Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Hasan Kaya Cemal'ın Geçmişi ve ABD-Severliği Hakkında

Burada Türkiye'de Bazı Amerikan Uşakları'nın Geçmişi ve ABD Mandacılığı hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Hasan Kaya Cemal'ın Geçmişi ve ABD-Severliği Hakkında

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Tem 2012, 04:24

HASAN KAYA CEMAL

“Türkiye, Amerika’nın sorunlar coğrafyasının kalbindeki stratejik önemini koruyor.

Not düşmekte yarar var.

Geçen yıl askerin Erdoğan hükümetine verdiği 27 Nisan Muhtırası sonrasında bir süre suskunluğunu koruyan Washington, bu kez AKP’yi kapatma davasına hiç gecikmeden demokrasi tepkisi verdi.

Gözlemciler bunu önemsiyor.

Hem genel olarak Başkan Bush yönetiminde hem de özellikle Pentagon’da değişen havanın bunda rolü var. 1 Mart tezkeresi nedeniyle Türkiye’ye düşmanlaşan Donald Rumsfeld’in Savunma Bakanlığı’ndan gitmesi ve yerine Gates’in gelmesi anlaşılan bu tutum değişikliğini etkilemiş.

Pentagon’un yeni patronu Gates, Türkiye’nin önemi konusunda Kissingervari realist bir tutuma sahip, bir değerlendirme böyle. Hiç kuşkusuz tek bir Washington yok. AKP’den kuşku duyan, AKP’den hoşlanmayan odaklar da var Washington’un iktidar çevrelerinde. Ancak, bu odaklar eski etkilerini yitirmiş durumdalar.

AKP’nin son seçimlerde aldığı yüzde 47 oy ve bugünkü alternatifsiz durumu, (‘Ne olacak bu Baykal’ın CHP’si?’ diye özetlenebilecek söylem kulaklara arada bir çalınıyor) Washington’da hem AKP’ye hem Türkiye’ye bakışı daha makul bir çizgiye getirmiş...

Amerika’nın, Irak, İran, Filistin, Körfez, enerji güvenliği, Hazar, Rusya, Kafkaslar diye özetlenebilecek ‘sorunlar coğrafyası’ içinde Türkiye’nin stratejik konumuna işaret eden bazı kaynaklar, Türkiye’nin, Washington’da, yönetim düzeyinde neden önemsendiğini şu noktalarda özetliyorlar:

(1) Irak’ta istikrar...

Amerika bu açıdan Türkiye’nin, Kuzey Irak Kültleriyle ilişkilerinin iyi gitmesinden yana. Bu çerçevede, PKK ile Kürt sorununun Türkiye’de istikrarsızlık unsuru olmaktan çıkmaları önemseniyor. PKK’ya ortak düşman ya da dert gözüyle bakılması da bu çerçeveye oturuyor.

(2) İran...

Amerika’nın Irak işgaliyle birlikte bölgesel nüfuzunu ‘Şii hilali’ deyişiyle genişletmiş olan İran’a karşı dengeleyici bir güç olarak Türkiye’yi yanında görmek istiyor Washington.

(3) Rusya, enerji güvenliği...

Gerek Körfez’in, gerekse Hazar Havzası’nın petrol ve doğalgazı açısından Türkiye’nin stratejik konumu önemini koruyor. Bu çerçevedeki enerji güvenliği açısından Türkiye’nin çok fazla -İran’la birlikte- Rusya’ya yaslanması da istenmiyor Washington’da...

(4) AB yolunda Türkiye...

Kısacası, istikrarlı, NATO üyesi ve Avrupa Birliği yolunda yürüyen demokratik bir Türkiye isteniyor Washington’da.

Ve bu dört noktadan oluşan çerçeve içinde, geçen yılın 5 Kasım’ında Başkan Bush’la Başbakan Erdoğan’ın, Beyaz Saray buluşmasının bir dönüm noktası olduğu belirtiliyor.”

Sürpriz Yok!

“Başbakan Erdoğan’la geçen yıl haziran ayında da Washington’a gelmiştik. Bir sohbet sırasında, ‘Türk-Amerikan dostluğu önemlidir; Türkiye’yle Amerika birbirlerine ihtiyacı olan iki ülkedir’ demişti.

Geçen mayıs ayında yine Washington’daydım. Türkiye’yi yakın markajda tutan büyük bir düşünce kuruluşunun Amerikalı yetkilisi şöyle demişti:

‘AKP’ye ilişkin rahatsızlık ve soru işaretleri son zamanlarda artmış durumda. Bu durum sadece bazı ateşli Neo-Con çevrelerle sınırlı değil. Başlangıçta AKP’ye dönük olarak kafasında soru işareti olmayanlarda belirli tedirginlikler uç vermiş durumda. AKP’lilerin İslamcı geçmişleri, gizli gündem, anti-Semitizm... Hatta bir ara kulaklara ‘Eskiden olduğu gibi Türk ordusuna mı dönsek, asker kanalını yine daha çok mu açsak?’ sözleri çalınmaya başlandı. Ama şu da biliniyor Washington’da. Türkiye’yi değiştirmek, başka yerlere çekmek o kadar kolay değil.’

Aynı yetkili şunu da eklemişti:

‘Eğer bugün Amerika açısından vazgeçilemeyecek ülkeler sıralaması yapılsa, Türkiye herhalde ilk sıralarda yer alır.’

Bugün de hava farklı değil Washington’da. Sorunlar, farklı bakış açıları, kuşkular yine geçerli Amerika’nın başkentinde. Ama aynı zamanda Amerika için Türkiye önemini koruyan bir ülke...

Geçen mayıs ayında, Başkan Bush yönetiminin Ulusal Güvenlik Konseyi’nden bir yetkiliyle görüşürken, Türk-Amerikan ilişkilerinin önemini önündeki kâğıda şu dört sözcükle özetlemişti:

İran, Irak, PKK, Karadeniz.

İran’la Irak malum. PKK ise Türkiye, Amerika ve Kuzey Irak (Kürtler) ilişkilerini zehirliyor. Karadeniz’e gelince, bu çerçevede Rusya, enerji ve Rusya’nın enerji tekeli gibi yalnız Amerika’yı değil, Avrupa Birliği’ni de çok yakından ilgilendiren konular arasında...

(...) Ancak Başbakan Erdoğan’ın dediği gibi, ‘Türk-Amerikan dostluğu önemlidir; Türkiye’yle Amerika birbirlerine ihtiyacı olan iki ülkedir.’

Erdoğan’la Bush’un dün Beyaz Saray’daki fotoğraf karesi de bu çerçeve içinde yer alır.”

AKP’nin Gizli Gündemine İhtimal Verilmiyor

“Uzun yıllardır Pentagon’da çalışan bir yetkiliyle geçen gün bakanlıktaki odasında sohbet ederken sözü 1 Mart’a getirdi ve o gün hissettiği derin hayal kırıklığını şöyle ifade etti:

‘O sabah evimin kapısının önünden Washington Post’u aldım. Manşeti görünce beynimden vurulmuşa döndüm. Türkiye Parlamentosu, Irak’a kuzeyden girişimizi reddetmişti. İnanamadım. Aman Allah’ım, şimdi ne yapacağız dedim kendi kendime... Türkiye bizi en ihtiyacımız olduğu bir anda bırakmıştı. Ve hiç unutmam, gözlerimden yaş geldi.’

(...) 1 Mart sonrası Türk-Amerikan ilişkileri sistemli biçimde tamir edilmeye başladı. Pentagon’da dün sohbet ettiğimiz bir kaynak, bu konuyla ilgili olarak şöyle dedi:

‘Amerika’yla Türkiye bir yerde birbirleriyle işbirliği yapmaya mahkum iki ülke sayılır. Dost olmaktan başka çaremiz yoktu. Bu nedenle 1 Mart soması frene basıldı. Sonunda Dışişleri Bakanı Rice’nin, Ankara ziyaretiyle iki ülke arasında bir stratejik vizyon belgesi imzalamaya kadar geldi.’

Türkiye, Amerika’nın gözünde yeniden güvenilir bir ortak mı oldu? Örneğin Pentagon koridorlarında AKP ile ilgili olarak, ‘Bunlar Türkiye’yi nereye götürüyorlar? AKP acaba gerçek rengini gösteriyor mu, yoksa saklıyor mu?’ gibi sorular kulaklara çalınıyor mu?

Bu sorular yok değil.

Var.

(...) Pentagon’daki aynı kaynak, Türk-Amerikan ilişkilerinin bir özü, bir esası olduğunu ve bunun yıllar içinde şöyle ya da böyle korunduğunu belirtti. Bir ilginç noktaya da şöyle değindi:
‘Başkan Bush’un birinci dönemine göre, ikinci dört yılda Amerika olarak daha çok dinlemeye başladık. Müttefiklerimizin, dostlarımızın sözüne artık daha çok kulak veriliyor. Hem zihniyet hem kadro değişimleri yatıyor bunun altında... Amerika terörle tek başına mücadele edemez. Birinci dönemin kendi başına buyrukluğu, sabırsızlığı pek görülmüyor şimdi...’

Son sözü de şöyleydi:

‘Türkiye’de bir noktaya daha dikkat edilmeli. Amerikan gazetelerinin yorum-başyazı sayfalarında çıkan yazılar bazen gereğinden fazla önemseniyor. Oysa bunlar sadece o yayın organlarını bağlıyor. Abartmamak daha doğru olur.

Ne Ayıp! Savaş Yaklaşıyor, Biz Neyle Uğraşıyoruz?

“Savaş gitgide yaklaşıyor! Ankara, seçimle yatıp kalkıyor. Olacak mı, olmayacak mı diye papatya falı açıyor. Washington ise Irak’la yatıp kalkıyor. Saddam’a ne zaman, nasıl vurulacak diye...

ABD, Türkiye’den ne ister? Türkiye ne yapar?

Bu konuyu, yıllardır Türkiye’yi yakın takipte tutan ve şu sıralar yine bir Türkiye kitabı çıkarmaya hazırlanan Büyükelçi Morton Abramowitz’le konuştuk. Kendisi halen Century isimli bir vakıfta düşünce üretim merkezinde çalışıyor. Saddam Hüseyin 1990 yazında Kuveyt’i işgal ettiğinde ve 1991 Ocak ayında Körfez Savaşı patladığı zaman Ankara’da, Amerikan Büyükelçisiydi. Özal’la yakınlığıyla bilinirdi.

Körfez krizi boyunca ‘baba’ Başkan Bush’la Cumhurbaşkanı Özal arasındaki özel kanalı çok iyi çalıştıran, Özal’ın, S. Arabistan’a asker gönderme, federasyon gibi bazı bakımlardan aklını çelen, bu yüzden Türk Genelkurmayı’ın kızdıran becerikli bir Amerikalı diplomat olarak ün salmıştı.

İlk Körfez krizini Ankara’da çok yoğun yaşamış olan Abramowitz, ABD Türkiye’den ne ister diye sorunca şu yanıtı verdi:

‘Asgari, minimum talebi hiç kuşkusuz üslerin kullanımı olur. Lojistik destek konusunda Türkiye’nin yardımını ister. Üsler deyince tabii en başta İncirlik var. Başka üsler de örneğin Güneydoğu’da, Batman’daki gibi üsler de gündeme gelir.’

Şöyle devam etti:

‘Cumhurbaşkanı Özal, ilk Körfez krizinde son ana kadar evet dememişti. İncirlik’in, üslerin kullanımına ilişkin taleplerimizi savaşı görünceye kadar askıda bıraktı. Haklıydı. Baştan evet dese, sonra hiçbir şey olmasa, ülkesi güç durumda kalırdı. Şimdi Arap ülkeleri de Körfez ülkeleri de aynı şeyi yapıyorlar. Bak, ABD Başkan Yardımcısı Cheney birkaç ay önce Ortadoğu turuna çıktı destek için. Ama eli boş döndü. Çünkü kimse savaşın çıkacağına emin olmadan destek sözü vermiyor. Tabii ayrıca pazarlık konusu devreye giriyor. ’

Büyükelçi Abramowitz’in destek konusunda Türkiye’den herhangi bir kuşkusu yok. Aynen şöyle dedi:

‘Türkiye’de kim başbakan olursa olsun Saddam’a karşı Amerika’ya destek verir. Öte yandan Kuveyt’le Katar’ın problem olacağına kimse ihtimal vermiyor. Suudi Arabistan’ı bilemiyorum. ’

Abramowitz, Amerika’dan, Türkiye’ye dönük asgari talebin üsler olduğunu belirttikten sonra şöyle devam etti:

‘Irak’a asker sevk etmek için Türkiye topraklarını kullanmak isteyebilir Amerika. Özel kuvvetleri, Türkiye’den Kuzey Irak’a sızabilir. Paraşütçü birlikleri Türkiye’de konuşlanabilir. Ya da Amerikan Kara Kuvvetleri, Türkiye topraklarından, kuzeyden de Irak’a girmek isteyebilir.’

‘Türkiye tecrübesi’ bir hayli olan Büyükelçi Abramowitz, bu konuların Türkiye açısından ne kadar hassas olduğunu biliyor. Ne kadarının kabul edilebileceği konusunda ise herhangi bir tahminde bulunmuyor. Bush yönetiminden Ankara’ya gelmesi muhtemel bir başka talebi ise şöyle özetledi:

‘Amerika’nın, Irak Kürtlerini silahlandırmak ve eğitmek isteyeceğini düşünüyorum. Ama bunun Türkiye açısından ne kadar duyarlı bir konu olduğunu biliyorum. Fakat, Amerika’nın bir yerde bunun yolunu bulacağını sanıyorum.’

Türkiye’nin askeriyle, tankıyla, topuyla Amerika’nın yanında savaşa gireceğine hiç ihtimal vermiyor. Bundan önceki krizde Turgut Özal’ın isteğine rağmen Türkiye’nin, Suudi Arabistan’a sembolik nitelikte bile olsa askeri birlik göndermeyi reddettiğini işaret ediyor.

Ayrıca şu var:

Çankaya Köşkü’nde şimdi Cumhurbaşkanı Sezer oturuyor. Özal’la mukayese edildiğinde Sezer’in, Irak’la ilgili farklı duyarlıkları var. Amerikan müdahalesi konusunda çok kaygılı...

Abramowitz, Kuzey Irak’ta bir Kürt Devleti kurulması, Kerkük’ün ve petrol yataklarının Kürtler tarafından denetlenmesi, Irak’ta Saddam sonrası federasyona gidilmesi gibi konularda Türkiye’nin ne kadar hassas olduğunu biliyor. Bunların Washington’da öteden beri not edildiğini belirtiyor. Örneğin bu yüzden Kuzey Irak’ta bir Kürt Devleti’ne ihtimal vermiyor.

Şu sözler de onun:

‘Türkiye, Kuzey Irak’a bir ‘işgal gücü’ olarak girebilir mi? Sanmıyorum. Bunun birçok bakımdan ne kadar sakıncalı olacağını en başta Türk askeri bilir.’

Fakat Abramowitz, Türkiye’nin zaten Kuzey Irak’ta olduğunu, birtakım önlemleri önceden almasının normal olduğunu da sözlerine ekliyor.

Vurguladığı üç nokta var:

Amerika vuracak.

Türkiye destekleyecek.

Türkiye desteği çok önemli.

Peki, ABD ne zaman vuracak?

Abramowitz’in değerlendirmesi, savaş için gelecek yılın ocak ve şubat ayma işaret edenlerden farklı.

Şöyle dedi:

‘İşler çok hızlandı. Birleşmiş Milletler, Amerikan Kongresi falan hepsi çabuk biter. En geç kasım ayında her şey yerli yerine oturur. Nihai kararın alınması ve tarihin saptanmasında Ramazan’dı, Noel ya da yeni yıldı, seçimlerdi, rol oynamaz, sanmıyorum. Bu iş yılbaşından önce olabilir.”

Putin’le Gelen...

“Ne Amerika, Türkiye’yi gözden çıkarabilir ne de Türkiye, Amerika’yı. Bugün için ilişkilerin netameli bir iniş çizgisi çektiği biliniyor. Ancak, iki ülkenin de ortak çıkarı, Türkiye’nin AB yolculuğu ne kadar hızlanırsa hızlansın, yarım yüzyılı geçen özel ilişki yapısını sürdürmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini daha iyiye götürmektir.

Türkiye’nin, Amerika ve Avrupa’yla olan ilişkileri birbirinin alternatifi olamaz. Böyle bir anlayış, birçok açıdan Türkiye’nin çıkarlarına aykırıdır. Benzer yaklaşım bugün AB’ye kızan bazı marjinal çevrelerde Rusya’yla ilgili olarak savunuluyor. Deniyor ki:

Avrupa Birliği, Türkiye’yi böler, istikrarsızlaştırır; Avrasya Birliği’ne gitmektir doğru olan...”

Tarihi Ahmaklık

“Dün Bilgi Üniversitesi’ndeki konuşmamda beklentimi şöyle özetledim:

17 Aralık’ta Türkiye, 2005 yılı içindeki bir tarihte AB ile üyelik müzakerelerinin başlayacağını belirten ve kendisinin
evet diyebileceği bir karan masanın üstünde bulup, bazı açılardan çok fazla içine sindirmese de biraz da kervan yolda düzülür zihniyetiyle evet demesi yakın ihtimaldir.

Siz ne diyorsunuz?”

Yoksa Saddam Kalsa mıydı?

“Öte yandan, Irak’ta savaşa karşıydım ama ‘ 1 Mart tezkeresi’ni destekledim.

Bu bir çelişki değil miydi?

Değildi. Çünkü, 1 Mart tezkeresi ile Türkiye savaşa girmiyordu. Amerikan askerinin topraklarından geçip Kuzey Irak’a girmesine ve Amerika’nın, Saddam’a karşı Kuzey’den de bir cephe açmasına izin veriyordu bu tezkere. Aynı zamanda Türk askerinin Türk-Irak sınırına bitişik on beş, yirmi kilometrelik bir güvenlik kordonu kurmasını öngörüyordu.

Türkiye savaşa girmiyordu. Ama buna karşılık engelleyemeyeceği bir savaşta uğrayacağı zararları en aza indirmenin bir yolunu açıyordu. Bu bakımdan, 24 milyar dolarlık Amerikan yardımıyla Irak’ın geleceğinde daha çok söz hakkına sahip olmak sayılabilirdi.

(...) Bir de ikinci tezkere var. Bu tezkere birincisinden farklı olarak Türk askerinin Irak içlerine, en tehlikeli bölgeye gönderilmesini öngörüyordu.

Bazı tereddütlerim olmasına rağmen bu tezkereyi de destekledim. İkincisi TBMM’den geçti. Ancak Irak’ta, Kürtlerle Araplar karşı çıkınca, Türk askeri Irak’a gitmedi. Birçok bakımdan hayırlı oldu bu. O yüzden ikinci tezkereyi desteklemem yanlıştı.”172

Haşan Cemal’e göre PKK Amerika’yı güdülüyor! PKK, Türkiye açısından hedef büyütmek istiyor. Türkiye’yi Irak Kürtleri ile savaştırmak; mümkünse ABD ile Türkiye’yi karşı karşıya getirmenin peşinde.

Yeni Bir Dönem; Hayırlı Olsun!

“27 Nisan Muhtırası’ndan hemen sonraki o uzun sohbetimizden edindiğim izlenimlerin ışığında diyebilirim ki:

Abdullah Gül, herkesin kendi farklılıklarıyla özgürce yaşadığı bir demokrasinin, hukuk devletinin, dindarlığa ve dinsizliğe saygılı laikliğin, dinsel hoşgörünün, kadın erkek tüm vatandaşların eşitliğinin ipine sarılan bir cumhurbaşkanı olacak.

Yanılabilir miyim?

İhtimal vermiyorum, vermek de istemiyorum.

Abdullah Gül’ün on birinci Cumhurbaşkanı olarak Çankaya’ya çıkışıyla birlikte Türkiye siyasetinde yeni bir sayfa, hatta yeni bir dönem açılıyor.

Bir fırsat yakalıyor Türkiye.

Bu dönüm noktasında bu fırsatın adı, Türkiye’nin siyasal korkularından sıyrılması, normalleşmesi ve demokratik olgunlaşmayı yakalaması olabilir.

Hayırlı olsun!”

Türkiye’yle AB’de Barış ve Demokrasi İç İçedir!

“Avrupa Birliği, insanlığa büyük felaketler yaşatan milliyetçilik belasından kurtulmak için tarih sahnesine çıkan, belki de tarihin en büyük ‘barış projesi’dir.

Türkiye de bu barış projesinin içinde, AB’nin ‘ulus üstü yapıları’na katılarak, -Türk olsun Kürt olsun- kendi ‘milliyetçilik’lerini de aşabilecektir. Bu açıdan Avrupa Birliği’nin demokrasi anlayışı ve ulus üstü yapıları yaşamsaldır.

Şunu da lütfen unutmayın:

Türkiye’de barış ve demokrasiyle, Avrupa Birliği’nde barış ve demokrasi birbirinden kopuk değil, iç içedir.”

Tebliğ Memuru Hasan Cemal

Yağmur Atsız, Hasan Cemal hakkında bir anısını şöyle anlatıyor:

“Ben 1973-1981 arası ‘Cumhuriyet’in Bonn (o zamanki Başkent) ve Strasbourg Temsilcisiydim. 12 Eylül’den sonra ‘Der Spiegel’ dergisine yazdığım ve Evren cuntasının Kemalist-memalist olmadığına, çünkü Atatürk’ün askeri aktif politikadan kesinlikle men ettiğine dâir bir makâleden ötürü ‘Mütegallibe Generalleri’nin verdiği emir üzerine işimden atıldım. Bu emri bana teblîğ etmek de bîçâre Hasan’a düştü.”

Tarihi Diyalog İçin Milliyet’i Seçtiler

“Dünya Ekonomik Forumu bünyesinde bu yıl Batı’yla İslam dünyası arasında diyalog ve anlayışı geliştirmek amacıyla bir meclis kuruldu. Yılda iki kez toplanacak olan meclisin resmi adı, 100 Lider Meclisi olarak kabul edildi. Bütün dünyadan siyaset, din, iş dünyası, medya ve akademi dünyasından yirmişer kişinin üye seçildiği meclise Türkiye’den gazeteci olarak sadece Milliyet yazarı Haşan Cemal davet edildi. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de 100 Lider Meclisi’nin üyeleri arasında bulunuyor.”

Kaynakça
Kitap: AMERİKAPERESTLER
Yazar: EROL BİLBİLİK
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Türkiye'de Bazı Amerikan Uşakları'nın Geçmişi ve ABD Mandacılığı

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir