Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

I. İnönü Savaşı Olmamıştır Yalanı

Burada Kurtuluş Savaşı büyük önemi hakkında başlıklar bulabilirsiniz.

I. İnönü Savaşı Olmamıştır Yalanı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Nis 2013, 16:36

I. İnönü Savaşı Olmamıştır Yalanı

1. İnönü Zaferinin olmadığını kanıtladım!” Prof. Yalçın Küçük

Cumhuriyet tarihi yalancılarının, “şehir efsanesi” haline gelen “kült” yalanlarından biri de “Kurtuluş Savaşı Tarihinde İnönü Savaşları diye adlandırılan savaşların gerçekte olmadığı'’’’ yalanıdır.

Örneğin, “tez hastası” Prof. Yalçın Küçük, “Aydın Üzerine Tezler 2” adlı kitabında İnönü Savaşlarının “olmadığını” şöyle ifade etmiştir:

“İlk okul Yurttaşlık Bilgilerinde bile İnönü Zaferi anlatılıyor. İnönü’de makus talihin yenildiği söyleniyor. Genelkurmay yayınlarına ve diğer kaynaklara dayanarak İnönü’de zafer değil bir çarpışma bile olmadığını gösterdim. Çerkez Ethem ve Mustafa Suphi’yi temizlemeye kararlı Anadolu ihtilalcileri temizlik hareketini maskeleyecek bir zafer arıyorlar. Mutlak yaratmak zorunluluğu duyuyorlar. İnönü’de yaratıyorlar (yani uyduruyorlar.) ”

Bu Cumhuriyet tarihi yalanım, Kadir Mısıroğlu, Burhan Bozgeyik, Abdurrahman Dilipak gibi bilumum “şeriatçı” yazar çizer tayfası diline dolamıştır.

Bu yalanı deşifre etmeden önce, buna bağlı başka bir yalanı, “Çerkez Ethem hain değildir!” yalanını deşifre etmek çok daha doğru olacaktır. Çünkü, Cumhuriyet tarihi yalancılarının ısrarla “yoktur” dedikleri I. İnönü Savaşı’nı milli hareket açısından hem “çok zora sokan” hem de “çok önemli kılan”, I. İnönü Savaşı’nın meydana geldiği günlerde, milli kuvvetlerin bir taraftan Yunan taarruzunu durdurmaya çalışırken, diğer taraftan da isyan ederek Yunan saflarına geçen Çerkez Ethem kuvvetleriyle mücadele etmek zorunda kalmasıdır.

Özetle, I. İnönü Savaşı’nın anlamını ve önemini kavrayabilmek için önce Çerkez Ethem Olayı’nı bilmek gerekmektedir.

I. İnönü Savaşı (6-11 Ocak 1921)

Cumhuriyet tarihi yalancılarının ısrarla “olmamıştır!” dedikleri, I. İnönü Savaşı, sonuçları bakımından Kurtuluş Savaşı’nın en önemli askeri başarılarından biridir.

I. İnönü Savaşı’nın, Türk ve Yunan Genelkurmay kaynaklarına dayanan kısa öyküsü şöyledir :

1. 6. Ocak: 3. Yunan Kolordusu Bursa’dan Eskişehir’e, 1. Yunan Kolordusu ise Uşak’tan Dumlupınar’a hareket etmiştir. Birer alayla takviyeli 7. ve 10. Yunan Tümenleri, bir süvari alayı ile iki topçu alayı saat 7.00’da üç kol halinde ilerlemişlerdir.

2. 7 Ocak: Yunan ilerleyişi devam etmiştir. Türk Genelkurmayı Gediz’den yola çıkan 11. Tümenin İnönü mevkiine geç gelmesi ihtimaline karşı 4. Tümeni demiryoluyla kısım kısım İnönü’ye hareket ettirmiştir.

3. 8 Ocak: 4. Tümenin ilk kısmı olan 57 Alay İnönü’ye ulaşmıştır. Gediz’den yola çıkarak 70/80 km yürüyen 11. Tümen ise tam zamanında Anayurt istasyonuna ulaşmasına karşın, birliği İnönü’ye taşıyacak katar gecikmiştir. Aynı gün Batı Cephesi Komutam İsmet Bey, saat 15.00’de verdiği emirde 24. Tümenin İnönü’ye çekilerek burada savunma yapmasını istemiştir. İsmet Bey, orduya moral vermek içinde emrini, “11. Tümen yetişiyor...” cümlesiyle bitirmiştir. İsmet Bey’in emri doğrultusunda, 24 Tümen birlikleri İnönü mevzilerine çekilmeye başlamışlardır. Yalnız bazı askerlerin ayakları çıplak olduğundan ve mevsim kış olduğundan bu çekilme çok güç gerçekleşmiştir.

4. 9. Ocak: 11. Tümen kısım kısm, saat 7.00, 11.50 ve 12.00’da İnönü istasyonuna gelmiştir. Fakat bu sırada Yunan birlikleri de İnönü mevziinin önüne gelmişlerdir. İnönü mevziinde Türk birlikleri kuzeyden güneye, 24. Tümen, 11. Tümen ve 4. Tümen olarak yerleşmişlerdir. Saat 13.30’da Yunanlılar demiryolunun güneyinden taarruza geçmişlerdir. Bu Yunan taarruzu kırılmıştır. Yunanlılar hiç beklemedikleri bu direnç üzerine karanlık basınca cephe hattını bırakarak biraz geri çekilmişlerdir.

5. 10 Ocak: Bugüne kadar orduyu Kütahya’dan idare eden İsmet Bey, sabah İnönü istasyonuna gelmiştir. Saat 11.00’da karargâhıyla birlikte İnönü köyüne yerleşmiştir. Bu gün Yunanlılar sisten de faydalanarak yeniden taarruza geçmişlerdir. Yunan taarruzu demir yolunun güneyinde bir kere daha kırılmıştır.Ancak demir yolunun kuzeyindeki 24. Tümene bağlı 143. Alayın ileri birlikleri sis etkisiyle olup bitenleri anlayamayarak baskına uğramışlardır. Alay komutanı alayını geri çekmiştir.Böylece bir Yunan piyade alayı ile 2 süvari bölüğünden oluşan bir Yunan birliği cephede açılan 6 km genişliğindeki boşluğa girip demiryolunun kuzeyinden ilerleyerek mevzi gerisindeki Poyra’yı işgal etmiştir. Bunun üzerine 24 Tümenle haberleşme kesilmiştir. Gediğe yaklaştırılan Yunan topları da 4. ve 11 Tümen birliklerini ateşe almışlardır.Batı Cephesi Komutanı ismet Bey, demiryolunun güneyindeki 4. ve 11. Tümenlerin fazla kayıp vermelerini ve güneye atılmalarını önlemek için saat 13.10’da cephe sol kanadının İnönü-Oklubalı arasına çekilmesini emretmiştir. 4. ve 11 Tümenler savaşı keserek saat 16.00’da gerideki ikinci mevziye çekilmeye başlamışlardır. Birlikler fazla dağılmadan ikinci savunma hattına ulaşmayı başarmışlardır. Yunan birlikleri ise ikinci hatta çekilen Türk birliklerini izlememişlerdir. Yunan ordusu 10/11 Ocak gece yarısından başlayarak hızla ve gizlice İnönü mevziini boşaltmışlar ve geri çekilmişlerdir.

6. 11 Ocak: Yunanlıların geri çekilişi 11 Ocak günü geç anlaşıldığından genel ve hızlı bir takip yapılamamıştır.

7. 12 Ocak: Türk birlikleri bir gün önce boşalttıkları İnönü mevzilerine geri dönmüşlerdir.

Kuvvet oranları: İnönü’ye ilerleyen Yunan kuvvetleri: 16.243 kişi (12.500 tüfek), 270 hafif makineli tüfek, 120 ağır makineli tüfek ve 72 top iken, Türk kuvvetleri: (4. ve 11. Tümenler yetişene kadar) 24. Tümen, 126. Alay ve birkaç milli müfrezeden oluşan toplam kuvvet: 5.465 kişi, 2.266 tüfek (1320’si süngüsüz), 27 ağır ve hafif makineli tüfek ve 10 toptur. 4. ve 11 Tümenlerin gelmesinden sonra ise 8500 kişi, (5500 tüfek), 18 hafif makineli tüfek, 47 ağır makineli tüfek, 28, toptur.

Kuvvet oranları karşılaştırıldığında, asker ve silah bakımından Yunan ordusunun Türk ordusunun iki katından bile fazla olduğu kolayca görülecektir: 16.243 kişilik Yunan gücüne karşılık, takviye kuvvetlerle 8500 kişilik Türk gücü...

Kayıplar: Yunanlıların iddiasına göre bu savaşta Yunanlıların 54 ölü ve 142 yaralısı, Türklerin ise 100 ölüsü vardır. Ancak savaşa katılanların anlatımları ve halkın gözlemleri bu resmi rakamları doğrulamamaktadır. Örneğin 2. Süvari Tümeni Komutanı Rahmi Apak, “Saraycık köyünün dereleri birçok Yunan ölüsüyle dolu idi. Ben bunları kendi gözlerimle gördüm” demiştir. Genelkurmay belgelerine göre I. İnönü Savaşı’nda Türkler, 4 subay, 117 er şehit, 12 subay, 85 er yaralı, 5 subay 29 er esir vermişlerdir.

I. İnönü Savaşı sırasında özellikle kuzeyden gerçekleşen Yunan taarruzu çok önemlidir. Buradan saldıran 3. Yunan kolordusunun karşısında sadece 24. Tümen ile 126. Alay ve bazı milli müfrezeler vardır. İsmet Bey bu nedenle “oyalama savaşı” vererek
11. Tümen yetişene kadar birliklerin zaman kazanmalarını emretmiştir. 11. Tümen’in Gediz’den İnönü’ye gelmesi için 3 güne ihtiyaç vardır. Bu nedenle adeta zamanla yarış başlamıştır. İsmet Paşa bu yarışı anılarında şöyle anlatmıştır:

“ 7 Ocakta geri yürüyüşe başladık. Gelirken iki günde aldığımız mesafeyi bir günde alarak askeri yürütüyorum. Biran evvel muharebe meydanına yetişmeye çalışıyoruz. Yorgun, bitkin bir halde istasyona yetişen askeri, adeta zorla iterek vagonlara bindiriyoruz.İndirirken de böyle oldu. Asker bu kadar yorgun, bitkin vaziyette.”

Cumhuriyet tarihi yalancılarının, “olmamıştır” dedikleri I. İnönü Savaşı’nın kısa öyküsüne bakınca, Yunan ve Türk birliklerinin hem de birkaç defa karşı karşıya geldikleri ve İnönü’de gerçekten de iki ordu arasında bir savaş yaşandığı yoruma gerek bırakmayacak şekilde görülmektedir.

Tarihçilerin Görüşleri

9 Ocak 1921’de Saat 13.30’da Yunanlılar demiryolunun güneyinden taarruza geçmişlerdir. Türk orduları bu Yunan taarruzunu da kırmayı başarmıştır. 10 Ocak 1921’de Yunan birlikleri sisten de faydalanarak yeniden taarruza geçmişlerdir. Yunan taarruzu demir yolunun güneyinde bir kere daha kırılmıştır. Daha sonra Yunan topları da 4. ve 11 Tümen birliklerini ateşe almışlardır. Yani İnönü’de gerçekten de bir savaş gerçekleşmiştir.

Prof. Şerafettin Turan: “Türk ve Yunan kuvvetleri 9 Ocakta karşı karşıya gelmişti... Yunanlılar, oyalama savaşları verilerek savunma çizginse çekilmeye çalışan Türk kuvvetlerine yetiştiklerinde hemen saldırıya geçmişlerdi. Ankara’dan Genelkurmay Başkanlığı’ndan gelen emirde eğer Eskişehir’i koruma olanağı yoksa demiryolunu tahrip ederek Afyon-Konya yolunda geri çekilmesi istenmişti. Bunla birlikte İsmet İnönü daha geriye gitmeksizin Eskişehir’in batısında savaşı kabul etmişti. İnönü mevkiini tutan Türk birliklerine 10 Ocak gecesi ‘her karış toprağı’ savunması emri verilmişti. Ancak Yunan ordusu saldırıyı sürdürmemiş 11 Ocak 1921 sabahı geri çekilmişti. Gücünü oldukça yitirmiş olan Türk ordusu da onları izleme olanağı bulamamıştı.” diyerek I. İnönü Savaşı’nın gerçekleştiğini doğrularken, Prof. Toktamış Ateş: “Batı Cephesi Komutanı İsmet Bey İnönü’ye geldiği 9 Ocak gecesi 3 tümen bile toplayamamıştı. Yunanlıların ise bunun iki katından daha fazla gücü vardı. Ancak tüm olumsuz koşullara karşın Yunanlılar İnönü’de durduruldular.Bu büyük başarı tarihimizde I.İnönü Zaferi olarak adlandırılır” diyerek I. İnönü Savaşı’nın çok önemli bir “zafer” olduğunu belirtmiştir.

Prof. Ahmet Mumcu’nun I. İnönü Savaşı hakkındaki değerlendirmesi ise şöyledir:

“Kütahya taraflarında Çerkez Ethemce desteklenen Yunan ordusu, 9 Ocakta İnönü’de Türk birlikleriyle çatıştı. Ordumuz daha yeni kuruluyordu. Birliklerimizin büyük bir bölümü Ethem’e karşı gönderilmişti. Yunanlıların kuvveti çok üstündü. Ancak özellikle İnönü mevziindeki birliklerimiz büyük bir azimle direndiler. 11 Ocak gününe kadar yapılan kanlı çarpışmalar sonucu Yunanlılar geldikleri yere çekildiler. Güneyde Ethem’in kuvvetleri dağıtıldı. Böylece bu ilk düzenli savaş genç Türk ordusunun zaferiyle sonuçlandı. ”

Dr Selahattin Tansel, I. İnönü Savaşı’nda “önemli bir başarı” elde edildiğini şöyle anlatmıştır:

“Kademe kademe çekilme emrini alan Türk birlikleri Yunanlıları yeter derecede oyaladıktan ve Nazif Paşa mevziinde büyük kayıplara uğrattıktan, hatta Yenişehir çevresinde karşı bir taarruzla onları geri attıktan sonra İnönü kuzeyinde hazırlanmış olan mevzilere çekildiler ve bu suretle düşmanın on iki saatte Eskişehir’e gelmek konusundaki düşüncesinin gerçekleşmesini önlediler. Onun için Yunanlılar Savcıbey-Kovalca-Karaağaç hattı müdafaasında kısmen toplanmış olan Türk kuvvetlerine ancak 9 Ocak 1921 ’de saldırabildiler. Bununla beraber saldırı çok şiddetli olmuş, Türk cephesinin bazı kesimlerinde çözülmeler meydan gelmiş ve gün bu suretle bitmişti. Sükunet içinde geçen o gecenin sabahında Yunanlılar, Türk kuvvetleri takviye edilmiş olmasına rağmen, sisten de faydalanarak daha şiddetli taarruzlarda bulundular ve askerlik bakımından çok önemli olan İntikam tepesini ele geçirdiler. Tepeyi geri almak için yapılan karşı saldırı bir sonuç vermediği gibi cephenin sağ kanadındaki Türk kuvvetleri geri çekilmek zorunda kalmış ve bir ara Yunanlılar Batı Cephesi Karargâhı’nın bulunduğu İnönü istasyonunun kuzeyine kadar ilerlemişlerdi. İşte bu kötü durumu düzletmek için... Kütahya ve Ankara’dan gönderilmiş olan yeni birlikler de ayaklarının tozlarını silmeğe imkân bulamadan ateş hattına sokuldu.Fakat yapılan bütün fedakârlıklara rağmen 10 Ocak 1921 akşamı durum Türkler için umut verici görünmüyordu... Cephe Komutanı (İsmet Bey) 11 Ocak’ta Eskişehir’in batısındaki bir hatda savunmayı faydalı gördü ve onun bu kararı Anakara’ca da uygun bulundu. Onun için Türk birlikleri 10 Ocak gününün gecesini buna göre tertiplenmekle geçirdiler. Ancak ertesi sabah düşman tarafında hiçbir faaliyet eseri görülmedi... Biraz sonra düşmanın çekildiği haberi geldi. Gerçekten, Türk ordusundaki her kıt’a ve her zabit ve her fertin kudretlerinin çok üstünde çaba harcaması, ölümü hiçe sayması, Türk pilotlarının düşman safları üzerine birkaç yüz metre mesafeye kadar inerek düşman mevzilerine makineli tüfek ateşi açması ve Türk komuta heyetinin azmi karşısında düşman azim ve kararını kaybederek eski mevzilerine çekilmek zorunda kalmıştı. ”

Sabahattin Selek’in “ne zaferdir ne yenilgi” diye adlandırdığı I. İnönü Savaşı hakkında verdiği bilgiler şunlardır:

“ Yunanlılar üç günlük yürüyüşten sonra 9 Ocak günü İnönü mevzilerinin önüne gelmişlerdi... Üç ayrı kol halinde İnönü
mevzilerine ulaşan Yunanlılar bugün bütün cephe boyunca taarruza geçmediler. Sol kol geri kalmıştı. Bu sebeple yalnız sağdan ilerleyen Yunan birlikleri İnönü mevzilerinin sol kesimine yüklendi. Cephenin bu kısmını tutan zayıf Türk kuvvetleri çok iyi dövüşerek takdire değer bir savunma muharebesi verdiler. Muharebe akşama kadar sürdükten sonra karanlık basınca kesildi... Asıl muharebe 10 Ocak günü olacaktı.Bu muharebeye katılacak olan Türk kuvvetleri bütün birlikleriyle 9 Ocak akşamı cepheye yetişmiş ve mevzilerine yerleşmiş bulunuyorlardı. Batı Cephesi Kumandanı Albay İsmet Bey, Kütahya’yı Ethem’e karşı savunacak olan Tümenden bir taburu da berberine alarak 9 Ocağı 10 Ocağa bağlayan gece yansı trenle Kütahya’dan ayrıldı. 10 Ocak günü muharebe düşmanın sabah 6.30’da taarruza geçmesiyle başladı. Hava çok sisli idi. Sis saat ona kadar kalkmadı. Bu durum Yunanlıların lehine idi. Türk cephesinin sol kanadında Yunanlılar bazı mevzileri zaptettiler fakat yedek kuvvetlerle takviye edilen bu cephede düşman taarruzu durduruldu...”910

Salahi R. Sonyel’in I.İnönü Savaşı hakkında verdiği bilgiler, bu savaşın “çok önemli bir Türk zaferi” olduğunu kanıtlamaktadır:

“Yunan Tümeni 8 Ocakta Köprü Hisar’da Türk Ulusçularının direnişiyle karşılaşmıştır. Ulusçular, Akpınar yamaçlarında düşmanı epey sıkıştırıyordu. Ulusçu güçleri, Eskişehir’i savunmak için Bozhöyük’te toplanmıştı. Yunanlılar Bozhöyük’ün kuzey kesiminden Kovalıca’nın batısına kadar olan mevkiye saldırıyor, 11 Ocakta geniş sis içerisinde saldırı sürüyordu. Kovalıca’nın güneyinde savaş pek sert olmuştu. Yunan ordusu akşama doğru Eskişehir’in dış eteklerine ulaşmış ve orada istenilen amaç sağlandığı için, ilerlemenin durdurulması buyruğu verilmişti. Yunanlıların iddialarına göre Türkler bu çarpışmalarda ağır kayıplar vermiş, bir Türk uçağı düşürülmüştü.... Gerçekte Albay İsmet’in komutasındaki Türk ordusu, 10 Ocakta ilk Kemalist utkusu olan I. İnönü Savaşında Yunan ordusuna Kovalıca’da büyük bir darbe indirmiş; Karal Konstantin’in Venizelosçuların yerine atamış olduğu yeni komutanların yeteneksizliklerini meydana çıkarmıştı. Bu yenilgi sonunda Yunan ordusu çekilirken Türk halkına karşı birçok aşırıl ve barbarlıklarda bulunmuştu.”

Lord Kinros, I. İnönü Savaşı’nı şu coşkulu ifadelerle anlatmıştır:

“Yunanlılar, İsmet Bey’in komutasındaki birliklerin gösterdiği dayanma karşısında şaşırıp bocaladılar. Daha önceki çarpışmalarda olduğu gibi bu sefer de kötü donanımlı, disiplinsiz askerler karşısında rahat rahat ilerleyeceklerini sanıyorlardı. Bunun yerine önlerine ilk kez olarak, kararlı ve disiplinli bir kuvvet çıkmıştı. Türkler sayı ve silah bakımından kendilerinden çok zayıftı; ama buna karşılık şimdi çoğu tecrübesiz ve yabancı olan kralcı subaylar komutasındaki Yunan birliklerine kıyasla daha üstün bir komuta altında ve daha azimle dövüşüyorlardı. Türklerin diz boyu kar ve çamur içinde savundukları yerler, kendi vatanlarının topraklarıydı. Bütün gün süren bir savaştan sonra başarılı bir karşı saldırıya kalktılar. Ertesi gün bir tuzağa düşürüldüklerini sanan Yunanlılar yenilgiyi kabul ederek geldikleri gibi hızla Bursa yolundan geri kaçtılar. Orada almış oldukları dersten yararlanarak baharda daha büyük bir saldırı için hazırlığa koyuldular”

Genelkurmay Kaynağı “Türk İstiklal Harbi”nde I. İnönü Savaşı şöyle anlatılmıştır:

“9 ve 10 Ocak günleri İnönü mevziinde şiddetli ve çetin muharebeler oldu. Yunanlılar, çok üstün kuvvetlerle İnönü mevzilerine karşı giriştikleri bu taarruz, çetin direniş karşısında kırılmış ve düşman 11 Ocak sabah eski mevzilere çekilmek zorunda kalmıştır.

Güney cephesinde ise İstanköy Banaz kesiminde ilerleyen Yunan kuvvetleri daha 7 Ocak’ta geri çekilmişlerdi. 11 Ocak öğleye doğru Yunanlıların çekildiklerini anlayan Batı Cephesi Komutanı, süvarileriyle çekilen kuvvetleri izlemeye ve piyade birlikleriyle de İnönü Mevzilerini tekrar işgale karar vermiş ve bu kararını uygulamıştır. İnönü Muharebeleri, Anadolu’da Türk ulusunun varlığını ve küçümsenmeyecek bir savaş gücüne sahip olduğunu ispatlamıştır.”

I. İnönü Savaşı’nı bizzat idare eden İsmet İnönü anılarında savaşı şu şekilde anlatmıştır:

“10 Ocak, 1. İnönü Muharebesi’nin en şiddetli günüdür. Biz cepheye yetiştiğimiz zaman Anakara’dan da peyderpey kuvvet geliyor.Nerede bir kıt’a bulunursa İnönü’ye yetiştirmeye çalışıyorlar.

9 ve 10 Ocak günlerinde şiddetli muharebeler yaptık. Alıyoruz, veriyoruz, geliyorlar, yetişiyoruz. Taarruzlar yapıyorlar, biz mukabil (karşı) taarruza geçiyoruz. Onlar da tutunmaya çalışıyorlar.

Benim tahminime göre düşman hakkımızda şöyle düşünmüştür: ‘ Her taraf boştur. Zaten ordu zayıf bir halde. Sekiz aydan beri iç muharebelerle fena halde yorulmuş ve yıpranmıştır. Şimdi bir isyanla ikiye ayrılmıştır. Ankara istikametine kadar ilerleyebiliriz... Şimdi hiç ummadıkları bir mukavemetle (direnişle) karşılaşınca moralleri bozuldu...

10 Ocakta düşman mukavemeti kırıldı. İradesi çöktü, çekildi. Tekrar ve telaşla eski yerine kadar gitti. Vaziyetin ne olduğunu anlamadan hızla geldiği yere döndü. İşte I. İnönü Muharebesi budur. Bu muharebede düşman hareketi ile Ethem hareketi beraber olmuştur. ”

I. İnönü Savaşı’nın yıl dönümünde Akşam Gazetesi adına gönderilen bir tebrik telgrafına İsmet Paşa şu anlamlı karşılığı vermiştir:

“Birinci İnönü’de şehit olanlar, memlekette nizamı (düzeni) cephede ordu ile müdafaayı temin için hayatlarını feda etmişlerdir. Hiçbir muharebenin şehitleri bu kadar fevkalade şartlar içinde ve o derece dünyevi, hatta uhrevi menfaatlerden azade hayatlarını feda etmemişlerdir,;”

İngiliz belgeleri de I. İnönü Savaşı’nda Yunanlıların yenildiğini doğrulamaktadır. Örneğin 15 Ocak 1921 tarihli İngiliz gizli istihbarat raporunda şu bilgiler vardır:

“Bozhöyük önünde büyük bir direnişle karşılaşmış olan Yunan güçleri Saraphane-Kovalıca hattına ulaşmış, ama Eskişehir’e ilerlemeyi durdurmak zorunda kalmış; 11 Ocakta Yunan askerlerine geri çekilme emri verilmişti. Bu operasyonlar sırasında yeni Yunan komutanları korkaklık göstermiş ve Ulusçulara ağır bir darbe indirmek fırsatını kaçırmışlardır. Yunan askerleri şimdi kendi güçlerine daha az güveniyorlar. Yunan kayıplarının çoğunluğunu Venizelosçu subay ve erler oluşturuyor ve bu da siyasi amaçlar için 300 kadar kayıp verilmiş olmasına Venizelosçuları epey kızdırmıştır.”

Dahası, Yunanlılar da sıcağı sıcağına yaptıkları değerlendirmelerde I. İnönü Savaşı’nı kaybettiklerini itiraf etmişlerdir. Örneğin, İstanbul’daki İngiliz Genel Karargâhı’nın Savaş Bakanlığı’na 17 Ocak’ta bildirdiğine göre, o gün, Bursa operasyonlarını komuta etmiş olan Yunan Genelkurmay Başkanı Yardımcısı, İngiliz yetkililere şu açıklamayı yapmıştı:

‘Keşif harekatı başarıyla tamamlanmadığı için İzmir Kolordusuna eski Bursa hattına çekilmesi 13 Ocak’ta emredilmiştir.... Türk güçleri 11. Tümeni seferber etmişti. Bu tümen Kovalıca’nın 5 km kuzeyinde çok mertçe savaşmıştır. Ayrıca 4. ve 24. Tümenlerle iki bağımsız tabur ve 1000 kadar milis gücü seferber edilmiş; Türkler Lefke ve Karaköy arasındaki üç köprüyü tahrip etmiştir.”

Görüldüğü gibi “I. İnönü Savaşı yoktur!” demek kocaman bir yalandır.

Yunanlılar, Durup Dururken Çekilmiş!

Cumhuriyet tarihi yalancılarının I. İnönü Savaşı’na yönelik klasik saldırılarından biri de “ Yunanlıların durup dururken geri çekildikleri, bu geri çekilmede Türk ordularının herhangi bir zorlamasının olmadığıdır.”

Aslında bu yaklaşım her şeyden önce “mantıken” hatalıdır. Çünkü, 15 Mayıs 1919’dan beri Anadolu coğrafyasında ilerleyen Yunan ordusunun ilk sistemli taarruzunda, üstelik Çerkez Ethem kuvvetlerinin önemli bir kısmı da Yunanlılar tarafına sığınmışken, Ankara’nın yeni kurmaya çalıştığı düzenli orduya büyük bir darbe vurması çok önemlidir.

Yunan ordusunun başarısı Yunan siyasileri açısından da hayati önem taşımaktadır. Şöyle ki: 25 Ekim 1920’de Yunanistan’da Kral Aleksandr ölmüş, 14 Kasım 1920’de yapılan genel seçimlerde Venizolos’un partisi büyük bir yenilgi almıştı. Venizolos, 1916 yılında, tarafsızlık politikası izleyen Kral Konstantin’e karşı Selanik’te Amiral Kunduriotes ve General Danglis’le birlikte bir “ihtilal hükümeti” kurup Konstantin’i tahttan indirmiş ve Yunanistan’ı İtilaf Devletleri yanında savaşa sokmuştu. İşte bu Kral Konstantin, 25 Aralık 1920’de Yunanistan’da tekrar tahta çıkarılmıştı. Megola İdea (Büyük Yunanistan) Politikasının savunucusu olan Konstantin, aslında İtilaf Devletleri’ne karşıydı; ama tekrar oturduğu tahtında kalabilmek için Venizelos’un saldırı siyasetini devam ettirmeyi düşünüyordu. Özellikle Yunan orduları Başkomutanı Papulos, Türk ordusu kuruluşunu tamamlamadan harekete geçilmesini savunmuştur. Kral Konstantin, onun desteklediği yeni Yunan hükümeti ve General Papulos, Türklere kesin bir darbe vurmanın zamanı geldiğine karar vermişlerdir.

İşte bu siyasetin ilk ciddi saldırısı I. İnönü Savaşı’dır. Konstantin’in yerini sağlamlaştırabilmesi için Yunan ordusunun bu savaşı kazanması çok önemlidir. “Yunanistan’da yapılan seçimler sonrasında yeni kurulan hükümet bu saldırıyı daha geniş olarak planlayarak Batılı devletlerin yardımını ve güvenini arttırmayı sağlamak istiyordu. 1920 Aralık ayı sonlarında, düzenli orduya girmeyi kabullenmeyen ve kendi başına buyruk davranmayı sürdüren Çerkez Ethem ve kardeşlerinin Türk Hükümetine karşı ayaklanmaları ve bunu Yunanlılara da bildirerek işbirliği önermeleri Yunan ordusu için çok uygun bir durum yarattı.”

Bu savaşa çok önem veren Yunanlıların, bizim Cumhuriyet tarihi yalancılarının dediği gibi, “yenilmeden” veya “durdurulmadan” İnönü’den geri çekilmeleri düşünülebilir mi?

Peki ama Yunanlılar neden çekilmişlerdi?

Bu durumun temelde iki nedeni vardır: Birincisi, Yunanlılar, İnönü’de beklemedikleri bir direnişle karşılaşınca şaşırmışlar, bu şaşkınlığın etkisiyle çok daha kötü bir durumla karşılaşmak istemeyen Yunan komutanları geri çekilme kararı almışlardır. “Örtme birliklerinin Nazifpaşa dolayında 4. ve 11. Tümenlerin İnönü mevziinin güney kesiminde karşı saldırılara başvurarak gösterdikleri direnmeler, 3. Yunan Kolordu Komutanı’nı, General Papulas’tan izin alarak çekilmeye itmişti.”911 İkincisi de, Yunanlılar güneyden ve Anakara’dan İnönü’ye takviye Türk kuvvetlerinin geldiğini öğrenmişlerdir. Eğer bekleselerdi mevcut Türk kuvvetlerine ek olarak güney cephesinden gelen 2. Süvari Tümeni ve yola çıkarılan 8. Piyade Tümeni ile Ankara’dan demiryoluyla İnönü’ye kaydırılacak olan 3. Süvari Tümenini de 48 saat sonra karşılarında bulacaklardı. Yani bir süre sonra Yunan ordusun karşısında toplan 6 tümen 2 alaydan oluşan büyük bir Türk gücü olacaktı.922 Celal Erikan’ın dediği gibi, “Düşman çekilmeseydi ne olacaktı Kısa sürede yeni kuvvet getiremedikçe, 48 saat sonra 8. ve 3. Süvari Tümenlerimizi de karşısında bulacaktı.” Bu durumda alınacak büyük bir yenilgiden çekinen Yunanlılar, geri çekilmeyi daha mantıklı bulmuşlardır.

I. İnönü Savaşı Önemsizmiş!

Cumhuriyet tarihi yalancılarına göre İnönü Savaşı çok önemsizdir!” Çünkü bu savaşta karşı karşıya gelen ordular ve savaş sonundaki kayıplar çok azdır!

Her şeyden önce bu düşünceyi savunanlar dünya savaş tarihinden habersizdirler; çünkü bilindiği gibi bir savaşın önemi, o savaşta karşı karşıya gelen asker sayısı ve savaş sonucundaki ölü ve yaralı sayısına göre belirlenmez. Bir savaşın önemi, yarattığı sonuçlara göre belirlenir. Prof. Sina Akşin’in dediği gibi, “Tarihte bir savaşı önemli kılan, savaşan tarafların asker sayısı değil, doğurduğu sonuçlardır. İslamiyet’in doğuşundaki kimi muharebeler, katılanların sayısı bakımından büyükçe bir mahalle kavgası boyutundayken, çok büyük sonuçlar doğurmuşlardır, dolayısıyla da önemlidirler.”

Kimilerince “önemsizdir” denilen I. İnönü Savaşı, aslında o kadar önemlidir ki, bu savaşta bazı milletvekilleri, doktorlar ve hatta kadınlar bile savaşmıştır. Bu savaşta, Neşet, Yusuf Ziya, Ziya Hurşit, Memduh, Rıza, Sabit, Sami ve Hamdi Namık gibi 8 milletvekili “er” olarak görev yapmıştır. Ayrıca, Operatör Emin, Dr Fuat ve Abidin Beyler de “doktor” olarak Meclisten cepheye koşmuşlardır.

Dahası kahraman kadınlarımız ve kızlarımız da bu savaşta “er” olarak görev yapmışlar, cesurca çarpışarak “gazi” veya “şehit” olmuşlardır. I. İnönü Savaşı şehitleri arasında 7 kadın vardır. Ayrıca, I. İnönü Savaşı’ndaki kahramanlıklarından dolayı mecliste, 70. Alay Kumandanı Hafız Halid Bey’in kızı 12 yaşlarındaki Nezahat Hanım’a İstiklal Madalyası verilmesi teklif edilmiştir.

Kimilerince “önemsizdir!”, “zafer değildir!” denilerek küçümsenen I. İnönü Savaşı sonrasında geri çekilen Yunanlılar, yenilgilerinin intikamını Türk halkından çıkarmak istercesine halka büyük zararlar vermiştir.

Yunan ordusu çekilirken, yakmış, yıkmış, kadınlara tecavüz etmiş ve insanları öldürmüştü. Yunan ordusunun Türk halkına karşı bu “barbarca” davranışlarına tepki gösteren TBMM Dışişleri Bakanı Bekir Sami, İstanbul’daki Yüksek Komiserlere 20 Ocak’ta gönderdiği bir telgrafta Yunanlıların, I. İnönü’de yenilip işgalleri altındaki bölgenin Ulusçuların eline geçmesinden sonra Kemalistlerin bu bölgede yıkıntılarla birlikte, erkek, kadın ve çocukların cesetlerini bulduklarını; kadınların öldürülmeden önce kirletilmiş olduklarını bildirmiş; İtilaf Devletleri, Yunanlıların bu “kırım” davranışlarına son vermez, bunların tekrarlanmasını önlemezse Müslüman halkın Hıristiyan toplumuna karşı misilleme davranışlarını önlemenin imkânsız olacağını belirtmiş ve telgrafını şöyle bitirmiştir: “Bağlaşık güçlerinden, insanlık adına müdahalede bulunmaları rica olunur ve Ankara yönetimi, üzücü misilleme davranışlarını önlemek için elinden geleni yapmaya söz verir.” *

Evet, I. İnönü Savaşı Kurtuluş Savaşı’ndaki diğer muharebelerle karşılaştırıldığında “küçük” bir muharebedir; ama Turgut Özakman’ın dediği gibi, “bizim açımızdan önemi çok büyüktür.”

Komutanlara Göre I. İnönü Savaşı

Cumhuriyet tarihi yalancıları, I. İnönü Savaşı’nı ve bu savaşın Başkomutanı İsmet Paşa’yı aşağılamak için bin dereden su getirip “Böyle bir savaş yoktur, yoktur, olmamıştır!” diye avazları çıktığı kadar bağıracakları yere, gerçeği öğrenmeye çalışsalardı her şeyden önce bu kadar “komik” duruma düşmezlerdi. Çünkü bu savaşı bizzat idare eden İsmet Paşa anılarında gerçeği hiçbir şekilde abartmadan olanca açıklığıyla ortaya koymuştur:

“Aslında Birinci İnönü Muharebesi, askeri bakımdan mütevazi ölçüde bir muharebedir. Yunanlılar taarruz etmişler, bizim mevzileri söktürmüşler, bundan sonra hazırlıksız geldiklerini, ilerisinin daha çok tehlikeli olduğunu anlayarak kendileri çekilip gitmişlerdir. Yunan ordusu Başkomutanı Papulas, Ethem ile de ayrı bir cephede muharebe ettiğimizi hesaba katarak bizden böyle bir mukavemet (direniş) beklemiyordu. Fakat 9 ve

10 Ocak günleri bizim mukabil (karşı) taarruzlarımızla karşılaşıp o zamana kadar Anadolu’da görmediği bir muharebe tarzına Türk ordusunda rastlayınca, ‘keşif yaptım, bu kadarı kafi, öğrendik’ dedi ve bıraktı gitti. Yani muharebede ısrar etmedi. Birinci İnönü Muharebesi, daha ziyade Kuvayı Seyyare’nin, Yunanlılarla birlikte gelişen taarruzunun muvaffak (başarılı) olmaması şeklinde bir adım telakki edilmek (kabul edilmek) lazımdır”

Türk Kurtuluş Savaşı’nın ilk önemli başarısının mimarı İsmet Paşa’nın bu “mütevazi” sözleri, I. İnönü Savaşı’nı inkar eden Cumhuriyet tarihi yalancılarını “utandıracak” kadar önemlidir. Görüldüğü gibi İsmet Paşa, hiç abartmadan, hatta biraz da tevazu göstererek I. İnönü Savaşı’nı anlatmıştır.

Celal Erikan, I. İnönü Savaşı’nın önemini, “Bu savaşlar dış ve iç düşmanların planlarını bozmuştur. Bu bakımdan büyük bir başarı olduğu kuşkusuzdur.” diyerek vurgulamıştır.

Falih Rıfkı Atay, İzzettin Paşa’nın, “İsmet İnönü’nün şöhretini ve hizmetini küçültmek için Birinci İnönü Zaferini söndürmeye uğraşan zamane politikacılarını ölünceye kadar affetmediğini” belirtmiş ve İzzet Paşa’nın son yazısında, “ Bu muharebe tam bir zaferdir. Bir takım kalemler bu zaferi, Yunanlılar gibi, hiçe saymak istemişlerdir.Yunanlılar, bu muharebeden kendilerini Aksu Dimboz müstahkem hattına atarak kurtulabildiler.” diye yazdığını aktarmıştır.

I. İnönü Savaşı’nın önemini en erken kavrayanlardan biri Atatürk’tür. İsmet Paşa anılarında bu gerçeği, “Atatürk Birinci İnönü Muharebesi’nin neticesine çok önem vermiş görünmektedir” diyerek ifade etmiştir.

Atatürk, I. İnönü Savaşı sonrasında önce, “Bu muharebe ile pek çok şey kurtarılmıştır” demiş, ama daha sonra bu sözünü, “Hayır, her şey kurtarılmıştır” diye tamamlamıştır.

Atatürk, I. İnönü Zaferi nedeniyle TBMM adına Batı Cephesi Komutanlığı’na şu kutlama telgrafını çekmiştir:

“İnönü Meydan Muharebesi’nde Batı Cephesi kıtalarının uğurlu ve ezici komutanız altında gösterdikleri kesin faaliyetten dolayı zat-ı devletlerine ve kahraman ordumuzun bütün komutanlarıyla subay ve erlerine Büyük Millet Meclisi’nin kalpten tebriklerini iletir ve bu başatının mukaddes topraklarımızı düşman istilasından büsbütün kurtaracak olan kesin zaferin hayırlı bir başlangıcı olmasını Tanrı’nın lütfünden diler ve işbu tebriklerin bütün Batı ordusu er ve subaylarına ulaştırılmasını rica ederim.”

Atatürk, 26 Aralık 1934 tarihinde Başbakanlığa gönderdiği bir yazıda İsmet Paşa’ya İnönü soyadını verildiğini belirterek şöyle demiştir. “Başvekil İsmet Paşa Hazretlerinin inkılap tarihimizin ilk şerefli ve parlak sahifesi olan meydan muharebelerinin baş kahramanı olmuş bulunması itibariyle soyadı kanunu icabı olarak alacağı aile isminin İnönü olmasını çok yerinde bulduğumdan kendilerine bu soyadını tevcih ettiğimi bildiririm.”

13 Ocak 1921 tarihinde Fevzi Paşa, TBMM’de yaptığı konuşmada, “TBMM’nin henüz tamamlanmamış ordusu ilk rüştünü bu suretle ispat etmiştir... Düşmanın hainane planlan.. milletin başarısı ile neticelenmiştir.” demiştir.

I. İnönü Savaşı hakkında İsmet Paşa’nın anılarında gördüğümüz “mütevazi” açıklamaların benzerini Fevzi Paşa’nın meclis konuşmasında ve Atatürk’ün kutlama telgrafında da görmekteyiz. Ne İsmet Paşa, ne Fevzi Paşa, ne de Atatürk, Cumhuriyet tarihi yalancılarının söyledikleri gibi, I. İnönü Savaşı’nı “abartma” eğiliminde değillerdir. Dikkat edilirse Atatürk, o telgrafta savaşı “Kazanılan büyük başarı” olarak nitelendirmiş, bu başarı için “zafer” kavramını bile kullanmamıştır. Ancak 19 Eylül 1921’de Sakarya Meydan Muharebesi’nin kazanılmasından sonra, "... Önce I.İnönü Zaferi’ni kaydettik...” demiş ve 1927 yılında kaleme aldığı Nutuk’ta da I. İnönü’den “zafer” diye söz etmiştir. Çünkü, tarihi olayların gerçek sonuçları ancak olayın üzerinden belli zaman geçince ortaya çıkar. Bu nedenle başlangıçta I. İnönü Savaşı’nı sadece “başarı” diye adlandıran Atatürk, zaman ilerledikçe bu savaşın neler getirdiğini çok daha iyi görerek I. İnönü Savaşı’nı “zafer” diye nitelendirmiştir.

Her şey bu kadar açıkken, Yalçın Küçük, Fikret Başkaya, Abdurrahman Dilipak, Kadir Mısıroğlu başta olmak üzere Atatürk ve Cumhuriyetle kavgalı isimler, ısrarla “İnönü Savaşı’nın bir zafer olmadığını, bunun propaganda amacıyla uydurulduğunu” iddia etmişlerdir. Oysaki, İsmet Paşa, Fevzi Paşa ve Atatürk’ün yukarıdaki açıklamaları “propaganda” değil, gerçeğin ta kendisidir.

I. İnönü Savaşı’nın Sonuçları

I. İnönü Savaşı’nın önemini anlamak için bu savaşın “içerideki” ve “dışarıdaki” sonuçlarına bakmak gerekir.

Kimilerince, “önemsizdir” denilen I. İnönü Savaşı’nın “içerideki” sonuçları şunlardır:

1. I. İnönü Zaferi’yle Meclisin ve halkın, kurulma aşamasındaki düzenli orduya güveni artmış, özellikle Meclis içindeki Çerkez Ethemcilerin, “Ethem ve Kuvayı Seyyaresi olmadan Yunanları yenemeyiz!” biçimindeki düşüncesi etkisini yitirmiştir. Nitekim, 13 Ocak 1921 tarihli Meclis oturumunda büyük bir heyecan ve coşku yaşanmıştır.

O gün Bursa Milletvekili Muhittin Baha Bey, tüm milletvekillerinin coşkusuna şöyle tercüman olmuştur:

“Efendiler, buraya gelen her birey, her üye küçük yavrusunu gözyaşları ile bıraktığı, eşi ile helalleştiği, babasının elini öperek evinden ayrıldığı zaman yemin etmişti. Ya bu devleti tam istiklal ile yaşatacak, bu milleti tutsaklıktan kurtaracak ve babasına bıraktığı küçük yavrusuna, yarın şeref ve şan verecek dönecek ya da bu meclisin bütün bireyleriyle beraber düşman önünde ölecek. Efendiler, tam bir inançla söylüyorum. Bu millet için ölmek yoktur. En güçsüz zannedildiği ve en yardımsız kaldığı anlarda, düşmanlarının en güçlü göründüğü zamanlarda bile, akla ve hayale gelmeyen olağanüstü başarılar göstererek insanda hayranlık uyandıran bu millet batmaz... Efendiler, silah yok, top yok dediler, Osmanlı ordusu çürümüştür, dediler; genel savaştan yoksul ve perişan çıktı, dediler; yaşlıları umutsuz, gençleri korkak, çocukları tutsaklığa layıktır, dediler. Yaşlıların gözlerinde parlayan inanç ışığına bakınız. Meclisinizin içinde o muhteşem insanlar vardır, dışında da vardır. Gençlerin özverisine bakın. Bütün dünyayı karşılarında gördükleri halde, dünyanın bütün fabrikalarının yakıcı silahlarını düşmanlarının elinde gördükleri halde, ellerindeki kırık tüfekleriyle onların üzerine hücum ettiler ve onları yendiler. Efendiler, yenilmiş olan bütün milletler, güçlü yada güçsüz bütün milletler hayret içinde. Güçsüz olmayan, güçsüzlük hissetmeyen bir millet var. O milleti siz temsil ediyorsunuz, onunla övününüz... Efendiler, bir ölüyorsak on doğuyoruz. Bir kişi eksildikçe ruhumuzda on kişilik güç buluyoruz. Zarar yok efendiler; çok yandık, çok harap olduk. Avrupa denen uygarlık kitlesi, bu alçaklar ve benciller kitlesi, üç yüz yıldan beri ellerinden geleni yaptı. Onların bizde yarattığı yangınlar , ruhlarımızdaki külleri dağıtmak için şimdi birer rüzgar oldu. Yananlar yanarken, ölenler ölürken, doğanlar şimdi daha güçlü, daha dirençli ve daha kararlı oluyorlar. Ben geleceğe bu ümitle bakıyorum...” Muhittin Baha Bey’in bu coşkulu, duygu yüklü konuşmasından sonra kürsüye Atatürk çıkmıştır. I. İnönü Savaşı’nın ne kadar önemli bir zafer olduğunu Atatürk’ün şu sözlerinden daha iyi ne anlatabilir ki?:

“Cennetten vatanımıza bakan merhum Kemal -Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini/ Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini/ demişti. İşte ben bu kürsüden, bu yüksek meclisin başkanı olarak yüksek kurulunuzu oluşturan bütün üyelerin her biri adına ve bütün millet adına diyorum ki: Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini/ Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini. Ey milliyet duygusu! Sen ey fani insanı ölümsüzlüğe bağlayan büyük olay! Ey insan toplumunun en yüksek ideali! Ey, temizleyici düşünce! Ey ölüm korkusu içinde kararmış ruhları aydınlatan meşale! Ey yaratıcı kudret! Bütün bunlar senin eserindir. Yüzyılların yükü altında yorulmuş, çorak Anadolu toprağından fışkıran kahramanlar senin çocuklarındır. Sen küçük hesaplar düzenlemesi değilsin. Özgürlüğün tek kaynağı sensin. Kendisini bir milletin parçası hissetmeyen insan, tutsak ve yoksuldur, ona değer verilmez. Kalbi, milliyet ateşi ile yanan insan, iç ve dış dünyadan gelen zulüm, tutsaklık ve kölelik ihtiraslarına aynı anda karşı koyar. Bir insanı kayıtsız ve koşulsuz diğer insanlara bağlayan tek duygu sensin. ”

Atatürk, I. İnönü Savaşı’nın “bir dönüm noktası” olduğunu, “bir büyük kırılma” yarattığını düşünmektedir. Çünkü, 15 Mayıs 1919’dan beri çok rahat bir şekilde Anadolu içlerine doğru ilerleyen Yunan ordusu, ilk kez güçlü bir direnişle karşılaşmış, bu direnişi kıramayarak geri çekilmiştir. Bu mütevazi Türk zaferi çok şey demekti: Her şeyden önce bu zafer, Yunanlıları endişelendirmişti. Çok daha önemlisi, iç isyanlarla sarsılan, Çerkez Ethem olayıyla bunalan Türk halkı ve Milliyetçi hareketin önderleri, bu zaferle biraz olsun rahatlamış, ufka çok daha umutla bakmaya başlamışlardı. Bu zafer, yoksul, yorgun ve bitkin Türk halkına “daha ölmediğini” göstermiştir. Atatürk, işte bu nedenle Mecliste yaptığı konuşmada “millet” kavramına vurgu yapmıştır.

TBMM’nin 17 Ocak tarihli toplantısından başlayarak her gün I. İnönü Zaferi’ni tebrik ve Ethem’i kınayan telgraflar okunmuştur. Ülkenin her yanından, belediyelerden, şehir ve kasabalardan, Müdafaa-i Hukuk Teşkilatlarını temsilen Meclis Başkanlığı’na telgraflar çekilmesi Ocak ayı sonuna kadar devam etmiştir.

1. İnönü Zaferi, işgal altındaki Türkiye’de öyle büyük bir etki yaratmıştır ki, İstanbul’daki İngiliz işgal Kuvvetleri Komutanlığı, basında I. İnönü Savaşı hakkında “coşkulu” haberler yapılması, bu savaşın bir “zafer” olarak anlatılmasını yasaklamıştır. İngiliz Yüksek Komiseri Rumbold, 19 Ocak 1921’de Curzon’a gönderdiği telgrafta, I. İnönü Savaşı’nın yarattığı coşkudan rahatsızlığını şöyle dile getirmiştir:

“Son iki gün zarfında Yunanlıların Eskişehir yakınlarında yenilgiye uğratılmış olduklarına dair haberler İstanbul ve Ankara’da Türk çevrelerinde coşku yaratmıştır... İstanbul’un ulusçu gazeteleri sevinçlerini gizlemiyor... Basının taşkınlıklarım sınırlamak için önlem alıyorum...”

2. I. İnönü Zaferi’yle kamuoyunda oluşan milli coşkuyu daha da arttırmak için İstiklal Marşı kabul edilmiştir. (12 Mart 1921).

3. I. İnönü Zaferi’yle kendine güveni artan TBMM, yeni Türk devletinin ilk anayasası olan Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nu kabul etmiştir. (20 Ocak 1921). “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyen bu anayasa ile Cumhuriyete giden yolda çok güçlü adımlardan biri atılmıştır.

Kimilerince, “önemsizdir” denilen I. İnönü Savaşı’nın “dışarıdaki” sonuçları şunlardır:

1. I. İnönü Zaferi sonrasında İtilaf Devletleri Sevr Antlaşmasını yeniden gözden geçirmek üzere Londra’da Türkiye’nin de katılacağı bir konferans düzenlemişlerdir. Londra Konferansı’ndan bir sonuç alınamamıştır, ama Londra Konferansı’na katılan TBMM, uluslararası alanda tanınmıştır. (23 Şubat-11 Mart 1921).

2. I. İnönü Zaferi sonrasında Sovyet Rusya ile TBMM arasında çok önemli bir mesafe kaydedilmiştir. Atatürk, milli hareketin başarıya ulaşması için mutlaka Rusya’dan yardım alınması gerektiğini düşünmüştür. Çünkü, yokluk ve yoksulluk içinde yedi düvele karşı mücadele veren Türkiye ile Sovyet Rusya’nın düşmanları ortaktır: emperyalizm... Bu doğrultuda 1920 ilk baharında Atatürk Lenin’le mektuplaşmıştır. Daha sonra 11 Mayıs 1920’de Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey, bir heyetle Moskova’ya hareket etmiştir. Yapılan görüşmeler sonrasında Sovyetler, 3 Haziran 1920’de Misak-ı Milli’yi kabul ettiklerini açıklamışlardır. Kasım 1921’de ise Ali Fut Paşa, Moskova Büyükelçiliği’ne atanmıştır. Sovyet Rusya ile TBMM yakınlaşmakla birlikte, Sovyet Rusya’nın somut bir adım atması için TBMM’nin, işgal güçlerine karşı somut bir askeri başarı kazanması gerekiyordu. O zaman Sovyet Rusya, Türkiye’nin emperyalizme karşı gerçekten başarılı olabileceğini düşünerek, Türkiye’ye yardım yapabilirdi. İşte bu ortamda düzenli orduların I. İnönü Savaşı’nı kazanması ile Sovyet Rusya ile TBMM arasında Moskova Antlaşması imzalanmıştır. (16 Mart 1921). Bu anlaşma ile Sovyet Rusya, hem TBMM’yi resmen tanımış, hem de milli harekete maddi yardım yapmıştır.

3. I. İnönü Zaferi’nin dış politikadaki bir diğer getirisi de TBMM’nin Afganistan’la yakınlaşmasıdır. I. İnönü Savaşı sonrasında TBMM ile Afganistan arasında Türk-Afgan Dostluk Anlaşması imzalanmış (1 Mart 1921), böylece ilk kez bir Müslüman ülke, TBMM’yi resmen tanımıştır. Böylece TBMM’nin İslam dünyasındaki itibarı daha da artmıştır.

Prof Sina Akşin’in dediği gibi, “Görülüyor ki, kimilerinin ‘önemsiz’ bulduğu I. İnönü Muharebesi, dış siyasette önemli üç olumlu gelişmeye yol açmıştır.”

I. İnönü Savaşı’nda İsmet Paşa

Cumhuriyet tarihi yalancılarının klasikleşmiş 1. İnönü Savaşı yalanlarından biri de “bu savaşta İsmet İnönü’nün hiçbir rolünün olmadığı” yalanıdır.

Oysa ki İsmet Paşa, I. İnönü Savaşı’ndaki başarılarından dolayı “generalliğe” yükseltilmiş, Atatürk de bu vesileyle İsmet Paşa’ya gönderdiği kutlama telgrafında “Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makus (kötü) talihini deyendiniz.” demiştir.

İsmet Paşa’nın I. İnönü Savaşı’ndaki “doğruları” ve “yanlışları” harp tarihçilerince şöyle tespit edilmiştir.

Doğruları:

1. Demiryolunu kullanarak birlikleri süratle savaş alanına kaydırmıştır.

2. Kütahya’da bulunarak hem Çerkez Ethem’le yapılan mücadeleyi, hem de Yunan ilerleyişini kontrol etmek istemiştir. “İsmet Bey’in o günkü şartlara göre Ethem’i hiçe sayarak İnönü’ye koşması beklenemezdi. Bu sebeple İnönü ile Gediz’in orta yerine düşen Kütahya’da bulunup iki tarafta hareketin gelişmesini beklemek istediği anlaşılıyor. Bu hareket tarzı ismet Bey’in ihtiyatlı ve soğukkanlı mizacına uygun düşmektedir:”

3. 6 Ocak 1921’de 24. Tümene verdiği emrin ikinci maddesinde bu Yunan hareketinin bir “gösteriş” olduğunu tahmin etmiş, sonraki gelişmeler İsmet Paşa’yı doğrulamıştır.

4. Yunan hareketinin “bir gösteriş hareketi” olduğunu belirtmesine karşın “askerliğin gerektirdiği bütün tedbirleri alması da takdire değer bir haldir. ”

5. 10 Ocak 1921’de, Albay İsmet Bey’in verdiği rapor üzerine saat 22.40’da Genelkurmay’dan gönderilen emirde Eskişehir dolaylarının savunulması uygun görülmediği taktirde birliklerin gücü korunarak top ve makineli tüfekleri bırakmadan ordunun Eskişehir’in doğusuna çekebileceği bildirildiği halde Batı Cephesi Komutanı ismet Bey, bu “açık kapıdan” yararlanmayarak gece verdiği emirle 24. Tümenin Beşkardeş dağı-Zemzemiye çizgisini, 11. Tümenin Oklubalı ve güneyini tutmasını ve 4. Tümenin Çukurhisar’da yedekte bulunmasını emretmiştir.

Yanlışları:

1. İsmet Paşa’ya yönelik en ciddi eleştiri, 6-9 Ocak 1921 tarihleri arasında 4 gün Kütahya’da kaldıktan sonra İnönü’ye gelmiş olmasıdır. “4 gün Kütahya’da kalıp cepheye ancak muharebenin son günü yetişmesi, üzerinde durulması gereken bir husustur. ” diyerek İsmet Paşa’yı eleştiren Sabahattin Selek, çok değil birkaç cümle sonra İsmet Paşa’nın İnönü’ye geç gelmesinin nedenini şöyle açıklamaktadır: “Ethem ’e karşı girişilen hareket, bilindiği üzere çok cüretkar bir teşebbüstür ve bu hareketin bütün sorumluluğunu Albay İsmet Bey üzerinde taşımıştır. Hareketin başarısızlığa uğraması her şeyi mahvedebilirdi. 8 Ocak 'ta Ethem’in kuvvetleri her ne kadar azalmış ve sarsılmış ise de, İsmet Bey’in o günkü şartlara göre Ethem’i hiçe sayarak İnönü’ye koşması beklenemezdi..”

“Kurtuluş Savaşı Tarihi” adlı eserin yazarı Celal Erikan da İsmet Paşa’nın, İnönü’ye geç gelmesini ve bazı birlikleri savaş meydanına sürmemesini eleştirenlerdendir: “Cephe Komutanı’nın kendisinin kesin sonuç yerine geç gelmesi, genel ileri karakollarının savaş meydanına sürülmemiş olması eleştirilerden kurtulamaz. ”

Ancak, İsmet Paşa’nın Kütahya’da 4 gün kalarak İnönü’ye geç geldiği yönündeki eleştiri, ilk bakışta mantıklı görünse de olayların iç yüzünü dikkate alınca bu eleştiri kısmen havada kalmaktadır. Şöyle ki: Sadece İsmet Paşa değil, Atatürk de dahil bütün milletvekilleri ve komutanların öncelikli hedefi Çerkez Ethem tehlikesinden kurtulmaktır. Çünkü TBMM’nin açılmasından sonra milli hareketi en çok uğraştıran “iç ayaklanmalar” olmuştur. Milli hareketin geleceği bakımından öncelik, en ciddi iç ayaklanmalardan biri olan Ethem ayaklanmasının bastırılmasıdır. Bu nedenle İsmet Paşa, Ethem’i etkisiz hale getirmek için Kütahya’da biraz uzun kalmayı gerekli görmüştür. Ancak bu sırada Yunan ilerlemesine karşı gereken tüm önlemlerini de almış, takviye birlikleri kah yürüterek, kah trenlerle İnönü’ye ulaştırmak için elinden gelen her şeyi yapmıştır. Ancak dönemin kısıtlı imkânlarından dolayı takviye birliklerin İnönü’ye gelmesi kısmen geç olmuştur. İsmet Paşa, Ethem tehlikesinin tam olarak ortadan kaldırılmasından sonra yola çıkarak süratle İnönü’ye ulaşmıştır. Zaten I. İnönü Savaşı’nın en kritik mücadeleleri de İsmet Paşa’nın İnönü’ye geldiği 10 Ocak 1921 tarihinde yapılmıştır. Bu mücadeleler esnasında İsmet Paşa ordusunun başındadır.

Bazı Cumhuriyet tarihi yalancıları ipin ucunu iyice kaçırarak, İsmet Paşa’nın aslında I. İnönü Savaşı’na hiç katılmadığını ileri sürmüşlerdir. Ne diyelim? Pes!..

Özetle, I. İnönü Zaferi, herkesten önce fedakâr Mehmetçiğin ve onu komuta eden Albay İsmet Bey’in eseridir. Nitekim, Celal Erikan bu gerçeği, “Kazanılan büyük başarının Albay İsmefin iradesi ve usta güdümüyle sağlanmış olduğunu kabul etmek gerekir. Bu savaşı ondan iyi yönetmesi beklenen Mustafa Kemal, Fevzi ve Karabekir Paşalar ayrılamayacakları görevlerin başında idiler. İsmet’in yerini dolduracak kimse de ortada yoktu...”diyerek ifade etmiştir.953

İsmet İnönü’yü eleştirmek başka şeydir -ki bu her tarihçinin hakkıdıraşağılamak, önemsizleştirmek başka şeydir. Maalesef ülkemizde, Atatürk’e ve Cumhuriyete “kin” ve “düşmanlık” besleyenlerin sıkça yaptıkları şey, İsmet İnönü’ye “yerli yersiz” hücum etmektir. Bu hücumların en ölçüsüzce yapıldığı konulardan biri de I. İnönü Savaşı’dır.

Bütün belgeler ve gerçekler ortadayken, maalesef birileri hâlâ “utanıp” “sıkılmadan” “I. İnönü Savaşı olmamıştır!” diye nutuklar atıp genç nesilleri zehirlemeye devam edecektir...

Kaynakça
Kitap: CUMHURİYET TARİHİ YALANLARI, Yoksa siz de mi kandırıldınız?...
Yazar: SİNAN MEYDAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Kurtuluş Savaşı İngilizlere Karşı Kazanılmış Önemli Bir Türk Zaferi'dir

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir