Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Yan Kuruluşlar

Burada Necmettin Erbakan'ın Geçmişi hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Yan Kuruluşlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Tem 2012, 15:07

YAN KURULUŞLAR

Akıncılar Derneği Kuruluyor

Ankara Devlet Mühendislik ve Mimarlık Yüksek Okulu’nda Mehmet Güney, Ali Balkaner, Mehmet Tezel, Tevfik Rıza Çavuş, Hayrettin Çelik, Ali İhsan Kandemir, Veli Koksal, Orhan Aydan, Mustafa Denktaş, Ali Karaduman, M. Fazıl Aslantürk adlı öğrenciler 1975’in son günlerinde telaşlı bir çalışma içindeydiler.

Sonunda isteklerine kavuştular: “Mevcut anarşik ortamdan, gerek kendilerini gerekse gençleri kurtarmak, maddi ve manevi yönlerden üstün meziyetli bir gençlik yetişmesine yardımcı olmak ve bu yönde çalışmalar yapmak” şeklinde tüzüklerinde açıkladıkları düşünceleriyle bir dernek kurdular.

Akıncılar Derneği 23 Ocak 1976 tarihinde Ankara’da kuruldu. Yapılan genel kurulda başkanlığa Mehmet Güney getirildi. Dernek daha sonra Türkiye çapında örgütlenmeye başladı. “Akıncı” adlı dergi çıkarıldı. Bu dergideki yazılara bakınca Akıncılar Derneği’nin ne amaçla kurulduğu açıkça belli oluyordu. “İstenmeyen ve beşeri bir sistem olan Batıcı-Laik Cumhuriyet düzeni yıkılacak. İlahi nizam kurallarının geçerli olacağı İslam’i devlet düzeni kurulacaktır. Zafer, devlet olduğunda kazamlacaktır.”(5. sayı 6-12 sayfalar)

Akıncılar Derneği her geçen gün büyüyordu. Dernek genel merkezi, şubelerine gönderdiği tamimlerde, “bulundukları bölgelerde din görevlıleri ile ilişkiye” geçilmesini istiyordu. Örneğin genel merkez tarafından yollanan 30 Temmuz 1978 tarihli tamimim 12. sayfasında bakın neler isteniyor: “Camiye gelenler arasına her zaman katılarak, düzenin Müslüman’a düşman olduğu, okullarda ve kuramlarda mescitlerin kapatıldığı ve öğrencilerin başörtülü dolaşmasının engellendiği anlatılmalıdır. Bu çalışmalara, camiler Hz. Peygamber zamanındaki fonksiyonunu kazanmaya ve İslam’i hareket karargâh oluncaya kadar devam edilmelidir.”

Dernek mensuplarının toplu namazlar kılmaları için emirler, tamimler yayımlanıyordu. Hattâ bu namazlara katılmayan üyelere ceza verileceği de belirtiliyordu. Kayseri Akıncılar Derneği’nin 2 Temmuz 1978 tarihli faaliyet raporunda, “Toplu namazlar kılındı, Kur’an kursları açıldı” deniyordu.

Genel merkez sık sık yayımladığı tamimlerle şubelerini uyarıyordu: “Teşkilatlar kendi bulundukları duruma göre hareket etmek mecburiyetindedirler. Meselâ zemin olmayan bir yerde “Şeriat Devleti kuracağız” demek gibi. Zemin hazır değilse o teşkilatın yapacağı iş zemin hazırlamaktır. Belli bir seviyeye geldikten sonra ‘Şeriat devleti kuracağız’ denilmelidir.”

İşte bir uyarı daha: “Üzerinde durulacak bir husus tehlikeli bildirilerimiz için kesin surette izin ve karar almayınız. Bunları gizlice dağıtın ve kesinlikle yakayı emniyete kaptırmayın. Altında sadece Akıncılar yazsın. Renksiz bildiriler için de mutlaka izin alın. Hem başınız ağrımaz, hem de emniyet mensuplarını memnun etmiş olursunuz.” (30.1.1978 tarihli Genel Merkez tamimi.)

MHP’li ülkücüler ile önce Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) ve arkasından Akıncılar arasında yer yer cinayetlere neden olan saldırılar meydana geliyordu. Ülkücüler 1976 yılında Konya’da MTTB üyelerine bıçakla saldırdılar. Erzurum MTTB binasına bomba attılar.

1977 yılında MHP Genel Başkan Yardımcısı Osman Yücel Serdengeçti’nin MSP’ye geçmesi ile ülkücü saldırılar yoğunlaştı.

1977 Aralık ayında Edirne MTTB üyesi Erdoğan Tuna’yı bıçaklayarak öldürdüler. 1979 yılında Akıncılar Derneği Şube Başkanı Metin Yüksel’i, 1980 yılında Sedat Yenigün’ü tabancayla vurarak öldürdüler. Ülkücüler duvarlara, “Sola Dur Yeşil’e Vur” diye slogan yazıyorlardı.

Ülkücüler Akıncılar’a “hodri meydan” diyorlardı. İlk yıllarda bu çağrıya yanıt vermeyen Akıncılar daha sonra kamplar açarak, silah eğitimi yaparak meydana çıktılar.

1978-1979 dönemi fikir niteliği ve propaganda bakımından bir yenilik getirmemekle birlikte Akıncılar Derneği daha disiplinli, daha örgütlü ve silahlı bir hale gelmişti.

Bu yıllarda MSP’ye sert eleştiriler yapılmaya başlanıyor. Genç MSP’lilere parlamento sınırları dar gelmeye başlıyor. İran’daki silahlı mücadele, Afganistan direnişi, Suriye’de Esad’a karşı İhvan’ın verdiği kanlı mücadele Akıncı gençleri çok etkiliyordu. Silahlanmaya başladılar.

27 Kasım 1979 günü saat 18.00 sıralarında Akıncılar Derneği’nin Ankara Müdafaa Caddesi 16/8 numaradaki genel merkezi güvenlik güçlerince basıldı. 13 Aralık 1979 tarihinde ise Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı’nca dernek kapatıldı.

Akıncı Gençler Derneği

Akıncılar Derneği kapatıldı. Akıncı Gençler Derneği (AK- GENÇ) kuruldu. Eee, Akıncı gençler boş duracak değillerdi.ya!

1 Mart 1980 tarihinde kurulan Akıncı Gençler Derneği’ni, Akıncılar Derneği mensuplan kurdu: Tevfik Rıza Çavuş, Ali Çelik, Mehmet Kartın, Oğuz Ökten, Halis Özdemir, Metin Arslan, Yılmaz Yardımcı, Hüseyin Adak, M. Muzaffer Tığlıoğlu, İsmail Tosun...

Akıncı kardeşler bu kez “akıllı” davrandılar! Derneğin genel merkezini Konya yaptılar. Böylece Ankara’daki sıkıyönetimden kurtuldular!

Gençler ağabeylerinden geri kalmadılar: “Camiler bizim idarehanemizdir, çalışmalarımızı camilerde yapmaya alışmalıyız. Mahallede bulunan çocuklar, camilerimizde yapılacak Kur’an ve ilmihal derslerine davet olunacaktır. Haftalık olağan ev sohbetlerinde eğitilen elemanlara İslam tarihi anlatılacak ve şehadet müessesi ile cihat ruhu verilecektir.”

ANAP’lı Akıncı...

Akıncılar Derneği ile birlikte yayın organı Akıncı dergisi de kapatılmıştı. Akıncı Gençler “Seriyye” adlı dergi çıkardılar. 1 Ağustos 1980 tarihli sayısında Tevfik Rıza Çavuş isteklerini bir cümlede belirtiyor: “Sınırsız ve sınıfsız İslam devleti!”

Ancak iki sayı çıkabilen Seriyye dergisinde, (Nakşibendi Şeyhi Mehmet Zahid Kotku’nun müritlerinden, daha sonra K. Maraş ANAP milletvekili olacak) Erdem Beyazıt bakın neler yazıyordu: “Türkiye Cumhuriyeti’nin şekillenmesine önayak olan kadronun belirgin iki özelliği vardı: Maymunları bile kıskandıracak bir Batı taklitçiliği ve tarihi düşmanlarımızı imrendirecek şiddette bir İslam düşmanlığı. İslam medeniyetine ve onun tek tek bütün müesseselerine cumhuriyet kadrosunun Türkiye’de yönelttiği saldırı ve tahribatın bir benzerine rastlamak mümkün değildir.” (Seriyye, 1.8.1990, 10 sayfa.)

6 Eylül 1980 tarihinde Konya’da yapılan “Kudüs’ü kurtarma mitinginin takdimciliğini Akıncı Gençler Derneği kurucu üyesi M. Muzaffer Tığlıoğlu yaptı. Bu mitingdeki afiş ve pankartlar Akıncı Gençlerin “niyetini” ortaya koyuyordu: “İslam Devleti’ne Doğru- Akıncılar”, “Ya Şeriat Ya Ölüm-Ak Genç”, “Her Akıncı Bir Mermi, Kuracağız İslam Devletini-Ak Genç”, “Hakimiyet kayıtsız şartsız Allah’indir-AGD”...

Akıncı Kampları

CHP lideri Ecevit 42. hükümeti 5 Ocak 1978 tarihinde kurdu. 9 Haziran 1978 tarihinde Akıncılar Derneği Kültür ve Eğitim Başkanı İrşadi Yıldırım tüm teşkilatlara bir tamim yayımladı: “İlerideki çetin mücadelemizde görev alma kabiliyetinde olan kardeşlerimiz genel merkezimiz tarafından kurulacak 100 kişilik ve 30 gün sürecek kampa davetlidir.” Daha sonraki tamimlerde de her teşkilatın kendi kampını kurması gerektiği belirtiliyordu.

Sonunda kamplar kuruldu: 1978-1980 yılları arasında Akıncılar, 32 kampta silahlı eğitim yaptılar. İşte birkaç örnek:

RİZE: 21 Temmuz 1978 tarihinde Rize Güneysu bucağı Vakıfdüzü Yaylası mevkiinde Sivas’tan gelen bir grup ile Rize’den gelen kişilerin katıldığı 9 çadırdan oluşan bir kamp kuruluyor. Kaya Muradiye adlı bir kişinin kamp nöbetçisi Yakup Kellici tarafından kaza ile öldürülmesi sonucu, kamp yeri jandarmalar tarafından ortaya çıkarılıyor. Aramalarda Akıncı Gençler Derneği Yönetim Kurulu yedek üyesi Oğuz Ökten’in çantasında 2 tabanca ile 75 adet mermi bulunuyor.

BOLU: 12 Temmuz 1979 tarihinde Bolu Demirciler Yaylası’nda yaklaşık 30-35 kişilik bir grubun silahlı eğitim yaptığı polise ihbar ediliyor. Yapılan aramalarda Metin Külünk’ün üzerinden dinamit lokumları ve tabanca çıkıyor.

SAKARYA: 1979 yılı Ekim ayı başında Akıncılar Derneği Sakarya il yöneticilerinin organizesi ile Akyazı ilçesi Keremali Yaylası’nda yeni bir kamp yeri açılıyor. Buradaki aramada 4 adet tabanca, 43 adet dinamit lokumu, 16 metre saniyeli fitil, ateşleme kapsülü ve çok sayıda mermi ele geçiriliyor.

AFYON: 21 Ağustos 1980 tarihinde Bolvadin ilçesi Dişli kasabası civarında kamp kuruluyor. Akıncılar Derneği Van Şubesi Yönetim Kurulu üyesi Said Çalımlı tarafından 25 kişilik gruba patlayıcı madde, bombalı pankart yapımı gibi eğitimler yaptırılıyor.

KAYSERİ: 1980 Ağustos ayı ortalarında Yahyalı ilçesi Aladağ Aksuderesi bölgesinde kamp yeri kuruluyor. Silah atışı ve patlayıcı madde yapımı öğretilirken, 23 Ağustos günü kamp jandarma kuvvetlerince çevrilerek, kampta bulunanlara teslim ol çağrısı yapılıyor. Ancak bu isteğe silah ve patlayıcı madde atılarak yanıt veriliyor. Çatışma çıkıyor. Kamil Dağaslan ölü; Osman Yapar, Türkay Gürlek ve Sami Öztürk yaralı olarak yakalanıyor. 5 adet tabanca,

14 adet dinamit lokumu ve fitili, av tüfekleri, havalı tabanca ve çok sayıda mermi ele geçiriliyor.

BANDIRMA: 31 Temmuz 1980 tarihinde Yenice Köyü Gemidere bölgesinde 13 kişilik bir grup tarafından kamp kuruluyor. İhbar üzerine kampta yapılan aramalarda, bir torba içinde 130 adet 7.65 ve 9 mm. çaplarında boş mermi kovanları ile hedef olarak kullanılan malzemeler ele geçiriliyor. Sanıkların ifadelerinden 2 tabanca ile atış talimi yaptıkları öğreniliyor.

Listeyi uzatmak mümkün: Bursa Karacabey kampı, Çanakkale Biga kampı, Yozgat Başlıyayla kampı, Muğla Marmaris kampı,

Bursa Yalova Esenköy kampı, İstanbul kampı, Van kampı, Erzurum kampı, Trabzon kampı... Bugün Türkiye’de İslam’i Hareket Örgütü, İBDA-C gibi silahlı örgütlerin “babası” Akıncılar bu kamplarda eğitiliyorlardı.

Akıncılar giriştikleri bazı eylemleri kamufle etmek amacıyla takma örgüt isimleri kullanıyorlardı:

•İKO (İslam Kurtuluş Ordusu)

•TİKO (Türkiye İslam Kurtuluş Ordusu)

•İS-FE (İslam Fedaileri)

•EKC/ŞİM (Evrensel Kardeşlik Cephesi Şeriatçı İntihar Man gası)

•İDAM (İslam Devletinin Acil Mücahitleri)

•TİKC (Türkiye İslam Kurtuluş Cephesi)

•TİKB (Türkiye İslam Kurtuluş Birliği)

•EİKS-TM (Evrensel Kurtuluş Savaşının Türkiye Mücahitleri) •DŞKO (Dünya Şeriat Kurtuluş Ordusu) gibi...

Akıncıların Çoğu İmam Hatipli

Akıncıların silahlı militanları kimlerdi? Akıncı kamplarına daha çok imam hatip lisesi öğrencileri geliyordu. Örneğin Kayseri Yahyalı kampında ele geçirilip mahkemeye sevk edilen 17 kişinin 8’i imam hatipliydi:

•Faruk Hasetçi, Kayseri İmam Hatip Lisesi 5’inci sınıf öğrencisi; •Türkan Gürlek, Nevşehir İmam Hatip Lisesi 4’üncü sınıf öğ rencisi,

•Yusuf İnce, Kırşehir İmam Hatip Lisesi 6’ıncı sınıf öğrencisi, •Ali Aydemir, Nevşehir İmam Hatip Lisesi 5’inci sınıf öğrencisi, •Mustafa Çakır, Nevşehir İmam Hatip Lisesi 3’üncü sınıf öğ rencisi,

•Erdoğan Ak, Niğde İmam Hatip Lisesi 6’ıncı sınıf öğrencisi, •Ali Sağlık, Kayseri İmam Hatip Lisesi 6’inci sınıf öğrenicisi, •Baki Öncel, Nevşehir İmam Hatip Lisesi 5’inci sınıf öğrencisi, Sanıklardan Hamza Süs ise Kayseri Yüksek İslam Enstitüsü öğrencisiydi.
Akıncılar Derneği (ve kapatılınca Akıncı Gençler Derneği) dışında 1976 yılında Akıncı Memurlar Derneği (AK-MEM), 1977 yılında Akıncı Liselıler (AK-LİS), 1978 yılında ise Akıncı İşçiler Derneği (AK-İŞ), Akıncı Sporcular Derneği (AK-SPOR) kuruldu.

Diyeceksiniz ki; “Tüm bunların MSP ile ne ilişkisi var?”

Anlatalım:

MSP-Akıncı İlişkisi

1976-1980 yılları arasında Akıncılar Derneği’nin (ve Akıncı Gençler Derneği) toplam bütçesi 57 milyondu! Dernek yöneticileri bu paralan özkaynaklarından topladıklarını söylüyorlardı. Ancak o günlerin Türkiye’sine göre oldukça yüksek meblağdaki bu paraların dernek üyelerinin (ki çoğu öğrenci) aidatları ile toplanması imkânsızdı.

Para nereden bulunuyordu?

12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra açılan MSP davasında paranın nereden geldiği açığa çıktı.

Akıncılar Derneği kapatılınca yerine yeni bir demek kurmak için kollan sıvayan Tevfik Rıza Çavuş, MSP Genel Merkezi’ne bir mektup yazıyor. 12 Eylül’den sonra güvenlik güçlerince aranması sonucu bu mektup MSP Genel Başkanı Necmettin Erbakan’in masasının çekmecesinde bulunuyor. Mektupta, “Akıncı Gençler Derneği’nin kuruluşu ve demirbaşı için 3.5 milyon lira para” isteniyordu.

Ele geçen bir başka belge ise yurt dışından toplanan 1450 markın Akıncı Gençler Derneği’ne verilmesini isteyen bir senetti. Bu senet ile not, MSP Genel Başkan Yardımcısı Şevket Kazan’ın masasındaydı.

Ele geçen bir başka belge: Bugünün Sivas Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun adı bulunan antetli kağıtlara 1978 yılı çalışma programını içeren el yazısı ile kaleme alınmış notlar ve şemalardı. Bu şemada Akıncılar Derneği, MSP’nin yan kuruluşu olarak gösteriliyordu. Bu yan kuruluşa kamp kurmaları, kurslar, konferanslar düzenlenmesi için de öneride bulunuluyordu...

MSP’den Akıncı’ya Silah Temini

Örnekler çok...

Halis Özdemir adını anımsadınız mı? Akıncı Gençler Derneği kurucusu. Akıncı Özdemir, Çankırı Valıliği’ne dilekçe yazıyor: “Milli Selamet Partisi Çankırı ili parti müfettişi olduğum ve can güvenliğimi temin için tabanca ruhsatı verilmesini arz ederim.” Dilekçenin arkasında bir evrak daha vardır; MSP Genel Başkan Yardımcısı Recai Kutan, MSP antetli kâğıda, Halis Özdemir’in partilerinin Çankırı il müfettişi olduğunu yazmaktır. Ve valilikten il müfettişi Özdemir’e tabanca ruhsatı verilmesini istemektedir!..

Birkaç ay sonra Halis Özdemir 13 Eylül 1980 günü Marmaris’te silahlı eğitim yaptığı kampta ele geçirilir!

MSP yöneticileri Akıncılar Derneği (Akıncı Gençlik Derneği) ile hiçbir ilişkileri olmadığını söyleyip hep iddiaları reddetmişlerdir. Akıncıların düzenlediği hemen her toplantıya katılıp konuşmalar yapan MSP Genel Başkanı Erbakan, “Beni çağıran her derneğin, her vakfın, her kuruluşun toplantısına gidip konuşma yapıyorum” demiştir.

Erbakan ne kadar reddetse de MSP ile Akıncılar içli dışlıdır. Tıpkı, Ağrı’da olduğu gibi; MSP İl Başkanlığı ile Akıncı Gençler Derneği aynı binada iç içe faaliyet yürütüyorlardı!..

Bitmedi. Akıncı Gençler Derneği 30 Temmuz 1978 tarihinde şubelerine gönderdiği bildiride, senato seçimlerinde MSP’nin oylarının artırılması için çalışmalar yapılmasını istiyordu.

Akıncıların da MSP’den bazı istekleri olmuyor değildi: İzmir ve Van şubeleri yazdıkları mektuplarda bölgelerindeki bazı polislerin görevden alınmalarını İçişleri Bakanı Korkut Özal’dan rica ediyorlardı!

Bazen MSP Genel Merkezi’ne akıl da veriyorlardı:

“MSP’nin Siirt’ten milletvekili çıkarabilmesi için İsmet Aydın’ın acilen Siirt İl Başkanlığı’na getirilmesi gerekiyor!” Örnekleri çoğaltmak mümkün...

Peki MSP’nin gençlik kolları varken, neden Akıncı derneklerine ihtiyaç duymuştu?

Milli Nizam Partisi kapatılınca MSP’liler bir daha partilerinin kapatılmaması için çok dikkatli hareket ediyorlardı. Ancak MSP seçmeninin birtakım özlemleri, istekleri vardı. Partinin kapanmaması sağlanarak bu isteklere yanıt verecek bazı yapılanmalara ihtiyaç duyuldu. Bunun en kolay yolu dernek kurmaktı. Bu dernekler MSP için sübap görevini yerine getiriyorlardı; istekleri, arzuları gideriyorlardı. MSP’yi de çeşitli suçlamalardan kurtarıyorlardı. Örneğin Şeriatı MSP değil Akıncılar istiyordu!..

Akıncılar 12 Eylül askeri darbesi sonucu yakalanıp sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandılar. Çeşitli cezalara mahkûm edildiler.

Bugün çoğunluğu yine siyaset yapıyor. Örneğin Akıncılar Derneği Ankara Şube Başkanı Ersönmez Yarbay, bugün Refah Partisi Ankara İl Başkanlığı görevini yürütüyor.

Akıncılar’ın bir bölümü de merkezi Ankara’da bulunan Server Vakfı’nı kurdular. Bu vakıf yıllar sonra Akıncıları bir araya getirdi. Vakfın başkanlığını Akıncılar Derneği’nin Başkanı Mehmet Tezel yapıyordu...

MSP’nin Şirketleri

MSP’nin Akıncılar ve Akıncı Gençler Derneği gibi örgütlerle olduğu gibi bazı şirketlerle de organik bağı vardı. Mila Haber Ajansı A.Ş bunlardan biriydi. 3 Mart 1978 tarihinde 5 milyon sermaye ile kuruldu. Şirketin kurucuları: (Bundan sonra adını sık sık duyacağınız) Gürgen Mazhar Bayatlı ile Abdurrahman Dilipak, Mustafa Karahasanoğlu, Abdurrahim Bezci ve Mehmet Emin Aksay’dı. Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Dilipak’tı.

Mila Haber Ajansı A.Ş. kurulduğu tarihten 12 Eylül 1980’e kadar MSP Genel Merkezi’nin bulunduğu Hoşdere Caddesi’ndeki Alican Apartmanı’nda faliyetlerini sürdürdü.

5 milyon sermayeli Mila şirketi 12 Temmuz 1978 tarihinde Demetevler’de 10 milyona bina satın aldı. Bu binaya “Milli Görüş Sarayı” adını verdiler.

Bir diğer şirket: Milsan Basım Sanayii A.Ş.; 8 Şubat 1977 tarihinde 2 milyon sermaye ile kuruldu. Kurucu ortakları; Mila şiretinde olduğu gibi yine Gürgen Mazhar Bayatlı, Osman Nuri Önügören, Ahmet Zeki Çamlı, Mehmet Rıdvan Dildar ve Musafa Remzi Girgin’di.

Milsan, sermayesini 15 Temmuz 1977’de 11 milyon birden artırarak 13 milyon yaptı. 30 Nisan 1979’da sermaye bu kez 22 milyona, 22 Nisan 1981 tarihinde ise 50 milyona yükseltildi.

12 Eylül askeri darbesi sonrası Milsan’ın Vakıflar Bankası Fatih Şubesi’nde 101-6 nolu hesabın incelenmesi sonucu, bu hesaba 18 Şubat 1977 tarihinde Yapı Kredi Bankası Aşağı Ayrancı Şubesi’ndeki 630802 No.lu çekle, 1 milyon 900 bin lira yatırıldığı ortaya çıktı. Aşağı Ayrancı’daki hesap MSP Genel Başkanı Necmettin Erbakan’a aitti!..

Bir diğer şirket: Mades Mali Destek Holding A.Ş. 27 Ağustos 1980 tarihinde, 200 milyon sermaye ile kuruldu. Şirketlerin kurucuları arasında artık adını ezberlediğimiz Gürgen Mazhar Bayatlı ile Ali Tandoğan, M. Ali Eyüpoğlu, Enver Ergün, Abdullah Eren, Ferhat Koç, O. Nuri Önügören, Şahin Yeğenoğlu gibi isimler var.

Şirketin ödenmiş sermayesi 50 milyondu. Bu parayı ise Vakıflar Bankası Ankara Şubesi’ne Nevzat Südaş adlı bir kişi yatırmıştı. Nevzat Südaş kimdi? Nevzat Südaş, Gürgen Mazhar Bayatlı’nın yanında çalışan personeliydi. Diğer ortaklar sadece kâğıt üzerinde gözüküyordu. İstanbul’da ikametgâhı olan Gürgen Mazhar Bayatlı paranın diğer ortaklardan elden toplandığını söylüyordu. Ne ilginç, ortakların hepsi Ankara’da oturuyordu. Yani Gürgen Mazhar Bayatlı, Ankara’daki ortaklarından parayı toplayıp İstanbul’a gelmişti ve buradan parayı Ankara’daki şubeye havale ile göndermişti!

Paranın asıl sahibin kim olduğunu herkes biliyordu...

Şirketler bitecek gibi gözükmüyor!

Heka Dış Ticaret A.Ş. Mades Şirketi ile aynı gün kuruldu: 27 Ağustos 1980. Sermayesi 50 milyondu. Şirketin ortakları, başta Gürgen Mazhar Bayatlı olmak üzere Mades’in kurucularıydı.

MSP’liler “darbe kokusunu” alıp “yangından” mal mı kaçırıyorlardı acaba? Son iki şirketi kurduktan 15 gün sonra 12 Eylül’de
askeri darbe oldu... Yine tesadüf müdür bilinmez; MSP Genel İdare Kurulu Üyesi Gürgen Mazhar Bayatlı 12 Eylül’den önce Genel İdare Kurulu üyeliğinden ayrılıyordu.

Erbakan’ın AP’ye girmesi için çaba sarf eden, bir dönem İçişleri Bakanlığı, bir dönem Başbakan Yardımcılığı yapan Faruk Sükan’ın iddiasına göre; MSP’nin, İstanbul Terkos civarında arsaları, Bursa’da gözlük fabrikası, Erbakan’ın İsviçre’de paraları vardı.

Erbakan’ın Mercedesleri

Milli Nizam Partisi’nin kapatılması İslam’cı çevrelerin gözlerinin açılmasına neden olmuştu. Anayasa Mahkemesi bir partiyi kapatınca mallarına devlet el koyuyordu.

Siz kapatılan partinizin yerine yeni bir parti kursanız, malvarlıklarını partinin üzerinde mi, yoksa partili şahıslar üzerinde mi gösterirsiniz?..

Böyle bir durumda, bırakın örgütlerinizi, şirketlerinizi; partinizin arabalarını bile şahıslar üzerine kaydedersiniz. MSP’de yaklaşık 70-80 arabanın benzin-mazot giderini parti karşılıyordu. Sorsanız, “bunlar partinin araçları mı” diye, “hayır” yanıtını alırsınız.

Peki bu araçlar kimin? 2’si Mercedes, 2’si Renault, l’i Buick olmak üzere 5’i Necmettin Erbakan’ındı! Bu otomobillerden birini yurtdışındaki işçiler Erbakan’a hediye etmişti. Diğerlerini Erbakan şahsi parası ile satın almıştı. Anlaşılan parti genel başkanlığı iyi para kazandırıyor!

MSP’nin otomobilleri, otobüsleri, minibüsleri konusu çok uzun! Biz yine de bu araçların gerçek sahiplerinin kim olduğunu bir olay anlatalım:


MSP yöneticileri partinin bir otobüse ihtiyacı olduğunu düşünerek Otomarsan’a başvururlar. Otobüs alınır. MSP’nin seçim otobüsü olarak 1 Ağustos 1981 tarihine kadar kullanılır. Tarihe dikkat! 1 Ağustos 1981 yani 12 Eylül askeri darbesinden sonraki dönem. İşte 1 Ağustos 1981 tarihinde otobüs Ali Tandoğan’ın üzerine devredilir. Nedeni ise şöyle açıklanır; Otomarsan yetkilıleri

MSP yöneticilerine, “gelin otobüsünüzü alın” dedikleri dönemde partinin otobüsü almak için ödeyecek 950 bin lirası yoktur! Para Ankara il örgütü görevlisi Ali Tandoğan’dan borç alınır. Karşığılında denir ki: “Biz borcumuzu ödeyemezsek otobüsü sana veririz.”

6 NE 740 plakalı 302 Mercedes 1977 yılında Otomarsan’dan alındığında trafik siciline ve vergi dairesine MSP adına kaydedilir.

1978 yılında MSP’lilerin uykularına Milli Nizam Partisi ile birlikte giden mal varlıkları mı girer bilinmez, otobüs muvazaalı bir işlemle MSP Genel Başkan Yardımcısı Haşan Aksay’a devredilir. Bu işlem partinin gelir gider defterlerine kaydedilmiş, yevmiye defterlerine kaydedilmemiştir. Bir partinin yevmiye defterinin 10 günde bir işlenmesi gerekirken, MSP’nin ki 8 ayda bir toptan işleniyordu! Neyse...

1 Ağustos 1981 tarihinde ise otobüs bu kez, “borç alınan” Ali Tandoğan’a verilir. MSP 950 bin liralık borcunu ödeyememiştir. Bu mahcubiyete daha fazla dayanamayacaktır”, otobüsü verip bu yükten kurtulur!

Ali Tandoğan vermiş olduğu bu borcu kanıtlayacak herhangi bir belge ibraz edememektedir. Ama olsun, önemli olan sözdür!

Ali Tandoğan 950 bin lira borç verdiğini kendi işletme defterine, servet beyannamesine işlememiştir. Olsun, madem borç ödenmemiştir otobüs verilecektir.

Peki MSP 950 bin lira borcunu neden bir türlü ödeyememiştir? MSP yöneticileri sadece Milli Gazete’ye 4 milyon 800 bin lirayı “köylüleri bedava abone yapmak için” vermişlerdi. Köylülere bedava Milli Gazete aboneliği için 4 milyon 800 bin lira veren parti, 950 bin liralık borcunu ödeyememiştir!

Ayrıca 1980 yılında MSP Hazine’den 12 milyon 988 bin 910 liralık yardım almıştır. Ne yapsınlar masrafları yetiştirememişlerdir herhalde...

Yoksa siz İslam’i bir partinin Müslüman yöneticilerinin yalan mı söylediğini düşünüyoruz?..

Erbakan’ın Banka Hesaplan

MSP’nin hesaplarına akıl erdirmek gerçekten çok zor. 1976 yılında Parti Genel Merkezi olarak Hoşdere Caddesi’ndeki apartman Mustafa Karagöz’den kiralanıyordu. MSP’nin defterine baktığınızda 1979 ve 1980 “kira giderlerinin” olmadığını görüyorsunuz.

Partinin parasal faaliyetleri parti muhasibi Abdurrahim Bezci tarafından değil, Genel İdare Kurulu üyesi Gürgen Mazhar Bayatlı tarafından yürütülüyordu. Zaten Bezci İzmit’te oturuyordu. Partinin para işleriyle ilgilenmesi bu nedenle zordu. Bayatlı adına, Ziraat Bankası Çankaya, Vakıflar Bankası Kızılay, Yapı Kredi Bankası Çankaya şubelerinde çeşitli hesaplar vardı.

Ayrıca parti gelir ve giderleri için harcama yapılan bir başka yer ise Yapı Kredi Bankası Aşağı Ayrancı Şubesi’ndeki 1615-4 numaralı Necmettin Erbakan’a ait hesaptı. Erbakan bu hesabını 12 Aralık 1975 tarihinde bir milyon lira yatırarak açmıştı. Belgelere göre Erbakan’ın bu hesabına 1470 liralık dönem faizi uygulandı. Erbakan bu faizi almamazlık etmedi. Paranın kimler tarafından yatırıldığı ortaya çıkarılamadı. Ancak Erbakan bankadaki parasını istediği gibi dağıtıyordu. 19 Temmuz 1977 yılında eşi Nermin Hanım’a 30 bin, kardeşi Kemalettin Erbakan’a 1 milyon ödemede bulunmuştu. Yapı Kredi Bankası Çankaya Şubesi’ndeki 5924 numaralı hesap ise MSP Genel Sekreteri Oğuzhan Asiltürk’e aitti.

Bu bölümü son bir olay ile kapatalım:

Erbakan’ın Yapı Kredi Bankası Aşağı Ayrancı Şubesi’ndeki 1615-14 numaralı hesabına Ziraat Bankası Akay Şubesi’ne ait iki çekle toplam 6 milyon yatırılmıştır. Çeklerin sahibi, Hema Holding’in sahibi (Cavit Çağlar’ın dünürü) Emin Hattat’tır.

12 Eylül askeri darbesinden sonra, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı müfettişi Rahmi Turgut, Ticaret Bakanlığı müfettişi Abdurrahman Özenbaş, Maliye Bakanlığı müfettişi Ertürk Barlas’tan oluşan MSP hesaplarını inceleme komisyonu kuruluyor. Bu komisyon. Emin Hattat’a, Erbakan'a ne maksatla para verdiğini soruyordu.

Emin Hattat parayı, “erken seçim ihtimali üzerine seçilebilir bir yerden aday gösterilmesi” koşulu ile Erbakan’a değil partiye verdiğini söylüyor.

Erbakan da açıklamasında paranın yanlışlıkla hesabına yatırıldığını, aslında paranın partinin hesabına yatırılması gerektiğini belirtiyor. Ah işte hep bu yanlış anlaşılmalar Erbakan’ı buluyordu.

12 Eylül’e Giden Yol

1950’lerde başlayan dışa bağımlı ekonomi 1970’li yıllarda artık tıkanma noktasına gelmişti. Sanayinin çarklarını döndürebilmek için yatırım malları ithalatına gereksinim duyuluyordu. Ancak döviz yoktu. İhracat yapılmayan ama varlığını sürekli ithalat yaparak sürdüren bir ekonomik yapı, sürekli ödemeler dengesinde açık veriyor ve döviz darboğazı içinde kıvranıyordu. Ödemeler dengesi açığı sürekli dış borç ile kapatıldığından Türkiye’nin borcu her geçen yıl artıyor, bunun sonucu dışa bağımlı ülke “yeni sömürge” bir yer haline geliyordu.

Türkiye dış borcunu ödeyemiyordu. Faizleri bile ödeyemez duruma gelmişti. Türkiye’den alacağını almak isteyen Dünya Bankası, IMF, OECD gibi ABD gölgesindeki kuruluşlar kolları sıvadılar. “Yeni bir reçete” hazırlandı. Hükümet, “24 Ocak (1980) Kararları”nı aldı. Ancak bu acı reçetenin “demokratik-parlamenter” bir sistem içinde uygulanması çok zordu. Memura, işçiye para vermeyeceksin, paranın değerini düşüreceksin, grev olmayacak, zamlara kimse sesini çıkarmayacak vb. uygulamaları bir sivil hükümetin gerçekleştirmesi zordu.

Ancak eli sopalı bir hükümet bu acı reçeteyi uygulayabilirdi.

Bunun hazırlıkları ise çoktan yapılmıştı.

5 Haziran 1977 tarihinde erken seçim yapılacağının duyulmasıyla birileri “gaz pedalı”na basmıştı. Erken seçim kararının alındığı Nisan ayından önce üç ay içinde 59 kişi ölmüşken seçim kararından sonraki üç ay içinde 133 kişi öldürülüyordu. Ölenlerden 89’u solcu 17’si sağ görüşlüydü.

CHP lideri Ecevit miting düzenlediği her yerde MHP’lilerin saldırısına uğruyordu.

Kontrgerilla tarafından artık kesinlik kazanan 1 Mayıs 1977 İşçi Bayramı’ndaki provokasyon sonucu 34 yurttaşımız hayatını kaybediyordu. Şiddet doruğa çıkmıştı. 29 Mayıs günü Ecevit’e Çiğli Havaalanı’nda suikast teşebbüsünde bulundu.

Havaalanlarında, postanelerde, otobüs duraklarında bombalar patlıyordu. Bombalar kim tarafından patlatılıyordu, onlarca insanı kim öldürüyordu? Her şey birbirine karışmıştı.

2 Haziran günü Başbakan Demirel, Ecevit’e bir mektup gönderiyordu: “İstanbul Taksim mitingini yapmayın, size suikast yapacaklar!”

Ecevit’e 2 Haziran günü suikast yapılmadı ama aynı gün Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral N. Kemal Ersun emekliye sevk edildi. Orgeneral Ersun’un darbe yapacağı öğrenilmişti. “Erken öten horozun başı” kesilmişti.

CHP’nin seçimlerden sonra tek başına iktidara geleceği ihtimali bazı çevreleri rahatsız etmişti. Rahatsız olanların başında MHP’li Orgeneral Ersun geliyordu. Darbe olmadı, ancak CHP de tek başına hükümeti kuracak çoğunluğu Meclis’te elde edemedi. Sırasıyla 2. MC, Ecevit, Demirel hükümetleri kuruldu ama terör bitmedi. Ve her geçen gün artarak devam etti. Terör planlı bir şekilde uygulanıyordu. Toplumda ses getirecek cinayetler işlendi önce; Doç. Orhan Yavuz, Savcı Doğan Öz, Malatya Bağımsız Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu, Doç. Bedrettin Cömert, Prof. Bedri Karafakioğlu, Dr. Necdet Bulut, Gazeteci Abdi İpekçi, Prof. Ümit Yaşar Doğanay, Prof. Cavit Orhan Tütengil, CHP Milletvekili Abdurrahman Köksaloğlu, eski başbakanlardan Nihat Erim, DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler ve MHP’lilerin cinayetlere karışmaması için parti içinde Türkeş’e muhalefet eden MHP’li eski Bakan Gün Sazak.

Yüzlerce yıllık dinsel kökenli çelişkiler körüklenmeye başladı; Alevi-Sünni çatışması yaratıldı. K. Maraş, Çorum, Malatya, Sivas, Erzincan gibi etnik ayrılıkların bulunduğu yerlerde “iç savaşlar” yaşanıyor, yüzlerce insanımız ölüyordu. Türkiye kanıyordu.

Öte yandan Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgede meydana gelen gelişmeler, ABD bakımından ülkemizde kendi politikalarına itiraz etmeyecek bir yönetimi zorunlu kılıyordu. Afganistan’da

Sovyetler Birliği yanlısı bir darbe olmuş, İran’da anti-Amerikancı halk hareketi yönetime el koymak üzeredir. Irak ve Suriye’de Sovyetler Birliği yanlısı yönetimler işbaşındadır. Ortadoğu’daki Filistin hareketi, Kürt hareketi, radikal İslam’i hareketler hep Amerikan aleyhtarıdır. ABD için Ortadoğu’da tehlikeli gelişmeler olmaktadır. Tüm bu nedenlerden ötürü Türkiye gibi jeopolitik ve jeo-stratejik bir ülkede ABD’ye kayıtsız şartsız bağlı bir yönetimin işbaşına gelmesi mecburiyet haline geliyordu. ABD’nin, Ortadoğu’daki çıkarlarının korunması için Türkiye’ye ihtiyacı vardı.

ABD’ye kayıtsız şartsız bağlı bir yönetim ise, Amerika’nın, dünyanın birçok ülkesinde CIA tarafından gerçekleştirdiği askeri darbelerle kuruluyordu.

“24 Ocak Kararları’nın uygulanabilmesi ve Türkiye’de anti- Amerikancı bir yönetimin olmaması için bizzat CIA/Kontrgerilla işbirliğiyle cinayetler işlenmiş, insanlar birbirlerine karşı kışkırtılmıştı.

Sonunda ABD kazandı! 12 Eylül 1980’de darbe oldu...

Kaynakça
Kitap: Milli Nizam’dan Fazilet’e HANGİ ERBAKAN
Yazar: Soner Yalçın
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Necmettin Erbakan'ın Geçmişi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir