1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Mapusluk ve Gülen

MesajGönderilme zamanı: 20 Tem 2012, 00:45
gönderen TurkmenCopur
Mapusluk ve Gülen

Faruk Mercan tarafından kaleme alınan ve Fetullah Gülen’in Amerika’daki dokuz yılını anlatan “Fetullah Gülen” adlı kitapta, Gülen olduğundan farklı gösterilerek, yurduna, ülkesine, dinine büyük bir aşkla bağlı bir din adamı imajı yaratılmaya çalışılıyordu.

Gülen, Amerika’dadır. New York’ta bir gökdelende Hudson Nehri’ni seyretmektedir. Gülen’de vatan sevgisi öyle doruklardadır ki, ağzından şu sözler dökülür: “Korucuk köyünde iki kişiye bir iman hakikatini anlatmayı bu şehrin ihtişamına değişmem" der. Gülen bu sözleri 1996 yılında söylüyor, Ankara DGM tarafından Mart 1999’da kaçtığı Amerika’dan 2009 yılının sonlarına geldiğimizde hala dönemiyordu.

Kitabın 260. sayfasında Gülen İtalyan düşünür Companella’ya benzetiliyordu. Nasıl mı hadi okuyalım:

“Ben hizmet ederken ölmek istiyorum” diyen Gülen, ila-yi kelimetullah yolunda yürüyen insanları tanımlarken, “adanmış ruhlar” deyimini kullanıyor. Gülen’in dünyasında adanmış ruh, ispanya zindanlarında tam 27 sene çile çeken Güneş Ülkesi’nin yazarı İtalyan düşünür Tommaso Campanella gibi, elinin teriyle demir parmaklıkları çürütmeli ve düşüncelerinden zerre kadar taviz vermemelidir. Bu güçtür ki, Campanella’yı geleceğe taşımıştır...”

35 yıllık yol arkadaşları, kitaptaki söylemlerinin aksine Fetullah’ın hapsedilme korkusunun “kabus” boyutlarında olduğunu anlatıyorlar ve şöyle devam ediyorlardı:

“Bir gün toplu halde otururken Altunizade’de ‘Beni içeriye alsalar bir gün yaşayamam, ölürüm. Ben ilaçlarımı dahi Cevdet olmazsa içemem’ dedi. Aşırı rehin ve hapse girme korkusu... Sürekli, kendisine Türkiye dışından bir destek arama ihtiyacı hissediyordu.”

Fetullah Gülen, 1986 yılında “aranıyorken” bir de sınır kapılarında resimleri asılıyken hacca gidiyor, Cidde’ye vardığında, dönüşte gözaltına alınacağı haberini alıyor, içinde o denli bir vatan aşkı, millet sevgisi var ki (!), ayakkabılarını çıkarıyor, yalın ayak dikenlere basa basa, aynı anda da sürünerek sınırdan yurda girdiğini söylüyordu.

Nevval Sevindi’ye hakkında açılan soruşturma nedeni ile kaçtığı Amerika’da şunları da anlatıyordu:

“1986’da, aranıyorum diye yakalanmıştım, özal’ın demokratik centilmenliğiyle salıverildim. Ve o sene hacca gitmeye karar verdim.

Altı yıl çok sıkıntı çekmiştim, dolayısıyla buna ister deşarj olma, ister konsantrasyon deyin. Cidde’ye vardığımda havaalanında derdest edileceksin diye Türkiye’den haber verdiler. Ben de yolumu değiştirdim, Halep’ten geçeyim dedim. Annemin amcası da bir dönem kadıymış orada... Onbirgün kaldım. Ayakkabtsız, sürünerek ve dikenlere basarak geçerken bir kere daha anladım ki, ben bu ülkeyi çok seviyorum. En sevdiğim efendimizin beldesi bile beni orada tutamadı.

Kurşun menzilinden geçiyoruz iki taraftan. Üç dört kilometrelik yeri, yedi sekiz saatte geçtik. Geçince, bir kayayı göstererek, şu kayanın dibinde 24 saat uyuyabilirim dedim..."

Gördünüz mü Fetullah’taki vatan aşkını? Çok sevdiğim dediği peygamberimizin beldesi bile bir gün onu orada tutamıyor, bu toprakların ve milletin aşkına kurşun menzillerinden ölüme meydan okuyarak çileler ve ızdıraplarla dolu bir yolculuktan sonra yurda giriş yapıyordu.

Amerika’ya niye mi kaçtı? Onu sormayın! Onu sorunca gerçekler meydana çıkıyordu. Saf müridleri uyutmak için kahramanlık masalı gerekirken Fetullah bunun en iyisini yapıyordu. Kendisi ile ilgili en ufak tehlike gördüğünde vatan aşkı, millet sevgisi ile bir gün bile duramadığını söylediği peygamber beldesinin aksine, Amerika’da on yıldır FBI ve ClA’nın koruması altında yaşıyordu.

Gülen’in söylediklerini davranışları ile tekzip etmesi, kendi kendinin Brütüs’ü olmanın yanında, yine kendisini takiyye sanatının üstadı azami koltuğuna oturtuyordu.

Gülen, yağmur gibi yağan kurşunlara aldırmadan sürüne sürüne, dikenlere basa basa memlekete geliş nedenini şöyle anlatıyordu:

“Böyle bir duruma maruz kalmayınca meğer insan milletine bu kadar âşık olduğunu ve onu sevdiğini bilmiyormuş ve bir bayram yaşadım. Hatta sonraları o bayramı özlediğim zamanlar oldu, beni yine oraya götürün o bayramı yeniden hissedeyim dediğim oldu çevremdekilere...”

Kaynakça
Kitap: AMERİKADAKİ İMAM
Yazar: Ergün Poyraz