Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Erbakan Siyasete Atılıyor

Burada Necmettin Erbakan'ın Geçmişi hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Erbakan Siyasete Atılıyor

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Tem 2012, 04:51

SİYASETE ATILIYOR

AP’den Veto

Odalar Birliği’nden polis zoru ile dışarı atılan Necmettin Erbakan AP’den milletvekili olmayı düşündü.

O günleri gazeteci Turhan Dilligil şöyle anlatıyor:

“Adalet Partisi 1965 seçimlerinde ezici bir çoğunlukla iktidara gelmişti. “İçişleri Bakanı’nın Özel Kalem Müdürü, Bakan’a misafirlerin geldiğini bildirdi. Bakan Dr. Faruk Sükan içeriye buyur etti. Isparta Senatörü Dr. Mustafa Gülcügil, İstanbul Milletvekili Dr. Sadettin Bilgiç, Demirel kardeşlerin küçüğü Ali Hacı Demirel ile mahçup tavırlı, ürkek bakışlı bir yabancı içeriye girip yerlerini aldılar. Söze Dr. Gülcügil başladı. Elindeki adaylık başvurusu formunu İçişleri Bakanına uzatıp işleme koydurmasını istedi. Sükan önce başvuru formuna sonra da o süklüm püklüm oturan adama baktı ve hemen tanıdı. Bu, Tahsin Demiray’ın yayınevinde, Yassıada kararlan henüz açıklanmadan peşinen hüküm verip Demokratlara ve Menderes’e ağız dolusu küfreden adamdı.

“2 Haziran 1968 Pazar günü yapılacak olan Senato kısmi, Belediye, İl Genel Meclisi ve Muhtar seçimleriyle birlikte yapılması kararlaştırılan seçimdeki boş milletvekillerinden Konya kontenjanına Adalet Partisi listesinden girmek istiyordu. Adı: Necmettin Erbakan’dı.

“Dr. Sükan başvuru tarihinin kanuni sürenin dışında olduğunu görmüştü. Gelen aracılar da bunu bilmekte ve Bakan’ın “idare etmesini” beklemekteydiler. Bakan başvuruyu kabul etmedi. Erbakan, o ara seçime giremedi.

“Ekim 1969’da yapılacak genel seçimlerde adaylık için AP’ye tekrar başvuran Erbakan’a bu defa, kendisini Odalar Birliği’ne getiren teknik üniversite çıkışlı arkadaşları da karşı çıkarak adaylığını veto ettiler.”
Konya’dan Milletvekili Adayı

AP’den ret yanıtını alan Necmettin Erbakan’ın morali bozulmuştu. İmdadına başta Konyalı tüccarlar olmak üzere Anadolu sermayesinin büyük esnafları yetişti.

Odalar Birliği’nde Başkan Sırrı Enver Batum’a karşı mücadele fikrini Erbakan’ın kafasına koyanlar da Konyalı tüccarlardı. Şimdi de:

“Gel Konya’dan bağımsız milletvekili adayı ol, kesin kazanırsın”, diyorlardı.

Erbakan ikna oldu. 1969 genel seçimlerinde Konya bağımsız adayı olarak seçimlere girmek için Yüksek Seçim Kurulu’na başvurusunu yaptı.

Mevlana Caddesi’ndeki eski müftülük binası seçim bürosu olarak tutuldu. İslam Enstitüsü ve İmam Hatip lisesi mezunlarıyla, öğrencileri, Hoca için canla başla çalışmaya başladılar. Tek şikâyetleri Hocalarının hızlı yürümesiydi.

Erbakan çocukluğundan beri koşar adım yürümeye alışmıştı. Yürürken ona eşlik etmek oldukça güçtü.

Seçim bürosunun gideri Konyalı tüccarlar tarafından karşılanıyordu.

Ancak basın ortaya önemli iddialar atıyordu: “Erbakan’ı Aramco destekliyor.” Aramco, Arabian-Amerikan Oil Company. Suudi Arabistan’da kurulan Amerikan-Suud Petrol Şirketi Aramco, özellikle 50’li, 60’lı yıllarda Ortadoğu’da Nasır’dan etkilenerek ortaya çıkan milliyetçi hareketlere karşı şeriatçı örgütleri destekliyor, para yardımında bulunuyordu. Erbakan’a maddi yardımda bulundu mu bilinmiyor. Ancak bilinen; 60’lı yılların, Türkiye’de sol muhalefetin çığ gibi büyüdüğü bir dönem olduğu...

Aramco ile Erbakan adları bu kitapta sıksık yan yana gelecekler.

Erbakan her akşam bir eve konuk oluyordu. Sohbetlerde herkes susuyor. Erbakan saatlerce konuşuyordu:

“Türkiye’de anayasa tam bir din ve vicdan hürriyeti tanımıştır. Ancak bu hürriyet 163. madde ile kısıtlanmıştır. Bugün Türkiye’de bir vaiz kalkıp faiz haramdır diye vaaz verirse hemen tevkif edilir.

Bu gibi sözler yüzünden 10 binden fazla din adamımız mahkemelerde, cezaevlerinde sürünmektedirler.

Bizdeki din hürriyeti hiçbir Batılı ülke ile mukayese edilemez. Ancak Rusya ile mukayese edilebilir. Risale-i Nur okudu diye adamı tevkif et. Olurmu öyle şey?

Ne diye cuma günleri tatil yapamıyoruz da pazar tercih ediliyor? Pazar günü Hıristiyanlar kiliseye giderler. Cuma günü tatil yapılsa da Müslüman’lar rahatça camiye gitseler olmaz mı? Ne mecburiyeti var bu milletin bu zulmü çekmeye?

Bütün Batılı ülkelerde din siyasete hâkimdir. Hattâ İsrail’de din, devletin de üstündedir. Dinle devlet ayrı şeydir birleşmez lafı boş laftır, uydurmadır. Gerçek değildir. Dinle devlet aynıdır, beraber yürür, ayrılmalarına da imkân yoktur. Erbakan konuştukça coşuyordu. Sadece arada bir çayını yudumluyordu.

“Kendi motorumuzu kendimiz yapmadıkça; üretici, güçlü bir milli sanayi kurmadıkça ve bunu Anadolu topraklarında yükseltmedikçe hiçbir şey değişmez.

Tarımla, turizmle kalkınma filan olmaz. Olur diyenler halkı kandırıyor. Senin on saat tarlada çalışıp ürettiğini Batılı işçi on dakikada üretiyor. Ağır sanayi hamlesini gerçekleştirmeden kalkınamazsın.”

Erbakan AP’den, Demirel’den söz ederken de sinirlenmiyor, vaaz verir gibi yumuşak bir üslupla usul usul masal gibi anlatıyordu:

“Süleyman Bey için bir kurtuluş yolu vardı. Ekonomik meseleleri, kalkınma meselelerini bir elde toplayıp, benim gibi bir yardımcıyı da işin başına getirseydi bu çıkmazdan kurtulabilirdi. Fakat artık AP hızla yokuş aşağı gidiyor. Süleyman Bey kaderini tamamen montajcı, yabancı sermayeci, gayri milli bir komprador azınlıkla birleştirmiş ve bunu gizleyemez hale gelmiştir.”

“Süleyman Bey benden korkar. Çünkü bütün meseleyi en iyi ben biliyorum. Ben karşısına çıktığım zaman en kirli işlerinin dosyalarını da koltuğumda taşıyorum. Odalar Birliği deyip geçmeyin, Türkiye’nin en güçlü birkaç teşkilatı arasında önde gelir. Memleketin ekonomisini elinde tutan 300 bin üyesi vardır. Ekonomik karar ve tercihlerin en büyük merkezidir. 530 memuruna yılda 25 milyon lira maaş vermektedir. En kaliteli uzmanları bünyesinde bulundurur. Biz işte Allah’ın .lütfü ile böyle bir yerde dört yıl en önemli hizmetlerde bulunduk. Demirel korkar benden, çok korkar. Onun yuvarlak laflarla, kaçamaklarla, demagoji ile örttüğü yutturduğu bütün işlerin örtüsünü ben kolayca kaldırıp hakikatleri göstereceğim.

Kırat hasta, Kırat’a perhiz lazım, acı ilaç lazım, iman serumu lazım. Kırat’a bu defa oy verirseniz hayvancık fazla gıdadan büsbütün hasta olacak!”

Sohbetlerde haremlik-selamlık oturuluyor; “Erbakan Hoca’nın söyledikleri duyulsun” diye bir başka odada oturan hanımların oda kapısı açık bırakılıyordu. Hanımlar da Erbakan’ı sessizce dinliyorlardı. Hoca’nın sesini bazen çocuk ağlamaları kesiyordu. Ancak ağlayan çocuk hemen odadan çıkarılıyordu. Erbakan ev sohbetlerinde sözü mutlaka faiz konusuna getiriyordu:

“Bu gidişatı durduracak faizsiz iktisadi sistemimizi kuracağız. Bugünkü sistemde bankalar vatandaşın tasarruf edilmiş paralarını belli bir faizle toplayıp İstanbul, İzmir gibi büyük merkezlerdeki komprador-mason işadamlarına veriyorlar. Halkın parası kendi yararına değil başkasını daha da zenginleştirmek için kullanılıyor.

Öyle ise ne yapmalı? Bir defa faiz Müslüman’lıkta haram. Hem faizsiz, hem kazanç getiren ve milli sanayiyi geliştiren bir sistem nasıl kurulmalı? Kolay, din kardeşlerim çok kolay. Var böyle bir sistem. Şimdi Batı alemi de bu yola gidiyor. Paranı veriyorsun bankaya ve tercih edeceğin bir hisse senedi alıyorsun. Yani paranı bir kurulu işe yatırıyorsun. Bankalar da sattıkları sağlam hisse senetlerine göre itibar sahibi oluyorlar. Artık paranı yatırdığın işin kazancı ne ise hissene o düşecek. Böylece yüzde 3-4 gibi küçük faizler yerine en az yüzde 15-20 kazanç sağlıyorsun. Ve de sermaye piyasasını kuvvetlendiriyorsun. Tabii başı boş bırakmayacaksınız bu sistemi. Bir defa devletin milli sanayiyi kurucu, koruyucu bir tutumu olacak.”

Erbakan Hoca 1969 yılında İslam’cı bankalar, finans kurumlan daha Türkiye’de olmadığı için kâr payı laflarını etmiyor. Arkadaşlarını hisse senedi almaya teşvik ediyor, bu arada borsayı da kuvvetlendirmek gerektiğini belirtiyor.

Hoca o yıllarda bakın daha neler neler söylüyor:

“Bizim gibi bir ekonomik bünyeye sahip memlekette devletin kalkınmadaki rolünü inkâr mı edeceğiz. Özel sektörcüyüm ama devletin de yardımını reddetmiyorum.

Yabancı sermaye de kullanacağız şüphesiz. Yabancı sermayeye, yabancı teknolojiye ihtiyacımız var. Bir memlekete yabancı sermaye ile birlikte teknoloji de giriyor. Ancak yabancı ve üstün sermayenin kudreti altında ezilmemek var. Nasıl olacak bu iş? Hem yabancı sermayeyi buyur edeceksiniz hem milli sanayimizi kurup işleteceksiniz, nasıl olacak bu? Bunların misalleri var dünyada; Japonya var, Hindistan var. Bugünkü işleyişe karşıyız. Bitiyor ama bu oyun, artık son perdesi oynanıyor. Allah’ın lütfü keremi ile bu işte de muzaffer olacağız.”

Erbakan konuşmasının sonunda diğer partilerdeki birçok kişi ile temasta olduğunu, Meclis’e girdiği takdirde hemen grup kuracağını söylüyor, üç yıl içinde Demirel’in de işini bitirip tek başına iktidara geleceğini belirtiyordu. “Süleyman Demirel ve kliği ile Meclis’te, Meclis’te olmazsa ilk AP kongresinde kozlarımızı paylaşacağız.”

Erbakan bağımsız milletvekili olarak Meclis’e girdikten sonra ya grup kuracaktı ya da tekrar AP’ye katılmak için girişimde bulunacaktı. Nihai hedefi ise AP Genel Başkanlığı’ydı.

200 Araçlık Konvoy

Konya dışından gelen bazı konuklar da Erbakan lehinde propaganda yapıyorlardı.

“Hemşehrim; kendi oyunun gücünü bil, ona sahip ol. Siyasi partiler sana senin istediğini değil, kendi adamlarını seçtiriyorlar. Yukarıda ne oyunlar döndüğünü bilmiyorsun. İşte Necmettin Hoca o dalaverelere karşı biridir. Neden karşı çıktı Süleyman Bey bu

Necmettin Hoca’ya durup dururken? Çünkü Hoca namuslu adam, dürüst adam, bilgili adam. Elinde zenaatı var, dünyanın neresine gitse aç kalmaz. Koskoca Almanın ordusuna tank yaptı.

İşte arkadaş, madem ki, oy senin elinde, madem ki, bu devr-i demokraside halk istediğini sandıktan çıkarabilmiş; göster bakalım kendini Hoca’yı sandıktan çıkar. Çıkar ki, Süleyman Bey bin pişman olsun. Çıkar ki, halkın elinde de güç olduğunu anlasın, halka zıt gitmemek gerektiğini anlasın. Ulan şu Konya’nın adamı da erkekmiş desinler.

Erbakan Hoca sözüyle ameliyle dini bütünlüğü ve imanıyla senden değil mi? Bu önce AP’ye girmek istedi de Süleyman Bey göğüslemedi mi? Öyleyse ona vereceğin oy asla yabana gitmiyor. Meclis’e gitse de sesi çıkamaz, gücü yetemez demeleri haşa yalan. Korkuyorlar Hoca’dan efendi. Bak gör Hoca bir kazansın Allah’ın inayeti, senin desteğinle Meclis’e bir girsin, gör neler eyler. Süleyman dayanabilirmiymiş bakalım. Cümle masonlar nasıl kara kara düşünürlermiş şimdiden. Seç sen bunu arkadaş, sevap kazanırsın! Seç üstüne de karışma...”

Sonuçta Konyalılar Necmettin Erbakan’a 40 bin oy verdiler. Hoca Erbakan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bağımsız milletvekili olarak girdi.

Erbakan Konya’dan 200 araçlık bir konvoyla Ankara’ya geldi..

Erbakan Şiiri

Destek almakta geriden/ İnat ettin Profesör Gericiliği yeniden/ İcat ettin Profesör Olmaz din madrabazlığı/ Etme sen bu cambazlığı Yazık! Sinmiş yobazlığı/ Azat ettin Profesör İlmini irfanını dal Bir kürsünün şanını da,

Adını, unvanını dal Berbat ettin Profesör.

Şair Ümit Yaşar Oğuzcan, Necmettin Erbakan daha Meclis’e gelmeden önce Konya’daki çalışmalarını, ününü duymuştu. Hoca’nın dini politikaya alet ettiğini duyup, sinirlenmiş ve bu taşlamayı yazmıştı.

Erbakan, Meclis’e bağımsız milletvekili olarak girince Ümit Yaşar Oğuzcan, Cumhuriyet gazetesinin 10 Aralık 1969 tarihinde yayımladığı bir röportaj yapmıştı:

-Cumhuriyet’in tarihinde en beğendiğiniz politikacılar kimlerdir?

-Birinci Büyük Millet Meclisi’nde bulunanlardan; Konyalı Vehbi Efendi, Mehmet Akif ve Haşan Basri Çantay, Sonra Menderes, Mareşal Çakmak ve Ali Fuat Başgil.

-Atatürk’ü saymadınız. Unuttunuz mu? Yoksa bilerek mi saymadınız?

-O’nun yeri ayrıdır!

-Güzel sanatlarla ilgilendiniz mi?

-Şiiri güzel ve hamasi olursa severim. En ziyade takdir ettiğim şairler; Mehmet Akif ve Necip Fazıl’dır. Musikide milli halk türkülerimizi ve ilahileri severim.

-Dilimizin özleşmesi ve sadeleşmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?

-Aşırı Türkçeciliğin taraftarı değil, şiddetle karşısındayım. Osmanlıcadan yana olduğumu da yazabilirsiniz.

60’lı Yıllar Türkiyesi...

Necmettin Erbakan’ın bağımsız milletvekili olarak Melis’e girmesine ve Milli Nizam Partisi’nin kurulmasına yol açan 60’lı yıllara göz atalım:

DP iktidarı, 27 Mayıs 1960’ta kendisini Milli Birlik Komitesi olarak adlandıran silahlı kuvvetler hiyerarşisinin dışında kurulmuş bir askeri komitenin yürüttüğü darbe ile son buldu.

Darbe öncesi Türkiye’de toplumsal ve siyasal alanda büyük bir karışıklık vardı. Meclis’te DP ile anamuhalefet partisi CHP arasında sertliklere varan tartışmalar bitmek bilmiyordu. Üniversitede ise ölümlerle sonuçlanan eylemler meydana geliyordu.

Bu arada başta ABD olmak üzere güçlü dış destek DP hükümetine kredi vermekte zorluklar çıkarıyordu. Çünkü “balık oltaya” yakalanmıştı! 1959 yılında ise kredi vermeyi kesti. Aldığı kredilerle popülist politikalar uygulayan hükümet zordaydı. Karşısında IMF reçeteleri bulunuyordu. Enflasyon üçlü rakamlarla ifade ediliyordu. Zamlar arka arkaya yağmur gibi yağıyordu. Sıkışan DP hükümeti yasaklarla, sertlikle, gelişen toplumsal muhalefeti susturmak istedi.

Ordu ülkenin gerici ittifakına karşı çıkan aydınları ve gençliği de arkasına alarak 27 Mayıs’ta yönetime el koydu. 27 Mayıs’ın en önemli özelliği; örgütlenme ve fikir özgürlüklerini tanıyan, ülkeye demokratik bir açılım sağlayan 1961 Anayasası’ydı.

Darbe sonrası kurulan Yassıada mahkemelerinde Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Haşan Polatkan idam edildi.

25 Ekim 1961 ’de ilk genel seçimler yapıldı.

DP’nin mirasçısı olduğunu söyleyen Adalet Partisi gelecek yirmi yıla damgasını vuracak bir siyasal güç olarak ortaya çıktı.

Askerlerin de zorlamasıyla İsmet İnönü başkanlığında CHP-AP koalisyon hükümeti 10 Kasım 1961’de kuruldu Ancak bu koalisyon hükümetinin yaşamı kısa sürdü. 30 Mayıs 1962 tarihinde CHP bu kez Meclis’teki Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) ve Yeni Türkiye Partisi (YTP) ile ortak bir hükümet kurdu.

16 Kasım 1963 tarihinde ara seçimler AP’nin zaferi ile sonuçlandı. İkinci koalisyon hükümeti zorlandı ama Meclis’teki bağımsızların desteğini alarak ayakta kaldı.

1961 yılında kurulan ve kısa zamanda DP’nin rakipsiz mirasçısı olduğunu kanıtlayan Adalet Partisi baştan beri klasik liberal iktisadi doktrini savunuyordu. Ancak 1961 Anayasası’nda yer alan klasik burjuva özgürlüklerini, iktisadi liberalizmin gelişmesine engel gördüğü için, 1961 Anayasası’nın değiştirilmesini siyasal programının ana maddesi yaptı. 61 Anayasası 9 Temmuz 1961 tarihinde referanduma sunulduğunda AP, “Hayırda hayır vardır” sloganıyla bir kampanya yürüttü. Ancak Anayasa yüzde 61.5’lik bir çoğunlukla kabul edildi.
AP yöneticileri partiyi kurarken askerlerden çekindikleri için genel başkanlığına eski Genelkurmay başkanlarından emekli Orgenaral Ragıp Giimüşpalayı getirmişlerdi.

AP Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala 1964 yılında vefat etti.

Gümüşpala öldükten sonra doğal olarak onun sağ kolu olarak bilinen ve partinin örgütlenmesini kısa zamanda gerçekleştiren Sadettin Bilgiç’in genel başkanlığa getirilmesi bekleniyordu. Ancak basın aracılığıyla Süleyman Demirel adı ortaya atıldı. Basın, Bilgiç’in tutucu çevrelerin adayı olduğunu yazıyordu. Mühendis Süleyman Demirel ise Batı dünyasının desteğini sağlayabilecek modern, enerjik, iş çevrelerine yakın bir lider olarak sunuldu. O günlerde, Demirel’in Amerika’da bulunduğu sırada Başkan Johnson’la çekilmiş bir fotoğrafı elden ele dolaşıyordu. “Mason Locası” üyesi olduğu açıklanınca, muhafazakâr çevrelerin desteğini kaybetmemek için Demirel’in mason olmadığını belirten bir belge derhal Mason Locası tarafından gazetelere ulaştırıldı.

29 Kasım 1964’te Bilgiç’e 500 oy fark atarak AP Genel Başkanlığına seçilen Süleyman Demirel, hükümeti düşürmek için CKMP ve YTP ile anlaştı. 1965 bütçesine ret oyu verdiler. Hükümet düştü.

AP Senatörü Suat Hayri Ürgüplü başkanlığında 20 Şubat 1965’te AP-CKMP-YTP koalisyon hükümeti kuruldu.

10 Ekim 1965 genel seçimlerinde oyların yüzde 52.9’unu alıp 240 milletvekili çıkaran AP tek başına hükümet oldu.

60’lı yıllardaki ticaret ve sanayileşme politikasında 1950’lere göre niteliksel bir değişim olmadı. AP’nin liberal olarak adlandırdığı iktisadi yönelimin başlıca dayanağı ve itici gücü; ithal ikameci (içe dönük) bir kalkınma politikasının aktif unsuru (1950’ler boyunca sermaye birikimi sürecini tamamlamış ve tekelleşme evresine gelmiş bulunan) finans-kapital gruplardı. Hükümet eliyle kullandırılan büyük çaplı kredilerin bu çevrelere aktarılmasıyla bu gruplar AP’nin yanında mevzilendi. AP’ye muhalefet sermayeye muhalefetti! Bu anlayış bir şekilde burjuva muhalefetinin sistem içi meşruiyet temelinin yıpratılması hedefini güdüyordu. Bu nedenle Necmettin Erbakan’ın söyledikleri Bülent Ecevit’in ve sosyalistlerin söylemleri ile karıştırılıyordu!

Erbakan’a bu anımsatıldığında şu yanıtı veriyordu: “Sol ile teşhiste birleşiyoruz. Hastalığı onlar da bulmuş, biz de söylüyoruz. Fakat tedavide ayrılıyoruz. Her şeyden önce biz mülkiyeti kabul ediyoruz, mülkiyet hakkına saygımız var.” (Cumhuriyet, 25 Eylül 1969) 1965 seçimlerinden sonra tıpkı DP’nin 50’li yıllarda yaptığı gibi AP “liberalizmi” de, sol eğilimlerin karşısına devletle çelişkili olan, kapalı ve geri yörelerde halk üzerinde hatırı sayılır bir etkisi bulunan tarikatları çıkarıyordu.

10 Ocak l965’te Cağaloğlu’ndaki TİP’in binası, aynı yıl martta Akhisar’da tütün ekicilerinin haklarını savunmak için düzenlenen TİP Kongresi, ayrıca Turgutlu, Kırıkkale ve Mersin’de çeşitli parti toplantıları AP, “Komünizmle Mücadele Derneği” üyeleri ve İmam Hatip öğrencileri tarafından basılarak taş yağmuruna tutuldu. Parti yöneticilerine sopa ve demir çubuklarla saldırıldı.

Tarımdaki makineleşmenin de etkisiyle çoğalan kırsal alandaki işgücü fazlası, şehirlerdeki sanayileşmenin yarattığı iş alanlarına kayıyordu. Bu olay şehirdeki işsiz sayısını gün be gün artırıyordu. Büyükşehirlerin kenar semtlerinde geniş gecekondu bölgeleri oluşuyordu.

1961 Anayasası’nın getirdiği özgürlük ortamı toplumsal gerçeklerin özellikle üniversite gençliği ve aydın kesimler içinde daha iyi kavranmasına neden oldu. Sosyalist bilinç hızla yayılmaya başladı. Bu bilinç üniversiteleri etkilediği gibi fabrikaları ve gecekonduları da etkilemeye başlamıştı.

Bu uyanış salt Türkiye’de değildi; dış dünyada da benzer bir silkiniş vardı. Üçüncü Dünya Ülkeleri, başta Ortadoğu olmak üzere Ulusal Kurtuluş hareketlerine tanık oluyordu. Filistin halkının İsrail işgaline karşı giderek daha örgütlü bir direnişe geçmesi, Batı’daki öğrenci hareketleri, Latin Amerika’daki devrimci mücadele ABD’yi güç durumlara sokuyordu.

ABD 1950’li yıllarda geliştirdiği dolaylı saldırı ve ayaklanmaları bastırma kuramlarını devreye soktu. ABD’yi rahatsız eden toplumsal başkaldırının bulunduğu tüm ülkelerde “Gladio’lar”, Kontrgerilla’lar devreye sokuldu. Ayrıca CIA paralarıyla kurulmuş dernekler, partiler örgütlenmeye başladı.

CIA’nın kullandığı en etkili silahlardan biri din, diğeri milliyetçilikti. Örneğin Ortadoğu’da dine sarıldı. ABD, ARAMCO petrol şirketinin kontrolü altındaki Suudi Arabistan ve Körfez Emirliklerindeki gerici rejimleri kullanarak İslam’ı hızla politize ederek, ABD egemenliğiyle çatışan devrimci güçlere karşı güçlü bir denge unsuru yaratmaya yöneldi.

Bu amaçla 1962’de Mekke’de Rabıtat ül-İslam örgütü kuruldu. Rabıta’nın 41 kurucusu arasında AP’li milletvekili Ahmet Gürkan ile Sebilülreşat dergisi sahibi Salih Özcan da vardı.

Uluslararası İslam gericiliğiyle organik bağ kurulduktan sonra Türkiye’de onbinlerce cami ve Yeşilay şubesi kısa zamanda AP ocakları haline dönüştürüldü. Genç imam hatip öğrencileri militanlaştırıldı. Gelecek kuşakları da aynı doğrultuda yetiştirmek üzere Kur’an kursları açılmasına hız verildi.

Mayıs 1967’de, İmam Hatip okulu mezunlarının da üniversitelere alınmasını sağlayan bir yasa çıkartılarak ümmetçilerin yüksek öğretim kuramlarında ve giderek devlet kademelerinde daha etkin hale gelmesine olanak hazırlandı.

İslam’cılar, devlet üzerindeki etkinliklerini artırmak amacıyla “İlim Yayma Cemiyeti’ni kurdular. Zamanın yükselen sermayedarlarından Sakıp Sabancı ile Ziraat Odaları Birliği Başkanı büyük toprak ağası Fahri Tanman, İlim Yayma Cemiyeti’ne maddi destek verdiler. 1953’teki Bakanlar kurulu kararı ile “umumi menfaatlere yararlı” dernekler arasına girdi. 19 Mart 1968’de Ant dergisinde açıklanan bir belgeye göre, İlim Yayma Cemiyeti kısa zamanda 46 şubeli ve 35 milyon lira yıllık bütçeli bir kuruluş haline geldi. Rabıta ve Aramco ile ilişkisi olduğu iddia ediliyordu. Devlet eliyle kurulan 5 İslam Enstitüsü, İmam Hatip okulları ve Kur’an kursları bu cemiyetin güdümüne girdiği gibi, cemiyet üyeleri de Demirel tarafından devletin kilit noktalarına yerleştirildi.

Turgut Özal Devlet Planlama Teşkilatı’nın, kardeşi Korkut Özal TPAO’nun başına getirilirken, Necmettin Erbakan da Türkiye Odalar Birliği Genel Sekreterliği’ne getirildi. Bakanlıkların önemli daireleri, DDY, YSE’de İslam’cıların yönetimine verildi.

O sırada arka arkaya yayımlanmaya başlayan Bugün, Babı-âli’de Sabah, Yeni Asya ve İttihad gazeteleri de komünizme karşı cihat çağrısı yapıyorlardı. Kışkırtıcı yayınlarla Endonezya’daki gibi komünistlere karşı cihat açılarak bir kan banyosu yapılması zamanının geldiği telkin ediliyordu.

23 Temmuz 1968’de Konya’da 4 bin kişi “Allah Allah” sesleriyle başta Konya Gazetesi olmak üzere kitapçıları, öğretmen evini, işyerlerini tahrip ettiler. Olay üzerine açıklama yapan İçişleri Bakanı Faruk Sükan; “Aşırı solun son günlerde giriştiği tahrik ve anarşi hareketlerinin Konya’daki üzücü olaylarda rolü olduğu kanaatindeyim” dedi. Yani göstericiler tahrik olmuşlardı...

Yıllar sonra Necmettin Erbakan’ın propagandalarında kullandığı birçok slogan bu yıllardaki solcu öğrencilerin gündeme getirdikleri konulardan alınmıştır. İşte bir örnek:

44 öğrenci örgütü 24-30 Aralık 1968 tarihleri arasında “Ortak Pazar’a ve Montaj Sanayiine “Hayır Haftası” düzenlediler.

24 Aralık’ta İTÜ Gümüşsüyü lokalinde açılan sergiyle başlayan hafta içinde gençler eylemlerin en yoğun olduğu İzmit-İstanbul arasında yürüyüş yaptılar. 44 örgütün imzasını taşıyan uzun bildiride rakam ve örnekler veriliyor ve şu sonuca varılıyordu:

“Montaj sanayii ve Ortak Pazar bütün Türk halkının davasıdır. Çünkü soyulan ve sömürülen bütün halktır. Ekonomik bağımsızlığını kaybederek yabancıların pazarı durumuna gelecek olan bizim vatanımız, yani Türkiye’dir. Montaj sanayii sömürme saniyiidir. Ortak Pazar Türkiye’yi pazar yapma anlaşmasıdır. Bu ekonomik gerçeği gören devrimci öğrenci örgütleri olarak tüm emekçi halkın bu konuya eğilmesi için savaşıyoruz. Türkiye’deki halkçı güçler

ve halk bu konuya eğilince soygun sona erecektir.”

Türkiye solunda 60’lı yılların sonuna doğru Anti-Amerikan gösteriler yoğunlaşıyordu. Ancak Amerika’ya karşı yapılan her bağımsızlıkçı gösteri, karşısında milliyetçi komandoları ve Müslümanları buluyordu...

16 Şubat 1969 tarihinde Amerika’nın 6. Filo’sunu protesto için “Emperyalizme Karşı Mustafa Kemal Yürüyüşü” düzenlendi. Miting öncesi radikal dinci grupların yayın organlarında bu mitinge karşı Cihat çağrısı yapıldı. Miting günü ellerinde sopalar ve silahlarla saldıran çember sakallı göstericiler Turan Erdoğan ve Turgut Aytaç’ın ölümüne, onlarca kişinin yaralanmasına neden oldular. Bu olay Türkiye tarihine Kanlı Pazar olarak geçti.

Kanlı Pazar’dan sonra 3 Mayıs günü Müslüman’lar bu kez, Yargıtay Başkanı İmran Öktem’in cenazesine “Allahsızların cenaze namazı kılınmaz” diye saldırdılar.

1970 yılına kadar bu olaylarda 8 devrimci öğrenci gericiler tarafından öldürülecekti.

Birtakım gizli güçler devrimcilerin karşısına Türk-İslam’cı gençleri çıkarıyorlardı. Tıpkı CIA’nın Ortadoğu’daki ulusal ve sosyalist hareketlerin karşısına İslam’ı çıkardığı gibi...

Buraya bir not daha eklemek gerekiyor:

60’lı yılların ortalarında Anadolu sermayesi ile metropol sermayesi çatışması AP’yi parçalamıştı. Denir ki, AP’yi parçalamak için ortaya çıkan DP ve MNP hem iç hem de dış desteklidir. İç destek CHP’den geliyordu. Dış destek?

60’lı yılların sonlarındaki Demirel o yıllarda ülkedeki anti- Amerikancı gösterilerin etkisinde kalıyordu. Üstelik Amerika kendisine rahat ve bol kredi olanağı vermiyordu. İşte daha çok ikinci neden Demirel’i; Sovyetler Birliği’ne yanaşmak zorunda bıraktı. Üstelik Amerika’nın, yeni üsler, haşhaş ekiminin yasaklanması gibi taleplerini reddediyordu. O günlerde AP, bölündü: DP ve MNP ortaya çıktı.

Kaynakça
Kitap: Milli Nizam’dan Fazilet’e HANGİ ERBAKAN
Yazar: Soner Yalçın
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Necmettin Erbakan'ın Geçmişi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir