Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Hindistan'ın Zaptı

Burada Babür İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Hindistan'ın Zaptı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Tem 2012, 16:23

HİNDİSTANIN ZAPTI

Babürün Hindi feth için harekete başlaması, Bedahşan kuvvetlerinin katılması, ordu mevcudu. Devlet Hanı itaat altına alış, - Panipat savaşı. Babürün yüksek tedbirleri ve muharebeyi idare etmesi. - Mağlûp düşmanın takibi. - Delhiye giriş ve imparator ilan olunması. - Hazine ve mükafat dağıtması. - İmparatorluğun içinde bulunduğu güçlükler.- Beylerin ve askerlerin Hintteki ruhi ahvali, Babürün irşat ve teskini. - Tedbirleri. - Afgan beylerinin dehaleti, Şarktaki isyan ve bastırılması, Haşan - Mivat, Mahmut Lodi ile, Rana Sankanın Babüre karşı ittifakı.- Her tarafı saran isyan, ahval ve şeraitte fevkalade güçlükler. - Ordu ruhiyatının sarsılması. - Babürün metanet ve maneviyatı yükseltici tedbirleri (Kanvaha) savaşı. - Zafer ve Babürün Gazi unvanını alması. - imparatorluğunun istikrarı. - Bedahşan kuvvetlerinin iadesi.

Siyasal ve cenksel bakımdan hazırlıklarım yeter gören Babür 1525 senesi kanununun 17 inci günü kendisinin sonuncu dediği beşinci Hint seferine hareket etti. O beşeriyetin talii üzerinde büyük bir değişiklik ve Hindin mukadderatı üzerinde mesut bir tesir vücude getirecek olan bu muazzam hareket ve fetihten ne kadar vazı ifadelerle bahseder. Oğlu Humayun emrinde Bedahşandan gelecek asker henüz yetişmediğinden on gün (Bağı vefa) da beklenilmişti. Ordu seri yürüyüşlerle Sint nehrine götürüldü. Ve burada kayıklarla geçildi. Babürün (Kimalar Ustünğa konğan biglar, bahşılar, divanlar çerik ğa, gılğan il ning sanı arza yitgürdüler, Uluk Kıçik, yahşi, yaman noker gayri noker, on iki ming kişi Kalemğe, kilüptür) ifadesiyle mevcut on iki bin kişi idi. Demesiyle ordunun mevcudu budur: nehri geçen ordu Lahor yolundan pek ayrılmaksızın dağ eteklerinden Siyalkot istikametinde hareket etti. Bunun sebebi de iaşeyi temin için ovada mahsul iyi olmadığından bol mahsulü olan dağ eteklerinden hareket tercih edilmiş olmasıdır.

İlk hedef muhalif bulunan Devlet Hanı vurmak olduğundan Pencaptaki kıt’alarını topladı. Düşman kaçarak Lahorun (250) kilometre şarkında Mialvat dağları arasındaki müstahkem kaleye sığındı. Ve itaatini arzeyledi. Şiddetli takip eden Babür o şatoya yerleşti. Ve bilhassa buradaki kıymetli kitaplarla çok alakadar oldu.

Şubat başında bu küçük ordu ile Dehli üzerine yürümek gibi cür’etli bir karar verdi. O yepyeni bir kıt’aya girmişti. Ağır, ağır hareketle geçilen vilayetlerin idaresini tanzim ediyor, dağ ve geçitlerdeki fesat ve tehlikeleri temizliyordu. Yol boyunda bazı Afgan beyleri tazim ve itaatlerini arzeylediler. Amballa şehrine varmıştı. Hareketinden itibaren (650) kilometre Dehli imparatorluğa içinde ilerlemiş olan Babüre karşı şimdi imparatorluğun kuvvetleri harekete başladı. Asıl ordu Cumna nehrinin sağ sahilinde ilerliyor, Hisar Firuzeden bir kol da cenubu garbiye doğru hareket ediyordu. Bu kol Babürün sağ cenahını vurmak istiyordu. Bunu henüz on sekiz yaşında bulunan Humayun dağıttı. Ve iki gün daha ilerliyen Babür sol yanma doğru ilerliyen bir düşman kolunu da vurdurdu. Şimdi artık Babürden evvel de ve sonra da Hint taliinin üzerinde oynandığı tarihi ovaya gelmişti. Burası sarı bir çöl manzarası gösteriyor, yer, yer bazı çalılıklar görünüyordu. Babür ordusu yolda bir çok takviyeler alınmasına rağmen yollarda gerilerdede bazı birlikler bırakılmış olmasından savaş mevcudu ancak (15000) idi. Komutanlar ve askerler arasında Turani kavimlerin hepsinden vardı. Düşmanın yüzbine yakın büyük ordusuna karşı uzaklardan gelen Babür müdafaaya karar vererek bir mevzi hazırladı. Bunda sağ cenahını meşhur Panipat şehrinin evlerine dayamış ve sol cenahını da hendek ve ağaç dalları manileriyle himaye etmişti. Cephede birbirine bağlı (700) araba yerleştirildi. Ara yerlerde mukabil taarruz için boşluklar bırakılmıştı. Burada sekiz gün beklenildi. Askerin bu garip diyar ve eşya arasında sıkıldığı ve Sultan tbrahimin yüz bin insan ve yüz harp fili ile ilerlediği gibi sözlerle maneviyatının mütehassis olduğunu gören Babür düşmanı taarruza kışkırtarak kuvvetli mevzie çarptırmak maksadiyle bir gece baskını yaptı. Bunda muvaffak olunamadıysada, Sultan Ibrahimi taarruza şevketti. 21 şubat 1526 fecrinde düşmanın ilerlemesini haber alan Babür Türkün an’anevi tabiyesine göre tertiplendi. Merkez, sağ ve sol cenahlarla birlikte düşmanı ihata etmek için cenah açığında ayrıca seyyar kollar bulundurdu. İlerliyen düşman; mevziin metanetini görünce durakladı. Arkadaki kollar yürüdü. Bir karışıklık başlamak üzere idi ki bundan istifade eden Babür derhal cenah açığındaki kollarla düşmanın yan ve gerilerini ihata etmeğe ve cenahlarla da muharebeye başladı. Merkezde mütehassıs Ali Kulinin büyük ve mütehassıs Mustafa Ruminin koşulu topları çok iyi işliyordu. Fakat devrin tabiyesine göre ok, yay ve süvari de büyük rollerini yapmıştı. Türk okları ve okçuları düşmanınkine göre çok üstündü. Muharebe devam ettikçe merkez de sarsılmağa başladı. Her taraftan sıkıştırılan Hint Afgan ordusu dar bir sahaya yığıldı. Ve artık ümitsiz bir karışıklıkla dövüşmekte idiler. Savaş öğleye doğru tam bir bozgunla nihayet buldu. Yirmi bin ölü içinde Afgan sultanı da vardı. Babür mağlûp orduyu şiddetle takip etti. Ağra ve Dehliye kollar şevketti. Ve kendisi 24 nisanda Dehliye girdi. Türk zafer ve san’atlerinin şaheserleri olan Kutbuttin, Gıyasettin, Alaeddin gibi büyük sultanların türbelerini ziyaret etti. 27 cuma hutbesi adına okunarak Hint İmparatoru ilan edildi. On mayısta Ağraya girdi. Orada Humayun Eski Gvaliyar hükümdarlarından birinin ailesini kurtarmasından dolayı evvelce Sultan Alaaddinin olup şimdi kendisine verilen (279) kırat ağırlığında ve Kuhinur adı verilen büyük elması Babüre takdim etti. Babür bunu gene oğluna iade etti. 140 sene Sonra bunu gören Seyyah ve mücevherci Taverniye bu elmasa 11,723,278 lira beha biçiyordu. On bir mayısta ganimet ve hazine taksim günü oldu. Humayuna üç buçuk milyon, beylerden beherine üç yüz elli binden yarım milyona kadar lira verildi. Ve orduya mensup her ferde derecesine göre nakti mükafatta bulundu. Semerkant, Horasan, Kaşgar, Irakın şeyhleri, Mekke ve Medinenin türbedarları da bu atifet denizinde kandılar. Kabil hükümetinin her ferdine gümüş paralar dağılarak bütün ahaliyi sevinç ve zafer şenliklerine topladı. Bu şahane semahatta tek bir adam unutuldu. O da Babürün kendisi idi. Ordusu ona Kalender (Male rağbetsiz) adını vermişti. Zaferden sonra veni güçlükler çıkmağa başladı. Garpte Sanbal, Dülpur, Raberi, Etava, Biyana, Agranm birkaç fersah yakınındaki Mahaban da bulunan Afgan beyleri İbrahimin kardeşini hükümdar ilan eylediler. Şarkta ölen hükümdarın yerine oğlu oturdu. Her tarafta halk yeni gelenleri idareye çalışan mahalli şefleri takip ediyordu. Köylüler kaçıyor, çetecilik yapıyor, muvasala durmuş, yiyecek ve yem tedarikinde çok sıkıntı başlamıştı. Nehirlerden başka akan suyu olmıyan bu çöl gibi sahalarda ancak çeteleri barındıran çalılıklar vardı. Hareket en fena bir mevsime ve müstesna kuraklıkta bir yıla raslamıştı. Yakıcı sıcak nebatatı köklerine kadar kavuruyor, ve kuruyan yerlerde büyük çatlaklar açılıyordu. Toz, dumandan boğulan, samyelinden mecalsiz düşen zavallı muharipler iştihalarını ve uykularını kayıp etmişlerdi. Yüksek sesle bu cehennemden çıkmayı talep ediyorlardı. Babür’ün yeni beyleri sabretmekte iseler de eskiler küskün bir tavır takınmıştı. En nihayet küçüklükten itibaren Babür’e arkadaşlık ve rehberlik eden ve bu muharebede altı kardeşini kaybeyliyen sadık Hoca Kelan ahval hakkındaki umumi memnuniyetsizliği arz eyledi. Babür zaten senelerce uğraşa, uğraşa Hind’e getirdiği bu beylerini irşat eylemek mecburiyetini hissetti. Ve onları toplıyarak krallık ta ve komutanlık ta memleket ve insan ister. Kabil, Kandahar, ve Kunduzun verimsiz, kuru arazisi bana bile yetmez. Buralarda bu kadar geniş ve zengin yerler fethettik. Bu kadar kahramanlığın, ezici yorgunlukların, ölüm tehlikelerinin sonunda onun meyvalarını toplamadan tekrar fakrü zarurete kavuşmak için geri dönmek münasip ve doğru değildir. Mealinde vesayada bulundu. Beylerin çoğunu fikirlerinden çevirdi, kalmağı kabul ettiler. Fakat Hoca Kelan mutlak gitmek arzusunda olduğundan onu Gazne’ye gönderdiler. Babür Hind’e girdiğinden itibaren memlekette mevcut olan rahatsızlığın üç asıl sebebini kaldırmak için çalışıyordu. Bunlar, sıcak, toz, rüzgardı. Büyük bir kuyu kazdırarak dolaplarla su çıkardı, şehirde yapılan büyük bir su deposu evlere su veriyordu. Havuzlar, hamamlar, daireler yaptırdı. Vücude getirilen bahçeler en latif çiçekler ve ağçalarla donatıldı. Zengin beyler de Babür’ü taklit eylediler. Artık gölgelikte gezmeler, akar su, boğucu sıcak ve tozu unutturan latif banyolar rahatsızlığı azalttı. Babür’ün memlekette kalmağa karar verdiğini gören Afgan beyleri gittikçe sayısı artar bir tarzda itaat etmeğe koyuldular. Bunların içinde en büyükleri de vardı. Ve İbrahim ordusunun belli başlı komutanları da dehalet ettiler. Buna rağmen şarktaki asiler Ganj havzasını işgal ediyorlar. Rana, Sanğa da garpten payitahtın kapılarını tehdit ediyordu. Ağustosta oğlu Humayun emrindeki orduyu şarktaki asiler üzerine şevketti. Düşman Gogra ırmağı şarkına atıldı. Tekmil Cevnpur ve Ad havalisi zabtedildi.

Bu aralıkta Babür siyasal ve nakti tedbirlerle hemen müstakil bulunan Raberi, Etava, Biyana, Dülpur, Gvaliyar, gibi kaleleri alarak bunların beylerine başka taraflarda zengin malikaneler verdi, lndüs nehri üzerindeki Multanı da aldı.

(1526) nihayetinde Bahara kadar (1400) kilomere uzunluğunda bulunan bütün şimali Hind’in sahibi bulunuyordu.

Bu sırada Babür’ün idaresine karşı (12000) kuvveti olan garpte Sultan Mahmut Lodi’yi hükümdar tanıyan Afganlarla Raçputlar ve Haşan Mevat arasında bir ittifak hazırlanmıştı. Afgan’ların muhalefet merkezi (Mevat)tı.

Fakat Babür’ün yeni imparatorluğu için mühim ve tehlikeli olan Afgan’larla birlikte hareket etmekte bulunan Rana Sanga idi. Vaktiyle Çitor (Udaypur) un basit bir raçası bulunan bu zat müstesna evsafiyle bütün Raçputlar üzerinde büyük bir nüfuz sahibi oldu. Kendi ırkının düşmanlarına karşı şiddet ve heyecanla döğüştüğü sayısız muharebelerde bir kolu ile bir gözünü kayıp etmiş ve bir ayağı kırılmış ve seksen de yara almıştı. Emrinde (30,000) süvari yedi raça, dokuz (Rao) 140 bey (500) fil hareket edeceği söyleniyordu. Bu Rana Sanga ilk zamanlarda Sultan İbrahim Lodiye karşı Babür’ün tarafını iltizam ederek Kabile elçi göndermiş ve birlikte hareketi kararlaştırmışken Babür’ün giitikçe kuvvetlenmesi üzerine müttefikim teıkederek Babürü İbrahim ile muharebede yalnız bırakmıştı. Şimdi ise hudut üzerindeki Kalpi, Gvaliyar, Dulpur, Biyana kaleleri için muharebe etmekteydi. Afgan’ları atarak Hintte bir milli hükümet kurmak istiyen Rana Sanga şimdi daha kuvvetli bir Türk İmparatorluğunun kurulduğunu görünce henüz müşkülat ve istikrarsızlık içinde bulunan bu devleti yıkmak istedi. Ve fırsatı kaçırmamak için tam zamanını gözetmiş ve acele hareket etmişti. Humayun’urı ordusu ayın altısında Agra’ya girdi. Ve Babür Raçputlariyle gaza yapmak üzere 11 kanunusanide hareket etti.

Tam bu sıralarda Usta Ali Kuli de mermisi (1600) adım giden büyük bir top dökmüş ve Babür”ün şahane mükafatına nail olmuştu.

Bu; İstanbul fethine yürüyen Fatihin büyük topu döken Urbani taltifi gibi bir tarih tekerrürü idi. Muharebenin başlangıçı çok fena oldu. İleri atılan bir süvari müfrezesi ezildi. Her tarafta isyan başladı, Raberi Çandivar, Koil, Sambal düşman eline düştü. Gvalyar sarıldı. Kanevc terkedildi. Babür’le beraber bulunan müttefik Hint şefleri kaçıyorlardı. Türk ordugahı da tehlikeye düşmüş bazıları Pancb’a kadar çekilmeği tavsiye ediyorlardı. Müneccimler fena havadisler yaymış, Babür müneccimlerin ancak iyi şeyleri söylemek mecburiyetinde olduğunu ihtar eylemişti. Ordunun maneviyatını yükseltmek için onların şeref ve dini hissiyatını harekete getirmek istiyen Babür bir beyanname neşretmiş ve bunda Firdevsi’nin şu mealdeki beyitlerini yazmıştı. (Zeferle ölürsem nekadar memnun kalacağım. Cismim ölmüş olsa da adım şeref ve şan kazanacak...

Gayri islamlarla muharebe ederken sağ bulundukça muharebeden kaçmıyacaklarma dair büyük, küçük herkese yemin ettirdi. Müslümanlardan damga vergisini kaldırdı. Ve kendisi de gösterilerle şarap içmeyi terkeyledi. Bugün garip gibi görünen bu tedbirler Babür gibi en zeki ve kudretli bir zat tarafından yapılmış ve iyi netice alınmış olmasiyle o zaman ve o hal için çok kıymetli sayılacağı şüphesizdir. Düşmanın yaklaşmasında Babür araba ve şaranpollarla hazırladığı bir mevzie yerleşiyor, ve ertesi gün ayni tarzda hazırlanmış iki, üç, kilometre ilerisindeki bir diğerine naklediyordu. Müsademe Biyana kalesinin üç yürüyüş uzağında Kanvaha da 12 martta vukua geldi. Babür’ün tabiyesi esas itibariyle Panipattakinin ayni idi. Cenahlarla taarruz, cenah açığındaki kuvvetlerle düşmanın yan ve gerilerini ihata, merkezde top ve tüfeklerle ateş. Zayıf görülen tarafı takviye ve son zamanda umumi ihtiyatla neticeyi almak. Ve bütün bu şayanı hayret hareketleri tecrübeli askerlere has olan bir sürat ve sıhhatle yapmak . . .

Halbuki bu evsaf Raçputlarda eksikti. Bunun için şayanı hayret cesaretlerine rağmen mağlûp oldular. Ve bir çokları da muharebe meydanında kaldı. Haşan Han Mevat bir tüfekle vurulmuş, Raca kaçmış komutanı da Güçerat sultanına sığınmıştı. Bu büyük savaşı metanet ve dehasiyle kazanmış olan Babür (Gazi) unvanını aldı. Babür fevkalade hararet ve yollarda su kıtlığı yüzünden takip etmedi. Ancak elinden çıkan eski yerleri ve Mevati aldı. Artık Hint’te korkulacak hiçbir düşman kalmamış ve imparatorluk istikrarını bulmuştu. Orta Asyaya gitmek istiyen beylerine izin verdi. Yerli askeri terhis etti. Ve Bedahşanınkılerini de Humayunla birlikte oraya yolladı. Babür Sikri’yi üç defa ziyaret eyledi. Ve orada bir (Zafer bahçesi) vücude getirdi. Havuzlar arasında bir köşk yaptırdı. Düşman eline düşmüşken savaş neticesinde kurtulan yerleri birer, birer gördü.

(1528) yılı çok yüksek ve çok metin olan Şandemir kalesini zapt ve muhafızlar hakkında şiddetli hareket etti. Şarkta Biban komutasındaki Afgan asileri üzerine hareket etti. Ricat eden ordusunu Cuma boyunda toplıyan Babür, düşmanla karşı karşıya gelmişti. Top, tüfek ateşleriyle köprü ameliyesi muhafaza edildi. Gece geçen kıtaat ilkin muharebeyi geciktirdiklerinden ertesi gün Afganların çekildiği görüldü. Laknava girdi. Oda kadar ilerliyerek memleketin idaresini tanzim etti.

Şimdi Babür yeniden Orta Asya ve İran işlerini takibe başlamış, ve bir taraftan da memleketin iktisat ve ümran bakımından yüksetilmesine koyulmuştu. Gene bu sıralarda Kabil ve Bedahşanla olan irtibatı düşünerek Ağradan bin beş yüz kilometrelik yolun yapılmasını emrediyor (4000) adım mesafeye (Küruh) adlı bir ölçüyü icat etti. Dokuz küruhta bir melca; ve her onsekiz küruhta bol iaşe ve hayvan bulundurulan posta menzili bulunacaktı.

Kabile Humayuna binbir iş hakkında çok teferruatlı talimat vererek kale ve bütün abidatm tamirleri, havuzların genişletilmesi bahçelere ağaç dikilmesine kadar emrediyordu. İnsan bunu okurken yeni kurulmuş koca bir imparatorluğun başındaki bir zatın bu kadar teferruata kadar nasıl nüfuz edebildiğine hayretler içinde kalıyor. Talimatın nihayetinde de Hint işlerinden vakit bulursa Kabile gideceğini bildiriyordu.

Bu sıralarda Rana Sanka ölmüş iki oğlundan küçüğü Rana Bikermacit Babürle birleşmişti.

Mahmut Lodi de şarktaki asilerin başına gidince Babür de 1529 şubatında hareket etti. Fakat yolda hastalandı. Yalnız harp işleri ile değil hükümete ait ve ailevi birçok işlerle uğraşıyor, Babüri denilen yeni yazıyı yeni elifbayı yapmak [1] ve şiir yazmak gibi fikri faaliyeti de bırakmıyordu. Muhtelif yerlerdeki inşaat için mühendis ve mimarlarla uzun görüşmeleri de vardı.

Afganlar birisinin başında meşhur Şirhan bulunan üç ordu ile hareket etmekte ve karşılarında çekilen Mirza askerinin kuvvetlerini nehrin sol sahilinden takip eylemekte idiler. Fakat Babürün Allah Abada vasıl olduğunu haber alan Afganlar bundan ürkerek istical ile Çunarın muhasarasını terkederek Benaresten çekildiler. Behari de ele geçiren Babür oranın idaresini tanzim ederek nisanda Bingale hududuna vardı. Afganların çoğu itaatlerini arzeylediler. [1] Saltanat müddeisi Mahmut Lodi, Bingale ordusuna sığınmış ve burada Ganj, Gokra mansabında Babüre karşı mevzi tutmuştu. Bingale hakimi Nusrat Şahla Babür iyi münasebette ise de bu vaziyetten ürken şah asilerin takibine meydan vermedi. Babürün teklif eylediği bir anlaşma da cevapsız kaldığından Babür nehirler arasında çetin bir hareket ve manevra ile Gogra nehrini geçti. Ve henüz Mirza askerinin kuvvetleri geçmeden Bingaleliler taarruz ettilerse de mağlûp oldular.

6/mayıs/1529 Nusrat Şah derhal Babürün üç şartı üzerine sulh yaptı. Şaha sığınan Afgan beylerinin çoğu alındı. Bir vilayet de Babür idaresine verildi. Şimalde Laknavu işgal eden düşman ordusu Babürün geleceğini işitmekle cenuba kaçtılar. Yağmur mevsimi Agraya dönmeğe icbar ediyordu. Aradaki bu iki yüz elli kilometre yolu Babür at üzerinde günde (85) kilometre yaparak geldi.

26 haziranda Balhtan getirtdirerek Hindistanda heşt bihişt (sekiz cennet adını) verdiği bahçesinde yetiştirdiği en nefis kavun ve üzümü yemekle mahzuz olmuştu.

Babür - Lodilerin tekmil mülkünü aldıktan başka bazı hükümetleri de zaptetti. Mülkü Himalayadan Gvaliyar ve Çendeyri veya Sayhundan Bingaleye kadar uzanıyordu. Bu mesafe (1500) kilometreden uzundu. Babür Islamlardan Osmanlı İmparatorları ve İran şahlariyle hariçten Çin hükümdar ve Avrupanın şarlkenleriyle müsavidir.

Bununla beraber o halinden memnun olmıyarak deruni bir hırs onu yeni teşebbüslere atıyordu. İşte taliin kendisini çevirmiş olduğu role bunun için yeniden dönmüştü. Hindistan güzel bir memleketse de sevdiği Herat; dostu Farslar elindedir. Semerkant da Timurun torununu hak ve vazifeye şeref ve hatıratına çağrıyordu. Tahmasebin küçüklüğünden istifade eden özbekler 1525 ile 1528 arasında Merv Meşhet, Tus, Asterabatı. zapt ve Heratı muhasara etmişlerdi. Fakat 14 yaşına giren Tahmasep komutayı eline aldı. Ve kendisinden beklenen liyakati gösterdi. Babasının eski muhariplerinden (40000) kişi cem ve tanzim ederek (1528) Cam savaşında Özbekleri parçaladı. Ve tekmil elinden çıkan memleketleri geri aldı. Hint işleri Babürü Hinde bağladığından Türkistanda hareket için bir fırsat bulamıyordu. Bununla beraber büyük oğlunu Bedahşana gönderdi. Burası imparatorluğun ileri karakolu gibi idi. Ve Cam savaşını haber alınca o Humayuna ahval ve şeraite göre Semerkant, Hisar veya Herattan biri üzerine yürümek hususunda talimat vermişti. Bu şehirlerden birinin zaptında karargah oraya götürülecek daha ileri atılmağa hazırlanılacaktı. Hususiyle tenperverlik ve tembellikten kaçınmağı tavsiye ediyordu. Humayun Semerkant üzerine hareketle Hisarı zapt ettise de (1529) Tahmasebin Osmanlı hududuna hareketinde zayıf kalarak tekrar geri atıldı. Babürün son onbeş aylık facialı hayatı hatıratında eksik olup bunu yiğeni Mehmet Haydarın tarihiyle kızı Gülbedenin hatıratından almak lazımdır. Babür her nekadar kendi asıl memleketine gitmek arzusunu Humayuna ve Hoca Kelane yazmış ve fırsat beklemekte bulunmuşsa da bu niyeti onu asla Hindistandaki hareket ve çalışmasından alıkomamıştı. Bütün akrabalarını Hinde çağırarak zengin malikaneler, evler veriyor, asayişi temin edilince de Kabilden sevgili haremi Mahanla hemşiresi Hanzadeyi getirtmiş ve altı yaşındaki kızı Gülbeden de beraber gelmişti. Vaktiyle Babür İbrahim Lodinin annesinin tertip ve teşvikiyle zehirlenmişti. Gitgide zehir tesirini arttırdı. Artık melankoli alametleri yapıyordu. Filezof ruhlu Babür zaten milleti tarafından kalender adını alacak kadar dünyaya isteksizlik göstermiş ve hatta bu unvanı Od daki camide bile yazılmıştı.

Şimdi daha ziyade hükümet ve hükümdarlık dağdağasından sıyrılmak istiyordu. Bunu bir aralık karısına da açtı. Çekilip Zerefşan bahçesinde oturmak istediğini ve orada kendisine yalnız bir kişinin hizmeti yeteceğini söyledi. Çoluk ve çocuğunun ağlamasiyle bu fikrinden vaz geçmişti. Bundan başka bir asker ruhiyle bırakacağı mevkii kimin işgal edeceğini derin derin düşünüyordu. Humayun Cesursa da tedbirsiz, sebatsız, ittiratsız ve garip ahlakı vardı.

Kendisinin veziri ve samimiyetine dahil olan ve eski Türkler üzerinde çok nüfuzlu bulunan vezir Nizamettin Barlas padişahın hemşiresi Hanzadenin kocası olan ve ihtimal bir prensin oğlu bulunan Mahmut Mehdi Hocayı namzet gösteriyordu. İhtimal Babür de bunu hiç olmazsa Hint için münasip buluyordu. Mahan oğlu için endişedeydi. Humayuna bunu haber verdi.

(1529) ağustos nihayetinde Humayun ansızın vazifesini terkederek geldi. Gaya babasının hastalığının üzerindeki fena tesiriyle bunu yapmıştı. Bu hale çok hiddetlenen Babür onu Ağranın (45) fersah şimalindeki Saümbala gönderdi. Humayunun ayrılışı derhal mahzurunu gösterdi. Ahali Özbek tehlikesi karşısında başsız kalmayı istemediklerinden şarki Türkistandaki Sait Hanı çağırdılar. Ve fakat henüz Saidin ordusu gelmeden Hindal giderek işe başladı. Çok mühim ve müşkül olan Bedahşan hükümeti için Babür tarafından yapılan teklife ne Humayun ve nede vezir yanaşmadılar. Babür buraya Süleyman Mirzayı memur etti. Ve Sait Hanı kaçırmak için kendisi bir ordu başında Lahore kadar ileriledi. Sarı, kırmızı bayraklar altında muntazam ordunun ve üstü altın kaplamalı takımlarla örtülü fillerin muhteşem manzarası Sait Hanı utandırdı ve (ben ancak Özbeklere karşı Bedahşanı muhafaza için gelmiştim) diyerek çekildi. Babür (4 mart 1530) a kadar Lahorda oturdu. Ve iki ay da Dehli etrafında avla vakit geçirdi. Ve bir Raçput şefine karşı inzibati tedbirler aldırdı. İşte Babürün son hareketi. Babürün ölümünde Humayundan da şüphe edilmektedir. Bilhassa Babürün kızı Gülbedenin yazıları bu şüpheyi aydınlatıyor. Gülbeden, Babürün zehirlenmekten öldüğünü ve doktorların dört sene evvel sultan İbrahimin anasının zehirlenmesinde olduğu gibi ayni arazı bulduklarını yazmaktadır. Hintli Südüskelal da Babürün hummadan öldüğünü yazıyor.

Saltanat namzedi Mahmut Mehdi herkesi kibr ve hakaretle kendisinden soğuttu. Şiddetle bunun taraftarı olan vezir bile Humayunu halef ilan etmesini Babürden rica etti. Ve Babür tarafından da beyleri toplıyarak usul ve adet veçhile Humayun halef tayin edildi. Ve ona, kardeşlerine iyi bir kumaş hediye etti. Ölen Babürün naşı müteaddit defalar göstermiş olduğu arzu üzerine Kabile gönderildi. Pağmanın karlı tepelerine karşı kulelerle süslenmiş tepenin yanında tarasalar üzerinde vücude getirilen bağçelerden birinde ve sevgili zevcesinin yanında gömüldü. Burada o suyu çağlayan gibi dökülen bir çeşmeyi daha önceden yaptırmıştı. Orada oturur, taze seslerin şakıdığını dinlerdi.

Ve çeşmenin üzerine de:

Burada parlak ilk bahar her gün taze çiçek açtırır.

Ve genç kızlar kadehlere şarap doldurmağa hazırdırlar.

Ey, Babür sunulan güzelliklerden bir defa içilir.

Hayat kadehi bir daha senin eline girmiyecek.

mealinde dört mısra kazdırmıştı.
Kaynakça
Kitap: TİMURLULAR ZAMANINDA HİNDİSTAN TÜRK İMPARATORLUĞU
Yazar: HALİS BIYIKTAY
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Babür İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir