Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Erbakan’ın Seyir Defteri

Burada Necmettin Erbakan'ın Geçmişi hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Erbakan’ın Seyir Defteri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Tem 2012, 04:48

ERBAKAN’IN SEYİR DEFTERİ

Erbakan’ın Dedeleri

Nereden geldikleri konusunda çok fazla bilgi bulunmayan Kozanoğlu Beyliği, 1800’lü yılların son dönemlerinde Adana’nın Kozan ve Saimbeyli bölgesinde hüküm sürüyor.

Kozanoğulları’nın bilinenleri; Hacı Ağa ve Topal Ağa kardeşler. Topal Ağa’nın oğlu Yusuf günün birinde bölgedeki diğer bir beylik olan Divanoğullarını yıkarak kendi beyliğini oldukça büyütüyor. Büyüyen beyliğe bu kez “Kozan” adı veriliyor. Kozanoğlu adı buradan geliyor. Cebbazadeleri de beyliklerine katan Kozanoğulları, Kozan’ı bölüyorlar: Doğu Kozan ve Batı Kozan!

Batı Kozan ağası Çadırcı Mehmet, üzerine gelen Kıbrıslı Mehmet Paşa komutasındaki Fırka-i İslahiye karşısında yeniliyor. Konya, Sivas ve Kayseri yöresine dağılıyorlar. Kozanoğulları’nın başında bulunanlar ise İstanbul ve Rumeli’ye sürgün ediliyor. Kozanoğulları’nın son lideri Hüseyin Bey’in kardeşi Haşan Bey de İstanbul’a sürgünle gelenlerden.

Hüseyin Bey, II. Abdülhamit döneminde saraya bağlı biri olarak biliniyor.

Hüseyin Bey’in terbiyeli oğlu Mehmet Sabri hukuk tahsili yapıyor.

Talihsiz Mehmet Sabri Efendi

Mehmet Sabri Efendi kendi halinde, görevine bağlı, biraz içe kapanık bir ceza reisidir.

İlk görev yeri, Erzurum İstinaf Mahkemesi Müddei Umumisi’dir. Erzurumlular kendisini çok severler; damatları olmasını isterler. Erzurum’un tanınmış ailelerinden Korukçular’ın kızı Sabire Hanım’ı münasip görürler.

Söz verilir, nişan kesilir, nikâh yapılır. Damat Mehmet Sabri, gelini gerdek gecesi görür. Görünce de çok beğenir.

îlk çocuk bir yıl sonra dünyaya gelir. Adını Nizamettin koyarlar. İkinci çocuğun adı ise Selahattin. Çocuklara Kozanoğlu Beyliği’nin önde gelen kişilerinin isimleri verilir.

Mehmet Sabri Efendi ile Sabire Hanım’ın mutluluğunu Birinci Dünya Savaşı bozar.

Osmanlı orduları çeşitli cephelerde bozguna uğramaktadır. Rus orduları, Doğu Anadolu’ya girmiştir. Erzurum’a yaklaşmaktadır. Büyük kaçış başlamıştır. İnsanlar at arabası, merkep, kağnı ne buluyorlarsa eşyasını yükleyip batıya göç etmektedir.

Göç edenler arasında Mehmet Sabri Efendi, Sabira Hanım ile çocukları Nizamettin ve Selahattin de vardır.

Göç çok ağır doğa koşullarında, açlık ve sefaletle yapılmaktadır. Binlerce insan yolda can vermektedir. Genç yaşta yaşama veda edenlerden biri de Sabire Hanım’dır. Mehmet Sabri Efendi iki çocuğu ile ortada kalakalmıştır. İki çocuğu büyütmenin güçlüğünü tek başına omuzlayamayan Mehmet Sabri Efendi’yi akrabaları, görev yaptığı Sinop’ta Kamer adında bir genç kızla evlendirirler. Kamer, Sinop’un tanınmış ailelerinden “Öküzoğulları”nın kızıdır.

Necmettin Doğuyor

Mehmet Sabri Efendi’nin ikinci evlıliğinden bir erkek çocuğu daha olur. Cumhuriyet’in üçüncü yılında, 29 Ekim 1926 tarihinde nur topu gibi, yuvarlak yüzlü bu çocuğa “ağabeyleri Nizamettin ve Selahattin’le isimleri uyumlu olsun” diye Necmettin adını koyarlar. Necmettin’i sırasıyla Kemalettin, Atıfet ve Akgün izler.

Ağır Ceza Reisi Mehmet Sabri Efendi görevi gereği Anadolu’nun birçok ilini dolaşır. Erzurum, Sinop, Kayseri, Trabzon...

Buraya bir not eklemek gerekiyor;

Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde 1919’da Anadolu’da başlatılan, 1923 yılında zaferle sonuçlanan Ulusal Kurtuluş Savaşı’na, Mehmet Sabri Efendi’nin katılıp katılmadığı konusunda elimizde bilgi yok. Ancak Cumhuriyet sonrası Ağır Ceza Reisliği görevini
devam ettiren bir hakimin emperyalistlere karşı yapılan mücadelede yer almadığı düşünülemez...

Ağır Ceza Reisi Mehmet Sabri Efendi, Cumhuriyet Türkiye’sinin hakimiydi. Bu nedenle hilafet ve saltanat isteyen şeriatçılara karşı uygulanan Takrir-i Sükûn Kanunu’nu tatbik eden ilk hakimlerdendi. Şapka reformunu istemeyenlere karşı Kırşehir, Kayseri, Sivas, Tokat, Amasya, Trabzon, Gümüşhane, Erzurum, Rize ve Giresun’da gezgin olarak kurulan İstiklal Mahkemesi üyelerine, Kayseri ve Trabzon’da görev yapan Mehmet Sabri Efendi’nin yardım etmediği düşünülemez.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında, Arap harflerinin kaldırılması, ezanın Türkçe okunması, tekke, türbe ve zaviyelerin kapatılması gibi radikal birçok devrimin kabul görmesi için, gerektiğinde yasaları uygulayanlardan biri de Ağır Ceza Reisi Mehmet Sabri Efendi’ydi.

O yıllarda Cumhuriyet’in kurumsallaşması için din; siyasi yaşamdan, eğitim kuramlarından kovulmuştu. Küçük Necmettin çocukluğunu böyle bir dönemde yaşadı. Kayseri Cumhuriyet İlkokulu’nda eğitimine başladı. Öğrenimi üç ay sürdü. Babasının tayini Trabzon’a çıkınca okulunu bu şehirde Gazipaşa İlkokulu’nda tamamladı. Mehmet Sabri Bey emekli olunca İstanbul’a yerleştiler. 1937 yılında İstanbul Erkek Lisesi’nde orta tahsiline başladı. Orta ve lisede bütün sınıflarını iftiharla geçen Erbakan, İstanbul Erkek Lisesi’ni 1943 yılında bitirdi.

Burada bir saptama yapmakta yarar var:

3 Mart 1924’te kabul edilen Öğrenim Birliği Yasası’yla öğrenim kuramlarının tümü Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlandı. Öğretim Birliği Yasası’ndan amaç; Türkiye’nin gelecek nesillerine çağdaş ve laik bir öğrenim vermekti.

Necmettin Erbakan ilk, orta, lise ve üniversite öğrenimini laik, çağdaş koşullarda yaptı.

Necmettin Erbakan her ne kadar çocukluğunda Kur’an kursuna gittiğini söylese de bu doğru değildir. Türkiye’de o yıllarda Kur’an kursları yoklu. Öyle ki, 1927 yılında ilkokullarda konan haftada bir saat din dersleri uygulaması bile 1930 yılında kaldırıldı.

Tavuklu Pilav

1942 yılı Erbakan ailesine üzüntü ve sevinci bir arada yaşattı.

Baba Mehmet Sabri Erbakan, tıp doktoru çıkan büyük oğlu Nizamettin’i evlendirdikten hemen sonra vefat ediyor. Erbakan ailesi yasa boğuluyor. Dört çocukla bir başına kalan Kamer Hanım, üvey oğulları tıp doktoru Nizamettin ile göz doktoru Selahattin’in yardımıyla çocuklarını okutuyor. Kamer Hanım, eşinin emekli maaşı ve iki büyük oğlunun desteği sayesinde İkinci Dünya Savaşı’nın yokluk yıllarını rahat atlatıyor. Necmettin’in en sevdiği yemek tavuklu pilavdır. Ancak o yıllarda sevdiği bu yemekten uzak kalıyor.

Uzak kaldığı bir başka sevdiği ise sinemaydı. Lorel-Hardi, Frankeştayn ve haybel filmlerine gitmeye bayılıyordu.

Necmettin tavuklu pilavdan uzak kalmıştır ama konuşmaktan hiçbir zaman geri durmamıştır. Necmettin biraz gevezedir. Bir olayı uzun uzun, tatlandıra tatlandıra anlatmasıyla sohbetlerin vazgeçilmez siması olmuştur.

İstanbul Teknik Üniversitesi’nin 1947-1948 mezunlarını tanıtan “Arı” adlı albümde arkadaşları takma ismiyle “Derya Necmettin”i şöyle tanımlıyor:

“Sofudur, dindardır, çalışkandır. Hayatının yarısını namaz yarısını da projeleri işgal eder. Sınıfının yarısını kendisi, yarısını da arkadaşları işgal eder. ‘Proje ve raporları, Saatli Maarif Takvimi nükteleri gibi geniş izahlıdır. Herkesin bir sayfada bitirdiği mevzuyu, o kırk sayfada hülasa eder. ‘Kendisine civata nedir diye sorarsanız; izaha, demir filizlerinin naklinden başlar ve o kadar uzun anlatır ki nihayet namaz vakti gelir, gider namazını kılar gelir ve kaldığı yerden anlatmaya devam eder.

Turgut Özal’a Kızıyor

Erbakan üniversite yaşamına ilişkin “nedense” hep yalan söylemeyi tercih etti.

Lisede notlarının çok yüksek olduğunu, bu nedenle İstanbul Teknik Üniversitesi’ne yatay geçiş yaparak birinci sınıfı okumadan direkt ikinci sınıfta başladığını söyledi hep.

Erbakan’ın öğrenime başladığı yıl İTÜ’nün adı Yüksek Mühendislik Okulu’ydu. Öğrenim süresi 6 yıldı. Erbakan’ın kaydı yapıldığı yıl okul üniversiteye dönüştürüldü ve öğrenim süresi 5 yıla indirildi. Erbakan ve dönem arkadaşları bu nedenle eski öğrencilerden bir yıl az okudular. İşte Erbakan bunu; “ikinci sınıftan başladım” diye anlatıyor yıllardır...

Erbakan’ın bu konudaki bir diğer palavrası ise, bölümünü birincilikle bitirdiği sözleri. Gerçekte bölümünün birincisi, daha sonra profesör olan sınıf arkadaşı Turan Onat’tı.

Enver Karatekin tarafından yazılan 1946-1956 yıllarını kapsayan “İTÜ Tarihi” adlı kitapta; Erbakan’ın üniversiteden “Pekiyi” ile değil “İyi” ile mezun olduğunu belirliyor...

Necmettin Erbakan İstanbul’da ortaokul ve lisede iyi bir eğitim gördüğü için Anadolu’dan gelen öğrencilere göre daha avantajlıydı. Sınavı rahatlıkla kazandı.

Erbakan’ın üniversite yıllarında en samimi arkadaşlarından biri, daha sonra kız kardeşi Atıfet Erbakan’la evlenip eniştesi olan Osman Çataklı’ydı. Diğer arkadaşı ise Nurcuların önde gelen isimlerinden Süleyman Karagülle’ydi...

O yıllarda üniversitelerde namazında niyazında çok kişi yok. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde namaz kılan öğrenci sayısı parmakla sayılacak kadar az. Namaz kılanların başım Erbakan çekiyor. Namaz kılanlardan biri de Turgut Özal. Ancak Turgut Özal okul arkadaşlarıyla bazı geceler eğlence yerlerine de gidiyor. Erbakan’ın gece hayatı yok. Arkadaşlarının bütün ısrarlarına rağmen Erbakan eğlence yerlerine gitmemekte ısrar ediyor. Hem camiye hem de eğlence yerlerine gidenlere kızıyor.

Sınıf Arkadaşı Süleyman

Süleyman Demirel üniversitede kendi halinde bir öğrenci. Erbakan ise daha sosyal. Siyasi tartışmalara katılıyor. CHP’yi çok sert eleştiriyor. Necmettin, Süleyman’a göre derslerinde çok daha başarılı. O günlerde en yüksek puan 20’yi hep Necmettin alıyor. Süleyman ise orta derecede bir öğrenci. Aldığı notlar 13-15 arasında. Süleyman önceleri makine bölümünde iken daha sonra inşaat bölümünü seçiyor. Necmettin’e göre: “O günlerde bizde eğe işleri dersleri vardı ve bir hayli ağır çalışmayı icap ettiriyordu...” Süleyman buna dayanamayıp kaçmıştı. Erbakan bu sözleri ile biraz haksızlık ediyordu. Necmettin Erbakan bir Ağır Ceza Reisi’nin oğludur. Hiçbir zaman ekonomik sıkıntı çekmemiştir. Çevresinde hep okumuş insanlar vardır. Orta ve lise öğrenimini İstanbul gibi bir şehirde yapmıştır. Süleyman Demirel Isparta’nın okulu bulunmayan İslam’köy’ünde doğmuştur. Babası okuma yazma bilmeyen Yahya Demirel’dir.

Süleyman’ın çocukluğu yokluk içinde geçmiştir. Yatılı okullarda güçlükle öğrenimini tamamlamıştır. Daha fazla para kazanıp yoksul ailesine katkıda bulunmak için inşaat bölümünü seçmiştir...

Bürokrat çocuğu Necmettin, köylü çocuğu Süleyman’ı üniversite yıllarında hep hor görmüştür. Necmettin aradan bunca yıl geçmesine rağmen, dost sohbetlerinde sınıf arkadaşı Süleyman için hâlâ, “O kopya çekerek sınıf geçerdi” demektedir...

Necmettin Erbakan, üniversitede Süleyman Demirel’in ders kitapları dışında farklı bir kitap okumadığını, siyasi tartışmalara katılmadığını belirtiyor.

Necmettin ile Süleyman’ın üniversite yıllarında “Milli Şef rejimi” egemen. 1944 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’nin üçüncü sınıfında okurlarken, üniversitelerde Amerikan vatandaşı Reha Oğuz, Nihal Atsız, Fethi Tevetoğlu gibi isimlerin öncülüğünde ırkçı-turancı hareketler başlıyor. Turgut ve Korkut Özal kardeşler kadar olmasa da Necmettin ve Süleyman da ırkçı-turancı yazarlardan etkileniyorlar. Özal kardeşler 4 Aralık 1945 yılında sosyalist Tan gazetesinin yerle bir edildiği eyleme katılıyorlar. Necmettin Erbakan ile Süleyman Demirel’in eylem yapanlar arasında olup olmadıkları bilinmiyor. Necmettin Erbarkan’ın olması büyük ihtimal, çünkü politik tartışmalara katıldığı biliniyor. Özal kardeşler yakalarına kurt rozeti takacak kadar aktif eylemciler. Oysa Necmettin ile Süleyman ırkçı-turancı harekete sadece sempati duyuyorlar.

Almanya Günleri

1948 yılı yaz döneminde ITÜ Makine Fakültesi’nden mezun olan Erbakan aynı yılın 1 Temmuz’unda Makine Fakültesi Motorlar Kürsüsü’nde asistan olarak göreve başladı. 1948-1951 yılları arasındaki üç yıllık asistanlık döneminde yeterlılik tezini hazırladı. Çok başarılı bulundu.

Yeterlılik tezindeki başarısından dolayı üniversite tarafından 1951 yılında Aachen Teknik Üniversitesi’nde araştırmalar yapması için Almanya’ya gönderildi. Alman ordusuna ait DVL araştırma merkezinde Profesör Schimit (Prof. Schimit’in tam adını bir türlü öğrenemedim. Son olarak Refah Partisi’nden Erbakan’ın biyografisini istedim. Ne yazık ki orada da Prof. Schimit’in tam adı yoktuyn) ile birlikte çalışma yaptı. Aachen Teknik Üniversitesi’nde 1,5 yıl çalıştı. “Doktor” unvanını aldı.

“Dizel motorlarda püskürtülen yakıtın nasıl tutuştuğunu” matematiksel olarak izah eden bu doktora tezi üzerine Almanya’nın en büyük fabrikalarından biri olan Deutz motor fabrikasına davet edildi. Burada Leopar tanklarının motorları ile ilgili araştırmalar yaptı. 1953 yılında Türkiye’ye döndü. Doçentlik sınavını vererek 27 yaşında doçent oldu. Tekrar Almanya’ya gitti. Deutz firmasında 6 ay mühendis olarak çalıştı.

1953 yılının Kasım ayında İstanbul Teknik Üniversitesi’nde doçent olarak çalışmaya başlayan Erbakan, 1954 yılının Mayıs ayında askere gitti.

Amerikalılarla İlk Tanışma

Necmettin Erbakan’ın askerliği İstanbul’da geçti. İlk görev yeri, 6 aylık yedek subay öğrenimi için gittiği Kâğıthane. Kâğıthane’deki acemilik günlerinden sonra Halıcıoğlu’ndaki İstihkâm Bakım Bölüğü’nde 6 ay asteğmen, 6 ay da teğmen olarak makinelerin bakım ve tamiratından sorumlu oldu. Erbakan askerlik günlerinde ilk kez Amerikalılarla tanışma olanağı buldu. Her yıl Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yardım kapsamında Amerika’dan istenen teçhizatların listelerinin hazırlanmasında görev aldı. Amerikan Yardım Heyeti (JUSMATT), Truman Doktrini’ne istinaden 1947 yılından başlayarak Amerikan yardımlarını idare ve kontrol etmek amacıyla Türkiye’de bulunuyordu. O yıllarda neredeyse her askeri karargâhta bir Amerikalı subay vardı.

Erbakan, Amerikalılar için, “Beni sevmezlerdi. Çünkü ben onlardan iş makineleri için yedek parça isterdim, onlar vermek istemezlerdi” derken; Erbakan’ın bir asker arkadaşı, “Amerikalılarla dil bildiği için çok iyi ahbaplıklar kurmuştu. Onlara bol bol espri yapıyordu” diyor. Erbakan, 1955 yılı Ekim ayında askerliğini bitirdi.

Erbakan’ı Ortaya Çıkaran Koşullar

Erbakan’ın siyasi görüşlerinin oluşmasına neden olan, Türkiye’nin o yıllarını anımsamakta sanırım yarar var.

Necmettin Erbakan lisede okurken başlayan İkinci Dünya Savaşı, üniversitenin ilk yıllarında da devam etti. Erbakan’ın lise ve üniversite yılları Türkiye’nin en sıkıntılı olduğu dönemlerdi.

Mustafa Kemal Atatürk, 10 Kasım 1938 yılında yaşama gözlerini kapadı.

İsmet İnönü Cumhurbaşkanı oldu. Sırasıyla başbakanlık yapan Celal Bayar, Refik Saydam ve Şükrü Saraçoğlu ülkede savaş ekonomisi uyguladılar. Vergiler ve devlet tekelinde bulunan zorunlu ihtiyaç maddelerinin fiyatları sürekli artırıldı. Devletin seferberlik harcamaları, kıtlık ve yoksulluk getirdi. Sosyalist Tan ve Vatan gazeteleri dışında tüm basın, Nazi Almanyasının yanında savaşa girilmesini istiyordu. Bu yıllar aynı zamanda ırkçı-turancı hareketlerin başladığı yıllardı. Sağcı basın Alman faşistlerinin zaferlerine övgüler yağdırıyordu. Sadece basın değildi Almanların safında yer almak isteyen. Yeni yeni palazlanan Türkiye burjuvazisi de Hitler’e hayranlık duyuyordu. Çünkü savaş öncesinde Türkiye’nin dış ticaretinde Almanların payı yüzde 50’ye yakındı.

İsmet İnönü savaştan uzak, dengeci bir politikayı savunuyor ve izliyordu. 1944’e gelindiğinde savaşın kaderi belli oldu: Faşistler yenildi. Savaşın sonuçları iç politikada yeni gelişmelere neden oldu. 19 Mayıs 1954 yılında İsmet İnönü, ülkenin yaşamında demokrasi ilkelerinin egemen olacağını, tekpartili yaşamın son bulacağını açıkladı. 7 Ocak 1946 yılında Demokrat Parti kuruldu. DP programı, her ne kadar demokrat, temel hak ve özgürlükçü gözükse de güçlenen burjuvazinin ve toprak ağalarının çıkarlarını gözetiyordu. Demokrat Parti 14 Mayıs 1950 seçimlerini kazanarak iktidar oldu. 16 Haziran 1950 tarihinde Arapça ezan yasağı kaldırıldı. 1951 yılında İmam Hatip okulları açılmaya başlandı. Amerika’nın Marshall Planı, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası (OECD) çerçevesinde Türkiye’nin kapitalistleşme ve dünya kapitalist sistemiyle bütünleşme süreci hızlandırıldı. DP Türkiye’yi “küçük Amerika” yapmak istiyordu! Ekonomik politikalarda ABD belirleyici rol oynamaya başladı. Demokrat Parti “hür dünya” diye ABD odaklı bir sisteme eklemlenmeyi, kalkınmanın ve demokrasinin vazgeçilmez kuralı olarak görüyordu. 25 Temmuz 1950’de “Komünizme karşı savaşmak için” Kore’ye asker gönderildi. 1951 Ekim’inde Süveyş Kanalı’ndaki Mısır-İngiltere çatışmasında İngilizlerin yanında yer alındı. Cezayir’in ulusal bağımsızlığına karşı 13 Aralık 1952 yılında Birleşmiş Milletler’de red oyu verildi. İran’daki laik, antisömürgeci Musaddık’a karşı ABD’nin tezleri kabul edildi. Bu dönem, Amerikan emperyalizmine bağımlı bir ekonomik ve politik yapının yerleştiği dönemdi.

DP’nin popülist politikaları herhangi bir hesaba dayanmaksızın yalnızca anti-komünist bir “kale” olma karşılığında Batı’dan durmaksızın kredi akacağı varsayımına dayanıyordu. DP’nin ekonomik politikaları sayesinde büyük sanayi burjuvazisi sermaye birikim sürecinin ilk evresini tamamladı. DP döneminde yurtdışından, özellikle de Almanya’dan makine ithali yapılıyordu. Ağırlık ise tarım makinesiydi. İmalat sanayine yönelik makine ithalinde büyük artış vardı. Bu durum sanayi işletmelerinin artmasını teşvik etti. 1955-1959 yılları arasında 784 yeni işletme kuruldu.

İşte bunlardan biri de Necmettin Erbakan’ın genel müdürlüğünü yaptığı Gümüş Motor’du.

Kaynakça
Kitap: Milli Nizam’dan Fazilet’e HANGİ ERBAKAN
Yazar: Soner Yalçın
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Necmettin Erbakan'ın Geçmişi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir