Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Bir Parti Daha, Refah Partisi

Burada Necmettin Erbakan'ın Geçmişi hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Bir Parti Daha, Refah Partisi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Tem 2012, 15:11

BİR PARTİ DAHA

Hilal İçindeki Başak

Önce yeni partinin adını “Doğru Yol Partisi” koymayı düşündüler. Vazgeçtiler. Refah Partisi adını verdiler.

Hoca’nın partisi 19 Temmuz 1983 tarihinde kuruluş dilekçesini İçişleri Bakanlığı’na verdi.

O günlerde Refah Partisi’nin adını çok kişi “Hocanın partisi” diye telaffuz ediyordu.

Refah Partisi’nin kuruluş dilekçesindeki genel merkezinin adresi, Ankara; Sakarya Caddesi 5/3 numaradaki yazıhaneydi. Ancak parti kısa bir süre sonra Meşrutiyet Caddesi 36/5 numaralı adrese taşındı. Genel Başkan “emanetçi” Ali Türkmen adındaki bir avukattı.

Milli Nizam Partisi’nin amblemi, işaret parmağının havaya kaldırılmış haliydi. Partinin radikal ve İslam’cı söylemine uygun bu işaret “tevhidi, yani Allah’ın birliğini” temsil ediyordu.

Milli Selamet Partisi’nin amblemi “Cennetin anahtarı” olarak gösterilen anahtardı. Bu amblem İslam’i kesimde “Kim Lailahe İllallah derse cennetin kapısını açmış olur” Hadis-i şerifin manasını taşıyordu.

RP’nin amblemi “başak”da derin İslam’i mana taşıyordu. Hilalin üzerine füze gibi yerleştirilmiş başakta 19 tane buğday tanesi “Bismillahirrahmanirrahim” sözcüğündeki 19 harften esinlenmişti.

Partinin amblemi hilal içinde başaktı. Programı ise dedesi MNP, “babası” MSP’nin benzeriydi; Dinin devlete ve siyasete hâkim olması isteniyordu. Tabii bu program da yine kapalı bir biçimde kaleme alınmıştı. Hatta laiklik için, “din ve vicdan hürriyeti’dir” deniyordu.

Refah Partisi’nin 33 kişilik kurucu üyeleri şunlardı:

Zeki Büyüközer (Mali Müşavir), M. Reşit Emre (Avukat), M. Nuri Kahraman (Tüccar), İ. Sinan Kılıç (Tüccar), Ali Türkmen (Avukat), Ahmet Topaloğlu (Emekli), Numan Kılıç (İşçi), Adil (Avukat), Ahmet Topaloğlu (Emekli), Numan Kılıç (İşçi), Adil Seyrek (Avukat), Ahmet Küçükdere (Sanayici), Abdülkerim Şebik (Avukat), Ahmet Tekdal (Avukat), Ahmet Ertok (Makine Mühendisi), Rica Ulucak (Avukat), Mustafa Koç (Emekli), Mehmet Polat (Makine Mühendisi), Abidin Çetin (Harita Mühendisi), A. Rıza Ener (Avukat), Kemal Yılmaz (Çiftçi), Nuri Aksoy (Çiftçi), Halıl Meyvalı (İşçi), Mehmet Özdemir (Esnaf), Osman Aslan (İşçi), Oktay Yel (İşçi), Osman Çolak (Esnaf), Muharrem Kuru (Esnaf), 0. Lütfi Uzunözmen (Emekli), Ali Vural (Mühendis), Abdurrahman Serdar (Serbest), Mehmet Özyol (Yüksek Tahsil), Abdullah Aşağıpınar (Esnaf), Numan Çoban (Çiftçi), Haşan Yıldız (Nakliyeci).

Ahmet Tekdal, Ahmet Topaloğlu, Mehmet Özdemir ve Abdurrahman Serdar dışındaki kurcuların 29’u Milli Güvenlik Konseyi tarafından veto edildi.

RP, 7 Kasım’da yapılacak genel seçimlere katılabilmek için hemen 29 kişilik yeni bir kurcular listesi daha verdi:

Mustafa Kadri Öztürk, Recep Gürcan, Bekir Erdircan, Zeki Tokat, Mahmut Adil, İlyas Özgün, Ahmet Yılmaz, Abdülgazi Konsuk, Nazır Özdemir, Mehmet Güler, Mehmet Karabekir, İbrahim Ethem Gülbay, Mehmet Erdoğan, İlyas Türkuş, Mükremin Karakoç, Yaşar Poyraz, Bakır Erköseoğlu, Mevlüt Badel, Bilal Kayaalp, Ahmet Yavuz, Kazım Dökmen, Ali İlhan, Abdullah Eken, M. Nebil Atahan, İbrahim Erdaş, Haşan Gürel, Muammer Boyran, Coşkun Sungur, Numan Uçar.

Refah Partisi 29 yeni kurucuyu da 8 Ağustos tarihinde İçişleri Bakanlığı’na bildirdi. Milli Güvenlik Konseyi 21 gün sonra 29 kişiden 25’ini daha veto etti. MGK’nin parti kurucularını inceleme süresi 20 gündü. Ancak bu kez 1 gün geç kalmıştı.

Partilerin seçime katılabilmeleri için kurucularını 24 Ağustos 1983 tarihine kadar MGK’ne bildirmesi gerekiyordu.

Refah Partisi son 29 kişilik listeyi 8 Ağustos günü Milli Güvenlik Konseyi’ne göndermişti. Konseyden ses çıkmayınca RP’liler “Bu kez veto yok” diye sevinmişlerdi. Ancak 29 Ağustos’ta gelen yeni vetoları öğrenince şoke oldular. RP Yüksek Seçim Kurulu’na Milli Güvenlik Konseyi’nin bir gün geç bildirmesi nedeniyle yasal haklarının çiğnendiğini bildirerek seçime katılma hakkının verilmesini istedi. İsteği reddedildi. RP tıpkı Milli Güvenlik Konseyi’nce veto edilen diğer partiler gibi 7 Kasım milletvekili seçimlerine katılamadı. RP kuruluşunu 21 Eylül’de tamamladı, ancak iş işten çoktan geçmişti. Genel seçimlere katılamadı, ancak 25 Mart 1984 tarihinde yapılan yerel seçimlere katıldı.

Ahmet Tekdal’ın genel başkanlığında seçime giren RP toplam oyların yüzde 4.8’ini aldı. 837 bin 43 oy almıştı. Van ve Şanlı Urfa Belediye Başkanlığı’nı kazandılar. Seçime katılan ANAP, SODEP, DYP, MDP, HP’nin arkasından RP 6. oldu.

Milli Görüş’ün Sıkıyönetim Versiyonu

Refah Partisi’nin Birinci BLyük Kongresi 30 Haziran 1985 tarihinde Ankara’da, Atatürk Spor Salonu’nda yapıldı. 65 ilden toplam 767 delege kongreye katılmıştı. Salon oldukça kalabalıktı. Salona giremeyenler için bahçede kapalı devre yayın yapan televizyon kurulmuştu.

Kongreyi sayıları az olmakla birlikte başı örtülü bayanlar da izliyordu. Salonda erkekler ayrı bayanlar ayrı yerlerde, “haremlik selamlık” şeklinde oturuyorlardı.

Ahmet Tekdal yaptığı konuşmada sık sık “Milli Şuur”dan bahsediyordu. “Milli Şuur” 70’li yılların MNP ve MSP dönemlerinde dillerden düşmeyen “Milli Görüş”ün sıkıyönetim versiyonuydu.

Tekdal, “Milli Şuuru” şöyle anlatıyordu: “Milli Şuur; bağımsızlık, insan hakları, demokrasi, adil ekonomi, refahın yaygınlaştırılması, milli dış politika ve milli eğitim, milli terbiyedir.”

RP’nin iç ve dış konulardaki tavrı MSP ile aynıydı. Tıpkı MSP gibi ağır sanayi hamlesini gerçekleştirip ekonomik ve siyasi açıdan Batı’dan uzaklaşmayı, İslam değerlerinin hâkim olduğu bir toplumu hedeflediğini parti programına yazmıştı.

Kongrenin öğleden sonraki bölümünde kürsüde konuşan İstanbul delegesi Kahraman Eminoğlu; “Ağır sanayi hamlesini bir an önce başlatmak istiyoruz” deyince tüm salon ayağa kalkarak “İnançlı Erbakan” sloganını atmaya başladı.

Yapılan seçimlerde genel başkanlığa Ahmet Tekdal seçildi.

Daha sonra Merkez Karar ve Yönetim Kurulu kendi aralarında yaptıkları seçimle, parti genel başkan yardımcılıklarına, Rıza Ulucak, Ömer Faruk Ekinci, Abdülkadir Öncel ve Bahri Zengin’i getirdi. Genel Muhasip ise Devlet Planlama Teşkilatı’nda çalışırken Şeyh Mehmet Zahid Kotku’ya bağlanan Cevat Ayhan’dı. Şeyh Mehmet Zahid’in ikinci kuşak öğrencilerine iş düşmüştü.

13 Ekim 1985 günü RP İzmir teşkilatının düzenlediği Refah Gecesinde Atatürk’e saygısızlık yapıldığı ve laiklik ilkelerine aykırı davranıldığı gerekçesiyle Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından soruşturma başlatıldı.

İzmir Eşrefpaşa semtindeki bir sinema salonunda oyunlar sergilenmiş, şiirler okunmuş, konuşmalar yapılmıştı. Konuşmalarda yeni şeyler söylenmiyordu; “Milli maarifi kuracağız. Hocasının ayağını öpecek kadar saygılı olan çocuklar yetiştireceğiz. Faizi kaldıracağız, ağır sanayi kuracağız” benzeri konular dile getirilmişti. Ancak dönem sıkıyönetim dönemiydi.

Soruşturma başlatılıp dava açılınca geceyi düzenleyen RP Merkez Karar ve Yönetim Kurulu üyeleri Bülent Arınç, Cengiz Kantarcı, İzmir İl Başkanı Mehmet Kaya partiye zarar gelmesin diye görevlerinden istifa ettiler. Sonuçta mahkeme kararını verdi: Bülent Arınç, Ömer Cahit Akay, Erol Camtakan ve Eyüp Menderes 4 yıl 2 ay ağır hapis cezasına çarptırıldılar.

RP’lilerin görüşleri hükümetteydi, ancak kendilerine cezaevi yolu gözükmüştü.

Grafik Yükseliyor

Refah Partisi, genel başkanları Erbakan’dan yoksun olarak girdiği 28 Eylül 1986 tarihindeki milletvekili ara seçimlerinde oylarını 1.7 oranında artırarak yüzde 5.7’ye yükseldi.

Dönemin ANAP Dışişleri bakanı Vahit Halefoğlu, Türk Amerikan Derneği’nde yaptığı bir konuşmada, RP’nin ara seçimlerde aldığı yüzde 5.7 oranındaki oyu değerlendirirken, “İrticanın son seçimde ne kadar oy aldığı ortadadır. RP yüzde 5 oranında oy almıştır” diyordu.

Bu sözlere RP’den sert tepkiler geldi. Genel Başkan Ahmet Tekdal Dışişleri Bakanı Halefoğlu’nu istifaya çağırdı. Milli Gazete’nin 11 Ekim 1986 tarihli sayısındaki manşet ilginçti:

“Ya ispat etmeli, ya intihar etmeli!”

Yuvaya Dönüş

12 Eylül askeri darbesinin, siyasi parti yöneticilerine getirdiği

10 yıllık politika yasağı kamuoyunda sık sık tartışma konusu oluyordu. ANAP’ın, 12 Eylül’ün bu antidemokratik yasağını kaldırmamak için direnmesi kendi içinde de tartışmalar çıkmasına neden oluyordu. Sonunda Başbakan Özal kendince uyanıklık yapıp, bir yol buldu. Yasakların kalkıp kalkmayacağını halka soracaktı. Tarih belirlendi: 6 Eylül 1987 tarihinde referandum yapılacaktı.

Başta Turgut Özal olmak üzere ANAP’lılar “no no no” (Hayır hayır hayır) tişörtleri ile mitingler yaptılar. Görünürde yasakların kalkmasını sadece ANAP istemiyordu. Sosyal demokrat SHP ise bu konuda ikiye bölünmüştü. SHP Genel Başkanı Erdal İnönü; “Demokrasilerde bu tür yasakların olamayacağını” söyleyerek herkesin yasakların kalkması lehinde oy kullanmasını istiyordu. Öte yandan Bülent Ecevit’in de yasağının kalkması sonucu diğer sosyal demokrat parti Demokratik Sol Parti’nin başına geçip sosyal demokrat oyları böleceği endişesi SHP’lileri kara kara düşündürüyordu.

DYP ise yasakların kalkmasını en çok arzu eden partiydi. Zaten DYP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk her fırsatta emanetçi olduğunu belirtiyordu. DYP’nin “bir bileni” Süleyman Demirel tekrar genel başkan olacağı günü sabırsızlıkla bekliyordu.

Sonunda sandığa gidildi. Sonuçlar şaşırtıcıydı. Yüzde 50.25 (11 milyon 654 bin 696 kişi) yasakların kalkmasını, yüzde 49.77 (11 milyon 548 bin 016 kişi) yasakların devam etmesini istemişti.

Yasakların kalkmasını isteyen kişilerin 70 bin fazla çıkması sonucu, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Alpaslan Türkeş, Necmettin Erbakan gibi siyasi yasaklı eski genel başkanlar “özgürlüklerine” kavuştular.

Sonucun kılpayı olması ANAP lideri Turgut Özal’ı çok memnun etmişti. “Demek ki Türkiye kamuoyu eskiye dönmek istemiyor” diye düşünüp erken genel seçim kararı aldı.

Siyasi yasağı kalkan Erbakan ve 17 MSP’li yapılan bir törenle

25 Eylül 1987 tarihinde RP’ye üye oldular.

Ancak Erbakan’ın RP Genel Başkanı olup olmayacağı konusunda partide tartışma çıkmıştı. Başta Oğuzhan Asiltürk olmak üzere bazı RP’liler, Erbakan’ın tıpkı Şeyh Mehmet Zahid Kotku gibi parti üstü bir konumda olmasının daha iyi olacağını düşünüyorlardı. Erbakan bu teklife çok kızdı; “Siz beni uhrevi başkan yapmak istiyorsunuz” dedi.

Erbakan Genel Başkanlık koltuğunu istiyordu.

11 Ekim 1987 tarihinde yapılan RP 2’inci Olağan Kongresi’nde tek aday Necmettin Erbakan genel başkanlığa seçildi. Ayrıca Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu üyeliğine de Asiltürk, Kazan, Hatipoğlu, Kutan, Battal gibi 13 eski MSP’li getirildi.

Necmettin Erbakan RP’nin genel başkanlık koltuğuna oturduktan sonra ilk eleştirdiği kişi, eski MSP milletvekili adayı dönemin Başbakanı Turgut Özal oldu.

Özal’ın AT üyeliğine yaptığı başvuruyu Erbakan yerden yere vuruyordu. Bu başvurunun Türkiye’nin Ortak Pazar’da ezilip yok olması, Batı’nın kölesi olması anlamına geldiğini söylüyordu.

“Çiçeği burnunda” RP Genel Başkanı Necmettin Erbakan 70’li yıllarda olduğu gibi basında fazla yer alamıyordu. Mecliste grubu olmadığı için de televizyona çıkamıyordu. Seçim gezileri için gittiği il ve ilçelerde fazla kalabalık toplayamıyordu.

Erbakan seçim gezilerinde sürekli Turgut Özal'ı eleştiriyordu.
RP’nin Kazandığı 21 Milletvekili!

Necmettin Erbakan’ın genel başkanlığında girdiği 29 Kasım 1987 seçimlerinde RP umduğunu bulamadı. Antidemokratik seçim yasası seçime katılan partilerin yüzde 10’luk Türkiye barajını aşmasını şart koşmuştu. RP ise % 7.16 oy ile ülke barajını aşamamıştı. Ancak 1 milyon 717 bin 425 seçmen RP’yi tercih etmişti.

Yapılan hesaplara göre RP 10 yıl önceki seçim kanunu uygulansaydı 21 milletvekili kazanacaktı.

Bu seçimlerin RP açısından bir diğer önemli nedeni, MSP’nin ANAP’a giden oylarını yavaş yavaş toplamaya başlamasıydı.

Refah Partisi 12 Eylül askeri darbesinden sonra yapılan seçimlerde oylarını devamlı arttıran tek partiydi. Partinin grafiği giderek yükseliyordu. Hükümetteki ANAP’ın her geçen gün yıpranması RP’nin oylarını artırıyordu. ANAP’ı destekleyen seçmenlerin bir bölümü bu partiye akıyordu.

RP en büyük çıkışını ise 26 Mart 1989 tarihinde yapılan genel seçimlerde gösterdi.

Yüzde 9.8 oy oranı ile SHP (28.4), DYP (26.4), ANAP’ın (21.8) arkasından dördüncü parti oldu.

Konya (Halıl Ürün), K. Maraş (Ali Sezai), Sivas (Temel Karamollaoğlu), Ş. Urfa (İbrahim Halıl Çelik), Van (Fethullah Erbaş) belediye başkanlıklarını RP kazandı.

Adıyaman Gerger; Bingöl Genç ve Solhan; Kars Akkaya; Kayseri Yahyalı; Konya Karatay, Meram, Selçuklu, Yunak; Kütahya Tavşanlı; Mardin Cizre; Nevşehir Kozaklı; Sakarya Akyazı; Ş. Urfa Akçakale; Van Gürpınar; Şırnak Sason ilçesinde belediye başkanlığı koltuğuna RP adayları oturdu.

RP ayrıca 46 beldede belediye başkanlığını kazanmıştı.

İrtica Otobüsü

RP’li belediye başkanlarının ne yapacakları merakla beklenirken, ilk ses Konya’dan geldi: İrtica otobüsü!

RP Konya Belediye Başkanı Halıl Ürün kadınlar ve erkeklerin ayrı bineceği otobüs fikrini atmıştı. Konya nüfusu son yıllarda çok artmıştı. Toplu taşım araçlarında kadınlar ve erkekler çok sıkışık yolculuk ediyorlardı. Belediye Başkanı Halıl Ürün, erkeklerle kadınların birbirlerine bu kadar yakınlaşmasını doğru bulmamıştı. Otobüs sayısını artıracağına, mevcut otobüslerin bir kısımını kadınlara ayırmayı tercih etmişti.

RP’li Belediye Başkanı’nın önerisi kamuoyunda sert tartışmalara neden olurken, RP’li Ş. Urfa Belediye Başkanı Halıl İbrahim Çelik ortalığı daha da karıştırdı. Çelik, Atatürkçü ve laik olmadığını açıklamıştı. Bu demeci üzerine Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından gözaltına alındı.

Artık gazetelerde sık sık RP’li belediye başkanlarının “icraatlarına” rastlanıyordu. Gündemi RP’liler oluşturuyordu. Biri bırakıp biri alıyordu. Ş. Urfa Belediye başkanı Çelik’ten sonra gözler yine Konya’ya çevrildi.

Konya Belediye Başkanı Ürün’ün bir başka projesi de tepkiyle karşılandı: Kadın Hastanesi! Ürün, personelinin tamamen kadın olduğu bir hastane kuracağını söylüyordu. K. Maraş Belediye Başkanı Ali Sezai da aynı projeyi hayata geçireceğini belirtiyordu.

Olurdu olmazdı tartışmaları günlerce sürdü. Sonunda ne “İrtica Otobüsü” ne de “Kadın Hastanesi” uygulamaya geçirilebildi. Projeler unutuldu gitti.

Refah Partisi’nin 1984 yerel seçimlerinde en çok oy aldığı yerlerin sıralaması şöyle:

Bingöl (13.5), Siirt (10.0) Ş. Urfa (9.8), Muş (9.6), Van (9.1), K. Maraş (8.9).

1987 genel seçimlerinde en çok oy aldığı yerler ise şöyle sıralanıyor:

Diyarbakır (24.5), Siirt (24.0), Bingöl (22.1), Bitlis (21.1), Elazığ (17.6), Van (17.3), Mardin (16.9).

Bir de 1989 seçimlerindeki sıralamaya göz atalım:

Bitlis (27.8), Muş (27.7), Bingöl (25.2) Siirt, (24.0), Sivas 23.5), Van (22.7), Elazığ (20.9).

MSP’nin ilk kez seçime girdiği 1973 yılında en başarılı olduğu iller sıralamasına bakılırsa Erzurum, Sivas, Malatya, Konya, Gümüşhane, Elazığ, Çorum, Yozgat, gibi daha çok Türklerin oturduğu yerleşim yerleri görülür.

MSP’nin 1977 seçimlerinden sonra ayakta kaldığı tek bölge Güneydoğu bölgesiydi. Yukarıdaki tabloya bakıldığında da RP’nin oy deposu Güneydoğu’ydu.

RP’nin tabanını geri bırakılmış Kürt illeri oluşturuyordu. Bu tabanın gerek MSP’yi gerekse RP’yi desteklemesinin tek nedeni İslam’dı! MSP ve RP bölgedeki şeyhler ve ağalarla sıkı ilişki içindeydi.

Oy potansiyelinin büyük bir bölümünü Güneydoğu’dan alan Refah Partisi’nin “Kürt politikası” var mıydı? Bu sorunun yanıtına geçmeden önce devletin, 1984 yılında başlayan PKK hareketine karşı kullandığı “silahlardan” birini anımsatmak gerekiyor: İslam.

Mart 1986. Askerler helikopterlerle el ilanları dağıtıyorlar;

“Vatandaş!

Bakın, en yüce İslam dini size ne emrediyor?.. Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savacın. Allah tecavüzkârları sevmez. (Kur’an-ı Kerim Bakara Suresi, ayet 190.) “Onlara karşı savaşmak senin gibi her Müslüman’ın görevidir.”

Mayıs 1986. Tunceli Valisi emekli General Kenan Güven üzerinde cami resimleriyle Türk bayrağının bir arada bulunduğu ayetlerle donatılmış el ilanlarını muhtarlara dağıtıyor. Vali bu arada muhtarları da uyarıyor: “Din düşmanlarına karşı köylüyü ikaz etmek, korumak hepimizin görevidir. Elimde gördüğünüz el ilanları ve afişlerini her köşe başına, her kahveye ve bakkal dükkânlarına astıracaksınız. Bunlar size zimmetlidir. Siz de köylüye zimmetleyeceksiniz. Kesinlikle bu ilanlar, afişler indirilmeyecek ve yırtılmayacak!”

Laik Türkiye Cumhuriyeti Valisi, “Müslüman Türk Milletini” PKK’ya karşı Allah yolunda savaşa çağırıyordu!.. Devlet, Kürtlerle birleşebileceği ideolojik temeli bulmuştu: İslam!

Aydınlar Ocağı’nın etkili ismi Nevzat Yalçıntaş başta olmak üzere bir grup araştırmacı bölgeye gittiler, çalışmalar yaptılar. Bu arada Dicle, Fırat, 100. Yıl gibi Doğu ve Güneydoğu üniversitelerinde sempozyumlar yapıldı. “Doğu Anadolu’nun sosyal, kültürel
ve iktisadi meseleleri” ele alındı. “İslam’ın getirdiği birlik, beraberlik ve kardeşlik fikri”nin işlenmesi isteniyordu.

Neler neler söyleniyordu:

“Devlet politikamız, Nurculuk adı verilen dini akımı değerlendirmede, Türk ülkesinin geleceğini sarsıcı inanılmaz hatalara düşmüştür. Said-i Nursi, bugün azınlık milliyetçiliği çıkmazına saptırılmak istenen insanlarımızın arasından çıkmıştır. Tabiatıyla ağırlık itibarı ile en azından başlangıcında, daha ziyade Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde taraftar bulmuştur.

Söz konusu zat, hayatı boyunca “Kürt aslından geldiğini” defaatle dile getirmiş ve fakat “Türk milletinin İslamiyet yolundaki büyük hizmetlerine” işaretle, ayrılıkçı güçlere şiddetle göğüs gererek, etnik ayrılıkçılığın zümreye zarar getireceğini ve devletin bütünlüğünün asla bozulmaması gerektiğini vaaz etmiştir. Doğu yöremizde, Nurculuğun başını ezme çabaları sonunda ortaya çıkan boşluk, ayrılıkçılar belasına davetiye çıkarmıştır.” (Yeni Haber, 26 Kasım 1986.)

Zaten 12 Eylül askeri darbesinin lideri Cumhurbaşkanı Kenan Evren de İslamiyetin “birleştirici” ve “bütünleştirici” olduğu görüşündeydi. Sonuçta kollar sıvandı. Din âlimlerine başvuruldu. Kuran ve Peygamberin hadisleri tarandı. Ayetli hadisli bildiriler hazırlandı:

“Vatandaş!

“Mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim diyor ki (El-Enfal/46):

“Allah'a ve onun resulüne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin. Sonra zaafa düşersiniz. Rüzgârınız kesilip gider.”

“Bu vatan haini eşkıyanın getirmek istediği düzen küfür düzenidir. Onlarda din, namus, ahlâk değerleri yoktur...”

“Yüce İslam dininin emirleri” ve peygamberin “buyrukları” Diyarbakır’dan havalanan uçaklarla, helikopterlerle, Hakkâri, Siirt, Mardin, Diyarbakır, Tunceli, Van, Bitlis, Muş, Şırnak ve diğer illere atılarak dağıtıldı.

“Küfür cephesine” karşı “İslam cephesi” kuruluyordu.

Görev yurttaşlık değil “Müslüman’lık göreviydi.” Türk ordusunun tanımlanması bile değiştirilmişti: “İslam Dünyasının Ordusu!”

PKK’nın Alternatifi

Doğu ve Güneydoğu’da bu gelişmeler olurken, 2000’e Doğru dergisine bölgeden gelen haberler ilginçti: “Devlet, PKK’nın karşısına Refah Partisi’ni çıkaracak.”

Refah Partisi’nin bölgedeki faaliyetlerini, gücünü, seçmenle ilişkilerini öğrenmek amacıyla 15 Şubat 1988 tarihinde 20 günlük bir araştırma yapmak için bölgeye gittim. Diyarbakır, Bitlis, Bingöl, Siirt, Muş ve Van’da RP’nin önde gelen isimleri ile saatlerce süren sohbetler yaptım. RP Diyarbakır Merkez İlçe Başkanı Nejdet Öcal, “PKK’yı önlemek için tek çözüm manevi değerlere sıkı sıkıya sarılmaktır” diyordu. RP Siirt Belediye Başkan adayı Şıh Hazin ailesinden Mehmet Emin Aydın, “Buradaki olayların önlenmesi için İslam felsefesinin buralarda yaygın olması gerekir” şeklindeki sözlerini bölgedeki tüm RP’liler ağız birliği etmişçesine tekrarlıyordu. RP Muş Merkez İlçesi Başkanı, Kutbettin Yıldırım, “Bizde Kürt ve Türk diye bir şey yok. Herkes Müslüman” diye konuşuyordu.

Diğer yandan RP’nin Güneydoğu’daki toplantılarında, mitinglerinde “şeriat” isteyen sloganlar atılıyordu. Ev sohbetlerinde şeriat propagandaları yapılıyordu. Bunları güvenlik güçleri sessizce izliyordu. Araştırma sonucu şu saptamayı yapmıştım: Devlet ve RP Kürt sorununa İslam’cı çözüm konusunda hemfikirler. Batı’daki Türk-İslam Sentezi, Doğu’daki Kürt-İslam Sentezi ideolojisinin yapı taşlarından biri de Refah Partisi’ydi.

Doğu’da “Kürt-İslam Sentezi” 1989 yerel seçimlerinde beklenildiği gibi büyük başarı getirmedi. RP oylarını çok artırdı, ama Kürtlerin büyük bölümü SHP’ye oy vermişti. Bölgede oy patlamasını SHP yapmıştı. 1991 erken genel seçimlerinde de Kürtlerin siyasal partisi Halkın Emek Partisi’nin SHP ile ittifak yapması RP’nin bir yüzünün daha ortaya çıkmasına neden oldu.

Milliyetçi Refah Partisi

İlk görüşme 3 Eylül 1991 tarihinde MÇP ile IDP arasında oldu. İki parti 20 Ekim 1991 seçimlerine ittifak yaparak girmeyi tartışıyordu. Bu arada DYP de, IDP’ye kendilerine katılmaları halinde belli bir oranda milletvekili kontenjanı vermeyi teklif etmişti.

MÇP-IDP arasında görüşmeler sürerken başta Aydınlar Ocağı, Türkiye Yazarlar Birliği gibi Türkiye sağının “ideoloji üretim merkezleri” MÇP-IDP arasındaki ittifak görüşmelerine RP’nin de katılması için kulis faaliyetlerine girdiler. Türkiye, Zaman gibi “ılımlı İslam’cı” gazeteler, “üç parti tabanının da birliği istediği” şeklinde haberler pompalamaya başladı.

“Üçlü İttifak” fikrine RP soğuk bakıyordu. Erbakan’ın istediği IDP’nin kendi partisine katılmasıydı. 10 Eylül 1991 günü Erbakan ile IDP lideri Aykut Edibali ve iki arkadaşı RP Genel Merkezi’ne geldi. Oğuzhan Asiltürk ile Recai Kutan kendilerini kapıda karşıladılar. Misafirler zemindeki Erbakan’ın odasına alındı. Genel Merkez’de odalara girilirken ayakkabı çıkarıp terlik giymek zorunluluğu vardı. Konuklar ayakkabılarını çıkarıp terlik giyerek odaya girdiler. Erbakan yoktu. Aptes almak için yukarıya çıkmıştı. 5 dakika sonra neşeyle odaya girdi. Hoşgeldiniz dedikten sonra ilk sorusu “Namaz kıldınız mı?” oldu. Edibali’nin iki arkadaşı çağrıya uymadı. Ancak Edibali, Erbakan’la RP Genel Merkezi avlusundaki camiye gitti. Cami dönüşü Erbakan keyifliydi. Konuşma başladı: “Türkiye, İsrail ile birlikte AT’ye sokuluyor ve Yahudileştiriliyor. Bu şartlar altında birleşmemiz gerekiyor. Bu seçim bin yılın olayıdır. Bu birleşme İstanbul’un alınışından daha önemli olacak. Hemen inananlar bir araya gelmeliyiz. Birleşmeliyiz.”

Son Bin Yılın Olayı

Erbakan konuşması sırasında Asiltürk’ten “Tedavi” adlı kitabını istedi. Gelen kitaplardan herkesin eline birer tane tutuşturarak konuşmasına devam etti: “Tarihte medeniyetler hep bir hak ve bir batıl medeniyet olarak birbirini takip etmiştir. Biri hakkı üstün tutan medeniyet, diğeri kuvveti üstün tutan medeniyet.”

“Tedavi” adlı kitabın 42’nci sayfasındaki grafiği göstererek, “Şekilde gördüğünüz gibi MÖ 2000 yılında Mezopotamya medeniyeti vardı. Sonra Hz. Musa geldi; Hakkı üstün tutan medeniyetler kurdu. İnsanlık daha sonra haktan uzaklaştı. Kuvveti üstün tutan Yunan medeniyeti kuruldu. Onun en yüksek noktasında Hz. İsa geldi. Hakkı üstün tutan medeniyeti kurdu. Yine insanlık haktan uzaklaştı. Kuvveti üstün tutan Roma medeniyeti kuruldu.

Onun en yüksek noktasında Hz. Muhammed geldi. Hakkı üstün tutan medeniyet kurdu. Sonra gittikçe zayıfladı. Kuvveti üstün tutan Batı medeniyeti kuruldu. Bu olaylar bin yıl aralıklarla birbirini takip etti. Şimdi son 1000 yılın olayı Adil Düzen geliyor. İşte bu seçim, bu bin yılın olayına başlangıç olacaktır. Böyle önemli bir olayda inananlar bir araya gelmeli, birleşmelidir. Bunun dışında yol aranmamalıdır. Müslüman’lar bugün birleşmeyecek de ne zaman birleşecekler” diye konuşmasını sürdürdü.

Erbakan’ın altını çizerek belirttiği “ittifak” değil “birleşmeydi.”

Erbakan birleşmeden, IDP ittifaktan yanaydı. Erbakan Edibali’ye, “Ben yüzde bire muhtaç bir Refah görünümü vermek istemem. (IDP’nin alacağı oy yüzde 1 olarak tahmin ediliyordu. SY) Erbakan Hoca barajı aşmaktan korktu da yüzde 1 ile ittifak yaptı dedirtmem. İttifak olmaz, birleşme olur.”

Düğün Pastası ve Fatiha

Görüşme sürerken odaya pasta ile kola getirildi. Erbakan, “Bakın meşrubatlarımız da düğün pastalarımız da geldi. Bu pastaları birleşmenin pastaları kabul ederek yiyeceğiz” dedi.

IDP’lilere söz hakkı vermeden Erbakan habire konuşuyordu. Erbakan’a göre yarım saat içinde her şey hallolmuş, RP ile IDP birleşmişti. Üstelik daha IDP’liler bir şey söylememişlerdi!

Erbakan, “Süleymancıların bile; RP’ye katıldıklarını” söylüyordu. Melih Gökçek, Ömer Vehbi Hatipoğlu gibi Edibali’nin dava arkadaşları, eski “Yeniden Milli Mücadele”ci isimlerin de RP’de olduğunu belirtiyordu.

Sonunda Erbakan sözlerini ve toplantıyı bitiren konuşmayı şöyle tamamladı: “Bizim için önemli olan birleşmedir. Size 24 saat mühlet veriyorum. Gidin partinizi kapatın, bize gelin. Bakın düğün pastalarını da yedik. Şimdi birleşmenin Fatiha’sını okuyalım. El Fatiha...”

Odada bulunanlar Fatiha okudu. Toplantı bitti. Çıkışta gazeteciler Erbakan ile Edibali’nin yan yana fotoğraflarını çektiler. IDP’liler arabalarına bindiklerinde şaşkınlık içindeydiler. Erbakan konuşmuş kendileri dinlemişlerdi.

IDP, Erbakan’ın birleşme teklifini reddetti. İttifak istiyorlardı. Bu arada MÇP ile de görüşmelerini sıklaştırmışlardı.

Olayın ilk perdesi böyle kapandı.

Ancak Aydınlar Ocağı ile sağcı gazeteler siyasi kulislere “ittifak gerçekleşti” haberlerini yaymaya başladılar. Bu arada İstanbul Üniversitesi’nden 15 öğretim üyesi Erbakan’ı ziyaret etti. ANAP’lı Abdülkadir Aksu bile ittifakın gerçekleşmesi için çaba sarf ediyordu. Devreye yeni şeyh Esat Coşan bile girmişti.

Erbakan herkese aynı sözleri tekrarlıyordu: “Biz bu işe dünden razıyız, bizim istediğimiz ittifak değil birleşme. Kapımız MÇP’ye de açık herkese açık.”

Bu arada Türkeş’in demeçlerini Zaman ve Türkiye gibi gazeteler manşetlere çıkarıyordu: “Biz Müslüman’ız. Birlikten yanayız. Birlikte hayır buluyoruz. Elhamdülıllah Müslüman’ız. Ben hac farizasını da yerine getirmiş bir insanım. Mümin müminin kardeşidir. Irkçı bir görüşümüz yoktur.”

Erbakan-Türkeş Flörtü İstifalara Neden Oluyor

19 Eylül 1991 günü RP MKYK toplandı. Partinin Güneydoğu kanadı kanıyordu. MÇP ile ittifak sözleri bile istifalara neden olmuştu. Eski Bakan Şerafettin Elçi istifa edenlerin başını çekiyordu: “Olayın dedikodusu çıkar çıkmaz Refah Partisi ile ilişkimi kopardım. Kendilerine şunu söyledim: ‘Milliyetçiliğe, ırkçılığa karşı olduğunuzu söylediniz. Fakat Türkeş’le aynı masaya oturdunuz. Irkçılığın sembolü olan kişi ile bağlantı kurdunuz. Halkımızın zararına olacak ilişkiler içine girdiniz. Böyle bir görüntünün bile üzerime düşmesinden rahatsız olurum.’ İstifa ediyorum.” RP’nin Güneydoğu kanadı çöküyordu. Erbakan en güçlü olduğu bölgeyi gözden çıkarıyordu.

MKYK’da sert tartışmalar oldu. Ancak ittifak lehine karar çıktı. RP’nde Erbakan’ın karşıtı bir kararın alınamayacağını herkes biliyordu. İttifakı Erbakan istiyordu.
Erbakan, Kürtlerin gönlünü alabilmek için, “Türkeş’in ittifakın adayı olarak seçimlere girmemesini” istiyordu. “Türkeş’in Kırıkkale’den bağımsız aday olarak gösterilmesinin ittifak lehine olacağını” söylüyordu.

Erbakan’ın “Türkeş formülü" hayata geçirilemedi. IDP ve MÇP’nin belirlediği isimler RP listesinden seçime girecekti. Türkeş, RP’nin Yozgat milletvekili adayıydı.

RP karıştı. İttifaka karşı çıkan Kürt kökenli Fehim Adak ile Ömer Vehbi Hatipoğlu Genel Merkez’de dayak yediler. RP’nin Güneydoğu müfettişi Altan Tan, RP’nin Cizre Belediye Başkanı Haşim Haşimi gibi partinin bölgede; önde gelen isimleri RP’den istifa ettiler.

Bölgede Türkeş’in 4 Şubat 1991 tarihinde Tercüman’a dil yasağının kalkması üzerine verdiği demeç elden ele dolaştırılıyordu: “Kürtçenin serbest bırakılması kararı, Türkiye’nin geleceğini tehlikeye atmıştır. Karar bölücülüğe verilen bir tavizdir. Türk milletinin imhasına yöneliktir.” Bu arada, Altan Tan, Haşim Haşimi gibi isimler “ittifakın mimarı” olarak gözüken Oğuzhan Asiltürk’ün, Güneydoğu’daki koruculuk sistemini destekleyen, Kürt Enstitüsü’nün kurulmasına karşı çıkan sözlerini de anımsatarak, RP’nin görünmeyen yüzünü açığa çıkarmak istiyorlardı. Altan Tan, Refah Partisi’nin bölgede MİT ile birlikte çalıştığını söyleyecekti.

Asiltürk İtirafı

Oğuzhan Asiltürk ile Erbakan, Türkeş’e karşı olan havayı dağıtabilmek için partide en çok uğraşan iki isim olmuşlardı. Asiltürk, IDP’lilere şöyle diyordu: “Ben size samimi bir itirafta bulunayım mı? Türkeş konusunda ben de, Erbakan da çok gayret ettik. Ama kimseyi razı edemedik.”

Üçlü ittifak RP çatısı altında seçime girecekti. Aykut Edibali, Alparslan Türkeş ve arkadaşları partilerinden istifa edip RP listesinden aday oldular.

Erbakan seçim gezilerinde iddialı konuşuyordu: “50 ilde birinci partiyiz. Bizim Meclis’e girmemizi engellemek için çıkardıkları kanunlarla baraj sistemini getirenler şimdi bu barajların altında kalıp boğulacaklar. RP’nin iktidara gelmesiyle tüm listelerdeki din eğitimi imam hatip liselerinin düzeyine çıkarılacak. Gerçek inanç hürriyetini RP getirecek.”

Erbakan’ın mitinglerinde şu husus dikkati çekiyordu; RP’nin afişlerinde hiç “İslam” sözcüğü geçmiyor, İslam’dan bahsedilmiyordu. RP yavaş yavaş kitle partisi olma yolunda adımlar atıyordu.

Erbakan mitinglerde yine bilinen sözlerini tekrarlıyordu:

“Camisiz köy bırakmayacağız. Ayasofya’yı ibadete açacağız. Faizleri kaldıracağız. Her ilçeye imam hatip lisesi, her şehre manevi ilimler fakültesi kuracağız. YÖK’ün yerini İlmi Şura alacak. Müslüman ülkeler için yüksek düzeyde din bilgini yetiştirmek amacıyla özel bir üniversite kuracağız. Milli sanayii kuracağız. Müstehcen yayınlara son vereceğiz. Diyanet mensuplarının yerleri protokolde yaptıkları ulvi hizmetlere göre yeniden belirlenecektir. Başörtüsüne karışanı zindana atacağız.”

Bu arada Erbakan’ın bazı seçmenlerine, “Bizi desteklerseniz cennete gidersiniz” dediği iddia edildi. RP’nin MÇP ve IDP ile ittifak yaparak seçime girmesi DYP ve ANAP listelerini de etkiledi.

DYP ve ANAP, ittifakın kendilerinden fazla oy götürmemesi için listelerinde gerici isimlere yer verdiler. Bu nedenle, 20 Ekim 1991 tarihinde yapılan seçim sonucu Türkiye’nin en gerici, milliyetçi Meclis’i oluştu. (1999 seçimleri hariç-SY)

HizbullahOrtaya Çıkıyor

Kürt-İslam Sentezi’nin maskesi çabuk düşmüştü: Ortaya çıkansa, Türk-İslam Sentezi’ydi. Refah Partisi’nin maskesinin düşeceğini aylar önce bilen bazı güçler bölgede “Hizbullah” adlı yeni bir “Kürt-İslam’cı” örgütü 1991 yılının Haziran ayında ortaya çıkardılar. Yani ittifak görüşmelerinin yapılmasına üç ay kala.

RP-MÇP-IDP üçlü ittifakının kurulmasında kimlerin parmağı olduğu konusunda çeşitli görüşler ortaya atıldı.

2000’e Doğru dergisi, bu gerici ittifakın ABD ve yerli işbirlikçileri tarafından organize edildiğini yazdı.

Erbakan Meclis’te

Üçlü ittifak 20 Ekim 1991 seçimlerinden beklediğini bulamadı. Tek başlarına hükümet olma hesapları da dahil olmak üzere tüm beklentileri boşa çıktı: RP yüzde 1(3.7 oyla 62 milletvekili çıkarabildi; DYP, ANAP ve SHP’nin ardından dördüncü parti oldu.

Öte yandan Erbakan, Oğuzhan Asiltürk, Şevket Kazan, Yasin Hatipoğlu gibi eski MSP’liler yıllar sonra tekrar Meclis’e girmeyi başardılar.

Seçimler sonrası ilk kriz bazı RP’lilerin Meclis yemini etmeyecekleri şeklindeki demeçler ile yaşandı. Erbakan; Halıl İbrahim Çelik, Haşan Mezarcı, Fethullah Erbaş, Zeki Ünal gibi milletvekillerini uyardı. Konu kapandı, RP’liler Meclis yeminini çok az sorun çıkararak yerine getirdiler. Bazıları yeminden önce “Anayasının 81. maddesi” cümlesini kullandılar. Güya yemin etmiyorlar, anayasanın bir maddesini okuyorlardı!

Bir sorun da Meclis’teki sekreterler konusunda yaşandı. Bazı RP’liler kadın sekreter istemiyorlardı. Meclis idare amirleri RP’lilere erkek sekreter vererek sorunu büyümeden halletti!

Bir ara ANAP İstanbul milletvekili Melike Hasefe’nin mini eteğine kafayı taktılar. Meclis Genel Kurulu’ndaki oturma yerinin değiştirilmesini istediler.

İki eşi olan RP Şanlıurfa Milletvekili Halıl İbrahim Çelik’in her eşi için ayrı lojman isteği ise yerine getirilmedi. Çelik’in bir isteği daha vardı: Ölünce cenazesinin “gavur marşı” ile defnedilmesin istemiyordu.

10 Kasım 1991 günü merakla beklenen olay gerçekleşti: RP lideri Necmettin Erbakan Anıtkabir’deki törenlere katıldı. Erbakan son olarak 29 Ekim 1979 tarihinde Anıtkabir’e çıkmıştı.

15 Kasım 1991 tarihinde ise ittifakın bir ayağı kırıldı: Alparslan Türkeş ve 18 arkadaşı RP’den koptular. 25 Ocak 1992’de ise Aykut Edibali ile iki arkadaşı RP’den ayrıldılar.

Böylece RP’nin Meclis’teki sandalye sayısı 40’a düştü. (İstanbul Milletvekili Haşan Mezarcı’nın istifası ile bu sayı 39’a düştü.)

40 Refahlı Meclis’in en faal grubunu oluşturdu. Meclis’e 126 yasa teklifi sundular. Bunlardan 29’u il ve ilçe yapılması, 4’ü yeni ilahiyat fakültesi açılması, 6’sı Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yapısının değiştirilmesi hakkındaydı.

Milli Eğitim Komisyonu’na getirdikleri öneri en ilginç olanıydı: Her okula mescit ve öğrencilere namaz zorunluluğu...

RP Elazığ Milletvekili Ahmet Cemil Tunç’un imam hatip mezunlarının da harp okullarına girmesini öneren yasa teklifi büyük tartışmalara neden oldu.

İmamların, müftülerin nikâh kıyması, tatil günlerinin cuma olması gibi MSP taleplerini RP bir kez daha Meclis’e getiriyordu.

Refah Partisi milletvekilleri sadece Meclis’te “başarılı” değillerdi.

2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta Madımak Oteli’nde 37 aydının ölümüyle sonuçlanan davada, RP Grup Başkanvekili Genel Başkan Yardımcısı Şevket Kazan, Erbakan’ın emri ile sanıkların avukatlığını üstleniyordu.

“Temel İçgüdü” filmini, “toplumun ahlâkım bozuyor”; Nurseli İdiz’in sunduğu televizyon programı Saklambaç için “ahlâk dışı” değerlendirmesi yaparak konuyu Meclis’e getiren RP Ankara Milletvekili Ömer Faruk Ekinci’nin bir travestiyle aşk yaşaması Refah Partisi’nde şok yarattı. (Aktüel, 9.6.1993.)

“İmam hatip okullarının sayısı artırılsın” diyen RP’li milletvekillerinden çoğu çocuklarını imam hatip okullarına göndermiyorlardı.

Türkeş ve Edibali RP’den ayrılınca Erbakan ne yaptı? Ne yapacak tekrar “Kürt-İslam Sentezi”ne sarıldı.

27 Mart 1994 yerel seçimlerine tek başına girecek olan RP Doğu ve Güneydoğu bölgesindeki Kürtlerin gönlünü hoş tutmak için Meclis’e çeşitli öneriler getirdiler:

RP Grup Başkanvekili Şevket Kazan, Güneydoğu’daki adayların Kürtçe propaganda yapmalarına izin verilmesini istedi.

RP Güneydoğu örgütleri parti bayraklarının üst köşesini “Kürdistan’ın bayrağı”nda bulunan kırmızı, sarı ve yeşil renklerle boyadı! RP amblemi ile “Kürdistan Bayrağı” bütünleştirilmişti. Erbakan artık sık sık “Keşke Apo (PKK lideri Abdullah Öcalan) Refahlı olsa, Adil Düzen’i savunsa” diye demeçler veriyordu.

Bir yandan da devlete göz kırpıyordu: “Bölgede PKK’nın alternatifi RP’dir.”

RP’nin Sınıfsal Yapısı

Refah Partisi tabanını kimlerin oluşturduğu konusunda çeşitli yorumlar yapılıyordu. Bu konuda ciddi bir araştırma yapmak için Refah Partisi Genel Merkezi’nden parti üyelerinin meslekleri, yaşları, öğrenim durumları vb. gösteren bir kayıt istedik.

Yoktu.

Partinin üye “profilini” çıkaramayacaktık. Ancak 1991 milletvekili seçimlerinde RP’nin adayları üzerinde böyle bir çalışma yapabilirdik.

RP tabanı ve üyesi bir şekilde tahmin edilebiliyordu. Ancak RP’yi kimlerin “temsil” ettiği konusunda yapılan çalışma daha ilginç olabilirdi. RP’nin Yüksek Seçim Kurulu’na verdiği milletvekili adayı listesinden MÇP ile IDP’lileri çıkardık.

Refah Partisi milletvekili adaylarının mesleksel analizini ortaya çıkardığımızda ilginç bir tablo ile karşılaştık. RP milletvekilleri adayları arasında ilk sırayı işadamları ile tüccarlar alıyordu. Buna karşılık işçi ve sendikacı sayısı parmakla sayılacak kadar azdı. Ayrıca işçiler listelerde seçilemeyecek yerlere konulmuştu.

1991 genel seçimlerine girecek her parti 900 kişilik bir listeyi Yüksek Seçim Kurulu’na vermek zorundaydı. Biz RP listesindeki MÇP (115) ve IDP’lileri (30) çıkararak 755 Refahlı üzerinde çalışma yaptık. İşte sonuç:

Asker: 4 (% 0.52).

Avukat: 50 (% 6.56).

Mülki Yönetici: 3 (% 0.39) (Vali, Kaymakam, Emn. Md. vb.).

Yüksek Memur: 28 (% 3.67) (Müsteşar, Genel Müdür vb.).

Öğretim Görevlisi: 14 (% 1.83).

Öğretmen: 60 (% 7.87).

Din Görevlisi: 52 (% 6.83).

Tüccar Sanayici 174 (% 22.83).

Müteahhit: 24 (% 3.14).

Doktor: 23 (% 3.01).

Eczacı: 16 (% 2.09).

Müşavir: 60 (% 7.87).

Esnaf: 15 (% 1.96).

Belediyeci: 5 (% 0.65) (Belediye Başkanları).

Çiftçi: 18 (% 2.36).

Mühendis: 87 (% 11.41).

Teknisyen: 17 (% 2.23).

Mimar: 11 (% 1.44).

İşçi: 17 (% 2.23).

Sendikacı: 3 (% 0.39).

Özel Sektör Yönetici: 22 (% 2.88).

Bankacı: 3 (% 0.39).

Gazeteci: 8 (% 1.04).

Sanatçı: 6 (% 0.78).

Diğer: 35 (% 4.63).

Bu araştırma sonucu RP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Tekdal ile bir görüşme yaptık:

-Sayın Tekdal partiniz hangi sınıftan oy alıyor? Bu konuda bir çalışma yaptınız mı?

-Hayır bir araştırma yapmadık. Maalesef böyle bir tespitimiz olmadı. Sanıyorum ulaşabildiğimiz tüm kesimlerden oy alıyoruz.

- Milletvekili adaylarınızı merkezi yoklama ile belirliyorsunuz. Adaylarınızı neye göre listeye alıyorsunuz?

-Teşkilatlarımız teklifte bulunuyor. Bu teklifler belli komisyonlar tarafından müzakere ediliyorlar. Mülakata tabi tutuluyor adaylar. Sonra genel merkez yoklaması ile tespit ediliyor.

-Gerek MSP gerekse RP milletvekili adaylarına bakıldığında ilk sıralarda hep sanayici ve tüccarlar görülüyor...

-Biz böyle bir ayırım düşünmedik. Tesadüfen böyle bir tablo ortaya çıkmışsa bu bir düşüncenin ürünü olmaktan ziyade tamamen tesadüfidir.

—işçi, köylü, esnaf sayısı oldukça az. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?

-Biz sınıf ayrımı yapmayız. Şahıs’lar üzerinde tabana hükmedecek, kendisine sempati sağlayabilecek. Refah’ı güçlendirecek vasıflar var mı biz bunlara bakarız.

-Peki bu vasıflar daha çok sanayici ve tüccarlarda mı bulunuyor?

-Tekrar ediyorum, bilinçli bir seçim değildir bu. Sadece tesadüfidir.

-Adaylarınızı belirlerken üniversite mezunu olmalarına da dikkat ediyor musunuz?

-Eee tabii. Meselâ iki aday arasında bir tercih yapacaksak, tahsil görmüş insanı tercih ederiz. Çünkü yapacağı hizmet önemli, parlamenterlik yapacaktır. Bu da önemli bir olaydır.

-Peki Sayın Erbakan çok zengin midir?

-Erbakan’ın mali durumunu bilemem. Kendi bileceği şeydir. Elbette kabul etmek lazım ki sıradan bir insan değildir.

Gerçekten de RP lideri Necmettin Erbakan sıradan biri değildi. İşte Erbakan’ın mallarının dökümü:

•İstanbul Fatih’te 147 metrekare daire,

•İstanbul Fatih’te 65 metrekare daire,

•Ankara’da 135 metrekare daire,

•Ankara’da 160 metrekare daire,

•Ankara Üniversiteler Sitesi’nde hisse,

•İzmit’te 135 metrekare arsa,

•İzmit’te 2140 metrekare arsa,

•Ankara Çayyolu’nda 651 metrekare tarla,

•Ankara’da 750 metrekare tarla,

•Balıkesir Altınoluk’ta 4480 metrekare arsa,

•Balıkesir Altınoluk’ta 8440 metrekare arsa,

•Balıkesir Altınoluk Köyü’nde 215 metrekare yazlık ev,

•Balıkesir Altınoluk’ta 60 metrekare ev,

•Ankara Balgat’ta 906 metrekare bina,

•Ankara Balgat’ta 828 metrekare arsa,

•Kendine ait 200 E Mercedes,

•Eşine ait 300 S Mercedes,

•Kızına ait Opel Vectra,

Bankalardaki mevduatı ise (1 Ekim 1994 itibarıyla);

• 421 bin Amerikan doları

• 532 bin İsviçre Frangı

• 611 bin Alman Markı

RP liderine verasetle intikal eden mallar ise şunlardır;

•Sinop Uzunyorgancı Köyü’nde 16 parça tarla,

•Sinop Osmaniye Köyü’nde 4 parça tarla,

•Sinop’ta 574 metrekare arsa.

“Zenginin malı züğürdün çenesini yorar.” Bu nedenle Erbakan’ın malları konusunda yorum yapmak istemiyoruz. Çeyrek yüzyıldır Türkiye’de “ahlâki idealizm” uğruna siyaset yaptığını her fırsatta dile getiren bir politikacının atasından kalan malları bile satması beklenirken, Karun gibi zengin olmasını anlamaksa, kuşkumuz çok zor!..

Kaynakça
Kitap: Milli Nizam’dan Fazilet’e HANGİ ERBAKAN
Yazar: Soner Yalçın
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Necmettin Erbakan'ın Geçmişi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir