1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Ekber'in Tahta Çıkışı

MesajGönderilme zamanı: 29 Tem 2012, 16:26
gönderen TurkmenCopur
EKBERİN TAHTA ÇIKIŞI

Ekberin (1556) senesinde tahta çıkışı — Mevkii yükseltilen Bayram Hanın nüfuz ve kudreti — Siyasi ve askeri tedbirleri — Panipat savaşı — Hindistan imparatorluk ve tahtına kat'i hakimiyet — Ekberin süt annesinin gelişi — Bayram Han aleyhindeki iftiralar, suikastlar — Bu büyük adamın Mekke yolunda ölüşü — Ekbere yeniden suikastlar, Mehmet Hekim Mirzayı tahta çıkarma teşebbüsleri— Ebulmealinin, Bedahşan hakimi Süleyman Mirzanın isyanları — büyümesi, tenkili — Ekberin Hintlileri devlet kadrosuna sokmak yolundaki dahiyane tedbiri — Ricalin hoşnudsuzluğu — Kahraman Abdullah Han Özbeğin isyanı — tenkili — Çitor kalesinin zaptı — Ve burada iki tarafın gösterdiği kahramanlık— Hintlilerin bütün ümitlerinin kırılışı — ve teslim oluşu. Ekberin siyasi tedbirleri — Mağluplar adına heykel dikmesi — Rantanpur, Kalinçar kalelerinin zaptı — Şurada, burada kalmış raçalar ile muharebe, ve onların Ekberi Metbu tanımaları — Malvadan sonra Güçeratın zaptı — Han hananın seri muvaffakiyetleri — Mirzaların ve Güçaratlıların isyanı — her tarafa yayılması. Ekberin seri seferi ve kahramanlığı sayesinde bastırılışı. Bingale seferi, hazırlıklar — Afganistanda türeyen Mehdi ve Ruşeni tarikatının taraftarlariyle çete muharebeleri — Rana Pertapla muharebe — Güçarat isyanı— Ekberi Hal'etmek teşebbüsleri — Ahmet Noğar — ve Biçapur müttefik hükümetleriyle olan harp — Bayram Hanın oğlu Abdurrahmanin kahramanlığı.

Resmi adı Ebulfetih Celalettin Mehmet Ekber Şah olan Ekber, 13 yaşında ve 1556 senesinin 14 üncü günü Pençab’ta Kalanor ordugahında tahta çıktı. Kendisine biat edildi. İlk biat eden vasi bulunan Bayram handı. Müşarünileyh Han Hanan (Başvekil) mansıbını ve han baba ünvanını aldı. Dişarda muzika çalıyor Allahu Ekber diye bağrılıyor ihtişam ve azametle biat ve tebrik merasimi devam ediyordu. Humayunun vefatında elde mevcut ülke Cemna ve Ganj nehirleri arasındaki Duab (iki su arası) kıt’asından ve pançap’tan ibaretti. Bingale henüz Afganlar. dan alınamamıştı ve bunun için Sur ailesinden Adilşah ile muharebe edilmekte idi. Humayunun vefatı ve başta çocuk denecek bir hükümdarın seçilmesi bir fırsat telekki edildi. Harekat tesri ediliyordu. Hintlilerden olup eskici çıraklığından derece derece fakat liyakat ve iktidar göstererek yükselip askerlik ve idarede Adil şahın sağ kolu kudretini kazanmış olan general Heymu Dehli üzerine yürüdü. Hindin yeniden istilasında reviyet ve kudreti görülen Tardi bey Dehlinin boşaltılmasını teklif etmiş isede beylerin çoğu muharebeyi tercih ettiler. Neticede mağlup olunarak Pençaba doğru atıldılar Vaziyet çok buhranlı idi. Ekberin Pençabdaki ordusu 20000 i geçmezken Heymunun muzaffer ordusu 100.000 i aşıyor ve 1500 de fili bulunuyordu. Humayunun Hint’ten atılışı gibi tehlikeli ve korkunç bir manzara gözleri yakıyordu. Beylerin çoğu Pençabı bırakıp Sint nehri gerisine çekilmeği ve Afganistanın dağlık mıntakalarında kuvvet tedariki ile yeniden Hinde gelmeyi zaruri buluyorlardı. Yalnız Bayram Han böyle utanılacak bir hareketten bahsi bile istemiyordu. Ekber de her zaman olduğu gibi Bayram Hanın fikrine iştirak etmesi ile harbe karar verilerek acele hazırlıklara başlandı. Şii bir türk olan Bayram Han; ric'at taraflarının başı bulunan ve Dehli önünde de muharebeye taraftar bulunmayan Sünni Tardi beyi Ekbere haber vermeden öldürttü. Bununia ordunun inzibatında mes’uliyet hissi takviye edilmiş oldu. Ordunun bir adım geri atmayarak canla başla çarpışacağı bu kanlı icraatla da gösterilmiş oluyordu. Tardi bey Babürün eski arkadaşlarından isede bir zamanlar Humayuna sadakatsizlik etmiş ve fakat son Hindistan seferlerinde yararlık ve kahramanlık göstererek Bayram Han için bir rakip olabilmek derecesine girmişti diyenlerde var isede Bayram Hanın yüksek seciyesini bu küçüklükten üstün görmek lazımdır. Bayram Han düşmanı uzaklardan karşılamak ve vakit kazanmak ve hazırlığını tamamlamak için Kandeharın zaptında yüksek iktidarı görülmüş olan özbeklerden Ali kulu Han Şeybaniyi 10.000 atlı ile ileriler e gönderdi. Bu zat Tardi beyin şiddetli muarızlarından ve çok hararetli harp taraftarlarından idi. Dehlinin müdafaasına da koşmuşken Tardi beyin acele Dehliyi terk etmesinden yetişememişti. Bu küçük ordusu ile Delhi şimalinde Panipat-a ulaştı ve düşmanın bütün toplarını da vererek buraya sürmüş olduğu Heymunun öncüsüne taarruz etti ve düşmanlar bu kadar erkenden Baburlular tarafından böyle bir kuvvet ve şiddeti beklemediklerinden basılmış oluyorlardı, Dehliden ve ordu büyük kısmından bir imdat alamadan bu öncü tamamile ezildi, tekmil toplar alındı ki bu toplar asıl savaşta düşmanda top bulunmamak ve Babürlüler tarafından top sayısı artmak suretile savaşın kazanılmasında büyük bir amil olmuştur. Bayram Han şimalden ilerliyen Afgrnlı İskender Surun üzerine ancak onu tutacak bir müfreze şevkiyle mütebaki bütün kuvvetle Panipata ilerledi. Panipat Dehli şimalinde ve daima Hindistanın taliini belli eden bu yer, bir çok savaşların akımına sahne olmuştur. Düz geniş bir ova, şark yanında Cemna ırmağı akmakta, bazı köy ve kasabalarda Sulak ovayı süslemektedir. Verilecek savaş Hindin ya Türklere veya Afganlara geçişini kesinleyeceğinden tecrübeli bir asker olan Heymu da bütün kuvvetlerini toplamıştı. Evvelce düşmanın mühim bir kuvveti ezilmek ve topları alınmakla beraber kuvvetler arasında fark büyük ve şerait Türkler için müsaadesizdi.

Tecrübeli ve derin düşünen Bayram Han, üç gün evvel askere verilip savaşın önemini anlatan bir diyevde bulundu:

( Bu padişahımızın saltanatının başlangıcıdır. Bu kafirler Padişah ordusunu biraz evvel bozup kaçırdılar. Şimdi bizim üstümüze geliyorlar eğer bu işte gönül birliği ile, can birliği ile çalışırsanız Hindistan sizindir, ben umudumu ve göynümü Allaha bağlıyorum eğer bu muharebede mağlup olursanız vatanınız buradan beşyüz küroh(1500 kilometre) uzaktadır, sizler bir yerde sığınacak bir köşe bulamazsınız.) Hediyeleri ve hediye vereceği vaitlerini de ilave etti. Savaş Panipat günyinde vaki oldu. Heymu geceden tertibatını tamamlamış topların yerine de filler koymuştu. Bunlarla Türk süvarilerinin hayvanları ürkütülmek isteniyordu. Sabahleyin iki tarafata şevk ve heyecanla muharebeye atıldılar. Filler şiddetli hücumla Ekberin ordusunu gerilemeğe mecbur etti. İki cenahta mağlup oldu. Merkez iyi bir halde ve muharebeye devam etmekte idi. Heymu topladığı fillerle merkezide söküp atmak için tertiplenmiş yeni bir taarruzla ve muvaffakiyetle ilerlemekte iken bir okla vuruldu. Acısından filin boynuna düştü. Birlikler Heymuyu fil üstünde görmeyince öldüğünü sanarak kaçışmağa başladılar. Bu fena tesiri durdurmak için filcisi kanca ile onu yukarı çekmek istedi. Bu seferde bunu düşman sayarak teslim olacağım diye bağırması bütün etrafındakiieri kaçırdı. Muharebe en buhranlı bir devresinde idi. Kaçanlar, kovalıyanların şiddetli ve karışık bir gürültüsü devam ediyordu. Şah kulu Heymuyu Ekberin huzuruna getirdi. Savaş büyük zaferle neticelendi, düşmanın ne ordusu ve ne de umudu kalmıştı. Dehliye girildi. Ganimet arasında 1500 fil vardı. Ağra ve diğer bütün şehirler muharebesiz itaat ettiler. Bu büyük Zafer Ekberi Hindistan tahtına çok sağlam olarak oturtmuştu. Bir müddet sonra Adil Şah ta Bingale taraflarında bir muharebede öldü. Yine bu günlerde intikam kastiyle Kişmir havalisindeki dağlardan ilerleyen İskender Sur o taraflardaki kuvvetleri Lahora kadar geri atmıştı. Derhal hareket eden Ekber Sutleçi geçerek Mankot kalesinde İskenderi sardı. Hindistanın en müstahkem kalesi olan Mankot ancak açlıkla alınabilirdi ve gerçekten de altı ay sonra teslime mecbur oldu. Bahara gönderilen İskender de orada öldü. Bundan sonra Hindistanda Afganlardan ne bir sülale kaldı ve ne de tahta çıkmak teşebbüsü ve ilerde de bu gibi bir ihtimal çıkmaması için badema Hindistana ve orduya ancak Türkistandan yeni unsurlar getirilip Afgan kabilelerinden bir fert alınmamak tedbiri takip edildi. Mankot kalesinin muhasarasında Ekberin annesi Hamide Banu begümle anağa ve atağası (süt ana ve süt atası demektir) geldiler. Bunlardan süt anası Mahem hırsı ve şeytanlığı yüzünden entrikalar çevirmeğe başlamış ve (Bayram hayatta iken sen müstakil olamazsın) telkinleriyle Ekberin fikrini çelerek ve en nihayet bazı fena tesadüflerin araya emniyetsizlik sokması ve bu kadının körüklenmesi yüzünden Hint İmperatorluğunun kuruluşunda yüksek idare ve kumandanlığı ile bu kadar büyük hizmetler etmiş olan Bayram Hanın Mekkeye gitmesine ve giderken yolda bir Afganlı tarafından öldürülmesine sebep olmuştu. Çok değeleri ve pek büyük bir şair olan Bayram Hanın ölümü Ekberin şahsiyetini ve hükümetini gölgeliyecek kadar büyüktür. Gide gide Mahem Anağa ve oğlu hükümeti devirmeğe ve hükümdara suikasta kadar vardılar. Muhtelif safhalı fena teşebbüsleride onların mahvile neticelendi. Timur sülalesinden olup Hinde gelmiş olan Mirza Şerafettin Ekberin kız kardeşi Baci Banu Begümle evlenmiş ve mühim iki vilayetin valisi bulunuyordu. Sonraları bu da Şah Ebul Meali ile birlikte isyan edüp Ekberin kardeşi Mirza Mehmet Hekimi tahta çıkarmağı istediler. Üzerlerine yollanan ordunun generalleri hiyanetle öldürülmüş ve orduda asiler tarafına geçmiş olduğundan bu isyan birdenbire çok büyümeğe başladı. Bir aralık Humayunun Kıpçaklardan olan nufuzlu karısı da Kabil ve Afganistanda kanlı ve fakat hakim roller oynadı. Yerini Ebul Meali tuttu ve onuda Bedahşan hükümdarı Mirza Süleyman takip etti. Her ikisi de Mehmet Hekimi kurtarmak perdesiyle Kabili zaptetmeği kurmuş bu şehri almışlardı. Bu sırada yine Dehli de Mirza Şerafettinin bir adamı ve ayrıca Ekberin dayısı Hoca Muazzam taraflarından Ekbere suikastler yapıldı isede Ekber birincisinde bir tesadüf eseri olarak az yara ile İkincisinde maiyetinin fedakarlığı sayesinde kurtulabildi. Fakat Ekber genç yaşında etrafında dönen ve kendisini ve hükümetini tehlikeye düşüren entrikaları, kanlı arbedeleri göre göre ve bunlardaki sebep ve tesirleri düşüne düşüne artık tecrübe sahibi olmuş bulunuyordu. Kim bilir belki de Bayram Han gibi bir İmparatorluk kuran ve o değerde olan bir adamı kaybettiğinden içi sızlamıştı. 1564 senesinde 25 yaşma giren ve tecrübelerde pişen Ekberin etrafında büyük nüfuzlu bir rical tabakası vardı. Bunların bir kısmı ta Babur Han devrinden kalmış Hindistanın fethinde çalışmış, diğerleri Humayun devrinde zevke dalmış ve sonraları sefalete uğrayarak müteakip safhalarda muharebelerde bulunmuş, hizmet etmişlerdi. Bir kısmı da Padişahın uzak yakın hısımlarından idi. Bütün bu rical menfaatları sebebiyle bi birine bağlı ve hapsi de Padişaha tabi idiler. Kendilerini herkesten yüksek, birçok imtiyazlara sahib olmakta haklı görüyorlardı. İçlerinde iktidar ve ilim sahibi olanlarda çoktu. Kimi komutan olarak ordu başında, kimi vali sıfatiyle vilayetlerde hizmet etmektedirler. Henüz İlmi bir devlet teşkili kurulamamış, bütün tabaa ve rical, devlet mefhumu üzerinde ve bir ülküyü takip yolunda toplanamamış olduğundan ricalden herbiri şahsi fikir ve menfaatlerini gözetir, ilk fırsatta müstakil olmağa, isyan etmeğe çalışırdı. Bu sırada Malva’da isyan eden Afgan’ları Özbek Abdullah Han ezdi ve kendisi de vali olarak Mando’da kaldı. İşte şimdi Ekber’in 12 senelik tecrübelerinin kendi dehalı dimağında bıraktığı neticelerin meyve vermesi zamanı gelmişti. Şimdiye kadar yüzlerce milyon sayısında olan Hindu’lar yalnız kendilerinden vergi alman birer insan yığını halinde olup kendilerine hiç ehemmiyet verilmez ve iştigal edilmez ve içlerinden hiçbir adama hürmet gösterilmezdi. Ekber daima azınlık halinde olan Hindu’nun gayri millet ve unsurları, Hindu’nun çoğunluğu içinde, hem de onlara düşman olatak hakim bir vaziyette tutamıyacağını düşündü. Derhal bütün Hindu kavimlerini de imparatorluğun geniş çerçevesi içine sokarak İnsani muameleye ve hak ve iyiliklerinin gözetilmesine emir ve karar verdi. Bu karar o taassup devrinde millet ve devlet mefhumlarının kalplerde ancak hafif bir bağ halinde yaşıyabildiği hengamda kaybolan menfaatlerinin elde edilmesi için büyük bir hoşnutsuzluğu mucip oldu. Türkler de kendilerinin aristokarat vaziyetlerinin değişmesinden müteessir olmuşlardı. Çıkan isyan geniş yerlere yayılmış ve muhtelif tabaka ve insanlar tarafından vücude getirilmişti. Asilerin başında kahraman Abdullah Han Özbek vardı. Ekber bunu çok şiddetli takip etti. Güçerata kaçan Abdullahı oranın padişahı Cengiz Han’dan istedi. Orada da barınamıyan Abdullah Han derbeder hayatının acı tesiriyle öldü. Bu sefer de Abdullah Han’a yapılan bu şiddetli hareket Hind’de bulunan bütün Özbek’leri ayaklandırdı. Bunlar, Özbek Ali Kulu Han’ın etrafında Cevnpur’da toplandılar. İsyan civar derebeylerini de topladı. İsyan mıntakasına sevkedilen Hanı Hananın arkası sıra da Ekber yola çıktı. Ganj İrmağı geçildi, ordu büyük, hareket çok şiddetli idi. Bundan ürken asiler kefen giyerek Ekbere dehalet ettiler ve Başkomutan Mün'im Han’ın ricasiyle bunlar bağışlandı. 1565 Ekber, içini saraylar, bahçeler, cami ve hamamlarla süslediği Ağranın dışına taştan bir kale yaptırdı.

Bu duvar 30 arşın eninde ve 20 arşın yükseklikte idi. Biraz sükûndan sonra Özbek’ler tekrar isyan ederek Lahor’u aldılar. Afganistan’dan Ekberin kardeşi Mehmet Hekim de ahvalden istifade ile Delhi tahtını ele geçimeği kurarak bu harekete iştirak etmiş, asilerle anlaşmıştı. Ekber bizzat asiler üzerine yürüyerek Kara kalesine geldi. Kendisi bir fil üzerinde ve yanında 1.500 seçme asker vardı. Derhal Ganj geçilerek asilerin biriktiği Allahabat civarındaki Manikpur’e varıldı. Fecirle çalınan müzikalar padişahın geldiğini duyurunca asilerin maneviyatı sarsıldı. Ekber hareketi çabuklattı. Çok bahadırlık göstermelerine rağmen çarpışmada serkerdelerinin ölmesi ile isyan tamamiyle ve şiddetle söndürüldü. 1566 sonunda Benaris te zaptedildi. isyanların büyüyüp biribirine ulaşması ve büyümesi ile babası zamanında Hind İmparatorluğunun yıkıldığını bilen Ekber her ne tarafta bir isyan haber alsa, bizzat giderek en şiddetli hareket ve muharebeleriyle vurup söndürürdü. İşte şahsan bu kadar fazla hassasiyet ve faaliyet iledir ki iki yıl içinde cidden çok geniş bir sahada baş gösteren ve çok değerli adamların başbuğluklariyle devam eden isyanlar bastırıldı, sükûn ve huzur temin edildi. Ekber Babür’ü Hindistan’a hakim kılan ve Hümayun’u evvela Hindistandan çıkaran ve sonra tekrar Hind tahtına sahip yapan ahval ve şeraiti iyice araştırmış ve hatta bu ahval ve şeraiti karşı tarafta Afgan’lara ait kısımlarda da tetkik etmiştir. Bütün bunlar hükümette sağlam devlet mefhumu yerleşemediğinden herhangi bir şehzade veya emir ve valinin hırs ve istiklal daiyesi etrafında birçok kuvvet toplıyarak hükümeti sarsmasında kuvvetsiz düşerek hükümeti mahvetmesinden ibaretti. Şimdi Ekber bu isyanları bir dereceye kadar bastırmış ise de yarın yine tekrarlanması muhtemeldi. Türk beyleri de çok ve ordu üzerinde nüfuzlu idiler. Bir taraftan da koca Hind’in böyle yabancı ve düşman zihniyet ile hükümetten uzak olmasından bir hayir beklenemez ve herhangi bir zamanda bir raçanın baş olması ile neticesi vahim karışıklıklar çıkabilirdi. En iyi ve emin hal, Hindlileri de devlet teşkilatına sokmak, aradaki yabancılığı gidermek, onları da devlete ve devlet idaresine ısındırmak ve bağlamaktı. Derhal maddi olarak başta bulunanlardan ve manevi olarak Hindliler üzerinde geniş bir nüfuz ve şöhreti bulunanlardan etrafına celbetti. Bunlardan birisi Kalpi brahmanlarından Maheşdaş Birbar idi. Bu zat, Klep ray, şairler kıralı, unvanını almıştı. Yine Miyan Tebaşini [1] sarayına aldı. Bunun Hindi adındaki ölmez eserleri bugün dahi yaşamaktadır. Yine en meşhur Hindlilerden biri de Todarmal idi. Bu zat kahraman bir komutan olduğu kadar yüksek bir idare adamı ve maliye işlerinde ihtisas sahibi idi. Bu adamı takdir eden Ekber onu ihtiyaca göre komutan olarak, vali olarak kullanmış ve nihayet maliye vekaleti yerinde olan divana getirmişti. Bu zatın 1585 de vücude getirdiği İdari ve mali teşkilat Kont dö Növer’in dediğine göre bugün dahi biıçok Avrupa ricaline model olacak derecededir. Meşhur raçaha Baharimal da Ekbere ordugahta gelmiş ve burada, Ekbeıin kökreyen bir fil üzerindeki kahramanlık ve soğuk kanlılığını görerek ona candan bağlanmış ve hizmetine girdiği gibi kızını da Ekbere vermişti. Cihangir unvanlı Selimin anası bu racanın kızı idi. Ekber artık Özbekleri, asi beyleri temizlemiş ve Hindlilerden de çok ve nüfuzlu adamlar kazanarak dostluklarını emin bir hale koymuştu. Henüz bir kısım arazi, düşman zihniyeti ile hareket eden Raçputlar elinde idi. Bunlar kuvvetli olduklarından, doğruca Delhi üzerine yürüyerek düşmanlıklarını gösterdikleri gibi, Delhi İmparatorluğuna düşman olan bütün asi hükümet ve eşhası da himaye eder, memleketlerinde saklar, kuvvetlendirir ve yeniden saldırırlardı. Bunun için Raçputananın zaptı herşeyden evvel gerekli olmuştu. Mevar en önce zaptı lazımgelen bir yer idi. Asi bir raça olan Ûdaysingin memleketi kısmen saıp, çok kısmı da münbit ve mahsuldar olduğundan, çok zengin bir halde idi. Ordusu kuvvetli olmakla beraber müttefikleri de vardı. Derhal en sarp bir dağ içinde en muhkem bir kale olan Çitor’da Sisodiye ailesi hüküm sürmekte olup büyük şöhretleri vardı. Ekber hareketle Malva hududuna geldi. Bütün isyan eden Mirzalar neticeden korkarak Güçerata kaçtılar. Ve orada Cengiz Hana sığındılar. Mandap kalesini de alan Ekber 4—5 bin kişilik bir kuvvetle Çitora geldi. Ekber az kuvvetle görünerek raçayı sahra muharebesine çekmek istemiş ise de, korkak raça çete muharebeleri yapmak üzere pek sarp olan Aravlı boğazına kaçmış ve kalenin müdafaasını 5 bin seçme askerle kahraman bir zat olan Cağmala bırakmıştı. 1567 de Ekber fenni bir surette etrafını tetkik ederek kaleyi muhasaraya başladı. Bir ayda muhasara tamamlandı. Fakat kaleye büyük bir tesir yapılamıyor; tersine olarak kalenin tesiri altında kalınıyordu. Hareketteki sür’at dolayısiyle büyük toplar getirilmemişti. Yeni yapılan toplar da büyük bir tesir yapamıyordu. Burada üstü manda derileri sarılı ve içinde toprak dolu üstüvanevi sepetleri yuvarlıya yuvarlıya kale duvarına yaklaşıp lağımlar atılarak hücum edildi. Açılan gedikten hücum edenlerle kale muhafızları arasında kanlı ve çetin bir boğuşma oldu. Ekber her tarafa koşuyor, emirler veriyor, teşvikler yapıyor, taarruzun şiddetini ve devamını temin ediyordu. Etrafındakilerin ölmesi bu kahraman imparatoru yıldırmıyordu.

Padişahın bu himmetini gören bütün komutan ve Raçalar da pek fedakarane çalışıyorlardı. Bu suretle boğuşma günlerce devam etti. En nihayet 24 şubat gecesi Ekber umumi hücum emrini verdi. Muhafızlar da kahramanca çarpışıp yağlı pamuk çuvallarım yakarak hücum edenleri yakıyorlardı. Gece hücumunun her tarafta meşale ve yangınları arasında Ekber zırhlı ve büyük cüsseli bir adamın müdafaanın ruhunu teşkil eylediğini gördü. Açılan gedikleri o tamir ettiriyor, gevşeyen mukavemeti o arttırıyordu. Derhal Singram (Arslan öldüren) tüfengini alarak bir kurşunda vurdu. Ölen adam Çitor kalesinin arslan komutanı Cağmal idi. Bu havadis müdafiini yıldırdı. Kaleyi bıraktılar. Biraz sonra kalede Cevhar ayini yaptılar. Ölüme karar veren kale muhafızları tarafından şiddetli hücum yapmaları muhtemeldi. Sabah beklendi, hücum olmadı. Ekber Asman Şukoh adındaki harp filine bindi, kaleye girdi. Tam şehirin ortasında hücum başladı. Kanlı bir boğuşma Hindliler bitmeyince bitmedi. Raçanın sarayında Siva mabedinde Rampura kapısında tüyler ürperten bir boğazlaşma daha yapıldı; askeri korumak üzere 300 fil saldırıldı, şehrin her evi çok kuvvetli müdafaa haline konduğundan ancak adım adım ve çok zayiatla ilerlenebilirdi. Cağmaldan sonra komutayı ele alan 16 yaşındaki Pata büyük kahramanlıklar göstermişti. Burada Hind raçalarının bütün büyükleri toplanmıştı. Cevharda 9 kraliçe, 9 prenses kız ve oğullariyle ölmüşler; 8.000 asker ve 30.000 sivil muharip kılıçtan geçirilmişti. 3 gün süren sokak muharebesinde her taraf yıkılmış ve harap olmuş, şehir çöl haline gelmişti. Artık raçanın güneş resimli bayrağı indirilmiş, Ekberin yeşil sancağı her tarafı delik deşik olan kalenin burçları üzerinde sallanmakta ve Türk muhafızlar muharebe meydanını örten 10.000 lerce ceset üzerinden kale muhafızlığı yapmakta idiler. Bütün Hind himmet ve kudretinin toplandığı bu kalenin düşmesi bütün başka raçalar ve asilerin ümitlerini kesti.

Ekber de burada güç ve büyük neticeli muharebenin ehemmiyetini takdir etmiş ve kazanırsa Hind’de büyük şöhreti olan Çısti şeyhini ziyarete gitmeyi adadığından hem yaya ve hem de adi kiyafetli olarak şeyhi ziyarete gitmişti. Sonra Rantanbur kalesi, Kalincar kaleleri de zaptedildi. Bu müstahkem ve metin kalelerin çabuk alınışları da Codpur, Bikanir raçalarmı Ekbere tabi’ olmağa zorladı ve raça Kalyanmal da kızını Ekbere verdi. 1573 de tarihçi Nizamettin’in dediğine göre, karıncanın geçemiyeceği, yılanın sürünemiyeceği sık ormanlardan Hüseyin Kulu Han komutasındaki ordu hareketle Himalaya eteğinde metin bir kale olan Nagarkot kalesini kanlı bir mücadele ile aldı. Bu muharebede bilhassa topçunun yararlığı büyük olmuştu. Bundan sonra raca Kangra aleyhinde hareket edildi. Bu harekette komutan, Mansing adında Amber raçasının torunu idi. Bu muharebenin şiddet ve zahmeti, sarayın müteassıp ülema ve vaizlerinden olup bu muharebede bulunmuş olan Beduani tarafından yazılmıştır.

Artık tekmil raçalar Ekbere tabi olmuş ve onun bayrağı altında ölmeği şeref bilecek kadar ona ısınmış ve bağlanmışlardı. Raça tarihlerinin tafsilatında Ekber için hepsi: büyük ve adil Padişah, diye ifade etmektedirler. Ekberin Güçerat ve Dekanı zaptedişinde raçalar ve Hinduler çok büyük hizmet eylemişlerdi. Ekber de bunları bir dost gibi gözetiyor, arada kin ve intikam duyguları çıkaracak hiç bir iş ve söze meydan vermiyordu. Ekber Hindin kudret ve kuvvetini söndüren Çitor kalesinin alınmasından dolayı kendi oğul ve ardilleri (eslaf ve ahlaf) gibi dini ünvan olan Gazi ünvanını almadı. Bu hiç şüphesiz Hindlilere karşı bir cemile, bir hürmetti. Fazla olarak sarayının önünde büyük 2 fil heykeli üzerine iki süvari heykeli diktirdi ki bunların ikisi de Çitor kalesinin kahraman komutanları olan Cağmal ile Patayı temsil ediyordu. Kendisine gelince, bu çetin muhasara ve kale muharebesinin hatırası olarak çadırının kurulduğu yere 35 kadem yüksekliğinde ve içinden bir merdivenle çıkılır beyaz mermerden bir kule yapmış ve üzerine de cesim bir fener yaktırmıştı. Hiç şüphesiz derin manalı bir timsal olan bu fener bugün yoksa da kulesi bugünde onun büyük adını yaşatmaktadır. Malvanın zaptından sonra sıra Güçerat diyarına gelmişti. Deniz sahilinde bitekli erazisi olan hürriyet ve refah içinde bulunan bu memleket, yabancı din ve uluslardan kaçan ve sığınanları da kendi içinde barındırır, onlara da ikinci bir yurt olurdu. Güçerat bir kaç asır içinde çok mühim bir tarih yaşamış, Gazneli Mahmut Sultandan başka hanedanlar da burada yerleşerek ümran ve terakkisine çalışmıştı. Bilhassa Ahmetabadı yaptıran Ahmet Şah bu cesim şehrin güzel ve büyük binalarla süslenmesinde eşsiz bir hizmet ve gayret göstermişti. Bunlardan Bahadır Şah, Malva ve Dekan işlerine karışarak Humayun şahla muharebe etmiş ve bir seneye yakın Delhi’ye tabi kalmış olduğundan, Padişah Ekber de şimdi bunu davasına esas tutarak ilerlemekte ve istemekte idi. Bundan başka Güçerat köle ve uşaklara varıncaya kadar saltanat iş ve iddiasına kalkışacak derecelerde bir anarşi içinde idi. 1572 Hanıhanan Mir Mehmedi 10.000 atlı ile ileri atan Ekber, Naruvarda topladığı ordusu ile hareket etti. Ciddi bir müdafaa ve mukabele görmeden her tarafı zaptederek 300 mahallesi olan büyük Ahmedabad şehrine de girdi. Burada bütün İslam memleketlerinden tüccarlar vardı. Ekber Kanbey limanında ilk olarak ta denizi görüyordu. Bu sıralarda isyan eden Mirzalarla Sernal yakınında çok az maiyeti ile çok çetin bir muharebe yapan Ekber onları da perişan etti. Surat kalesi de muhasara edildi, Burada Portekizlilerle de temasa gelindi ve kendilerine iltifat ve hediye ibzal edildi. Her tarafta sükûnet hasıl olmuş, Ekber de dönmüştü. Dağılan asiler yine toplandı. Dekana giden Mirzalarda gelerek Güçeratı baştan başa yakıp yıkmağa, ahaliyi yağmaya ve öldürmeğe başladılar. Ahmetabadı da muhasara etmişlerdi. Çok süratli bir tedbir ve tedip gerekiyordu. Salıverilmiş ordu ise çabuk toplanmamakta idi. isyanın şiddet ve çabuk yayılışından ürken Ekber acele ediyordu. Yanında az adam olduğu halde Acmire gelmiş, kendisinin uğur saydığı Çişti şeyhini ziyaretten sonra 9 günde Sikriden Patana geldi. Burası 800 millik bir uzaklıktı. Ekber de yolda ne bulursa onu yiyor, yalnız maiyetinin geri kalmasında onları bekleme mecburiyeti ile dinlenmiş oluyordu. Kaledekilere haber gönderdi ve bir sabah ansızın muzikalar çalmağa başladı. Düşman 20.000 i mütecavizdi. Ekber zırhlı süvarisi ile her tarafa koşuyor, muharebenin şiddetini artırıyordu. Çetin bir vuruşmadan sonra zafer Ekber tarafında kaldı. Düşman komutanı Hüseyin Mirza da yaralı olarak esir alındı. Bu çok üzücü muharebeden sonra askerler çarşı pazarda dağılmış ve istirahat etmekte ve Ekber de bir su başında secdeye uzanmış idi ki yeni bir düşman kolunun hareketi haber verildi. En cesur adamlar bile afalladı. Kahraman Ekber derhal trampetleri çaldırdı, toplanan az askerin başına geçerek düşman üzerine atıldı ve düşman komutanı da öldürülerek galebe kazanıldı. Baştanbaşa Güçerat diyarını kaplıyan bir isyanın böyle az kuvvetlerle karşılanıp az zamanda bastırılması siyasal bakımdan çok büyük bir fetih ve zaferdi. Ve bunda Ekberin kahramanlığı büyüktü ve halk ta bunu duymuş, takdir etmişti. Bunun için Ekber Sikriye yaklaşırken çok büyük merasimle karşılandı ve bundan sonra da şehrin adı Fetihpura çevrildi (1573).

Bundan sonra Ekber Bingale taraflarını zaptetmeğe karar verdi. Bingale Brahmaputra ve Ganj ırmaklariyle sulanan ovalık geniş ve çok tıkız nüfuslu bir ülke olup eski tarihi hakkında mühim vesikalar yoksa da Müsliman Türk idaresi 1198 Mehmet Bahtiyar Khalci eli ile tesis edilmiş ve sonra bir bir ardı sıra hatta Habeş hadım ağalarına varıncıya kadar saltanat sürmüşlerdir.

Bunlardan Hüseyinler ve sonra Şir Şah sülalesi devam etti. Sonra yine Kararani denilen bir Afgan sülalesi geldi ve bunlardan Süleyman kudretli bir hükümdar olup Bingale ve Baharı birleştirerek geniş bir ülkeye sahip olmuştu. Fakat cenuptan raçaların, şimalden Delhi padişahlığının tazyiki karşısında kaldığından Ekber zamanında Hanı Hanan Münim Han ile anlaşarak hutbe ve sikkeyi Ekber namına kabul etti. Bu tarafta emniyeti elde eden Süleyman Orisada raçalara karşı harp açtı. Meşhur komutanı Raçonun değerli güdemi ile harbi kazandı. Hindlilere mezhep hürriyeti vererek güzel ve adaletli bir idare kurdu. Fakat 1572 Süleymanın ölümü ile bu geniş ülke yine karıştı. Oğlu Bayezit idaresiz ve bunun yerine geçenler de dirayetsiz olduklarından karışıklık devam etti. Bir aralık Lodi adında bir Afgan vaziyete hakim olarak Ekberin hükümranlığını tanımak şartiyle işi sağlamladı ve Münim Han da daha büyük bir istilaya cesaret edemedi. Ekber Güçeratta meşgul olduğundan kudretli bir zat olan Raça Todarmal’i gönderdi. Bu zat ahval ve şeraiti tetkik ederek vaziyeti Ekbere bildirecek ve buna göre tekmil bu havaliyi zapt ve istila için tedbirler alınacak, hazırlıklar yapılacaktı. Todarmal kendisinden beklenen tetkiki eksiksiz yaptı. Kıymetli raporları vaziyeti çok iyi aydınlattı. Ağra tersanesinde 100 yelkenli gemi yapıldı. Güçerattan dönen Ekber Münim Hanı üç kolla istilaya memur etti. Bir aralık kıymetli bir adam olan Lodinin Davutla birleşmesinden bu istila hareketi çok güçleşmiş ise de aradaki rekabet hisleriyle Lodiyi hile ile Davuda öldürttüklerinden ordu başsız kalmıştı. Fakat Münim Han fırsatı kaçırmış ve üstelik Patnayı da zaptedemiyerek Ekberi çağırmakta idi. Ekberin gelişi Patnayı yıldırdı, Davut Şah da Hoca Han da geceleyin kaçtılar. Ertesi gün Patnaya girildi. Ganimetler içinde 265 de fil bulunuyordu. Ekber 20 bin seçme asker vererek ve raça Todarmalı erkanı harbiye reisi gibi birlikte bulundurarak Davut Şahın şiddetli takibini Münim Hana emretti. Mungeyr, Bhagalpur, ve Zeliya - garbi zaptedildi; bilahare Davut Şah kuvvet toplıyarak ilerlemeğe başladı. Münim Han da hareketle Todarmal ordusu ile birleşti. Savaş Tukaroide olup ilkin muharebeyi Davut kazanmış ve Münim yaralı olarak birkaç mil geri gitmiş ise de, Todarmalın kahramanlık ve dirayeti ile muharebe kazanıldı. Kattaka kadar şiddetli takip edilerek Davut Şah biate mecbur kaldı. Fakat sonraları Münim Hanın ölümü orduda inzibat ve kudreti azalttı. Davut Şah da isyanla boş kaleleri almağa başladı. Lakin Pençaptan gelen Hanı hanan Hüseyn Kuli Han onu durdurdu. Fakat kızılbaş olan bu başkomutan, sünni beyler tarafından sevilmiyor, hamiyetle çalışılmıyordu. 1576 temmuzunda Ekber hareket ederken Racmahalde yapılan muharebede mağlup ve şiddetle takip edilen Davut Şahın kesilen başı padişaha getirilmişti. İşte 1580 de Bingale kısmı da alınarak burada asırlarca süren saltanatlara da nihayet verilmiş oldu. Ekber Cemna ve Ganj nehirlerinin birleştiği yere bir kale yaparak Allahabad adını verdi. Burası Hindlilerce Pirağ denilen pek kutsal bir yer idi. Yine bu sıralarda Ekber Portekizlilerle de anlaşarak ve Haciler Emiri tayin ile Hind hacılarını denizden gönderdi ve hacca gönderdiği cesim meblağlara karşılık mukaddes emanetlerden birisi de Ekbere gönderilmişti. Bingale de Çağatay Türklerinden Kakşal Oruğun mühim rol oynadığı isyanlar da bastırıldı. Bu sırada Mehmet Hakim Mirza Lahora ilerledi. Ekber şehzade Muradın komutasında bir ordu ile beraber onu takip ederek Kabili aldı ve kendisi de Kabile geldi, ve bu gelişte Sindin yukarı kısımlarına hakim olan ve Afgandan Hinde gelen şimal yolunu kapıyan yerde Atak kalesini bina ettirdi. Raça Bhaguan Das Kabil valisi oldu. Şahruh ve

Süleyman Mirzalar Bedihşam karıştırdılar. Çok kudretli bir hükümdar olan Özbek Abdullah Hanın Hinde doğru bir hareketinden korkulmağa başlandı ve buna karşı en mühim bir ihtiyat tedbiri olarak payitaht Lahora getirildi. Bu suretle Abdullah Hanın hareket ve hazırlıklarından haber alınacak ve bunu karşılayıcı tedbir ve hareketlerde hiç vakit geçirmeden yapılabilecekti. Abdullah Hanın ölümüne kadar 14 sene de payitaht Lahorda kaldı. 1579 meşhur Bayram Hanın oğlu Hani Hanan Abdürrahim komutasında Sindin cenup tarafları da fethedildi. Sükûnet devam ediyordu. Fakat bu sıralarda komünizme yakın esasları telkin eden ve İslam düşmanlarının kahredilmesini istiyen bir nevi akidelere malik ve mehdilik iddiasında bulunan Beyazıt ismindeki adamın tekmil hudut boyunda çok tesirli propagandaları, bilhassa oğlunun zamanında daha ziyade artarak dehşetli bir isyana sebep oldu. Ruşeni denilen bir mezhebin taraftarları Afganistanın dağlık kısımlarında geçitleri tutarak mukavemet etmeğe başladılar. İsyan mıntakası genişledi. Karagar geçidindeki gece baskını zaten sevk ve idaresi karışık ve inzibatı az olan orduyu dehşetli bir mağlubiyete uğrattı. 8.000 ölünün içinde komutan raça Birbal da vardı. Diğer kollar da mağlup olarak arta kalanlar ancak güç halle Atak kalesini tutabildiler. Ekber çok müteessir oldu. Todarmal ile Mansing’i komutan yaptı. Çok emniyetli keşifler, noktai istinatlar yapıla yapıla arazi zaptediliyordu. 1601, Celalenin ölümü, isyanı söndürdü. Mansing de Bahar valiliğine döndü. 1584 Kişmir zaptedilmişti. Büyük merasimle Ekber de Kişmire girdi. Yine 1584 senesinde Codpur raçasınm oğlu Çandersen isyan bayrağını kaldırdı. Birkaç raça da bunu takip etti. Fakat en nihayet meşhur Rana Sankanın torunu Rana Pertap isyan etti. Bu zat derin bir vatan aşkı ile çarpışıyor, Hindlilerin İslam hizmetine girmiş olmasından çok müteessir bulunuyordu. Fakat Ekberin yüksek ve sonsuz kudretini de iyi bildiğinden açık sahra muharebelerine girişmiyerek dağlık arazide devamlı çete muharebeleri ile uğraşmağa karar verdi. Gogundanı bir müstahkem ordugah haline getirdi. Bütün raçalar hatta Ekberin yanında olanlar bile onu meşru ve İlahi hukuka sahip bir padişah olarak tanıyorlardı. Ekber Mansing’i gönderdi. Görüşmelerde Rana Pertabin barışmazlığı olanca şiddetiyle göründü. Birleşen raçalar bazı müslimanları da ittifaklarına aldılar. Ekber büyük bir ordu hazırladı Ferzent - oğul - ünvanı verdiği Rana Mansingi de komutan atadı. Gogunda da kesin bir savaş oldu. 18 haziran 1576.

Güçeratta yine bir isyan patladı. İdare bozulmağa başladı. Ekberin idaresini ortadan kaldırıp Dekana kaçırılmış olan Muzaffer Hüseyin Mirzayı tahta çıkarmağa teşebbüs ettiler. Mihr Ali Kolabi isyanın başında olup isyan ocağı da Sultanpurdu. Bu isyan gittikçe genişledi. Ordunun
bir kısmı düşman tarafına geçti. Vezirhan daima mağlup oldu. Fakat sonradan Todarmal, Mirza ordusunu bozmuş ve Mihr Ali de tutularak Ekbere gönderilmişti. Rana Pertap tekrar harekete geçdise de, Şahpaz Hanın muhasarasından ancak keşiş kıyafetinde kaçarak kurtulabildi. Ricalin Ekber aleyhindeki fesadı da bastırıldı. Buhara hükümdarı Abdullah Hanın Şah Tahmaspın öldüğünden anarşi içinde kalmış olan İranı taksim etmek teklifini Ekber kabul etmedi. Bunda Ekberin Şah Tahmasp ve İranın babasına karşı yapdığı iyiliği düşünen nimetşinaslık hissi de mevcuttu. Bununla beraber ahval ve zaman da bu uzun seferi doğru gösteremiyordu.

Hindin tabii hudutları içinde yapılacak çok işler mevcuttu. İdarenin de çok kuvvetlendirilmesi lazımdı.

1577 de Ekberin hükümdarlığı 25 inci yılını buldu.

Güçeratta tekrar çıkan isyan Muzaffer Şahın kendi kendini öldümesiyle bitmiş oldu.

Güçeratın zaptiyle Ekber memleketin hududunu Dekana dayamış oluyordu. Hindin cenubunda bulunan 5 İslam hükümetinden en yakın ve Güçerata bitişik bulunan Ahmet Nagar hükümeti olup şimdi Berar hükümetini de zabteylemiş olduğundan çok kuvvetli bir halde idi.

Ekber bu hükümetlere kendini İmperator tanımalarını teklif eyledise de reddedildi. Ekberin orduları yakın bulunan Ahmet Nagar ülkesine girdiler. Ahmet Nagar kalesi muhasara edildi. Fakat Hanı hananın prens Murat ve General Sadık Han tarafından kıskanılmış olmasından muvaffakiyet el vermedi.

Çandbibi denilen Kıraliçe de Türk kanma has bir kahramanlıkla siperlerde gedikleri kapattırıyor; muhafızlara şevk ve cesaret veriyordu. Zahiresizlik tesiriyle bir aralık barışılmış ve Ahmet Nagar hükümetinde Bahadur Nizam Şah hükümdar olmuş ise de vükelanın liyakatsizliği tesiriyle tekrar sulh bozuldu ve bu defa Ahmet Nagar ve Bicapur hükümetleri ittifak ederek 1597 de tekrar muharebeye hazırlandılar.

Karşılaşan orduların bir tarafında Bicapurun kahraman komutanı Süheyl Han Dehli askerini bozup kaçırttığı halde diğer cenahta Bayram Hanın kahraman oğlu Abdürrahim düşmanı bozmuş ve uzaklara kadar takip etmişti. Fakat muharebe meydanına tekrar döndüğünde düşman ordusunun mühim kısmiyle sebat etmekte ve kendi ordusunun en çok kısmının mağlup olup dağıldığını hayretle görmüş ve Süheylin ordusundan yapılan top ateşleriyle muvakkat bir zaman için bir tesir göstermişse de bir netice alınamadı. Gece iki taraf dağılan askerlerini topladı. Ve sabahın açılmasını bekledi. Ortalık açıldığında düşman 12.000 kişilik bir kuvvetle görünmüşse de Hanı hanan büyük ve kahraman babasına yaraşan yiğit bir evlat olarak 4.000 askeriyle tertiplenerek muharebeyi kabul etti. Çok şiddetli bir muharebe vukua geldi. Fakat yaralı Süheyl Hanın geriye gitmesi ordusunun geri gitmesini mucip oldu. Lakin Hanı hananın da takip edecek kudreti kalmadığından o da Şahpura çekildi.

Bir aralık raça Alinin oğlu Mir Bahadurun Esir kalesindeki muhasarası tesiriyle yine muharebe alevledi. Bir sene süren bu kalenin muhasarası Ekberi generallerinin himmetsizliğine şüphelendirerek kendisi geldi. Ve kale ancak hastalık ve hiyanet tesiriyle zabtedilebildi; 1600.

1601 yeniden iktidarı ele geçiren kahraman Çandbibi de düşmanla haberleşmek iftirasıyle düşmanları tarafından idam edildi. Bu karışıklıkta Ekber kısa bir muhasaradan sonra kaleyi hücumla zaptetti. Handeş ve şimalde bütün memleketler de zaptolundu. Ve tekmil Dekan Ekberin emrü idaresi altına geçmiş oldu.

Bundan sonra büyük hazırlık ve hareketleri icap ettiren harp ve hadiseler durmuş ve Ekber daha ziyade teşkilatı kuvvetlendirmek ve memleketin ümranı ile uğraşmışdır. Bu aralıkta Ekberin iki oğlu (Muratla Daııyal) ölmüş ve büyük oğlu Selim tarafından yapılan isyandan müteessir olan Ekberin son seneleri dostlarının ölmesi ve hele çok sevdiği çok büyük bir alim olan Ebulfazlın Selim tarafından öldürülmüş olmasiyle çok acı olmuştu. Ekber hayatta kalan biricik dostu kahraman Mansingi de gaip etti. 1605 de 63 yaşında vefat eden Ekber, 50 yıl hükümdarlık etmişti.

Kaynakça
Kitap: TİMURLULAR ZAMANINDA HİNDİSTAN TÜRK İMPARATORLUĞU
Yazar: HALİS BIYIKTAY