Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Hint Tarihi Hakkında Bazı Tespitler

Burada Babür İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Hint Tarihi Hakkında Bazı Tespitler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Tem 2012, 16:19

Hint tarihi hulasası,-imparatorlumun kuruluşu, ve yaşadığı devir, - Hindin coğrafi şekillenişi,- genişliği, nüfusu, din, dil, sınıf ayrılıkları ve bunların tesirleri.

Hindin binlerce yıllık tarihinden-İskenderin Hinde girmesinden evvel Hindistan tarihinin (5400) senelik hayatı olduğuna ve (153) hükümdar geldiği iddiasına göre - burada yazılmak istenilen kısmı ancak üç buçuk asırlık (1525-1857) kısa bir devresidir.

Bununla beraber bu kısa devir de, kültür, medeniyet ve ihtişam itibariyle ve hele din ve ırk farkı olmaksızın bütün ahalinin yüksek derecede adlü-re’fet ve tam bir huzur ile idare edilmiş olması bakımından yaşlı ve geniş Hindin çok uzun hayatında en parlak ve övülmeğe değer veren bir çağı vücude getirir. Ve gene bunun içindir ki bu parlak devre yazılırken onun beşiği ölen bu macera diyarının da kısaca bilinmesi lazımgeliyor. Çünkü memleketin tabii şekillenişi, iklim, hava, umran dereceleri; ahalisinin ırk, din, dil, zihniyet gibi İçtimai esaslardaki ayrılıkları bilinmez ve her devirde büyük büyük insan yığınlarını harbe ve harekete sokan ruhi eğilimler gösterilmezse ne sinesinde yüzlerce hükümetin kurulup göçmesindeki avamil ve ne de bu işlerde büyük rol ve eseri silinmez ve şaşaalı izler bırakmış olanların yüksek kıymet ve kudretleri anlaşılır.

Fakat okuyucunun zaten bildiği Hint coğrafyasına ait tafsilatı kitabın başına yığarak onu mütaleaya başlamadan yormak ve usandırmak ta doğru sayılmıyacağından bu husus, can sıkmıyacak tarzda yazılacak ve hele pek çok kısaltılmış olacaktır.

O derecede ki okuyucu burada birkaç rakam veya bir iki cümle ile çizilmiş ve gösterilmiş olan malûmatı kendi dimağında düşünüp canlandırarak kolayca bulacak ve anlıyacaktır. işte aşağıdaki coğrafi malûmatın neden yazıldığı ve ne için bukadar kısa tutulduğu bu veçhile izah edildikten sonra şimdi Hint denilen arz parçasına gelelim.
Bir Asya haritasına bakılınca Hint yarım adası 3000 kilometre uzunluğundaki kaidesi; şimalde Himalaya dağlarında oturtulmuş ve biribirine müsavi iki yan dıl’ı şark ve garp yanlarından uzıyarak re’siyle de denize doğru girmiş bir müsellesi andırır. Re’sin kaideye uzaklığı da hemen hemen 3000 kilometreye yakındır. Umumi ve coğrafi şekli bu olan Hint parçası; yükseklikleri 9000 metreye varan Himalaya dağlariyle şimaldeki Tibet ve Türkistandan ayrılır. Ve yine Himalayanın daha az yükseklikteki kollariyle de batıda kalan Afganistan ve Bülücistanla doğuya düşen Birmanyadan ayrılmış bulunur. Şimalin bu dağlık mıntakasından ancak Brahmaputra nehri Çine doğru güçlükle geçilir bir güzergah açar. Batı tarafında ise Hinde giren bütün fatihlerin geçtiği meşhur Hayber geçidi vardır ki İranla muvasalayı da bu geçit temin etmektedir. Bu uzun geçidin Hint tarafında Pişaver, Afganistan tarafında ise Kabil şehirleri bulunmaktadır.

İşte Hindin bu söylediğimiz genişliğine ve şekillenişine göre bu memlekette üç büyük mıntaka görülür:

Şimalde Himalayanın cenuba uzıyan payelerinde 200 : 300 kilometre genişliğinde dağlık bir saha. Ortada Sint ve Ganj gibi iki büyük nehri vücude getirmek için şimaldeki dağlardan inen sayısız derelerin suladığı ve bitim kuvvetini arttırdığı geniş bir ova; bu ova Umman denizinden Bingale körfezine kadar uzanır. Ve bu ovalık kısmın iklimi, havası nisbeten mutedil sayılabilir. Hayretle görülecek bir bolluk, muvasalanın kolaylığı dolayısiyle ahalisi en çok olan ve Hindin en zengin bulunan mıntakası da bu kısımdır. Hint yarım adası içinde kendisine en çok ihtiras beslenen ve en çok istilaya uğramış olan da yine bu mıntakadır. Tarihin büyük çarpışmaları bu mıntakada vukua gelmiş birçok hanedanın kurduğu hükümetler bu sahada vücut bulmuş ve bu sahada batmıştır.

Cenupta da kuvvetli arazi dalgalariyle şekillenmiş bulunan geniş bir ova daha vardır ki bu sahada garpte Malabar sahillerine doğru çok dik ve şarkında Koromandel sahiline ise tatlı meyillerle nihayet bulur. Bu kısım hemen yarıyarıya ormanlarla kaplanmıştır ki bu ormanlar kadim istila devirlerinde ilk insanlara birer sığmak teşkil etmişlerdi. İşte bu mıntaka da (Dekkan) dır. Hindin sathi ölçümü dört milyon kilometre murabbaı (yani Türkiyemizin beş misli) genişliğinde olup bugün bundan beş yüz dokuz kilometre Fransızların, 3000 kilometreden fazla bir kısmı Portekizlerin, dört yüz bin kilometre murabbaı müstakil hükümetlerin olup geri kalan iki milyon kilometre murabbaı doğruca ve bir buçuk milyon kilometre murabbaı da kendisine tabi beylikleri olmak üzere İngilterenindir. Yine Hindistanda üç yüz milyondan fazla bulunan ahalinin
iki yüz yetmiş sekiz milyonu doğruca veya dolayısiyle İngilterenin tebaasıdır, işte bundan bir asır evveline (1857) tarihine kadar bu koca memleket ve bu büyük nüfus kütlesi bir Türk imparatorluğunu teşkil ederek Türkün liyakatli elinde ve şerefli ve adaletli idaresinde idi. O derecede ki bugünkü İngiliz idaresi ve müstakil hükümetler dahi o yüksek kuruluş, o derin ve devamlı idare sisteminin hürmet ve itaat ve sonsuz bir bağlılık temin eden yüceliğinden ayrılamıyorlar.

Dünya nüfusunun beşte birini teşkil eden bu insan yığını asırlarca biribiri üzerine yığılıp tamamiyle birleşememiş bir ırklar AMALGAMASI vücude getirir ki, Avrupalıların sınıflamasına göre bunda da başlıca üç tip göze çarpar;

1) DRAVİTLER tipi olup koyu renklidir.

2) KOLORİLER veya MONGOL ırkı: Bunlar sarı veyahut sarı ve siyah melezdir.

3) Şüphesiz sayısı çok az bulunan açık renkli ARlLER.

Fakat doğum yılından iki bin sene daha evvel tahmin edilen ilk Arilerin hicretinden itibaren HİND’e nekadar insan dalgaları gelmiştir: GREK, SIT, HUN, AFGAN, FÜRS, MONGOL, TÜRK biribirini takip etmişlerdir. Avrupa zihniyetine uygun olarak yapılan şu sınıflamada dahi DRAVlT 1er ile beraber HlNT e daima en kuvvetli TÜRK ırk ve unsurunun aktığı ve yerleştiği göze çarpmaktadır [l]. Dillerin karışıklığı da ırklardan az değildir. HİND’te her biri birçok lehçelere de ayrılmış 100 kadar dil konuşulmaktadır. Henüz dil mütehassısları bunun ETNOGRAFYASI’nı da tamamlıyamamışlardır. Avrupalılarca bu diller de başlıca üç esaslı KATEGORİ de toplanmaktadır:

I) 3 milyon ahali tarafından konuşulan KOLORİ dilleri

II) 50 milyon tarafından kullanılan DRAVlT dilleri


(1936) tarihli İtalya ansiklopedisinde Milano Üniversitesi profösörlerinden (Angello Pİzzegalli) Hindistandan bahsederken (kadim yerli halk arasında bilhassa Dravitler vardır. En eski Hint medeniyetinin eserleri Harappa Mohenjo Daro da yapılan kazılar neticesinde İndüs vadisinde meydana çıkarılmıştır. Milattan ihtimal (3000) sene evveline ait olan bu medeniyet Bülücistan, Seistan, (Eskitistan) ve Sus da yani : bugünkü İranın Huzistan, «Oğuzistan» eyaleti merkezinde yapılan kazılarda meydana çıkan medeniyet ile yakınlıklar arzeder. Ve bu keyfiyet Hindistan ile Babil mıntakası arasında münasebetler mevcut olduğu kanaatini meydana koymaktadır..) diyor.

Muhterem Profösörün bu ifadesine bir şey ilave edilmeden yazıldı. Ayni zatın aşağıda da Milattan evvel onuncu asra doğru Ganj boyunda istila yapanlar hakkında (bunlar muharip ve çoban milletlerdi. Muharebelerde at ve madeni silah kullanıyorlardı. Kabilelere taksim edilmişlerdi. Her kabile de birçok ailelerin bir araya gelmesinden teşekkül eden zümrelerden ibaretti. Dinleri tabiate istinat eden müşriklik;.... ve teşkilatları da pederşahilik idi....) Gibi açıkça Türk ve Türklüğün vasıflarına dair ifade ve şehadetleri de Hindistanda ilk medeniyeti kuranlar ve zaman, zaman yeni hamle ve terakkilerle batan medeniyetlerini yeniliyenler hep Türkler olduğunu teyit etmektedir ....

III) SANSKRlT’çeden ayrılmış Ari dilleri ki hemen (200 Milyon tarafından söylenir.

A) Bunlar içinde en mühimmi, isminin de delalet ettiği gibi, Türk orduların yerlilerle temas ve alış veriş neticesi olarak vücut bulan HİNDlSTANİ (ORDU DİLl) dilidir. 100 milyona yakın bir yığın tarafından konuşulmakta ve yazılmaktadır.

B) 18 milyon tarafından söylenilen PENCAP dili.

C) 40 milyon tarafından söylenilen BlNGALE dili de bu son KATEGORİ içindedir.

Bu üç kategoriyi tamamlamak için Tibet, Birman ve Iran gibi grupların dillerini de saymak lazımgelir.

Hindistanda dinler de diller gibi bir Babil kulesi halinde çok ve karışıktır. Eski Veda dinleri ağır ağır tekamül ederek doğum yılından altı asır evvel çift bir şızma vücude getirdi ki bunlar da Cainizm ve Budizm dinleridir. Birçok hususlarda ayni olan bu dinin an’anevi ahkamında başka dinlerde olduğu gibi muhabbet, kardeşlik bahisleri, maddi ve manevi bir tekamülü kolaylatan kısımları vardır.

Hele bu din hudutları aşarak Çini, Hiııdiçiniyi ve Birmanyayı da mesut etti. Fakat bu sahalarda hakim din olarak bulunurken asıl kendi yurdundaki müminleri bir kaç yüz bini geçmez. Hususiyle Seylanda ve şimali garbide.

Cainizm ise ancak bir buçuk milyon mümin sayabilmektedir. Fakat yeni bazı fikirler edinmiş olan Vedizm, Brahmanizm, Hinduizm ismi altında sayısız şubeleri birleştirdi ki bunlar ceman 200 milyon kadar vardır. Hint fatihleri Türkler neslinden veyahut Hintlilerin hidayet bulmuşlarından olarak 70 milyon da Müslüman vardır. Hindistanda; Hintli kadim yerli kabileler çeşitli iman sahipleri olup çok ta iptidai bir haldedirler. Bunlar on milyon kadardır. İki milyon kadar da Hıristiyan vardır ki bunların bilhassa garp sahilinde bulunan kısmı birinci asırdan beri evanjelize olmuşlardır. Diğer kısmı Avrupahların seferleriyle yürüyen misyonerlerin hıristiyan yaptıklarıdır ki onlar da tamamiyle modern hıristiyan halinde bulunurlar. Pencapta iki milyon müteassıp Sihler İslamlıkla Brahmanlığın karışmasından kurulmuş bir dine saliktirler. İslamların istilası önünde İrandan kaçıp gelmiş yüz bin kadar Parsi (Mecusi) Bombay eyaletinde sakindirler. 20 bin kadar Museviye en çok Malabar sahillerinde rasgelinir.

İçtimai teşkilatta da dilde ve dinde olduğa gibi devamlı Ari tesirleri görünür.

Kastlar şunlardır: Henüz münhasıran kutsi vazifelerle iştigal eden Brahmanlar vardır. Kaşatiryas yahut (muharipler), veys’lar veya veyşler tüccar ve ekinciler, Südralar. Bu tertipten hariç olarak Çandals veya Paryalar. Bu sonkilere cemiyet dışında hemen kendilerine insan muamelesi gösterilmemektedir. Bu sınıflar arasında karışma ve bağlılık olmadığı gibi biribirlerine karşı kendi sınıflarını koruma mecburiyetinde kaldıklarından halk sınıfları itibariyle de biribirine düşman pekçok kısımlara bölünmüş bulunmaktadır.

En sonra da, idaıi ve siyasi teşkilat ta bunlar üzerinde ayrı bölümler vücude getirmektedir.

Her nekadar bugün İngiltere idaresinde bulunan Hint te bu ayırımlar bir dereceye kadar azalmış bulunuyorsa da gene nüfus (1000) ile (11000000) arasında değişen (690) kadar Feodal hükümet bulunmaktadır.

Bunlardan Kişmir bir nevi tabi hükümet, (Nepal) (Bütan) filen müstakildirler.

İşte Hindin hali hazırına dair yazılmış olan bu kısa hulasa dahi gösteriyor ki, bu memleket, ta ilk zamanlardan başlıyarak devam etmek üzere bugün bile ırk, din, dil, sınıf, hanedan ve başka sebepler tesiriyle bin bir ayrılığı yaşıyan veya yaşatan bir memlekettir ve işte memleketin bu kendine has garip taazzuv ve teşekkülüdür ki Hindistan tarihinde anlaşılması güç bazı hadiseleri izah edecek esası vücude getirmiş oluyor.

Kaynakça
Kitap: TİMURLULAR ZAMANINDA HİNDİSTAN TÜRK İMPARATORLUĞU
Yazar: HALİS BIYIKTAY
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Babür İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir