Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Erbakan Hareketi'nin Para Kaynakları

Burada Necmettin Erbakan'ın Geçmişi hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Erbakan Hareketi'nin Para Kaynakları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Tem 2012, 15:19

ERBAKAN HAREKETİNİN PARA KAYNAKLARI

Suudi Kotası

1988 yılında Ürdün’ün Amman kentinde bir araya gelen ‘İslam Ülkeleri Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda, Suudi Arabistan bir öneri getirdi: “Her yıl hac farizasını yerine getirmek için binlerce insan Mekke’ye geliyor. Bu sayı her geçen yıl artıyor. Biz bu kadar kişinin ihtiyacını görecek hizmetleri veremeyiz. Buna bir çare bulunmalıdır.”

Çare bulunuyor: Her ülke, nüfusunun binde biri oranında insanı Mekke’ye gönderecekti. Bu oran üzerindeki hacı adaylarına Suudi Arabistan vize vermeyecekti.

1979 yılına kadar Türkiye’deki hacı adayları ya kendi özel arabası ile ya da kasaba ve illerindeki organizatörler aracılığıyla vize alıp gidiyorlardı. Ancak hacı adaylarını götürme bahanesiyle dolandırıcılık olaylarında büyük artış olunca 1979 yılında devlet, çıkardığı bir kanun hükmünde kararname ile işe el koyuyor. Bu işi Diyanet İşleri Başkanlığı’na veriyor. 1979-89 yılları arasında hacı adaylarını Diyanet İşleri Başkanlığı götürüyor.

Ancak 12 Eylül askeri darbesinin açtığı efsunlu yollar nedeniyle Türkiye’de İslam’i patlama oluyor. Dolayısıyla hacı olmak isteyen Müslüman sayısı çok artıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı işin altından kalkamıyor. Kendisine yardımcı olacak şirketlere ihtiyaç oluyor. Diyor ki; “En az beş yıllık geçmişi olan, 1 milyon dolar girdisi olan, A tipi seyahat acentası belgesine sahip Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği’ne üye olan şirketlere kontenjan vereceğim.”

Yüzde 30’luk kontenjanı, 1989 yılında özel şirketlere veriyor.

Yıl 1994. Türkiye’nin nüfusu 58 milyon. Suudi Arabistan diyor ki: “58 milyonun binde birine vize vereceğim.” Yani Türkiye ancak 58 bin hacı adayını Mekke’ye gönderebilecek...

Diyanet 58 bin hacı adayının 20 binini özel şirketlere veriyor. Beş yıllık geçmişi olan, 1 milyon dolar girdisi olan Ten-Tur, Pamfilya Tur, Duru Turizm gibi 58 firma bu 20 bin kişiyi kapasitesine göre paylaşıyorlar.

Hicaz Tur, Kervan Tur gibi İslam’cı turizm şirketleri Diyanet’e ateş püskürüyorlardı. Çünkü bu İslam’cı şirketler istenen şartları yerine getiremiyorlardı. Veryansın ediyorlar: “Bu şirketlerin sahipleri mason ve Yahudi. Masonlar, Yahudiler bizim hacılarımızı nasıl Kâbe’ye götürür. Bunlar ‘çıplak turizm’ yapıyorlar. Bunların hacı adaylarını Kâbe’ye götürmesine nasıl izin veriliyor?” Neredeyse günah demeye getiriyorlar.

İslam’cı turizm acenteleri, gerekli şartları yerine getiren Van Der Zee’yi nedense ayrı tutuyorlar. Çünkü Van Der Zee, Diyanet’in istediği şartları yerine getiren tek İslam’cı turizm şirketi. Ancak Van Der Zee, şirketlere verilen 20 bin kişilik kontenjanın çok az bir kısmını Mekke’ye götürüyor: 63 kişi.

Tuhaf bir durum; 1 milyon dolarlık girdisi var. Çıplak turist de getirmiyor ve sadece 63 kişiyi hacca götürüyor! Eee, parayı nereden kazanıyor?

Genel Merkezdeki Şirket

Bakalım bu iş nasıl oluyor? Şimdi biraz gerilere gidip iki gazete haberini alt alta yazalım:

İlk haber 28 Mayıs 1990 tarihli Milliyet’ten: Refah Partisi Genel Merkez binası içinde ‘Milli Görüş Hac Organizasyonu’ adı altında faaliyet gösteren özel bir şirket aracılığıyla Suudi Arabistan’a 10 bin dolayında hacı adayı gönderildiği öğrenildi.

16 Şubatta faaliyete başlayan ETAŞ Turizm A.Ş.’nin sahibi Beşir Darçın, AKA TUR’la birlikte gerçekleştirdikleri hac seferini önceki gün düzenlenen iki charter uçak seferiyle tamamladıklarını söyledi. Darçın hacı adaylarını uçak, konaklama, ‘toprak bastı’ ve araç paraları da dahil olmak üzere 1500 dolar karşılığında gönderdiklerini belirtti. Aynı zamanda Van Der Zee firması ve parti binasının da sahiplerinden olan Beşir Darçın’la birlikte “Milli Görüş Hac Organizasyonu”nu yürüten AKA TUR ortaklarından Muktedir Ballı da, “Onlar bize müşteri temininde yardımcı oluyorlar. Kontenjan sağlama ve uçak temini gibi şeyler bütünüyle bize ait” dedi. Darçın’ın hacca sefer düzenleme yetkisi bulunmadığına işaret eden Ballı, “Turizm Bakanlığı’ndan 9 acenta ile birlikte kontenjanı biz aldık” diye konuştu. Ballı, bu yıl 10 bin dolayında hacı adayını gönderdiklerini sözlerine ekledi.

Haberin tarihi 28 Mayıs 1990. Yani bu tarihte Van Der Zee istenen gerekli şartlan yerine getiremediği için hacı adaylarını kendisi götüremiyor. Refah Partisi Genel Merkezi ile aynı binayı kullandığına göre herhalde parti sayesinde bulduğu hacı adaylarına AKA TUR firması ile anlaşarak Kâbe’ye götürüyor. RP’liler henüz yeni yeni “hac ticaretini” öğrenmektedirler!..

Aradan birkaç yıl geçince Van Der Zee gerekli şartları yerine getiriyor. Ancak bu kez kontenjandan aldığı hacı adayı sayısı çok düşük: 63. Peki, parayı nasıl kazanıyor? Önce ikinci gazete haberimizi 14 Mayıs 1992 tarihli Hürriyet’ten okuyalım: “Suudi Arabistan Türkiye’ye uyguladığı kotayı Refah Partisi’ne yakınlığı ile bilinen ve RP bürosu bulunan Van Der Zee şirketi için bozdu. Suudi Arabistan bu şirkete 5 bin hac vizesi verdi. Böylece şirketin bu yolla yaklaşık 19 milyar lira gelir sağlama olanağı doğdu. RP Genel Başkanı Necmettin Erbakan’ın Suudi Arabistanlı yetkililerle temas kurarak Van Der Zee’ye kota ayrılmasını sağladığı ileri sürüldü. Bu yıl Diyanet Vakfı hacca 66 bin Türk gönderebilecek.” Haberin tarihini bir kez daha anımsatalım: 14 Mayıs 1992.

Bu küçük haberlerle o günlerde kimse ilgilenmiyor. Ancak 27 Mart 1994 tarihinde yapılacak yerel seçimlere iki ay kala Cumhuriyet gazetesinin manşetten verdiği haber, Türkiye gündemini belirliyor: “Suudiler Refah Partisi’ne 5 bin kişilik hac kontenjanı verdiler!”

Evet, Suudiler 1994 yılında tıpkı geçmiş yıllarda olduğu gibi yine Refah Partisi’ne 5 bin kişilik hac kontenjanı vermişti. Suudiler, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne, “Nüfusunuzun binde biri kadar hacı adayı gönderin. Yoksa diğerlerinin hiçbirine vize veremeyiz” derken, öte yandan Refah Partisi’ne 5 bin kişilik kontenjan veriyordu!

SHP Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı Murat Karayalçın, “Bu 5 bin kişilik kontenjan neden TC Devleti’ne değil de Refah Partisi’ne veriliyor” diye soruyordu. Yanıtı RP Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Gül verdi: “Genel Başkanımız Suudi Arabistan'daki itibarını Türkiye için kullanmıştır.” Türkiye Seyahat Acentaları Birliği Yönetim Kurulu üyesi Çetin Gürcün, “RP’nin Suudilerle anlaşarak kontenjan alması Türkiye’nin onurunu zedeleyen bir olaydır. Çünkü bizim devletimiz kontenjan artırılması için Suudi Arabistan’a başvurmuş, istek reddedilmiştir. Peki o halde neden RP’ye kontenjan verilmektedir” diye konuşuyordu...

Erbakan ise eleştirileri, “Daha çok vatandaşın hacca gitmesini sağlamak RP’nin işidir. Hacca götürmek turizm şirketlerinin işidir. Biz turizm şirketi değiliz” diye yanıtlıyordu...

Suudilerden RP’ye Yılda 300 Milyar!

Erbakan’ın bu hayrının karşılığı yaklaşık 300 milyardı!

Diyanet İşleri Başkanlığı 1993 yılında bir hacı adayından 1580 dolar alıyordu. 1994 yılında ise (dolar bazında bir masraf artışı olmamasına rağmen) 1725 dolar aldı. Bir hacının bıraktığı net kâr ise 1993’e göre 700 dolardı.

Van Der Zee ise hacı başına 1994 yılında 1800 dolar topladı. Dolayısıyla bir hacıdan elde ettiği kâr daha fazlaydı. Van Der Zee’nin hacı başına 800 dolar kâr elde ettiğini düşünürsek; Suudilerin verdiği 5 bin kontenjan, çarpı 800 dolar eşittir 4 milyon dolar! (5 bin x 800= 4 milyon Dolar) Türk Lirası’na çevirdiğiniz zaman karşınıza muazzam bir rakam çıkar!

TBMM Partilerin ve Liderlerin Mal Varlıklarını Araştırma Komisyonu Beşir Darçın-Necmettin Erbakan ilişkisini araştırdı. İlk buldukları; Suudi Arabistan tarafından RP’ye tanınan hac kontenjanından 4 yıl içinde 60 bin kişiden 200 milyar liralık Konut Fonu vurgunu yapılması. Hacı adaylarından alınan 100’er dolarlık fonlar cebe atılmıştı. Fon kârı 200 milyar lira.

O halde Van Der Zee’nin son birkaç yılda kazandığı parayı bir düşünün siz!.. Üstelik buna umre gezileri dahil değildir...

4 milyon dolar Van Der Zee’nin Türkiye’den götürdüğü hacılardan elde ettiği kazanç. Peki, Refah Partisi’nin Avrupa’daki yan kuruluşu Milli Görüş Teşkilatı’nın Kâbe’ye götürdüğü hacılardan elde ettiği para? Milli Görüş Teşkilatı 1993 yılında sadece Almanya’dan 4 bin 497 hacı götürmüştü. Milli Görüş’ün dolayısıyla Refah Partisi’nin kazandığı paraları hesaplayın bakalım! Üstelik Suudilerin Milli Görüş’ten masraflar için para almadığı söyleniyor...

Suudiler sayesinde Van Der Zee’nin dolayısıyla Refah Partisi’nin kasasına her yıl yaklaşık 300 milyar para girmektedir!..

T.C. Devleti’nin RP’ye verdiği yardım miktarı ise 1,5 milyardır!..

Yahudiierden Alman Şirket

Van Der Zee bir dönem Refah Partisi Genel Merkezi’nde faaliyetlerini sürdürdü. Ancak bu, Van Der Zee’nin RP’nin malı olduğu anlamına gelmez! Tıpkı; Milli Nizam Partisi kapandıktan sonra kurulan İPA Gıda ve ihtiyaç Maddeleri Pazarlama A.Ş. Nidaş Neşriyat, Yeni Neşriyat şirketleri gibi...

Tıpkı; MSP Genel Merkezi ile aynı binayı paylaşan Mila, Milsan Sanayi, Mades Holding, Heka Dış Ticaret şirketleri gibi...

Van Der Zee’nin ilanlarının hep Milli Gazete’de çıkması da kuşkusuz tesadüfidir!..

O bir kere olur; MNP kapatıldığında parti yöneticileri tek bir sandalye bile kurtaramamışlardı. Çünkü devlet kapatılan siyasi partilerin mallarına el koyuyordu. MSP’de olduğu gibi RP’nde de parti yöneticileri bu işleri artık defterine uyduruyorlar! Şirketler partinin değil partilinin oluyor!..

O halde biz de “defterine uyduralım; Van Der Zee, RP’nin değil, Erbakan hareketinin şirketi diyelim!

Gelelim bu Van Der Zee şirketine;

Tarih 12 Mart 1959. Yer İzmir Üçüncü Noterliği binası. Felemenk (Hollanda) devleti tebaasından Yahudi William Van Der Zee, TC vatandaşı Bayan Rene William Van Der Zee ile TC vatandaşı Hakkı Şevki Lugal Van Der Zee Seyahat Servisi Limited Şirketini kurup notere onaylatırlar.

29 Ocak 1960 tarihli Ticaret Sicili kayıt beyannamesi şöyledir: Ticaret Sicil No: 9440 Tabiyeti: TC Sermayesi: 200 Bin TL

İştigal mevzu: Dahilde-hariçte bilumum uçak, vapur, bilet satış lan, turizm ve nakliyat işleri

Merkezi: İstanbul, Galata Anadolu Sigorta Han, Kat 3 No 72 Şubeleri: Ankara-İzmir Hükmi Şahsın İstanbul Müdürü: Calusa Ankara Müdürü: Mehmet Cantaş (TC vatandaşı)

İzmir Müdürü: Mario Cohen (Yunanistan vatandaşı) vs. vs. Şirket sermayesi 200 hisseye ayrılmıştı: 45 hisse karşılığı 90 bin lira William Van Der Zee’ye, 25 hisseye karşılık 50 bin lira bayan Rene William Van Der Zee’ye; 30 hisseye karşılık 60 bin lira da Hakkı Şevki Lugal’a aitti. Bay ve Bayan Van Der Zee birkaç yıl sonra şirketlerini elden çıkardılar.

Şirketin kayıtlarına baktığınızda karşınıza yaklaşık 200 sayfalık belge çıkar. Ayrıntılara girmeye gerek yoktur. Van Der Zee’nin son sahipleri Tekin Kaya Yalçın ve Murat Yalçın 16 Mart 1990 tarihinde 180 bin adet hisselerini, 900 milyon lira karşılığında Beşir Darçın’a; 20 bin adet hisseyi ise 100 milyon karşılığında Orhan İnik’e satarlar.

Van Der Zee’nin değil RP Genel Merkezi’nin bulunduğu (Ziya Bey Cad. 2 Sokak No: 24 Balgat) Etaş İşhanı’nın ve RP Genel Merkezi’nin karşısında bulunan Yeni İşhanının sahibi Beşir Darçın’dır. Bu ikinci binada RP’nin yarı kuruluşları; Hukukçular Derneği (HUDER); Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar merkezi (ESAM); Milli Gazete Ankara Temsilciliği; Teknik Elemanlar Derneği (TEK-DER); Yeni Nesil Gazetesi Ankara Temsilciliği; Sağlıkçılar derneği (SAĞLIK-DER); Milli Haber Ajansı; Mahalli İdareler Derneği ile Sürüm Anonim Şirketi (Sürtaş) bulunuyor.

Sürtaş’ın ortakları Mehmet Büyükkıvanç, Adnan Simiz, Mahir Tozoğlu, Fikret Erçoban ile Beşir Darçın yönetim Kurulu Başkanı ve tek yetkili isim; Beşir Darçın’dır.

Bitmedi. RP Genel Merkezi’nirı bulunduğu Ziya Bey Caddesi’nin 3’üncü Sokak numara 12’deki üç katlı binanın sahibi de yine Beşir Darçın’dır. RP bu binada basın toplantılarını ve parti toplantıları düzenliyor. Beşir Darçın’ın malvarlığı saymakla bitmiyor; ETAŞ A.Ş. Konya Un Fabrikası. Beşir Darçın’ın dört şirketi var. Darçın Gelir Vergisi mükellefi değil. Sadece Şirketleri üzerinden Kurumlar Vergisi ödüyor. Bakalım neler ödemiş;

Van Der Zee 1989 ve 1990 yıllarında hiç kazanç gösterememiş, dolayısıyla vergi ödememiş. 1991 ’de 44 milyon 485 bin lira, 1992’de 104 milyon, 1993’te 170 milyon lira Kurumlar Vergisi ödüyor.

SÜRTAŞ A.Ş. ise 1989-1994 yıllarında her sene aynı vergiyi ödemiş; 11 milyon 702 bin lira.

ETAŞ beş yılda hiç vergi vermemiş. Konya Un Fabrikası 1992 yılında 364 milyon 627 bin lira vergi verirken, 1993’te bu rakam 357 bin liraya düşüyor. Erbakan ve Refah Partisi ile ilgili her parasal olayda bir şekilde Beşir Darçın’ın ismine rastlıyoruz.

İşte bir örnek:

Milliyet gazetesi köşe yazarı Yalçın Doğan’ın 8 Şubat 1994 tarihli yazısında da Beşir Darçın’ın adı geçiyor:


Tarih: 7 Nisan 1989

Çekin değeri: 500 bindolar

Çeki gönderen: Uluslararası İslam’a Çağrı Cemiyeti.

Çekin numarası: 0339848-00002177194

Çekin gönderildiği adres: Güven Sok. No: 28/2 Ankara (Erbakan’ın ev adresi)

Çekin üzerinde yazılı isim: Necmettin Erbakan.

Çeki alan: Beşir Darçın!

Uluslararası İslam’a Çağrı Cemiyeti, Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan’a 500 bindolar göndermişti.

Erbakan çeki ciro etmişti; parayı gidip Beşir Darçın almıştı.

Siyasi Partiler Kanunu’nun 79’uncu maddesine göre Erbakan’ın yabancı devletlerden, kuruluşlardan, kuramlardan para almaması gerekiyor. Ancak Erbakan 500 bin doları kabul ediyor. Neyse bu ayrı bir konu. Biz şimdi Beşir Darçın üzerinde duruyoruz.

Kimdir bu Beşir Darçın?..

Adını ilk kez 1992 Ekimi’nin son günlerinde duymuştum. 2000’e Doğru dergisinde çalışıyor; Refah Partisi’nin parasal kaynaklarını araştırıyordum. Refah Partisi Merkez Karar ve Yönetim Kurulu üyesi bir yönetici, parasal konularda tek söz sahibinin Erbakan ile Beşir Darçın olduğunu söylemişti. Halbuki; RP’nin muhasibi, tıpkı MSP’de olduğu gibi Abdurrahim Bezci’ydi, Ancak Bezci MSP’de olduğu gibi partinin para işlerini yine İzmit’ten idare ediyordu?!! Zaten yaşlıydı ve partinin sadece önemli toplantılarına katılmak için Ankara’ya geliyordu. Aslında Bezci kâğıt üzerinde muhasip gözüküyordu... Tıpkı 70’li yıllarda MSP’nin para işlerine Genel İdare Kurulu Üyesi Mazhar Gürgen Bayatlı’nın baktığı gibi, bu kez bu işlerin sorumlusu Beşir Darçın’dı.

Bayatlı da tıpkı Beşir Darçın gibi birçok şirketin sahibi gözüküyordu. Hattâ “ne olur ne olmaz” diye bir süre sonra Bayatlı’yı partinin Genel İdare Kurulu’ndan bile çıkarmışlardı!..

“Erbakan Hareketi”nin gizli kasaları 70’1. yıllarda Bayatlı; 80 ve 90’lı yıllarda Beşir Darçın’dır...

Beşir Darçın Ankara Ulus’ta köhne dükkânlarında terzilik yaparken, MSP’nin Ankara İl teşkilatının kurulmasında aktif rol alıyor. Zeki, atak biri olarak göze batıyor. MSP Çankaya İlçe Başkanlığı’na kadar yükseliyor.

MSP kapatılınca bu kez Refah Partisi’nin Ankara il teşkilatının kurulmasını perde arkasından yürütüyor. RP’ye sadece üye oluyor ama “perde arkasından” yürütüyor.

RP’ye sadece üye oluyor, ama “perde arkasından.” Bir daha da sahne önüne çıkmıyor!

Erbakan’ın Danışmanıyım

Beşir Darçın, Erbakan’ın danışmanı olduğunu söylüyor. RP’li üst düzey yöneticinin Beşir Darçın’ın adını vermesinden sonra Darçın’ın adını partiden çok kişiye sordum. Darçın’ı tanıyan kişi sayısı azdı. Veya tanımamazlıktan geliyorlardı! Tanıyanlar hep aynı sözleri tekrarlıyor: “RP’nin para işlerine bakar. Erbakan’ın partide en güvendiği kişilerden biridir.”

Beşir Darçın arkasına RP’yi almazsa trilyonu geçen malvarlığına kavuşamazdı herhalde. Öyle ya, 1980’in başına kadar Ulus’ta terzilik yapıyordu.

Ankara 1 nolu Sıkıyönetim Mahkemesi’nde, MSP’nin gizli kasası Gürgen Mazhar Bayatlı’ya şirketleri nasıl kurduğu, binaları nasıl aldığı sorulduğunda, Bayatlı, “Borç aldım” yanıtını vermişti. Üstelik borç aldığı kişilerin tek tek isimlerini de veriyordu!

Türkiye’de öyle bir sistem yok ki, borç verdiğini söyleyen şahsa, “sen nereden buldun” diye sorulup, araştırılsın.

Beşir Darçın’a da “Bu kadar parayı terzilikten mi kazandın” diye sorarsanız, kuşkusuz borç aldığını söyleyecektir!

Beşir Darçın adını “Erbakan’ın gizli kasası” diye 8 Kasım 1992 tarihinde 2000’e Doğru dergisinde yazdık. Van Der Zee şirketinin sahibi olduğunu, yurtiçinde ve yurtdışında hacı ticareti yaptığını belirttik.

Beşir Darçın’a RP’nin para işlerine bakıp bakmadığını da sormuştuk. O da şöyle yanıtlamıştı: “RP’nin Genel Başkan Yardımcısı avukat Rıza Ulucak var. Partinin mali işlerinden o sorumludur. Bu soruyu ona sorun. Bana sormanız bankanın işlerini veznedara sormaya benzer. RP’de görevim, Erbakan Hoca’nın danışmanlığıdır. Çeşitli konularda danışmanlık yapıyorum. Şirketim Sürtaş var, bu arada mali danışmanlık yaptığım da olmuştur. Bundan başka ilişkim yok. Size kim söyledi ise sathi bilgiler vermiş. Bu haberi yazmamanızı isterim, çünkü ciddiyetinize gölge düşürür!”

Madem para işlerini Rıza Ulucak biliyordu, gittik Ulucak’a sorduk. RP Genel Başkan Yardımcısı Ulucak, “Bunu bizim muhasip bilir. Benimle ilgili bir durum değil. Para işleriyle ilgili bir tek arkadaş vardır o da muhasibimiz Abdürrahim Bezci’dir!” dedi.

Genç muhasip Abdürrahim Bezci de İzmit’te yaşıyordu! Telefonla ulaştığımızda, “Bu işler telefonla olmaz, Ankara’ya gelip evraklara bakayım öyle konuşalım” diyordu.

Ancak biliyorduk artık. Muhasip Bezci RP’nin bu kadar karmaşık para ilişkilerinin altından kalkacak biri değildi. Zaten Recai Kutan, Bezci’yi şöyle tanımlıyordu: “Ehli tabiat biri. Yesin, yedirsin. Çok güzel salata ve cacık yapar...”

Erbakan’ın Tefecileri

3 Aralık 1992 tarihli Aktüel dergisinde “Erbakan’ın tefecileri” başlıklı bir haber yayımlandı. Başkahraman yine Beşir Darçın’dı...

Çınarlar, Konya’nın en köklü ve zengin ailelerinden biriydi. Çevrelerinde yardımseverlikleriyle tanınırlardı, bir de dini bütünlükleriyle. Necmettin Erbakan’ı destekleyip Konya’dan bağımsız milletvekili seçilmesini sağlamakla kalmamışlar; MSP ve RP’ye bütün varlıklarıyla bağlanmışlardı. Belediye seçimlerinden parti üyelerinin yatırımlarının organizasyonuna dek türlü faaliyete etkin olarak katılıyor, ellerinden gelenin fazlasını vermeye çalışıyorlardı...

Çınar ailesinin reisi Süleyman Çınar 1990 yılında nakte sıkıştı. Acilen 1 milyar lira gerekiyordu. Bankalardaki işlemler için bile gereken zaman yoktu. Parayı bulmanın kolay yolunu biliyordu. “Beşir Dayı’ya”; Beşir Darçın’a gitti. Konuştular ve anlaştılar.

Beşir Darçın, Osman Akgün (bir dönem Erbakan’ın şoförlüğünü ve korumasını yaptı) adlı bir kişiyi daha devreye soktu. Süleyman Çınar, Beşir Darçın ve Osman Akgün arasında bir protokol hazırlandı. Protokele şunlar yazıldı: Osman Akgün, Süleyman Çınar’a 1 milyar lira borç verecekti. Süleyman Çınar 30 gün sonra bu borcu Osman Akgün’e 1 milyar 104 milyon lira olarak ödeyecekti. Yani aylık yüzde 10 faiz alınacaktı. Taraflar protokolü imzaladılar. Süleyman Çınar 1 milyar lirayı alıp Konya’ya döndü.

Buraya kadar olanlar basit bir tefecilik öyküsü. Ancak olaylar bundan sonra biraz değişiyor;

Süleyman Çınar protokolde yazılı olduğu gibi bir ay sonra 1 milyar 104 milyon lirayı getirip Osman Akgün’e teslim etti. Ancak sonra yine nakit paraya sıkıştı. Aynı protokolle Beşir Darçın ve Osman Akgün’den 1 milyar lira daha aldı. Bir defasında 2 milyar lira alıp faizi ile birlikte 2 milyar 208 milyon ödedi. Sonunda Süleyman Çınar tökezledi. 800 milyon lira almıştı ve ödeyemiyordu. Çınar ailesinin durumları oldukça kötüleşmişti. Beşir Darçın ile Osman Akgün, Çınar ailesine bir iyilik daha yaptılar: 1990 yılının Ağustos ayının 2’sinden başlayarak, izleyen ayların 8, 13, 21’inde ve son aralık ayının 8’inde imzalanan protokollerle Çınar ailesinin 800 milyonluk borcu tam 2 milyar 800 milyon liraya ulaştı.

Süleyman Çınar aldığı borcun faizlerini ödeyebilmek ve bu arada ticaret yapıp işlerini toparlayabilmek için açıldıkça açıldı. Sonunda ipin ucunu iyice kaçırıp başkalarına da borçlandı: Korkut Özal ve Mustafa Topbaş’ın ortakları arasında olduğu Bem Dış Ticaret’e 15 gayrimenkul karşılığı 11 milyar 125 milyon; Faisal Finans Kurumu, Al Baraka Türk Özel Finans Kurumu, Esbank, Halkbank, Vakıflar ve Garanti Bankası’na ise toplam 35 milyar lira.

Çınar ailesinin 41 parça gayrımenkulü ve Torosiar Un Fabrikası 1991 yılında iyiden iyiye tehlike sinyali vermeye başlıyor. Süleyman Çınar partili arkadaşlarına ve kendisine güveniyor, alacaklarını tahsil etmeye, fabrikanın üretimini arttırmaya çalışıyor...

İşte o günlerde Beşir Darçın, Süleyman Çınar’ı arıyor; “Mallarını korumak için bize genel vekâletname ver. Bunalımı atlatana kadar hiç olmazsa malına mülküne bir şey olmasın, biz sahip çıkalım. Bu arada fabrikayı işletiriz, işleri yoluna koyup bize olan borcunu aldıktan sonra ne zaman istersen yine sana döndürürüz” diyor.

Süleyman Çınar bu teklifi tereddütsüz kabul ediyor. Beşir Darçın gibi partilisine güvenmeyip de kime güvenecekti! Ailenin diğer fertlerinin, “Yardım edecek olan yardım eder, niye malımızı mülkümüzü elimizden alıyorlar” uyarılarını bile dinlemez Süleyman Çınar. “Hepsi Müslüman partili insanlar, bunlardan bize zarar gelir mi?” diyor.

Süleyman Çınar dava arkadaşlarına güveniyordu, özellikle de Erbakan Hoca’ya. Partililerin özellikle de mali konularda Erbakan Hoca’dan habersiz hiçbir tasarrufta bulunmayacağını çok iyi biliyordu. Üstelik Erbakan Hoca onun yakın dostuydu. Erbakan’ın maziye dayanan bir de vefa borcu vardı kendisine. Konya’dan bağımsız milletvekili seçilmesi için çok çalışmıştı. Paralar akıtmıştı.

Süleyman Çınar bir alacağını tahsil etmek için gittiği Ayvalık’ta trafik kazasında yaşama veda ediyor. Süleyman Çınar ölür ölmez; daha Çınar ailesi taze acılarıyla perişan iken, Beşir Darçın ile Osman Akgün aileye ait gayrımenkulleri satıyor. Toroslar Un Fabrikası’nın üzerine oturuyorlar! Adını da değiştirip Konya Un Fabrikası koyuyorlar. 31 Aralık 1991 tarihli 2935 sayılı Ticaret Sicil Gazetesi’nde yayımlanan şirket ana sözleşmesinde bu fabrikanın iki ortağı vardır: Beşir Darçın ve Osman Akgün.

Çınar ailesinin Beşir Darçın ile Osman Akgün’e borcu 3 milyardı. Ancak Darçın ile Akgün, Çınar ailesinin 25 milyarlık varlığına el koymuşlardı!

Çınar ailesi çok üzgündü; iki acı olay üst üste gelmişti:

“Biz mutlu bir aileydik, ama şimdi yaşıyor muyuz, yoksa ölüyor muyuz belli değil. Fabrikamızı çaldılar. Bize hiç haber vermeden hırsız gibi evimize girdiler, Süleyman Çınar’ın özel eşyalarına varana dek topladılar. Bize gelip, ‘özel eşyalarınızı alın’ bile demediler. Bizim ağırımıza giden bu. Onlardan birini çağırdık, ‘Bak Erbakan’a mı, Beşir’ mi kime söylersen söyle, Süleyman Çınar’ın özel eşyalarını istiyoruz’ dedik. Hiç cevap vermediler. Televizyon videoya kadar haciz ettirmişler. Onlara çok saygı duyardık, inanırdık, güvenirdik, şimdi düşünüyoruz kim bunlar? Bankacı mı, tefeci mi, kim?”

Çınar ailesi Erbakan’a mektup da yazıyor. Yazdıkları mektupta başlarına gelenleri ayrıntılarıyla anlattıktan sonra, “Bırakın faizi, o karalanan ‘batıl’ bankaların faizlerinden ve haciz yöntemlerinden kat be kat acımasız bir faiz uygulandığını” belirtiyorlardı.

Çınar ailesi 500 yıllık aile olduklarını ve özel eşyalarının verilmesini istiyorlardı. Ancak hiçbir şey alamadılar...

Kurban Vurgunu

Beşir Darçın çok becerikli bir işadamı. Darçın’ın bir küçük faaliyetinden daha bahsetmeden geçmek olmaz.

Yoksul Müslüman’ların inançlarını nasıl paraya dönüştüreceğini Beşir Darçın herhalde çok iyi biliyor.

Son üç yıldır Milli Gazete’de Kurban Bayramı’na on-on beş gün kala bir ilan yayımlanıyor.

Altındaki imza: Kurban Hizmeti Organizasyonu.

Organizasyonun başındaki iki kişinin adları da bu ilanlarda belirtilmekte: Beşir Darçın ve yardımcısı Adnan Simit.

Beşir Darçın’ı tanıyorsunuz. Adnan Simit, Van Der Zee’nin Ankara’daki temsilcisi. Darçın’ın şirketlerinde yönetim kurulu üyeliği görevleri var. Dönelim ilana;

Beşir Darçın Müslüman’lara seslenerek, kurban kesmeyip bankada açılan şahsi hesabına 1 milyon lira göndermelerini istiyor. Siz parayı Beşir Darçın’ın bankadaki hesabına yatırıyorsunuz, organizasyon sizin adınıza kurban kesiyor. Bu kurbanları da Bosna-Hersek’e, Azerbaycan’a, Abhazya’ya gönderiyor! 1993 yılındaki “Kursan kampanyasına sen de katıl! ilanı altında Erzincan depremi nedeniyle Erzincan’a ve Güneydoğu’daki yoksul insanlara da kurban etleri gönderileceği bildiriliyor.

Ne müthiş bir buluş değil mi? Ne kadar insancıl! Ne çok sevap kazanmışlardır!

Bu olayı Aydınlık gazetesi muhabiri Selami İnce araştırıyor. Yapı Kredi Bankası İstanbul Şubesi’ne birçok partili partisiz Müslüman para yatırmıştı. Ancak ortada kesilen kurban yoktu.

Aydınlık gazetesi muhabiri Selami İnce, Suudi Arabistan’a giden Beşir Darçın’a gönderdiği şu soruların yanıtını alamamıştı:

- Üç yıldır Milli Gazete’ye verilen ilanlarla kaç para toplandı?

- Bu paraların ne kadarı ile kurban kesildi?

- Kesildi ise hangi şehirlerde kesildi ve kaç kişiye dağıtıldı?

Muhabir Selami İnce’nin araştırmasına göre kurban kesilmemişti! Dışişleri Bakanlığı söylenen ülkelere böyle bir yardımın yapılmadığını, yapıldı ise mutlaka haberlerinin olması gerektiğini söylüyorlardı. Ortada kesilen kurban yoktu.

Şöyle diyordu ilanda Beşir Darçın:

“Aşağıdaki banka hesap numarasına 1 milyon yatıran herkesin, en iyi kurbanı kesmiş olması, İslam’i usule uygun şekilde, en güzel tarzda kesilmesi, yurdumuzda (Erzincan, Güneydoğu vs.) ve yurtdışındaki (Bosna-Hersek, Azerbaycan, Abhazya vs.) en fazla ihtiyacı bulunan kimselere ulaştırılması, kurban sevabına ilaveten ayrıca cihat sevabı alması ve bütün bu sevaplara zahmet çekmeden nail olması için kurban organizasyonu en hayırlı hizmeti yapacaktır.”

İnsanın “bu kadar da olur mu” diyeceği geliyor. Ama oluyor işte, hem de “Cihat” adına oluyor...

Türk Hava Kurumu Genel Başkanı Prof. Atilla Taçoy’un 19 Temmuz 1993 tarihinde yaptığı açıklamaya göre bir yılda tarikat ve İslam’cı kuruluşlar 1 trilyon liralık kurban derisi toplamışlardı...

Refah Partisi acaba kaç milyarlık bir pay aldı bu sevaptan...

Seçim Giderleri

Bu kadar parayı RP ne yapıyordu?

1 Kasım 1992 tarihinde 22 ilçede yerel ara seçimler yapıldı. Refah Partisi’nin bu mini seçimde yaklaşık 7 milyar lira harcadığı ortaya çıktı.

RP Genel Merkezi her ilçeye 207 milyon liralık bayrak ve afiş göndermişti. Erbakan’ın seçim gezileri için saati 770 dolardan helikopter kiralanıyordu. Erbakan bu helikopterle 30 saat uçmuştu.

Ayrıca milletvekilleri ve MKYK üyelerinin gezilerinde bir milyar lira uçak ücreti ödenmişti. Seçim gezileri sırasındaki konvoy araçlarına 500 milyon liralık benzin, kapalı salon toplantılarına 150 milyon harcanmıştı. Kiralanan seçim bürolarına ise 500 milyon ödenmişti. Toplam 6 milyar 900 milyonluk masraf Refah Partisi tarafından açıklanıyordu. Ya açıklanmayan giderler...

Mini bir seçime 7 milyar masraf yapan Refah Partisi 1994 yerel seçimlerinde ne kadar para harcadı?

ANAP’ın adını sır gibi sakladığı bir banka müdürü Mesut Yılmaz’a, RP’nin 30 milyon doları Kuzey Kıbrıs’ta bir bankaya yatırdığını söyledi. Paranın Türkiye’ye transferi için Faisal Finans Kurumu aracılık yapacaktı!

Şurası bir gerçek ki, Türkiye’deki seçimlerde en fazla para harcayan parti Refah Partisi! Ancak bununla birlikte Erbakan Hareketine milyarlar yağıyordu. Bu paraların hepsi seçimlere mi gidiyordu? Yoksa başka giderler de var mıydı?

Enişte Suud’un Öpücüğü

Biz yine büyük paraların peşine düşelim...

Suudi Arabistan’ın iki yönü vardır: Birincisi, Müslüman’lık iddiası; İslamiyeti temsil ediyor diye dünyanın birçok yerindeki derneklere, vakıflara, partilere, kişilere parasal yardım yapıyor. Bu dağıttıkları kaynaklar arasında Türkiye başı çekiyor.

Olayın ikinci yüzü ise; Suudiler, “İslam’i yayma” hareketini ABD’nin çıkarlarına ters düşmeyecek bir şekilde yaparlar. Amerika’yı karşılarına alacak, Amerika ile ters düşecek hareket içinde kesinlikle olmazlar. Bir kere Kral Faysal ABD’ye karşı çıkacak oldu; Araplara “Batı bizim petrolümüzü sömürüyor, birlikte olalım” çağrısı yaptı. Bu çağrıyı canı ile ödedi, CIA’nın suikastına maruz kaldı! Böylece Suudiler derslerini bir kez daha aldılar. Suudiler ABD’yi karşılarına alacak bir siyasi hareket içinde olmazlar. Ortadoğu’daki çıkarları Amerika ile eşdeğerdi. Yaydıkları dinin sınırları da ABD’nin izin verdiği sınırlara kadardır. Amerika’ya karşı olan bir hareketi Suudiler kesinlikle desteklemez. Zaten bölgede

ABD’ye karşı olan bir hareket otomatikman Suudi Arabistan’a da karşı olmak zorundadır. Suudilerle kucak kucağa oturup da Amerika’ya karşı olduğunu söyleyenlere Ortadoğu’da sadece gülünür!”

Erbakan’ın Suudilere yakınlaşması 70’li yılların sonundan başlayarak bugüne kadar birçok İslam’cı yayın organında eleştiri konusu oldu. Örneğin İranlıların Mekke’de Mescid-i Haram’a yaptıkları saldırıyı Erbakan’ın sert bir şekilde kınaması üzerine Hicret dergisi şunları yazıyordu:

“Batı uşağı, dinsiz Suudi yöneticilerin içtikleri içkileri, özel uçaklarla getirdikleri uluslararası fahişeleri kınamak yerine, gerçek İslam’i düzeni isteyen Mescid-i Haram baskıncılarını lanetleyenlere lanet olsun.”

Erbakan’ın Körfez Savaşı’ndaki tavrı ise bu eleştirilerin doruğa çıkmasına neden oldu...

Körfez Savaşı’nda Erbakan’dan ABD’ye Destek

ABD’nin Körfez Savaşı için Kutsal Topraklara askeri yığınak yapması başta Suudi Arabistan olmak üzere İslam’i ülkelerde tartışma yarattı. Suudi yönetimi, emrindeki din âlimlerini harekete geçirerek Kutsal Topraklarda ABD’nin bulunmasının caiz olduğuna ilişkin fetvalar verdiler. Körfez Savaşı boyunca bölgede Fetvalar Savaşı yaşandı. Irak yanlısı din âlimleri ABD’nin Kutsal Topraklarda bulunmasını İslam’a aykırı bulup fetva verirken; Suud-Kuveyt destekçisi Amerikancı din âlimleri tersini söylüyordu. Amerikancı din âlimlerine bir destek de Türkiye’den geldi. Nakşibendi Şeyhi Mahmut Hoca Kutsal Topraklarda Amerikan ordusunun bulunabileceğine dair fetva verdi!..

Erbakan’ın herkesi birden idare etme politikası Körfez Savaşı’nda skandala dönüştü.

Suudi Arabistan Ankara Büyükelçisi Abdülaziz el Hoca, Erbakan’ın Kral Fahd’a destek mesajı gönderdiğini söyledi. Ancak parti tabanından gelen yoğun eleştiriler sonucunda Erbakan böyle bir mesaj göndermediğini açıklamak zorunda kaldı.

Erbakan telgraf gönderdiğini reddedip duruyordu...

Ancak bilmiyordu ki, 2 Şubat 1991 günü saat 21.00’da Suud televizyonu ve radyosunda Erbakan’ın gönderdiği telgraf izleyicilere gösteriliyor ve dinleyicilere okunuyordu. Üstelik telgrafın tam metni 3 Şubat 1991 günü Suudi Arabistan’da yayımlanan En-Medve ve el-Bihad gazetelerinde yer alıyordu.

Erbakan’ın Kral Fahd’a çektiği telgrafın tam metni şöyle:

“Harameyn-i Şerifeyn Hadimi Kral Fahd bin Abdülaziz

Esselamü Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatuhü...

Kuveyt’in kurtulması ve Saddam fitnesinin ortadan kaldırılması uğrundaki savaşların başladığı haberini büyük bir mutluluk ve sevinç ile karşıladık. Bu arada, Saddam’ın, Suudi Arabistan’ın emniyet ve selametini ihlal ederek, roketleriyle Suudi kentlerini bombalamasını, selamet içinde yaşayan halka korkulu anlar yaşatmış olmasını da biz ve bizimle birlikte milyonlarca Müslüman büyük bir endişeyle karşıladık. Saddam Hüseyin, bir zamanlar mübarek toprakların ve bu emniyet ve selamet ülkesinin kutsallığının korunmasına büyük ihtimam gösterdiği hakkındaki kulakları sağır eden iddialarım da çiğnemiştir. Bu bir sürpriz olmamıştır. Saddam Hüseyin, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya ve nesil yok etmeye çabalayan zalim bir diktatördür. Zira o, tanındığı andan itibaren sapıklık yolunda büyümüş, şüpheli eller tarafından yetiştirilmiş, hayatlarını İslam düşmanlığına, İslam din ve adamlarının ortadan kaldırılmasına adamış sapık cereyan ve karanlık adamları gölgesinde gelişmiş ve böylece ortaya fasit bir bitki ve salim olmayan bir amel çıkmıştır.

İttifak kuvvetleri ile birlikte, Kuveyt’in kurtarılmasına ve bu fitnenin ortadan kaldırılmasına kıyamımız, Allah’a yaklaşmanın en büyük derecesidir.

Genel olarak Türk Müslüman’ları, özel olarak RP adına, biz, bu icraatlarınızı destekliyoruz. Tek bir kalp halinde yanınızdayız. Hattâ, mübarek Tevhid sancağı olan ‘Lailahe İllallah Muhammedün Resullah’ bayrağınız altında bu cihadınıza nusrette görevimizi yerine getirmeye ve mübarek topraklar uğrunda canlarımızı sizinle birlikte her zaman fedaya hazırız.

Cenab-ı Hak, sizi, nusret ve muvaffakiyete teyid buyursun.”

Suudi Arabistan Ankara Büyükelçisi Erbakan için şöyle konuşuyordu: “Sayın Erbakan bizle görüştüğü zaman bizim fikirlerimizi kabul ediyor, bizle aynı görüşü paylaşır gibi davranıyor. Fakat öte yandan Milli Gazete’deki beyanlarıyla, orada yazılanlarla tamamen karşı bir fikri savunuyor. Bir yandan bizi kazanmaya çalışıyor bir yandan başkalarını...” (Tempo, 17.2.1991)

Kaynakça
Kitap: Milli Nizam’dan Fazilet’e HANGİ ERBAKAN
Yazar: Soner Yalçın
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Necmettin Erbakan'ın Geçmişi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir