Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

I. Keykavus'a Aid Antalya Fetihnamesi

Burada Anadolu Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

I. Keykavus'a Aid Antalya Fetihnamesi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 22:52

I. KEYKAVUS'A AİD ANTALYA FETİHNAMESİ

a. Fetihnamenin Muhtevası


Başlığı Alaaddin Keykubad tarafından Celaleddin Harezmşah'a gönderilmiş, bir mektup olarak konan bu vesika hakikatte I. izzeddin Keykavus tarafından Antalya'nın istirdadı üzerine yazılmış bir fetihnamedir. Selçuk Sultanı, burada, kendisine ait olduğu halde gasbedilen Antalya'nın fethi üzerine elçi gönderdiğini, askerlerinin Ramazanın ilk günü başlayıp sonuna kadar şehri, karadan ve denizden muhasara ettiğini, mancınık ve neft makinelerinin kurulmuş olmasına rağmen şiddetli mukavemet ve sıkıntılarla karşılaştıklarını, nihayet Allah'ın yardımiyle ayın sonunda, Cuma günü, şehrin fethi bayramiyle Ramazan bayramının birleştiğini ifade eder.

Ramazan ayında cihadın bereketiyle Allah'ın lutfu ve zat-i devletiniz Celaleddin'in yüce himmeti sayesinde bu fetihten sonra bütün sahil hudutları bizim kudret elimize ve memleketimiz içine girdi ve bu suretle de endişelerimiz zail oldu. Bu büyük müjde haberinden memnun olacağınızı ve islamın bu fethi sevincine iştirak edeceğinizi düşünerek keyfiyeti zat-i devlet-lerine bildirmek münasip görüldü. İnşallah bundan sonra bu türlü müjde haberleri kulağınıza yetişecektir. Bu mektubu hamil bulunan Isfahanlı münşi bizim İnşa divanı mensuplarından ve devletimizin katiplerindendir. Babası İsfahan'da öldü; terekesi şer'i ihtiyatla mevkuf tutuldu. Bu tarafta bir çok değişiklikler ve hadiseler oldu; bütün civar İslam hükümdarları şart olan gönül birliğine riayet ettikleri halde o taraftan kimse gelmedi ve iki taraf arasında mektuplaşma ve kardeşlik teşebbüsü olmadı. Halbuki merhum Melik Nusretüddin Atabeg bu taraf ile münasebet ve dostluk halinde idi. Bundan sonra bu dostluğa himmet buyurmanız ve mezkur Kemaleddin'e babasından intikal eden terekenin kendisine verilmesi için naiplere emretmeniz ve böylece her tarafa yaygın olan adaletinizin gerçekleşmesi icabeder. Zat-i devletlerinin saadeti devam etsin.

b. Antalya'nın İkinci Fethi

Fetih-name veya mektubun Antalya'nın istirdadı üzerine yazılması, bunun Keykubad tarafından Celaleddin'e gönderilmiş olduğuna dair başlığın sonradan müstensih tarafından yanlışlıkla konulduğunu ve vesikanın I. İzzeddin Keykavus'a aid bulunduğunu meydana komaktadır. Filhakika vesikadaki "Babadan kalan bir hak olan Antalya'nın nezedilmesi ve gasbedilen hanenin geri alınması üzerine sefer" (Azimet ber istirca-i hane-i magsub ve intiza'-i hakk-i mevrus-i mahrusa-i Antalya) ibaresi Selçuk ülkesine dahil olmuş bulunan bu şehrin isitirdadından başka bir şey değildir, ki bu, I. Gyaseddin zamanında fethedildiği halde bilahara işgal edilen ve I. Keykavus tarafından tekrar fethine ait, hadisedir. Antalya'nın istirdadına dair burada bizim için mühim diğer bir vesika da şüphesiz Antalya surları kitabeleridir. Kitabeler bu fethin kısaca hikayesini yaparken çok dikkate şayandır ki bizim fetihnamede kullanılan kelimeleri aynen derceder.

Gerçekten bazı yerleri tamamen okunamamış olmakla beraber kitabe:

"Bu müstahkem hududun istirca'ı ve bu beldenin müşriklerin elinden intiza"mı kaydederken "Şehir Giyaseddin Keyhusrev tarafından fethedilmişti. Fakat şehid olarak ölümünden sonra beldenin halkı isyan etti ve orada eskisi gibi şirk kaim oldu. Keykavus sayısız askerleriyle 612 yılı Ramazanın ilk günü bağlıyarak şehri karadan ve denizden bu ayın sonuna kadar muhasara etti. Her tarafına mancınıklar yerleştirdi. Allah yardım etti ve gece-gündüz cihaddan sonra Allah kelimesi galip gelerek şehir fethedildi" tarzında bu hadisenin, güzel ve sarih bir hulasasını verir. Böylece istirdadın 612 yılı Ramazanın 30 unda, bizim vesikaya göre de, Cuma günü (22. II. Kanun. 1916) vuku bulduğu sabit olur. İbn Bibi bu ikinci fetih hakkında, çok defa mutadı üzerine, tarih vermediği gibi onu Sinob'un fethinden (611/1214) önceki bir fasılada da ele aldığı için bu keyfiyet muahhar tarihçileri tamamiyle yanıltmış ve hiçbirisi, diğer bazı kaynaklarda verilen tarihler gibi, bu mühim kitabeden de haberdar olamamış ve bu sebeple, ibn Bibi'ye uyularak, Antalya'nın istirdadı, Sinob'un fethinden evvel vuku bulmuş gibi gösterilmiştir.

İbn Bibi, Antalya Rumlarının isyanı üzerine Keykavus'un, hadisenin diğer sahillere yayılmasını önlemek maksadiyle, derhal harekete geçtiğini yazar. Fakat dahili gailelerin bertaraf edildiği, hatta Sinob'un fethedildiği bir zamanda şehir halkının böyle bir cesaret gösterebilmesini izah etmek müşküldür. Diğer taraftan kitabelerin Keyhusrev'in ölümünden (1211) sonra halkın ayaklanarak şehre hakim olduğuna dair kaydını da bir ihtimal olarak ele almak mümkündür. Filhakika Keyhusrev'in ölümünden sonra Keykavus ile Keykubad arasında vukubulan saltanat mücadelesi böyle bir isyan için müsait bir zaman idi. Bu takdirde Keykavus'un Antalya dururken neden Sinob'un fethini daha önce ele aldığı sualiyle karşılaşmak mukadderdir3. Fakat böyle bir durum karşısında birbirilerine rakip olmakla beraber, Trabzon Komncn'leri ile İznik İmparatorluğu'nun Karadeniz sahillerini süratle işgale girişmelerinin Keykavus'u, bir taraftan şimalden sarılmasını önlemek, diğer taraftan bu devirde çok ehemmiyet kazanan ticaret yolu için bir mahreç temin etmek maksadiyle, süratle harekete icbar etmiş ve Antalya'nın, daha kolay gözüken, istirdadını daha müsait bir zamana bırakmış olması ihtimali vardır. Bunun yanında hadisenin Selçuk devletinin Sinop fethi ile uğraştığı sırada vuku bulması da hatıra gelse bu fetih ile Antalya seferi arasında aşağı yukarı, bir senelik bir zaman geçmiş olması sebebi yine izah edilmiş olmaz. Zira bu arada Keykavus'un başka bir meşguliyeti olduğuna dair kaynaklarda hiçbir işaret mevcut olmadığı halde Antalya subaşısı Mübarizeddin Ertokuş'un ve dolayısiyle maiyetindeki askerlerin yerlerinde bulunmadığı da hadiselerden istidlal edilmektedir, ki bu keyfiyet bir taraftan isyanın nasıl mümkün olabileceğini meydana kor; diğer taraftan bu kuvvetlerin orada bulunmamaları Selçuk devletinin, bizim için bilinmiyen başka bir mesele ile meşgul bulunduğu ihtimalini akla getirir.

Antalya Rumlarının ayaklanma teşebbüsünde Selçukluların başka bir meşguliyetinden faydalanmayı, binaenaleyh kendilerini serbest bırakacakları ihtimalini düşündüklerine; aksi takdirde Sultan harekete geçerse böyle bir durumda şehri tekrar Frenklere teslim niyetinde olduklarına dair bir kayıt yukarıda ileri sürdüğümüz mülahazaları teyit etmektedir. Nitekim, Kıbrıs kiralı ile Keykavus arasında teati olunan mektupların tahlilinde belirttiğimiz üzere, isyanın Sinob'un fethi sırasında vuku bulduğu meydana çıktığına göre bütün bu ihtimalleri bu suretle halletmek gerekmektedir. Böylece müsait bir fırsatta ayaklanan Rumlar şehirde bulunan idareci vesair Türkleri bir gecede imha edip mallarını aralarında paylaştılar. İbn Bibi'ye göre sultan memleketin her tarafına fermanlar gönderdi. Bütün subaşılar maiyetlerindeki askerlerle Konya ovasında toplandı; muhasara aletleri de hazırlanarak, bizzat sultanın kumandasında bulunan Selçuk ordusu süratle harekete geçti. Tehlikeyi gören Rumlar derhal Frenklerden yardım talebinde bulundular. Bir kaç gemi dolusu savaşçı ve müdafaa aletleriyle gelen Frenkler derhal şehir içinde muharebeye hazırlandılar.

Öteden beri gıda maddelerini Anadolu sahillerinden tedarik etmek mecburiyetinde kalan ve bu sebeple de daima buralarda yerleşmek fırsatını ariyan Kıbrıs frenklerinin daha isyan esnasında Rumlara yardım etmiş olmaları kuvvetle muhtemeldir. Nitekim Kıbrıs frenkleriyle alakası dolayısiyledir, ki ibn Vaşil 612 (1215-1216 senesinde Frenklerin sultan İzzeddin Keykavus'a ait, Antalya'yı işgal ve burada bulunan Mlüslümanları katlettiğini, fakat sonra bu yıl içinde sultanın şehri isitirdat ettiğini yazar6. Buna mukabil Bar Hebraeus ise şehrin ikinci defa olarak, Rumlardan fethedildiğini söyler. Anonim Selçukname, vuzuhtan mahrum ve hatta biraz da efsanevi olarak, Keykavus'u kardeşi Keykubad ile saltanat mücadelesi yaparken Melik İbrahim isminde birinin Antalya'ya gittiğini, sultanın hareketi üzerine Kıbrıs adasına (becezire-i Kıbrus) kaçtığını, sultanın tehdidname göndererek onu istediğini, fakat sultana karşı gönderilen asker dolu gemiler içinde bulunduğunu, şehrin zaptından sonra Frenklerin katli sırasında Melik İbrahim'in de bunlar arasında olup otuz kölesiyle bir dağa sığındığını, fakat nihayet yakalandığını, bununla beraber sultanın ona iltifat edip üç parça vilayet verdiğini bildirmektedir.

Böylece bir ay süren şiddetli bir muhasaradan sonra şehir zaptedildi. Frenklerle birlikte diğer muharipler öldürüldü; pek çok da esir ve ganimet elde edildi. Lusignan'lar idaresinde Kıbrıslı frenklerin bu Antalya muharsarasına iştiraklerine dair Garp kaynaklarında bir malumat mevcut olmadığı gibi daha dikkate şayan olarak, İzzeddin Keykavus ile Kıbrıs kiralı arasında 1213-1216 yılları zarfında vuku bulup zamanımıza kadar gelmiş olan beş kadar mektup ve muahedenamelerde bile bu hadiseye dair en küçük bir işaret mevcut değildir. Şehrin sübaşılığı tekrar Mübarizeddin Ertokuş'a verildi. Sultan ordunun başında Konya'ya döndükten sonra etraf hükümdarlarına hediyelerle birlikte fetih-nameler gönderdi. işte İbn Bibi'nin ifadesine uygun olarak bu fetihnamelerden birini bizim neşrettiğimiz vesika teşkil ettiği gibi başka birisinin de Halep hükümdarı Melik uz-Zahir'e gönderildiğini biliyoruz.

c. Fetih-name'nin Gönderildiği Hükümdar

Fetih-nameye Celaleddin Harezmşah'a gönderilmiş bir mektup olarak başlık konması sebebi, vesikada, ismi verilmiyen hükümdarın Celaleddin lakabını taşıması ve her halde diğer mektuplarla bir arada bulunması neticesi olmak icab eder. Ona ait olmadığı böylece meydana çıktıktan sonra hangi hükümdara gönderilmiş olduğunu araştırmamız gerekmektedir İzzeddin Keykavus bu fetih-nameyi gönderdiği hükümdara, diğer İslam hükümdarlarının Türkiye'de vuku bulan hadiseler dolayısiyle "Gönül birliği" gösterdikleri ve merhum Atabeg Nusretüddin de Selçuklularla dostluk münasebetlerine devam ettiği halde kendisinin hiç bir mektuplaşma teşebbüsünde bulunmadığından serzeniş yapmakta ve bundan böyle dostluğa devamını arzu etmektedir. Bu ifade mezkur Atabeg kaydiyle 1191-1210 arasında hükümet süren Azerbaycan Atabeği Nusretüddin Ebu Bekr'in bahis mevzuu olduğunu ve öldüğünü meydana koyduğuna göre bu mektubu ondan sonra Azerbaycan Atabeği olan kardeşi Özbek olabileceğini düşündürmektedir. Fakat ilk önce Özbek'in künyesinin Celaleddin değil Muzaffereddin olması mektubun başka bir hükümdara yazılmış olacağına delalet eder. Diğer taraftan 612 de İsfahan'a hangi hükümdarın hakim veya nafiz olduğunun belirmesi de lazımdır.

Bu mülahazalar bahis mevzuu zatın bu zamanda İsmaililerin hükümdarı bulunan Celaleddin Hasan (607/1210-618/1221) olduğunu göstermektedir. Filhakika daha babasının sağlığında iken Halife ve diğer islam hükümdarlarına adam göndererek İsmaililerin yolundan ayrılıp İslam olacağını bildiren Celaleddin babasının ölümünden sonra onun yerine geçince (607) sözünü tutmuş ve böylece itibar kazanmıştı. Kendisine tabi İsmailileri de ilhad yolundan çevirmişti. Memlekette camiler inşa etti; Müslüman ülkelerinden din adamları getirtti. O şekildeki artık Hasan'ın İslamiyetine inanıldı. Halifeye, Muhammed Harezmşah'a ve diğer hükümdarlara elçiler göndererek onun İslamlıkta samimiyetine hüküm verildi ve bu sebeple de adı Celaleddin Nev-Müsülman olarak şöhret buldu. Bu suretle İslam hükümdarları arasında mevki alan Celaleddin, Irak Selçuklularının inkırazından sonra İran'da vuku bulan siyasi istikrarsızlık ve mücadelelere iştirak etti. Bu mücadelelerde Azar-baycan Atabeği Muzaffereddin Özbeg (607-622) ve halife Nasır Lidinillah ile müşterek hareket etti. Gerçekten bunlar 612 (diğer rivayete göre 611) de Hemedan, İsfahan ve Rey taraflarına hakim bulunan Mengli'ye karşı harekete geçtiler. Onu mağlup ettikten sonra memleketlerini aralarında taksim ettiler. Bu münasebetle Zencan ve Ebher Celaleddin'e bırakıldı ise de İsfahan'ın bu esnada ona ait olduğu anlaşılmıyor. Yalnız bir müddet sonra (614) Harezmşah Muhammed Kazvin, Zencan, ve Isfehan taraflarını işgal ederek, hutbeyi kendi namına okutmak üzere, Atabeg Özbek'in oraları idaresine terketti. İşte bizim mektup Halife, Özbek ve Celaleddin'in Mengli'ye karşı 612 yılı Cemaziyelevveli ayında kazandıkları zaferden takriben üç ay sonra Antalya fethi üzeirne yazılmıştır. Celaleddin'in bu mücadelelerde çok faal bir rol oynamış olması, Isfahan kendisine ait olmasa bile, mektubun ona hitaben yazılması sebebini izah eder, kanaatindeyiz. Selçuk Sultanı bütün islam hükümdarlarının kendisiyle dostluk münasebetleri kurduğu halde Celaleddin'in hiçbir alaka göstermemesinden serzineşte bulunurken onun ismaili hüviyetine de bir ima yapmış gözüküyor. Diğer taraftan hükümdar olarak ona dair kaleme alman lakaplar da pek mütevazi lakaplardır.

Fakat, mektup bir fetih-name hüviyetini arzetmekle beraber, asıl maksadın Selçuk münşisi Kemaleddin'e ait metrukatın elde edilmesi olduğu veya fetih-namenin bu vesile ile yazıldığı anlaşılıyor. Mektubu götüren zat hakkında sadece inşa divanı katiplerinden olup Kemaleddin künyesini taşıdığı ve aslen Isfahan şehrine mensup bulunduğu kaydediliyor. Mevkilerin değişmesiyle künyelerin de değiştiği gözönüne getirilirse bununla bilahara Selçuk Türkiye'sinde vezir olarak mühim bir mevki kazanan Isfahanlı Şemseddin Muhammed olacağına kanaat getirmek mümkündür. Zira onun izzeddin Keykavus'un hususi katibi ve sohbet arkadaşı olduğuna dair kayıt da bu hususu teyit etmektedir. Keykavus'dan sonra Alaaddin Keykubad zamanında müşrif ve tuğrai (tuğracı) yani inşa divanının başı, Keyhusrev zamanında da naib olan bu zatın II. izzeddin Keykavus devrinde de vezir olmuş ve nihayet Moğolların müdahaleleri ile öldürülmüş bulunduğu malumdur.

Kaynakça
Kitap: TÜRKİYE SELÇUKLULARI
Yazar: OSMAN TURAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Anadolu Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir