Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türkiye Öyle Sarsılmaz, Böyle Sarsılır

Burada Serdar Öztürk'ün Ergenekon Davası hakkındaki tespitleri ile ilgili olan önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Türkiye Öyle Sarsılmaz, Böyle Sarsılır

Mesajgönderen TurkmenCopur » 05 Tem 2012, 03:29

Türkiye Öyle Sarsılmaz, Böyle Sarsılır

Tümer Gündem, benim devre arkadaşım. Hem de müvekkilim. O İzmir’de eşi tutuklu olan arkadaşım. Tutuklu olan eşini görmeye geleceğimi söylüyorum. Çünkü kızcağız bana iki defa mektup yazmış. “Mutlaka gel. Görüşelim” Diye. Ben Levent Albay tutuklandıktan sonra, Özlem’in dosyası ile fazla ilgilenememiştim. Telefonda “Yarın geleceğim” diyorum. Buradaki bir diğer ifade de şu; “Zekeriya Öz ifademi alsa da, Türkiye sarsılsa” demişim. Doğru. Yani gözaltına alındık. Dört gün sonra Türkiye sarsıldı. Yani, bu operasyonları yapanların, böyle esprili bir yanlan da var. Tapelerden yola çıkarak, “Al sana Türkiye öyle sarsılmaz, böyle sarsılır” diye benim ofisime sahte “irtica ile mücadele planı” belgesini koymuşlar.

Evet. Burada ki kastettiğim konu, Zekeriya Öz'ün askeri casuslukla ilgili suçları idi. Bir savcının, CIA ajanları ile ne işi var? Türkiye’de CIA’nin muhatabı MİT’tir. Cumhuriyet Savcıları değildir.
Evet, Mustafa Güray Değerli, telefonda bana “Dikkatli ol. Böyle konuşmalarına dikkat et” diyor. Bunu iddianameye de geçirmişsiniz. Nedenini söyleyeyim. Ben çünkü tapelerde sürekli, bu polis içindeki çeteye ve bu cemaatçilere yabancı gizli servisin kontrol ettiğini düşündüğüm cemaatçilere iyi kelimeler kullanmadığım için öyle diyor. Bu adam gazeteci. Çevresinde bir sürü gazeteci var. Onların da polislerle ilişkileri var.

Demişler ki;

“Serdar telefonda polislere çok küfrediyor. Konuşmalarına dikkat etsin.” Âmânda aman. Onu söylüyor kendince. İşte konuşmalara dikkat edeceğiz bilmem ne filan diye. Bana ne ya. Bunlardan mı korkacağız? Gülüyorum diye bana kızıyor. Gülerim tabi.

Haldun Türkoğlu sayfa 225, Bu konuşma 11 Mart 2009 da. Avukat A. K.nın tutuklama tehdidi ile savcı ÖZ tarafından devreye sokulduğu dönemde yapıldı. Ben Levent Albay’a söylüyorum. Çünkü bizim prensibimiz neydi? İstanbul’dan mutlaka bir avukat tutalım. Ama avukat A. K. başkasının vekâletini almış. Birde Ankara’da ki görüşmemizde, Avukat A. K. bize, “Zekeriya Öz beni de tehdit etti” diye açık açık söyledi. “Beni de tutuklatacak. Ben çok korkuyorum. Kanada’dan ev aldım. Gideceğim. Ailemi göndereceğim.” Dedi. Ben şunu çok net gördüm. A. K, haşa tövbe Allah’tan çok, tutuklanmaktan korkuyordu. Bu adama her şeyi yaptırırsın. Bitti. Yaptırmışta zaten. Çektiğimiz mesaj var. Bir avukat arkadaşımız şu kadar istemiş diye. İsteyebilir, olabilir. Ama alamaz. Buradaki görüşümü Haldun’a mesaj olarak yazmışım. Levent albayımla bu konuları konuş diye.

Mehmet Eymür, 11 Mart 2009. Sekreterimden, Princess Otelden Mehmet Eymür’ü arayıp randevu almasını istemişim. Neden? Çünkü bir şekilde onunda bu işin içinde olduğunu değerlendirmişiz. Randevu alıp görüşeceğim. Kardeşim ne oluyor? Ne yapıyorsunuz? Diye soracağız. Neyim ben? Avukatım. Maddi gerçeği bütün boyutlarıyla ortaya çıkartmaya çalışıyorum. Bu konuyla ilgili aslında üç tane tape var. Ama buraya sadece ikisini koymuşlar. Aradaki görüşme yok. Oysaki daha sonra sekreterim beni aradı ve “hastaymış randevu vermiyor. Yarında yurt dışına çıkacakmış.” Dedi. Tabi ben bunun doğru olmadığını düşündüğüm için, sırf telefonumun dinlendiğini ve bu telefon konuşmasının da ona gideceğini tahmin ettiğim için, yarın yurtdışına çıkış kaydı var mı, yok mu baktıralım. Bana hatırlat diyorum. Baktırmadım. Yani baktıracak kimse de yok zaten de. Baktırmadım da.

Mustafa Güray Değerli, aynı gün eski Malatya 11 Jandarma Komutanını almışlar. Adı Mehmet Ülger’miş. Albayımı tanımıyorum. Fakat albay dediği için şimdi kim diye insan merak ediyor. Soruşturmanın içinde olduğumuz için artık dalga geçiyoruz. Toto oynuyoruz. Kim alındı? Diye toto oynuyoruz. “Tanımadığımız tanımadığımız adamlar.” diyoruz. Bu tapeyi çok zeki polisimiz, dosyanın Zirve Kitabevi cinayeti dosyasıyla birleştirilmesinin delili olarak göstermiş. Tape nasıl? Kim alındı? Mehmet Ülger. Kimmiş? Malatya II Jandarma Komutanı. Tanıyor musun? Tanımıyorum. Bu içerikteki bir görüşmeyle, o davayı buraya bağlamaya çalışıyorlar. Çünkü bu davayı bataklık haline getirecekler ya. Amaç o. Onu al. Bunu da al. Dink cinayetini al. Bataklık biraz genişlesin. Ama bilmiyorlar ki, bu bataklıkta kendileri boğulacaklar.

Evet, bu tape de Çetin’e dayı ile görüşmemiz gerekiyor. Diye mesaj atmışım. Neden? Çünkü Levent Albayın ofisine DVD.yi bırakan polisin resmini vereceğim. Bu görüşme onun için. Hasan Gürbüz, Avukat meslektaşım. Telefonla görüşmüşüm ve A. K. yı değerlendirmişiz. O’na da A.K.’nın uygun olmadığını anlatmışım. Mithat Binbaşı ile görüşmem gerektiğini vesaire filan konuşmuşuz. “Bu adam sadece para için girmiş bu işe” kısmını bolt yapmışlar. Ne anlamı var? İşte burada “20 MART 2009 a kadar komutanımı serbest bırakmasınlar. Ayın 20’sinden sonra, ortalık hukuki anlamda kan gölüne dönecek. Ondan sonra ben şu ana kadar hani kimseye dokunmadım. Sadece polislere biraz dokundum. Ayın 20’sinden sonra elimdeki bütün delilleri ortaya dökeceğim.” Demişim, işte bu. Yani askeri savcılığa, askeri casusluktan birçok kişi hakkında suç duyurusunda bulunacaktık. Elimizde delil var. İnceletmişiz. İmajını almışız. Bu verileri polisin yüklediğini tespit etmişiz. Bu ne? Devlet sırrı niteliğinde bilgiler. Eylem ne? Askeri casusluk. İmaj alma cihazı FBI’dan geliyor. Bir istihbarat teşkilatının yapacağı en büyük hata, yabancı ülkelerden bu tip cihazları almaktır. Kriptolu telefon almaktır. Bilgisayar almaktır. Verirler. Sonra sen gidersin, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği yapmış emekli orgeneralin bilgisayarına imaj alma cihazını takarsın, içindeki veriler, seninle beraber Amerika’ya da gider.

Sorun şu;

Amerika’yla tabi ki ilişkilerimiz olacak. Bir tarihte, Fransızlar, Amerikan ajanlarını sınır dışı ettiler. Amerikalılar da Fransızlara mukabele etmek için iki tane Fransız ajanını sınır dışı ettiler. Böyle şey olmaz. Yani uluslararası ilişkilerde, Amerika bizim müttefikimiz filan olabilir. Ama ülkemizde kimseye askeri casusluk yaptırmayacağız. Şu anda, yani göz göre göre, kör gözüne parmağım dercesine kendi çocuklarımızı kullanıp bizi birbirimize kırdırıyorlar. Sonra da ellerini ovuşturarak seyrediyorlar. Müsaade etmememiz gereken şey budur işte.

Evet Fatma Bozdemir. Sekreterim. Tarih 17 Mart 2009. Neden? Çünkü 16 Mart 2009 da ki tape burada yok. Çok net hatırlıyorum. İstanbul’a indim. Atatürk Havalimanında gece saat 23:00 da Koçero beni aradı ve görüştük. O’na “şirkete geçiyorum. Suç duyurusunu oraya faksla dedim.” Faksı alır almaz okudum ve tepem attı. Ertesi gün Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavir- ligine bu dilekçeyi faksladım. Neden? Gereğini yapsınlar diye. Bu işin muhatabı çünkü Genelkurmay Adli Müşavirliği. 1993- 1994’de bölgede görev yaptığım ve bu sözlerden kişisel olarak ta alındığım için, oradaki subaylara ermeni diyen polisi kendim ayrıca arattırdım. Yani sen bu lafı, “1990-1994 yılları arasında burada görev yapan subaylar Ermeniydi lafını gerçekten dedin mi?” Diye sormak için. Ama görevden almışlar polisi. Aramadık bizde.

Evet burada yine Fatma Bozdemir’e, “ofise faks geliyor. O faksı gönder” demişiz. Tape de isimleri geçenlerden birisi Türker. Bu çocuk benim gazeteci arkadaşım. Neden? Kamuoyu da öğrensin ne tür soysuzluklar döndüğünü diye.
Evet diğer tape de Meryem Dikdik ile görüşmüşüm. Benim eski sekreterim. Kızım. Ankara’da Üniversitede de okurken Adalet Yüksekokulunda, aynı zamanda sekreterliğimi yapıyordu. Çok düzgün, çok ahlaklı Anadolu çocuğu bir kızımız. Okulu bitti, memleketine döndü. Hastalanmış, ofisi aramış. Bana ulaşamamış. Cezaevinden çıktıktan sonra sekreterimiz bana “Meryem sizi aradı” diye not bıraktı. Ben cep telefonundan Meyem’e ulaştım. Aradım, konuştuk. Burada ne buldunuz terör örgütü üyeliği ile ilgili? “Dua et. Kurtaralım komutanı bir an önce şu itlerin elinden.” Demişim. Evet doğru. Ben burada sizi kastetmiyorum. Kimi kastettiğimi söyleyeyim. Bu operasyonu yapan adamları ve bu işin arkasındaki adamları kastediyorum. Bu operasyonun yerli işbirlikçilerini.

Evet bu tape de, avukat Demet hanımı Genelkurmay Başkanlığı CD’leri aldı mı? Diye aramışım. Neden? Şunun için. Tarih 17 Mart 2009. 51 nolu DVD’nin aslının Genelkurmay Başkanlığına gönderildiğini öğrendik. Özel yetkili savcılıktan gönderildiği söylenen 51 nolu DVD’nin, gerçekten ofisten el konulan DVD olup olmadığını, aynı gün el konulan, ancak daha sonra bize iade edilen CD’lerin üzerindeki kalem yazıları ile karşılaştırıp anlasınlar diye bu CVD.leri Genelkurmaya verdik. Genelkurmayın kriminal nitelikli bir karşılaştırma yapmasını istedik. Çünkü emniyet bir DVD’yi bire bir içindeki seri numarası ile beraber üretebiliyor.

Dolayısıyla Genelkurmay mürekkep incelemesi yapsın da, o DVD sahte kopya ise, bunu mürekkebinden tespit etsin diye düşündük. O şekilde herhangi bir tuzağa düşmesinler diye CD’yi gönderdim. Fakat Genelkurmay Başkanlığından CD’yi alırlar mı almazlar mı diye bir tereddüt yaşamışız. Onu soruyoruz. CD.leri almışlar. Daha sonra iade ettiler.

Evet bakın bu çok ilginç bir mesaj. Sabiha Hale Denizkuşu. Benim müvekkilim. Şimdi bana mesaj atmış, “Benim kaldığım arkadaşın apartmanına başka birileri yüzünden operasyon yapıldı. Benim burada başka güvenli kalacağım yer yok” diye. Şimdi bu mesajı Hale Hanım bana attı. Fakat polisin hazırladığı bu tutanakta ne yazıyor? Bu mesajı ben sanki Hale hanıma atmışım şeklinde yazmışlar. Ben örgüt üyesiyim ya.

Şimdi ben atarsam bu mesajı şöyle oluyor;

“Benim kaldığım arkadaşımın apartmanına başka biri nedeni ile operasyon yapıldı.” Ben korkuyorum. Çok korkağım ya. “Benim başka güvenli kalacağım yer yok” Saklanıyorum. Ben gizlenen, saklanan bir adamım. Ankara barosunda ki kayıtlarda ofis adresi, ev adresi belli, her gün adliyelere girip çıkan bir avukat değilim. Ben bu mesajla ilgili TİB Başkanı Fethi Şimşek hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına Sahte Resmi Evrak Tanzim Etmekten suç duyurusunda bulundum.

Bu hanımın dosyası da sizde. İstanbul özel yetkili savcılığında. Eski Başbakanlardan birinin çete lideri yeğeni, bu hanımı beş ay bir yalıya hapsetmiş. Kadının yanında, çocuğunun kafasına silah dayayarak, beş trilyon nakit parasına, yedi trilyon mal varlığına el koymuşlar ve örgüt üyelerinin üstüne geçirmişler. Kadın mafyadan kaçıyor. Örgüt kadına zorla imzalattığı çekleri piyasaya sürmüş. Her yerden, karşılıksız çek suçundan mahkûmiyet kararı geliyor. Çekleri, beş yaşındaki çocuğunun kafasına silah dayayarak zorla İmzalatmışlar. Kadın hem örgütten, hemde polisten kaçıyor. Çünkü İstanbul KOM’da, emniyetin içinde bu örgüte yardım eden İbrahim diye bir polisi tespit etmişler. Bu yüzden polisten de kaçıyor. Polisin de bu işin içinde olduğundan korktuğu için, polise de güvenemiyor.

Ben bu dosya için savcı C. K.ya gittim. Dosya savcıda yok. Bana “Dosya evimde” dedi. Böyle bir dosyanın evde ne işi var? “Kaç klasör” diye sordum. “Üç klasör” dedi. “Yarın o dosyaları getirin lütfen adliyeye” dedim. “Eşimden ne zaman araba alırsam o zaman getireceğim.” dedi. Bende, “Adalet Bakanlığına başvurayım o zaman size bir araç, birde dosyalan taşımak için görevli tahsis etsinler lütfen yarın getirin o dosyaları” dedim. Dosyalar gelmedi. Bildiğim kadarı ile daha sonra savcı görevden alındı. Beş trilyon nakit parayı örgüt kendi hesabına aktarmış. Savcıda bana diyor ki “Ya sevgili bunlar. Bunların arasında bir şey yok ki.”, “Bu kadın, toplam on iki trilyon nakit ve malvarlığını iki aylık sevgilisinin üzerine yapmış. Bunda bir şey yok ki” diyor savcı bey. Allah Allah çok enteresan tabi savcının bu görüşü.

Halil Saluci. Koçero’nun kardeşi. Koçero ilk gözaltına alındığında kardeşi Halil beni aramış. Harun Saluci. Koçero’nun oğlu. O da aynı şekilde beni arıyor. Koçero emniyette iken telefonla görüşüyoruz. Aynı Levent Bektaş’ta yaptığım uyarıları yapıyorum. “CD, DVD, Flaş disk aldılar mı?” Diye soruyorum. “Aldılar, her şeyi aldılar.” Diyor. “Hiç birisini kabul etme, üzerini imzalama ve kopyasını iste.” Diyorum. Neden? Çünkü bu olay böyle yapılıyor. Siber savaş teknolojileri üzerinden yürütülüyor bütün operasyonlar. “Poliste ifade verme” diyorum. Neden? Bunu ben herkese diyorum. Herkese, “Bunun polisle bir ilgisi yok. Siyasi bir soruşturma” Diyorum. Bu çocuğu emniyette zorlamışlar. Ama tapeye bu bölüm “anlaşılmadı” diye geçmiş. Yani tapelerin hiç birisini tam olarak geçirmemişler.

Şimdi Koçero 16 MART 2009’daki görüşmemizde bana;

“Ben suç duyurusunda bulundum. Beni silahlı kuvvetler aleyhinde ifade vermeye zorladılar." Diyor. Suç duyurusunun metninde de bunu yazmış. Koçero, bunu kabul etmediği içinde yakalamışlar.” Fakat Koçero o arada kendisini silahlı kuvvetler aleyhine ifade vermeye zorlayan polisler hakkında Silopi C. Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuş.
Bu polisin kendi kendine gönderdiği ihbar mailinde geçen Selçuk Sazaklı’yı ben tanımam. Silopi’de ki Selçuk binbaşıyı da tanımam.

İhbar mailinde;

“Serdar şöyle yapacak. Böyle yapacak. Soruşturmayı savcıların ve polisin başına geçirecek. Yok Koçero’ya suç duyurusunu o yaptırdı.” Filan diye geçiyor. Koçero’ya suç duyurusunu özel olarak birisinin yaptırıp yaptırmadığını bilmiyorum. Suç duyurusu yapıldıktan sonra bana metni geldi ve içindeki metinde “silahlı kuvvetler aleyhinde ifade vermesi istendiği” yazıyordu. Koçero’dan “Gizli Tanık” olmasını istemişler. Koçero’da; “Yani ben yalancı şey mi olayım? Ben kimseye iftira atamam. Ben böyle bir şey yapamam” demiş.

Bende telefonda Koçero’ya;

“Doğru bildiğin neyse onu yap. Allah’tan başka kimseden korkma,” diyorum. Ne var bunda? Çocuk şehit kardeşi, Şehit ailesi. Söyledim, Koçero’yla iki defa operasyona çıktım. Herhangi hukuka aykırı bir davranışını görmedim. Derecik operasyonunda, Görümlü yolunu açmak için altı tane mayını yoldan birlikte söktük.

Diğer tape, Avukat Haşan Gürbüz’le konuşmuşum. Sayfa 198. Nöbet sisteminin nasıl olduğunu ve bu hafta kim nöbetçi diye sormuşum. Çünkü bir itiraz yapmışız. Bir talepte bulunmuşuz savcılıktan reddetmişler. Hash raporları ile ilgiliydi yanılmıyorsam. Ona itiraz edeceğiz. İtiraz ettik. Red oldu. Red kararma karşıda, kesin olduğu için bakanlığa yazılı emirle bozma yoluna gittik.

Tülay Hanım. Benim müvekkilim ve 15 yıllık arkadaşım. Onunla konuşma yapıyoruz. Levent Albayı da tanıdığı için onunla ilgili de konuşuyoruz. Nereden tanıyor? Çünkü Levent beyde boşanma davasında Tülay hanıma çok yardımcı oldu. O da Levent albayımı soruyor. Ne oldu? iddianamesi hazır değil mi? Falan filan diye.

Avukat Şeyhmus Arslan. Benim İstanbul hukuktan arkadaşım. Ben, “Levent Albayın müdafiliğini yürüttüğüm ve yoğun olduğum için Koçero’yla ayrıca ilgilenemem” diye ondan rica ettim.
Avukat Güliz hanım, avukat meslektaşımız bütün tekzipleri Güliz hanımla birlikte yaptık. Sağ olsun bize çok yardımcı oldu. Onu da tutuklayın Ergenekoncu diye.

Sayın Başkan, en son dün 29 ncu klasörde yer alan tapelere devam ediyorduk. Bütün dosyalardaki bilgi ve belgelere, dokümanlara teker teker yanıt vermek istediğimizden dolayı. Hepsine devam ediyoruz. Şimdi Şeyhmus Aslan ile bir telefon görüşmesi var. Sayfa 190. tape no 5896. Bu dosyada ki tapelerde benim dikkat ettiğim şöyle bir şey var. Bizimle ilgili soruşturma numarası 2008/1756 idi. İletişim tespit tutanaklarında yazan soruşturma numarası ise, 2008/1692.dır. Yani farklı bir soruşturma numarası üzerinden telefon dinleme izni alınmış. Bunu ben anlayamadım. Bizim hakkımızda böyle bir soruşturma var mı? Aynı konuda niye iki ayrı soruşturma yürüyor? Bu konuyu dikkatinize sunuyorum.

Evet bu tape de, Demet hanımla görüşmüşüm Sayfa 198. Tape numarası kayıt sıra no 5898. Hale hanım müvekkilimiz. Yakalaması var. Bu çeteden kaçan hanım. Dün arz etmiştim. Yalı’da dört ay beş ay alıkonulup, çocuğunun kafasına silah dayanılarak bütün malvarlığı çetenin üzerine geçirilen, çekleri piyasaya dağıtıldığı için karşılıksız çek suçundan, kendisine her yerden dava açılan ve hakkında aynı suçtan bir takım mahkûmiyet kararları çıkan hanım. Onunla ilgili yakalama kararları var. Bizde bu kararlara teker teker itiraz ediyoruz. Ret kararlarına karşı yazılı emirle bozma yoluna gidiyoruz. Ve bu yakalama kararları ile, kesinleşmiş mahkumiyet kararlarının hepsini de kaldırttık.
Bu dönemde, Sarıyer Asliye Ceza Mahkemesinin bir yakalama kararı vardı. Sarıyer Asliye Ceza mahkemesine gidip onu kaldırtacağız. O konuyu telefonda görüşmüşüz. “Başka yakalaması var mı? Yani bir sorun çıkmasın adliyeye gittiğimizde” Diye. Çünkü kadının iki tane çocuğu var. Cuma günü başka yakalaması çıksa alıkoyacaklar. Ondan tereddüdümüz var. O yüzden “UYAP’tan kontrol edelim.” Diyoruz. Avukatı olarak vekâleti olan müvekkilimizin başka yakalama emri olup olmadığını biz kontrol edebiliriz. Bunda yasadışı bir şey yok.

Evet 5899 sayfa 187 korucularla ilgili soruşturma için İstanbul’a gelen Avukat Şeyhmus Aslan ile konuşuyoruz. Bana, kendisi yokken polisin korucuları teker teker yukarıya çıkarıp sohbet adı altında ifadelerini almaya çalıştığını anlatıyor. Koçero’nun tartıştığı polislere “Bir dolap çeviriyorsunuz. O dolabın içerisinde siz kalacaksınız.” Dediğini anlatıyor. Bu tartışma sonunda Koçero ile polisler kavga etmişler. Koçero polislere sandalye fırlatmış. Sonra ayırmışlar. Konuşmanın bu bölümleri tape edilmemiş. Avukat arkadaşım bana, polislerin gözaltındaki koruculara karşı nasıl hareket ettiğini anlatıyor. Yani polisler korucuları yukarıya çağırıyorlar ve “sadece konuş” diyorlar. Korucu da, “Ne konuşacağım? Diyor. Polis sadece “anlat” diyormuş. Korucularda, “Ne anlatacağım?” diye soruyorlar. Böyle anlamsız bir kısır döngü. Polisin hareket tarzı bu. Böyle bir soruşturma yöntemi yok. Bu tamamen bir saçmalık. Polis normalde ne yapar? Elinde kanıt varsa, kanıtı gösterir ve kanıta göre şüpheliye soru yöneltir. Bir bağlantı varsa onu sorar. Onunla ilgili şüphelinin ifadesini alır. Şüphelinin avukatı yokken de bunu yapamaz.

Fakat polis ne yapıyor? Avukatı yokken korucuları teker teker ve ayrı ayrı yukarıya çağırıyor. Silahlı kuvvetler aleyhine ifade almaya çalışıp, gözaltına aldıkları korucuları gizli tanık olmaya zorluyorlar. Herkes Osman’ım değil. Bu ülkede delikanlı insanlarda var. Mert insanlarda var. Evet, bizde burada polislerin yaptığı bu hukuk dışı davranışa hakaret etmişiz. Ne yapacağız? Aferim iyi yapmışlar mı diyeceğiz? Adamı sen Kuzey Irak’ta ki sınırdaki mevzisinden alıp İstanbul’a getiriyorsun. Dört gün aç bilaç gözaltında tutuyorsun. Ondan sonra karakollar niye basılıyor? Diye bazı siyasetçiler soruyor. Bu orduya saldıranlar, kaç yıldır orduya saldıranlar, bu enerjilerinin yüzde 60’mı PKK’ya saldırmak için kullansa idi, terör bu hale gelmezdi. Kızdığımız nokta bu. Ben daha önce de ifade ettim. Ben kız lisesi mezunu değilim. Fetullah Gülen’in homoseksüel çok özel sekreteri Tuncay Güney filanda değilim. Kızdığım zaman küfrederim. Bunun hesabını mı vereceğiz? Ben burada hakaretten yargılanmıyorum. Bu adam, Kuzey Irak sınırından mevziden alınıp getirilen korucu, yapılan muameleyi içine sindiremediği için dört gün boyunca yemek yememiş. Bende yemedim. “Bunları hak etmedik.” Demiş. Hak etmediler. Sonuçta ne oldu? Serbest bırakıldılar.

O kadar yaygara kopartıldı. Samanyolu televizyonunda “vay JİTEM’in tetikçileri!” filan diye. O jitemin tetikçisi dediği korucu, Ankara’ya geldiğinde emniyet müdürünün evinde kalıyor. AKP. li bakanların makamında ağırlanıyor. Neden? Şehit ailesi olduğu için. Saygı görecek. Doğrusu da bu. Ama bir tarafta Samanyolu televizyonu, diğer tarafta PKK siteleri, koro halinde “jitemin tetikçisi” diye bas bas bağırıyorlar. Varsa bir kanıt adamı tıkarsınız içeriye. Yoksa bu şekilde haber yaptıramazsınız. RTÜK ne yaptı? Hiçbir şey yapmadı. Başbakanlığa bağlı RTÜK bu haberlere karşı hiçbir şey yapmadı.

Evet sayfa 185. Tape kayıt sıra numarası 5900. Avukat Şeyhmus beyle konuşmuşuz. Şeyhmus bey bazı sıkıntılarını iletmiş. Bende, “Yardım edeceğiz. Şehit ailesi” demişim. Yani bazı sıkıntıların olabilir. Hoş göreceksin. Yardım edeceğiz olay bu.

Tekrar Avukat Şeyhmus beyle konuşmuşuz.

Şeyhmus bey bana;

“Polis ben yokken ifade almaya çalışıyor. Gecenin bir yarısı korucuları kaldırıp adli tıbba gönderiyorlar. Fiziki olarak yoruyorlar ve uyutmuyorlar. Bu bir işkence yöntemi” Diye anlatıyor.

Ben de avukat arkadaşıma;

“Sen avukatsın arkadaş. Madem öyle. Git suç duyurusunda bulun.” Diyorum. Avukat Şeyhmus bey, Fatih Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu.
Evet, burada ifade için emniyette bekleniliyor. Ben “Emniyette ifade vermeyin. Bu siyasi bir soruşturma. Poliste ifade vermenizin anlamı yok” dedim. Fakat ifade verdiler.

Daha sonra ki tape, İstanbul TEM’e geldiği söylenen bir avukat ile ilgili. Halbuki bütün korucuların müdafisi Şeyhmus Bey. Ben sadece Koçero için müdafilik yapmasını rica etmiştim. Fakat Şeyhmus Bey, İstanbul TEM’e gittiğinde, bütün korucular, “Bizimde müdafiimiz olur musun?” Demişler. O da olmuş. Fakat sonradan bir avukat daha geldiği söylenmiş. Şimdi biz polisin bu tip olaylarda bazı numaralar çektiğini biliyoruz. O gelen kişinin avukat olup olmadığından da emin değilim. Muhtemelen avukatta değildir. Polisin avukatım diye getirdiği herhangi biri olabilir.

Çünkü bu soruşturmada, her türlü hukuk dışı iş yapılıyor. Her türlü hukuk dışı şeye hazırız. Bende, Şeyhmus beye “Kim olduğunu öğren.” diyorum. Çünkü gelen kişinin avukat olduğuna inanmıyorum. Polis, koruculara" sizin avukatınızı aradık. Ulaşamadık. CMK. Bürosundan avukat çağırdık” diye herhangi bir polisi avukat gibi yanlarına oturtturacak, sonrada kanun dışı ifade alacak. Bu polisin içindeki çetenin daha önce de denediği bir yöntem. Yani bu çetenin uyguladığı standart bir numara. Bu hukuki mi? Değil. Hukuk dışı. Biz neye engel olmaya çalışıyoruz? Hukuk dışılıklara engel olmaya çalışıyoruz.

Evet bu tape de, Avukat Zeliha hanımı aramışım. Benim İstanbul Hukuktan arkadaşım. 1995 yılından beri tanışıyoruz. On beş yıllık çok eski bir arkadaşım. Ona da korucuların müdafiliğini yapması için rica etmişim. Çünkü “Bu soruşturmada her türlü hukuk dışı iş yapıldığı için Şeyhmus’un tek başına sorguya girmesini istemiyorum. Tek başına polislerle veya savcılarla mücadele edemeyebilir” diye düşündüm. Bu nedenle, “Şeyhmus’un yanında sende soruşturmaya gir” diye avukat Zeliha hanıma da rica etmiştim. Korucuların herhangi bir hukuk dışılığa maruz kalmamaları için.

Kaynakça
Kitap: AKP ve GÜLEN'İ KURTARMA PLANI
Yazar: Serdar Öztürk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Serdar Öztürk'ün Ergenekon Davası Hakkında Tespitleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir