cihangirlik sebep ve vasıtaları birleşmiştir. Yüce sancaklarımızın bu memleketlerden ayrılışı esnasında Hind ve Sind diyarından uzun ve geniş bir ülke bizim memurlarımızın eline geçti. Bütün himmet ve gayretimiz din düşmanlarından intikam almıya ve Müslümanların kalplerine memnuniyet vermiye kararlıdır. Halkın huzuru ve millet işlerinin istikameti devletimizin revnak üzere bulunmasına bağlı olduğundan zat-ı devletlerinin bundan nasıl ve ne derece sevinç duyduğu muhakkaktır. Biz de sizin herhangi saadetinize aynı şekilde iştirak ederiz.

Şimdiki halde Harezm ve Horasan'ın iftiharı ve devletimizin erkanı bulunan kadı ül-kuddat Mucireddin Tahir'i tarafınıza, aradaki yabancılığı ve aykırılığı birliğe ve birleşmiye çevirmek maksadiyle elçi olarak gönderdim, öyle ki bundan sonra elçilerin gidip gelmesi, sefirlerin ve tacirlerin birbirini takip etmesi devam etsin. Gerektir ki zat-ı devletleri onun, daima melik ve sultanların kulaklarına geçmiş bulunan, sözlerini hoşnut olarak dinlemiş olacaklar ve bütün söz ve haberlerini benim gönderdiğimi bilecektir. Kemiyet ve keyfiyetiyle vakıf bulunduğu muharebelerimiz iblağ edilecektir.

LXVI
Alaaddin Keykubad'ın Celaleddin Harezmşah'a 1. Cevabı


Tanrı bir çok mefahiri, Zat-ı devletleri Büyük Sultan Ulu Şahinşah insanların hükümdarı İkinci İskender Celaleddin üzerinde topladı. Sizlerin saadet bahşeden dostluk ve lûtuflarmızın müyesser olması rica olunur. Bu dostunuzla mektuplaşmaya başlanmasını emreden ve iftihar vesilesi olan yüce hitabmız vasıl oldu ve içimizdeki şevk ve ateşi alevlendirdi. Muzaffer sancaklarınızın kafirlerinin intikamını almak ve müslümanların gönüllerini kazanmak maksadiyle hareket ettiğini öğrendik. Hususiyle şimdi yüce himmetlerinizin müjdeleri zahir oldu. Zat-ı devletleriyle her an mektuplaşma arzu ve cesareti artmıştır. Fakat bu dostunuzun yaz-kış dört tarafta kafirlerle cihad eylediği malûmlarıdır ve nitekim bu cihete mektubunuzda işaret buyurulmuş ve cinsi yakınlıkların zikri takdim edilmişti, ki bu özür beyanına kifayet eder. Artık müsaade buyurulduğundan mektupların birbirini takip etmesi size sıkıntı verecektir. Horasan ve Harezm'in iftiharı bulunan Mücireddin Tahir geldi ve yüce sözlerinizi eriştirdi. Burada kaldığı bir kaç gün zarfında gönülleri yüce menakıbınızın zikriyle fetheyledi. Bu elçiliğe cevap olarak sipehsalar Selahaddin tayin edildi. Huzurunuzda yer öpmek şerefine nail olduğu zaman söylediklerinin bu dostunuzun sözleri olarak kabul edileceği kuvvetle umulur. Bu dostunuz ortaya koyacağınız dostluk kaidesine uygun hareket edecektir. Gerektir ki daima melik ve sultanların kulağına nüfuz etmiş bulunan elçimin sözlerini rıza kulağiyle dinlerler.

LXV
Celaleddin Harezmşah'ın Alaaddin Keyku-bad'a II. mektubu


Selçuk Sultanı ile görüşmek arzusunu izhar ve mutad olan yüksek lakab ve unvanların zikri ile söze başlar.
Geçen sene Tatarları defetmek maksadiyle bu memleketten ayrılmak icap etti. Muhalifler karanlıktan hoşlanan yarasalar gibi meydana çıkıp uçmağa başladılar ve yüce sancağımızın kaybolmasını fırsat buldular. Böylece islam hudutlarını muhafaza, halkın işlerini tanzim edeni ve harb ehli ile muahedeleri yenilemeği imkansız kıldılar. Fakat onlara gayretlerinin semeresi verilmedi; bize ise bunun pek çok faydası oldu. Malûm oldu ki zat-ı devletleri o zaman tamamiyle Frenk ateşini söndürmekle meşgul idiler. Allah'a hamd olsun ki bu vaziyet din ve devlete uygun olarak yatıştırıldı. Eğer böyle olmasa idi, Allah korusun, dünya fitne tufanından dalgalanır ve bunun felaketi, dost-düşman herkese erişirdi.

Şimdi bu zamanda fırsat kollayan muhalifler din ve memleketlerin korunmasını, gaza ve cihadı, halkın iyiliğini düşünmeksizin kendi rahatları için Müslümanların perişan olmasını isterler ve memleketlerin göbeğini ele geçirip bütün gayretlerini fenalığa sarf ederler; bunlar kötülüklerinin cezasını bulurlar. Bundan evvel zatı devletlerinin Dar un-nasr Erzincan sahibine yaptığı itap yerinde idi. Böyle olmasa ve Erzurum sahibi ümitsiz kalarak zatı devletlerine itaat etmese idi bu zamanda kendisine layık olan cezayı bulurdu. Bu mektup 625 senesi Zilhiccesi onuncu günü yazılıp Ermenistan hududundan gönderildi. Bu mevsimde hareketimin sebebi şu idi, ki bu tarafa gelenler zatı devletleri sultan biraderimizin Erzincan havalisinde olduğunu söylediler; senelerden beri bir mülakat ve buluşma saadeti arzusu harekete sebep oldu. Fakat Erzurum sınırına gelince vaktin geçmiş bulunduğu ve avdet buyurduğunuz anlaşıldı ve bu arzu gönülde kaldı. Bir yıldan fazla bir zaman geçtikten sonra Kutluğ Sübaşı Şemseddin elçi olarak bu tarafa gönderildi. Fakat onun gelmesini istemeyen hased sahipleri mani oldular. Aynı zamanda mühim kararların bağlı bulunduğu büyük bir kimse de güzel düşüncelerle bu taraftan elçi olarak gönderildi. Vasıl olduğu zaman sözlerine itimad buyurunuz ki büyük işlerin temeli atılsın ve iki devletin yardımlaşması hasıl olsun. Her ne kadar iki tarafın düşünce ve kanaatinin dostlukla süslenmiş bulunduğu aşikar ise de saadet bahşeden mektupunuzun vüruduna daima intizar etmekteyim. ikbal ve saadetiniz ebedi olsun.

Kaynakça
Kitap: TÜRKİYE SELÇUKLULARI
Yazar: OSMAN TURAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: CELALEDDİN HAREZMŞAH İLE ALaADDİN KEYKUBAD MEKTUBLAŞMALA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 22:51

VESİKALARIN TARİHİ EHEMMİYETİ

a. Harezmşah'ın Mektubuna dair


XIII üncü asırda Moğol istilasiyle, büyük inkılaplara maruz kalan Türk-Islam dünyasının mukadderatiyle alakalı olarak Harezm Padişahı (Harezmşah) Celaleddin Mengübirti ile Türkiye Sultanı Alaeddin Keykubad arasında cereyan eden münasebetlerin aydınlanması bakımından bize kadar intikal eden bu mektupların büyük bir ehemmiyeti vardır. Celaleddin Harezmşah tarafından yazılan ilk mektup onun Azerbaycan'da yerleştiği bir zamanda kaleme alınmıştır. Moğol orduları Harezmşah devletini kolaylıkla yıkıp Türkistan'ı işgal ve Harezmşah Sultan Alaeddin Muhammed'i firara icbar ve ölüme mahkum ettikten (617/1221) sonra Celaleddin büyük bir kahramanlıkla istila kuvvetlerine karşı mücadeleye girişti. Fakat kuvvetlerinin kifayetsizliği dolayısiyle Hindistan'a çekilerek ve üç yıl kadar oralarda savaşlar ve fetihler yaptıktan ve bilahare Kirman, Fars ve Irak taraflarını ele geçirdikten sonra Azerbaycan taraflarına hareket etti. Halkın daveti üzerine Meraga şehrine girdi; karargahım orada kurarak imariyle meşgul oldu. Atabeg özbeg mukavemet edecek bir durumda olmadığından az bir müddet sonra Tebriz şehri de 622 yılı Recep ayının 17 sinde (26 Temmuz 1225) onun hakimiyetine girdi.

Celaleddin Harezmşah'ın Alaeddin Keykubad'a gönderdiği ilk mektup, bizim vesikada belirtildiği üzere, işte Tebriz'in zabtından evvel Meraga'da bulunduğu esnada yazılmıştır. Bu şehirde yerleşir yerleşmez Alaeddin Keykubad'la dostane mü-nasebetler kurmak maksadiyle elçi ve mektup gönderdiğini ibn Bibi'de kaydettiği gibi. Nesevi de "Celaleddin en küçük bir mukavemetle karşılaşmaksızın Meraga'ya girdi. Orada bir kaç gün kaldı ve Mücireddin Ömer bin Saad el-Harezmi'yi elçi olarak Rum ve Şam meliklerine gönderdi. Elçinin götürdüğü mektuplarda Sultan, Azerbaycan'a hakim olduğunu; kılıç ve mızraklarının sayesinde Gürcilerin teşebbüslerine nihayet verdiğini, Gürcilere sefer yapmak niyetinde olduğunu, artık bu memleketin bir sahip bulduğunu ve nihayet buraları ilhak etmekle iyi komşuluk münasebetleri tesis etmekten başka bir arzusu olmadığını belirtiyordu» ifadeleriyle bu hadiseye hem vuzuh vermiş ve hem de mektubun, muhtevasına temas etmiştir. Nitekim bahis mevzuu bizim vesika da "Bu mektup şimdi sancağımızın merkezi bulunan Mardga şehrinde Cemaziyelahirin sonlarında yazıldı6" ifadesi bu hususa, tarih kaydiyle de, sarahat vermektedir. Yani Tebriz'in zabtı tarihi olan 17 Recep 622 den takriben yirmi gün evvel Sultan'ın Maraga'da bulunup bu mektubu yazdığı meydana çıkmaktadır.

Celaleddin'in Azerbaycan'a gelir gelmez aradaki komşu küçük hükümetleri bir tarafa bırakıp Garbin en kuvvetli devleti olan Türkiye Selçukluları Sultanı Alaeddin Keykubad'la dostane münasebetler kurmak ve hatta ittifak temin etmek teşebbüsü onun oralarda henüz yerleşme devresinde bulunması ve hususiyle Moğollar ve Gürcüler karşısında tehlikelerle çevrili bulunmasiyle alakalıdır.

Nitekim o mektupta:

"Aynı cihadyolunda birleşiyor, aynı din ve millete mensup bulunuyoruz. Garpte küfrün kökünü kazıyan ve İslam hudutlarını kafirlere karşı kapayan siz ve Şarkta da kafirlerin fitnesini kılıçla yatıştıran biziz" demektedir. Cela-leddin bu zamana kadar yaptığı mücadelelere, muhaceretlere ve nihayet Hindistan seferine işaret ederken bu hadiselerin kendisine o zamana kadar Selçuk Hükümdarı ile münasebette bulunmak imkanını vermediğini, haklı bir mazeret olarak, kaydetmeden de müstağni kalamamıştır. O bundan bir kaç sene sonra birtakım zaferler kazanarak büyük bir kudret haline gelecektir. Ama kendisini bekleyen tehlikelerin azameti karşısında pek emin gözükmekte ve hususiyle mektubunda durumunun çok parlak bulunduğunu meydana koymak istemektedir. Filhakika o, devletinin ahvali yükseldiğini, muzaffer ordusunun babasına ait ve kendisi tarafından zabteldilen memleketlere hakim bulunduğunu, bütün Melik ve Hanların itaat ettiğini, düşmanlardan intikam almak ve müslümanların kalblerini huzura kavuşturmanın da kendi devletinin revnakiyle kabil olduğunu söyler. Celaleddin Selçuk Sultaniyle ittifak yapmak lüzumunu ona izah ederken iki sultanın islamiyet uğrunda cihad yapmak, aynı din ve millete mensup olmak gibi esaslı sebepleri sayarak kendilerini birbirine bağlaması gereken bu yakınlıkları "karain-i cinsiyet" tabiriyle ifade eder, ki bununla ırki bir birliğin mevcudiyeti şuurunu da duyduğunu ve bunu kasdettiğini kabul etmek mümkündür. Nihayet Harezmşah artık bundan sonra, karşılıklı olarak, elçi ve tüccarlann gidip gelmesini temenni etmekte, bu güne kadar geçirdiği mücadele ve yaptığı muharebelerin hikayesini, onlara vakıf bulunan, elçiden dinleyeceğini belirtmektedir.

Harezmşah'ın elçisi geldiği zaman Selçuk Sultanı Kayseri'-de bulunuyordu ve bu esnada orduları bir taraftan sahilden ve şimalden küçük Ermenistan'a (Kilikya'ya) sevk ederek orada fütuhat yapıyor, diğer taraftan da Karadeniz'deki donanma ile de, Kırım (Suğdak) seferini icra ediyordu. Daima yaz aylarında ordularını fütuhata sevk ederken Kayseri'de kalan Keykubad elçiye büyük ihsan ve ikramlarda bulundu. Sultan kendisine at, katır, köle, elbise ve hamam ücreti olarak da 2000 dinar para ihsan eyledi. Sultan gezintiye çıkınca da onu yanına alarak sohbette bulundu ve, mektuptaki temenniye uygun olarak da, Harezmşah Celaleddin ile Moğollar arasında cereyan eden muharebeler hakkında malumat aldı. Yanında kaldığı müddet esnasında iki Sultan arasında dostluk kararlaştırıldı; bu maksatla da Celaleddin'in Şiraz Atabeği Ebu Bekir'in kız kardeşinden olan kızının da Keykubad'ın oğlu Keyhusrev'e namzed olması hususunda anlaşma vaki oldu. Selçuk Sultanı Mücireddin'e 10000 Sultani (altın), 30000 dirhem (gümüş), beş katır, on iğdiş at, on köle (Kıpçak, Rum ve Rus), on cariye ve hil'at-leri götürmek suretiyle dönmesine müsaade etti. Alaeddin Keykubad Celaleddin Harezmşah'a, cevap olarak, elçi tayin ettiği sipeh-salar Salahaddin ile neşrettiğimiz, mektubu gönderdi.

b. Keykubad'ın Cevabına Dair

Sultan Alaeddin mektubunda Celaleddin'e daha tazim-kar ifade ve hitabelerde bulunmakta, onun zaferlerinden, Tatarlara karşı mücadelelerinden dolayı hayranlığım belirtmekte ve gelen mektupta izhar edilen mektuplaşma arzusundan cesaret alarak Harezmşah'ı bundan böyle bu hususta sık sık taciz edeceğini söylemektedir. Harezmşah nasıl şimdiye kadar amansız mücadele ve muhaceretler dolayısiyle mektup yazamamakta mazur olduğunu beyan ediyorsa aynı veçhile Keykubad da yaz-kış dört tarafta kafirlerle cihad ettiğinden buna imkan bulamadığını, bu hususun, Harezmşah tarafından gönderilen mektupta işaret edildiği üzere, malum olduğunu beyan eder; Mücireddin'in sultanın menakıbına dair hikayeleriyle Celaleddin'e hayran olduğunu ve elçi Salahaddin'e ortaya koyacağı dostluk esaslarına ve cinsi (ırki) yakınlık icaplarına göre hareket edeceğini bildirir. ibn Bibi bu mektubun tuğracı Mecdeddin Esad-abadi tarafından inşa edildiğini yazar.

Nesevi, Harezmşah'ın mezkur mektubunun cevabı olduğuna dair bir işarette bulunmaksızın, Keykubad'ın veziri tarafından gönderilen bir mektuptan ve onu getiren bir emirden bahseder. Elçilerin isimlerindeki farka rağmen başka bir elçi veya mektu-bun varid olamıyacağı onun muhtevası hakkında verilen malumatla sabit olmaktadır.

Filhakika o, 1226 da Celaleddin'in veziri Şeref ül-Mülk'ün Hoy civarında Keykubad'ın elçisini kabul ettiğini anlatırken:

"Bu mektup iyi komşuluk ve dostluk münasebetlerine sahip olmak arzusunu izhar etmekten ibaretti" dedikten sonra elçi tarafından şifahen nakledilen sözlere temas eder: Sultan Şarkta seferler yaptığı zaman efendisinin de aynı maksatla Garpte meşgul olduğunu, bu sene kafirlere ait bir kaç kale fethettiğini beyan ettikten sonra "Şimdi etrafınızda isyan bayrağını kaldırmak için fırsat bekliyenler mevcuttur" (Melik-i Eşrefin Ahlat valisi Hacib Ali'yi kastetediyor) diyor ve "Biz size komşuyuz, bize yapacağınız müracaat mukabelesiz kalmıyacaktır. Hiç bir şey iki hükümeti birbirinden ayıramaz. Eğer size herhangi bir kimse hücum ederse ona karşı size kılıçlarını kınına koymağa icbar eden, mağlubiyete ve ölüme uğratan adamlarımızla yardım ederiz" sözlerini ilave ediyordu.

Keykubad'ın elçisine atfedilen bu sözler mektupta yazılanlardan daha geniş bir ittifak teklifi mahiyetinde idi. Nitekim Keykubad mektubunda bunu ne kadar iştiyakla arzu ettiğini tazimkar ifadelerle belirtirken dostluk esaslarını vaz etmekte Celaleddin'i serbest bırakıyor ve verdiği talimata göre de elçisini salahiyettar kılıyordu. Şeref ül-Mülk elçinin bu sözlerini hürmetle kabul etti ve kendisine çok iltifatlarda bulundu. Verilecek cevap hususunda itimad ettiği insanlarla görüştü. Etrafındakilerden biri para yardımı üzerinde durdu; halbuki Şeref ül-Mülk, başka bir şey talep etmeksizin, ihtiyaç duyulduğu zaman kafi bir miktarda asker lüzumunu belirtti. Nesevi herkesin alkışladığı bu fikre iştirak etmiyerek mütevazi bir şekilde hitap etmenin iyi olacağını, tatlı sözlerin daima iyi neticeler vereceğini, eğer sözler cazib olmazsa müspet bir akis elde edemiyeceğini söylemek suretiyle müdahalede bulundu. Bu sözler tasvip görmekle beraber Şeref ül-Mülk "Siz bu kadar aileleri yok eden ve bu kadar göz yaşı döktüren Tatar istilasının asırların hükümdarların hazinesinde biriktirdiği kaynakları ne tarzda tükettiğini bilmezsiniz. Yine siz bilirsiniz ki babasının hareketinde Sultanın bir kılıcından başka bir şeyi kalmamıştı. Şimdi, insaniyet vazifesi olarak, ona bir şey tedarik ederseniz. Asırlar bu hizmetin hatırasını ebedileştirecektir" tarzında konuştu. Bu yazara göre o bu fikri o kadar işledi ve para hırsiyle o kadar bayağılaşmıştı ki bu tevazu fikrini ona telkin etmiş olmaktan dolayı teessüf ettim. Nihayet Şeref ül-Mülk elçiye çok kıymetli bir kürk, 1000 dinar para, ve koşum takımları hadiye etti. Bu kabul, Sultan Alaeddin'i çok memnun ederek Sultan'a ve vezirine hediyeler gönderdiler.

c. Kaybolmuş Diğer Mektuplar

Celaleddin Harezmşah'ın Alaeddin Keykubad'a gönderip şimdi neşretmekte olduğumuz ikinci mektubun Selçuk Sultanının bu birinci mektubuna cevap teşkil etmediğini muhtevası gösterdiği gibi zaman itibariyle de daha muahhardır. ibn Bibi Keykubad'ın gönderdiği elçi Salahaddin'e cevap olarak Harezmşah tarafından taştılar Cemaleddin Ferruh, Cemaleddin Saveci ve Necmeddin Ebu Bekir'den müteşekkil ikinci bir elçilik heyetinin geldiğini, Keykubad'ın uzak mesafeden istikbale adamlar gönderip, o zaman bulunduğu Alaiye'de onları, Kemaleddin Kamiyar ile Zahireddin Tercüman yanında olarak, kabul ettiğini, elçilere çok iltifatta bulunup getirdikleri mektup ve haberleri alıp bir hafta misafir kaldıktan sonra döndüklerini bildirmektedir. Fakat gelen bu mektubun ve gürüşülen meselelerin muhtevası hakkında hiç bir işarette bulunmaz. ibn Bibi'nin buna cevap olarak gönderildiğini bahsettiği elçilerin de daha sonrakilerle karıştırılmış olduğuna ileride temas edeceğiz.

Selçuk Sultanı ile Harezmşahı arasında münasebetlerin cereyan ettiği bu sıralarda bu iki komşu kuvvet karşısında memleketini tehlikede gören, Keykubad'ın amcazadesi, Erzurum Meliki Rükneddin Cihanşah Melik Eşrefi metbu tanıyor, onun namına hutbe okutuyor ve onun Ahlat valisi Hacib Ali ile de müttefik hareket ediyordu. Bu sebeple tacirlerin Celaleddin'in karargahına gitmesine mani olmuş ve Keykubad'dan dönmekte olan Sedid ül-Merendi ad veya unvanını taşıyan elçisini öldürmüştü. Bunun, ibn Bibi'nin yukarıda bahsettiği elçilik heyetine dahil olanlardan biri veya ayrıca gönderilmiş başka bir elçi olduğuna dair sarih bir şey söylemek mümkün değildir. Celaleddin Harezmşah Kirman isyanını basıtrırken veziri Şeref ül-Mülk Erzurum havalisine akın yaparak pek çok esir ve ganimetlerle dönerken Hacib Hüsameddin Ali'nin tecavüzüne uğradı ve mağluben memleketine geldi. Bu haberler üzerine Celaleddin Gürcistan'a yeni bir sefer icra eyledikten ve onlara ait Kars ve Ani şehirlerini muhasara ettikten sonra Abhaz memleketine girdi ve bir müddet sonra, ani olarak, Ahlat üzerine yürüdü. Şehir onun tarafından birinci defa muhasara edildi. Fakat bir taraftan kışın şiddeti, diğer taraftan Harezmşah'ın bu meşguliyetlerinden fırsat bulan Tıva Türkmenlerinin Azerbaycan'ı işgal edip yolları kestikleri yağma ve esir ederek Tebriz üzerine yürüdükleri haberi muhasarayı kaldırmaya sebep oldu. Bir müddet Tuğtab'da kalan Celaleddin gönderdiği akıncılarla Erzurum kapılarına kadar tahribatta bulundu, işte 623 senesi sonlarına rastlayan (1226), bu dönüşte Sultan Alaeddin'den bir mektup aldı. Bunda Celaleddin'i Eyyubilere karşı ittifaka davet ediyor ve yardım vaadinde bulunuyordu. Aynı zamanda bu sene, Celaleddin Tatarları def ederken, kendisinin de memleketin civarında yerleşen kafirleri tard ve bazı şehirlerini aldığım ilave ediyordu. Şimdi her ikisinin de serbest kaldıklarını ve binaenaleyh gayretlerini Eyyubilere karşı sarf edebileceklerini söylüyor ve nihayet bu münasebetle, daha ileri giderek, "Küçük cihadı bitirmiş olduğumuzdan büyük cihada teşebbüs etmemiz lazımdır" cümlesini kullanıyordu.

Keykubad'ın gönderdiği bu ikinci mektup bize kadar intikal etmediği gibi Selçuk kaynaklarında da buna dair hiçbir işaret mevcut değildir. Aynı sene içinde evvelkisinden bir kaç ay sonra gönderilen bir mektubun ibn Bibi'de işaret edilen Harezmşah'ın ikinci elçilerine cevap teşkil ettiği anlaşılmaktadır. Filhakika Keykubad, birinci sefareti, orduları muhtelif istikametlerde fütuhata sevkedip Kayseri'de bulunurken kabul ettikten ve zaferleri kazanıp, kışı geçirmek üzere Alaiye'ye gittikten sonra, aldığı bu ikinci mektubun muhtevasına dair malumatımız da bunu teyit etmektedir. Filhakika, mektupta kafirleri tard ve bazı şehirlerini fethettiğine dair kayıt Alaeddin Keykubad'ın, yukarıda işaret edildiği üzere, Küçük Ermenistan seferi neticesinde kazanılan zaferler ve arazi ilhakı ile alakalı olduğu gibi Tatarların Celaleddin tarafından define müteallik haber de onun Isfahan civarına gelen ve sonra da Harezm sultanı tarafından bunların takibi hadisesinin kast edildiği anlaşılıyor 18. Kaynağın ifadesine göre Eyyubilere karşı teklif edilen bu ittifak henüz bir semere vermeden yine de elçiler ve mektuplar teati olundu.

d. Harezmşah'ın İkinci Mektubuna Dair

Filhakika, bir az sonra bahsedeceğimiz üzere, Celaleddin tarafından gönderilen ve tarafımızdan neşredilen, ikinci mektup Keykubad'ın 624 de ona Kutluğ Sübaşı Şemseddin adlı bir elçi gönderdiğini, fakat hased sahiplerinin (Erzurum Meliki Cihanşah kastediliyor) onun seyahatine müsaade etmediklerini bildirmektedir ki, bu hususta kaynakların hiçbirinde malumat mevcut değildir. Celaleddin'e ait olarak bizim neşrettiğimiz ikinci mektup bundan sonra yazılmıştır. 10 Zilhicce 625 (10 Teşrin II. 1228) de Ermenistan hududunda (Erzurum, Kars arası) yazılan bu mektupta Celaleddin, Keykubad'la ittifak yapmak bakımından çok hararetli gözükmekte ve bu sebeple de eskisine nazaran daha tazimkar ifadeler kullanmaktadır. Gerçekten ilk mektubunda kullandığı Fahr ül-muluk ve's-selatin yerine şimdi Melik ve Sultanların efendisi Seyyid-i müluk ve's-selatin ve diğer taraftan da Şehriyar-i Turan ve İran lakablarını ilave etmektedir. Bunun sebebi Moğolların onun hudutlarını artık sık sık zorlamaları ve Ahlat seferini yapmak maksadiyle Eyyubilere karşı da harekete karar vermiş olması idi.

Mektubun bu sıralarda cereyan eden tarihi vakalara dair ihtiva ettiği kayıtlar da çok mühimdir. Nitekim burada geçen sene (624) onun Tatarlarla meşgul olmasından faydalanan muhaliflerin ayaklandıklarını ve, Keykubad'ı kasdederek, İslam hudutlarının muhafızı ile muahede yapmaya imkan kalmadığını, o zaman da Keykubad'ın Frenk gailesiyle meşgul olduğunu kaydeder. Hakikaten 624 de Celaleddin Rey civarına gelen Moğollarla şiddetli bir muharebe yaparak onları hezimete uğrattı; tekrar gelecekleri haberi üzerine Rey şehrinde onları bekledi; bu esnada Ahlat naibi Hüsameddin Ali ordusiyle Azerbaycan'a girdi ve oradan Ahlat'a döndü. Mektuptaki Keykubad'ın Frenk fitnesini yatıştırdığına dair kayıt bu Sultanın Erzincan'ın ilhakiyle meşgul olurken Trabzon Komnen'lerinin Frenk gemicilerinin yardımiyle Sinop ve Samsun'a hücum etmeleri ve Selçuk Sultanı'nın da derhal harekete geçip düşmanı mağlup etmesi hadisesine işaret olmak icap eder.

Celaleddin, Keykubad'ın Erzincan sahibine (Mengücük ailesinden Davudşah) itabını, yani memleketinin ilhakını yerinde bulmakta ve Erzurum Meliki Cihanşah'ın itaatinin de bu sayede mümkün olduğunu beyan etmektedir. Mektubun bir az aşağısında Keykubad'ın Erzincan'da bulunduğuna dair kayıt "ıtab"ın bu manada kullanıldığına dair bir şüpheye de yer vermez, önce Keykubad ve Celaleddin'e karşı Ahlat naibi Hüsameddin Ali ile müttefik olan ve Claleddin'in Ahlat muhasırasında ise ona itaat eden Cihanşah'ın Erzincan'ın fethi üzerine endişe ederek Keykubad'a itaat ettiğine dair bu mübhem kaydı bir hakikat olarak kabul etmek mümkün müdür? ibn Bibi, Erzincan'ın ilhakından sonra Keykubad'ın Erzurum'un da zabtına emir verdiğini, Selçuk askerlerinin onun hudutlarını işgali üzerine tehlikeyi sezerek hediyeler gönderip itaat ettiğini; her sene gereken bir verginin tediyesi ve muharebe zamanında asker göndermesi tekliflerini elçi ile Sultana bildirince onun da Erzurum'u işgalden vazgeçtiğini söyler. Diğer kaynaklar ise Cihanşah'ın Keykubad'ın Erzurum'a yürüyeceğini öğrenmesi üzerine Hüsameddin Ali'den yardım istediğini, o da, orası zabt edilirse Ahlat'ın da aynı akibete uğrayacağını düşünerek, maiyetindeki askerlerle Erzurum'a gittiğini ve bu durum kar-şısında Keykubad'ın istiladan vazgeçtiğini yazar. Diğer taraftan da Sinop'a vaki tecavüz de bu sırada cereyan etmişti. Bütün bu amiller tesirinde Keykubad çekilmiş olmakla beraber Cihanşah'ın böylece zevahiri kurtaran bir itaatini de temin etmiş olmalıdır.

Celaleddin Harezmşah, mektubu 10 zilhicce 625 tarihinde Ermenistan hududunda yazdığım söylerken bu tarafa hareketinin sebebini, Keykubad'ın Erzincan'da bulunduğu haberi üzerine, onunla görüşmek saadetine erişmek maksadının teşkil ettiğini, fakat Erzurum hududuna gelince Selçuk Sultanı'nın dönmüş ve kendisinin de geç kalmış olduğunu beyan eder. Keykubad'ın dönüşünü, yukarıda belirttikten sonra, şimdi Celaleddin'in bu tarafa hareketi üzerinde bir az duralım. Evvela iki Sultanın görüşmesi ancak Erzurum Meliki'nin tabiiyeti veya memleketinin işgali suretiyle mümkün olabilirdi, ibn ül-Eşir'in Celaleddin'in 625 senesinde "Bilad-i Erminiye"de yağma yaptığına dair kaydı mektubu tamamiyle teyit eder. Filhakika o Harezmşah bu sene Ahlat beldelerine geldiğini, Muş ovasında yağma, esir ve köyleri tahrip edip döndüğünü ve Eyyubiler orada kışlayacağını sandıklarını söyler ki bu bizim mektubun tarihine de uymaktadır.

e. Münasebetlerin Gerginleşmesi

Celaleddin'in mühim kararların alınması ve iki devletin yardımlaşması, yani tam tecavüzi ve tedafüi bir ittifakın yapılması tekliflerini ihtiva eden bu mektubun cevabı metin halinde bize kadar gelmiş değilse de mektubun ve elçilerin Sultan Alaeddin namına naklettikleri sözleri kaynaklar tafsilatiyle bize intikal ettirmişlerdir. Fakat bu sefer iki hükümdarın hitapları arasında büyük bir değişiklik olmuştur. Filhakika Celaleddin'in mektubu ne kadar tazimkar ifadeleri ihtiva ediyorsa Keykubad'ın ona karşı sarfettiği sözler de o kadar ağır ve mağruranedir. Bunun sebebi Celaleddin'in mektubundan sonra husule gelen değişikliktir. Zira Celaleddin 626 yılı Şevval başlarında (1229 Ağustos sonları) Ahlat'ı muhasara etmiş; Harezm hükümdarının Anadolu'dan gelen elçisini öldüren, ona giden tüccarlara mani olan ve nihayet Harezmlilerle vukubulan muharebede metbuu Eyyubiler tarafından Ahlat naibi Hüsameddin Ali'ye yardım eden ve aynı maksatla da amcazadesi Selçuk Sultanına karşı cephe alan Erzurum Meliki Rükneddin Cihan-şah şimdi tehlikeyi görerek Celaleddin'i metbu tanımak, namına hutbe okutmak suretiyle af talep etmek için Şemseddin El-Hakim el-Bağdadi adlı mühim bir kimseyi elçi olarak gönderdi. Sultan Cihanşah'ın arzusunu is'af ederek onu geri gönderdi. Bundan cesaret alan Cihanşah bizzat Sultana mülaki olmak üzere Ahlat'a hareket etti. Sultan onu bir günlük mesafede karşılamak üzere bizzat vezirini ve diğer divana mensup ricali göndererek ona büyük bir mevki verdiğini gösterdi. Ahlat ile Malazgird arasında, göl üzerinde, ona mülaki olarak o geceyi orada içki ve eğlence ile geçirdikten ve vezir Şeref ül-Mülk'e kıymeti 10000 dinarı geçen hediyeler takdim ettikten sonra Ahlat'a vardı; Harezmşah'ın huzurunda yer öptü. Sultanın onu kabul ettiği çadır (çetr) ın ip ve direklerinin birden çökmesini halk bu anlaşmayı her ikisi içinde uğursuz bir manaya yordu, ki ertesi yıl, her iki hükümdar da Yassı-Çimen 'de Keykubad'a mağlup olarak feci bir akibete uğramışlardır. Celaleddin, yanında bir kaç gün kalan Cihanşah'ın arzusunu is'af ettikten ve maiyetindekilere 218 kürk ve sair hediyeler ihsan ettikten sonra dönmelerine müsaade etti. Cihanşah dönünce metbuuna asker, erzak ve muharasa aletleri, ki bunlar meyamnda Kara-buğra adlı muazzam bir mancınık ve çok miktarda da ok ve yay, gönderdi. Bu suretle Cihanşah hem Celaleddin'e karşı endişesini giderdi, hem de memleketini ilhak edeceğinden şüphe etmediği Keykubad'a karşı kuvvetli bir hamiye sahip oldu.

İki dost sultanın düşmanı olan Cihanşah'ın şimdi Celaleddin tarafından himaye edilmesi ve hamisini Keykubad aleyhinde tahrik etmesi aradaki dostane münasebetlerin bozulmasına sebep teşkil etti. Bu durumda Celaleddin'e karşı Ahlat hükümdarı Melik Eşrefin de Selçuk Sultanının Harezmşah aleyhinde tahriki iki hükümdarın tamamiyle birbirinden şüphelenmelerine kafi idi. Alaeddin Keykubad artık Celaleddin'in Ahlat'ın zabtından sonra Cihanşah ile kendi aleyhinde harekete geçeceğine inanmıştı. Gönderdiği elçilerin gördüğü muamele bunu ispat ettiği gibi, Moğol tehlikesi en had bir safhaya girdiği halde, Ahlat'ın sukutunu müteakip Hemedan'a gönderdiği fetih-namede de yakında Suriye (Şam) ve Anadolu (Rum) memleketlerinin ele geçirileceğini açıkça kayıt etmekten sakınmamıştır.

Nesevi Keykubad tarafından gönderilen elçilerin, Cihan-şah henüz Celaleddin'in tabiiyetine girmediği bir zamanda yola çıktıkları için, onun hudutlarından geçmelerine müsaade etmemesi dolayısiyle, Erzincan'da beklemek mecburiyetinde kaldıklarını söyler. Cihanşah'ın Celaleddin'e dehaletinden sonradır, ki bunların Ahlat'a gitmeleri mümkün olabildi, ibn Bibi evvela Şemseddin Altunaba'ının gönderildiğini, onun uzun müddet dönmemesi ve herhangi bir müspet haberin gelmemesi üzerine Keykubad'ın arkadan Kemaleddin Kamyar'ı gönderdiğini yazar. Elçinin Ahlat'ta uzun müddet kaldığı malum olmakla beraber onun Erzincan'da beklemesinin de bu gecikmeye dahil olup olmadığı sarih değildir. Nesevi ikisini de aynı zamanda gelmiş gibi kaydederse de birinci rivayetin daha doğru olduğu anlaşılmaktadır. Zira böyle olmasa idi Keykubad'ın bu kadar kıymetli hediyeler gönderip dostluk akdi ve Celaleddin'in kızını oğluna talep etmesi ile ibn Bibi'nin bahsettiği son mektubun ifadelerindeki tehdit ve' ağır hitapları başka türlü telife imkan yoktur.

Filhakika Şemseddin Altunaba'nın muvaffak olamadan uzun zaman bekletilmesi Sultanı endişeye düşürdüğü ve belki de ona yapılan tezyifkar muameleyi duyduğu için ultimatum mahiyetinde son olarak Kemaleddin Kamyar'ın götürdüğü mektup takdim edilmiştir, ibn Bibi'nin Şemseddin Altunaba ile gönderilen hediyelerin azameti hakkında verdiği malumat Nesevi tarafından kemiyet olarak ifade ve teyid edilmiştir. Gerçekten ona göre, atlas, attabi30, (metinde hdttdbi) kumaşlar, kunduz ve samur kürkler vesair kıymetli 30 katır yükü eşya, 100 at, 50 katır, at ve techizatiyle 20-30 köle bu hediyeleri teşkil ediyordu. Bu hediyelere ve dostluk muahedesi teklifine ve aradaki münasebetleri perçinlemek için Celaleddin'in kızını Keykubad'ın oğluna talep etmelerine rağmen Harezmşah'ın geçen seneki mektubunda izhar ettiği sıcak alaka ve kullandığı tazimkar ifadeler tamamiyle değişmiş idi. Evvela Celaleddin bu elçi kabulünde Keykubad'a karşı müsavi bir hükümdar muamelesi yapmıyor; ve teklifleri red ediyordu. Bu teklifler arasında Selçuk Sultanı'nın, her ikisine de, pek çok fenalıkları dokunan Erzurum Meliki'nin kendisine teslimi ve memleketinin de işgaline müsaade talebi vardı. Harezmşah bu hususta yapılan ısrar üzerine fevkalade kızarak ona dehalet eden ve tabi durumunda bulunan bir kimsenin kendisi mevkiindeki bir insan tarafından tesliminin ne kadar ayıp olacağını ifade etti. Bir gün vezir Şeref ül-Mülk'ün yanına giren tarihçi Nesevi onun Selçuk elçisine: "Eğer Sultan bana müsaade etse idi ben yalnız kendi şahsi askerlerimle memleketinize girer ve feth ederdim" tarzında sert hitaplarda bulunduğuna şahit olduğunu yazar. Kendisine neden bu kadar sert muamele ettiği sorulunca: "Efendileri dostluk kurmak için uşak ve azadlı kölelerini gönderiyor. Bana getirdikleri hediyelerin kıymeti ise 2000 dinardan fazla değildir" cevabını verdi. İbn Bibi bu tarz-muameleden bahis etmeksizin, Altunaba'nın yer öpmemek için temarüz edip nıkris hastalığına mübtela olduğunu beyan ederek Sultan Celaleddin huzurunda yer öpmekten sakındığını, vezir, Şeref ül-Mülk'ün kendisine iyi muamele ettiğini, huzura kabul edilince el öpmek mazareti kabul olunup Keykubad tarafından gönderilen mektup, haber ve hediyeleri takdim ettiğini, bununla beraber Harezmşah'ın bir ay kadar elçiyi yanına yaklaştırmadığını bildirir, ki bu da artık iki Sultan arasındaki rekabet ve şüphenin ileri bir safhaya geldiğini açıkça meydana koymaktadır.

Sultan Alaeddin Keykubad'ın böyle bir durum karşısında ultimatum mahiyetinde, ibn Bibi tarafından dercedilen, bir cevabını artık tabii bulmak iktiza eder. Biz bu kaynakta sarahat olmamasına ve Altunaba tarafından getirilen mektubun muhtevasına temas edilmemesine rağmen bu cevabın ondan sonra giden Kemaleddin Kamyar vasıtasiyle verildiği kanaatindeyiz. Sultan Alaeddin Keykubad'ın bu cevabı onun siyasi görüşlerinin ne kadar geniş ve hakimane düşüncelerinin ne derece isabetli olduğunu meydana koymak bakımından fevkalade ehemmiyetlidir. Sultan bu cevabında Harezmşah'ı Müslümanların meskeni, zahid, abid, imam ve hafızların menşei olan Kubbet ül-İslam Ahlat'ın, kötü insanların tahrik ve teşvikiyle, muhasara ettiğinden dolayı hatalandırmakta, Müslüman beldesini bırakıp onu müşrikler memleketine dönmeğe davet etmektedir.

Din ve devletin düşmanlarına karşı cepheyi boş bıraktığından ve onu teenni göstermediğinden tevbih ettikten sonra şu selamet yolunu tutmasını nasihat etmektedir:

"Tatarlarla, ne şekilde mümkün olursa, uzlaşma çarelerini bulmalısınız. Zira, eski hükemanın dediği üzere, yeni bir devlet kuran ve ilahi bir kuvvete bağlanan bir kavimle savaşmak akıl karı değildir. Biz şöyle düşünüyoruz ki derhal Tatarlara elçiler gönderip islamların selameti için, Sultan Muhammed merhumun yaptığı mukabele ve mücadeleler dolayı-siyle, af dileyelim. Yumuşak sözlerle ve hediyeler göndermek suretiyle onları teskine çalışalım. Bu hususta muvaffak olursak hizmetimiz kıyamete kadar iyi bir nam bırakmamıza sebep olacaktır. Malumunuz olsun ki bu dostunuz müslümanların işlerini yoluna koymak için onlara elçiler gönderecektir. Eğer siz hayati ehemmiyeti olan sulh babında bana iştirak ederseniz istişare suretiyle bunu size arz ediyorum."

"Bütün dünya bilir ki Allah bana genç yaşımda mamur bir memleket, kuvvetli bir devlet, akıllı vezir ve emirler, zengin hazineler, çok silahlar, zengin ülkeler, mesut tabaa ve itaatkar kullar ve cihangir bir ordu bahşeyledi. Haşmet ve heybetim diğer beldelere yayıldı; diğer memleketlerde bulunan her nimeti bana nasip eyledi. Bununla beraber zayıf da olsa işlerin güzellikle görülmesi akıl ve hükümdarlık icabıdır. Şimdi Sultana üç tavsiyem vardır. Birincisi Şarki Anadolu'da Müslüman halkın (Ahali-i Ermen) kanını dökmekten ve o tarafları tahrip ve muhasaradan vazgeçip dönünüz; Moğol askerlerine elçi göndererek onlarla ahd-ü peyman ediniz ve asla Müslümanların memleke-tinde muharebe endişesi bırakmayınız. Sultan Melikşah, Sultan Sancar ve diğer büyük Selçuk Sultanları gibi seleflerin adalet yolunun hüküm sürmesi için meşgul olmalıdır. Bu takdirde sayısız altın ve hesapsız asker esirgemiyeceğim. Fakat eğer müfsidlerin sözüne bakarak bu nasihatlere itibar buyurmaz-sanız bir islam Sultanı sıfatiyle, Allah'ın emrine uyarak, vazifemizi yapacağız. Eğer memleket ve halka karşı vazife yaparken, Allah korusun, bir mukadder talihsizliğe uğrarsak, Tanrı'nın uhdemizdeki emanetinden kurtulmuş olacağız; eğer Allah zafer nasip ederse muradımıza nail oluruz."

Nesevi'ye göre Keykubad'ın elçileri bir şey elde edemeden ve müsait bir cevap alamadan, Sultanın izniyle, memleketlerine döndüler. Harezmşah'ın onlara bir takım kimseleri de terfik ettiği rivayet edilirken bunlar memleketin ortasına vardıkları zaman Keykubad'ın elçileri Harezmlileri bırakarak süratle ilerlediler ve sultana dostluk ve ittifak için yapılan teşebbüslerin müspet bir netice vermediğini bildirdiler. Alaeddin Keykubad bunun üzerine derhal Kemaleddin Kamyar'ı Eyyubi hükümdarlarına göndererek yaklaşmakta olan tehlikeye karşı kendisiyle birleşmelerini teklif etti. ibn Bibi de hemen aynı şeyleri söylerken Harezmlilerin Türk elçileri ile birlikte değil arkadan gönderilerek Celaleddin'in cevabını götürdüklerini, Kamyar ve Altunaba'nın süratle döndüklerini, Erzurum'a uğrayıp Cihanşah'a düşmanın sözlerine bakarak Sultanın muhalifleriyle birleşmemesini söylediklerini, fakat onlar Erzincan'a varınca Cihanşah'ın Ahlat'a giderek Celaleddin'i Türkiye (Rum) ye saldırmak için tahrik ettiğini anlattılar. Sultan bir taraftan süratle Kemaleddin Kamyar'ı Eyyubilere gönderirken diğer taraftan mevcut kuvvetlerin bir kısmını da, müdafaa tertibatı almak üzere hemen Erzincan havalisine varmak üzere yola çıkardı.

Moğol tehlikesinin kapıları zorladığı bir zamanda Celaleddin tabii müttefikleriyle muharebeyi göze alarak hem kendi feci akibetini, hem de islam dünyasının maruz kaldığı felaketi süratlendirmiş oldu ve Keykubad ile müttefiklerine karşı Yassı-Çimen mevkiinde (Erzincan Akşehri civarında) giriştiği muharebede, 29 Ramazan 627 (10 Ağustos 1230) günü, perişan olduktan bir sene sonra devletini de, hayatını da kaybetti.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Anadolu Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir