1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Evrenkzib'den Sonraki İmparatorlar

MesajGönderilme zamanı: 29 Tem 2012, 16:30
gönderen TurkmenCopur
EVRENKZİBDEN SONRAKİ İMPARATORLAR

Şah Alemin padişah oluşu — Saltanat kargaşalıkları — Raçputların isyan ve tenkili — Sihler — Dini kanaatleri — Nanakın yetişmesi — Esas akideleri — Nanakın ardılları — imparatorluğa isyan etmeleri — Akıbetleri — Cihandar Şah zamanı — Şahsiyeti — Farruh Seyerin nüfuzlu valilerle birlikte padişaha isyanı ve tahta çıkışı — Memleketindeki karışıklık — Raçputananın çiğnenmesi — Padişahın hali — Yerine Ref iütderecatın padişah olması — Refiütdevlenin tahta çıkışı — Uç ay sonra vefatı — Nasırütdevle Mehmet Şahın padişahlığı — Sint — iki kardeş Seyitlerin devlete tahakkümü — Turanlıların bir fırka halinde birleşmesi — Nizamülmülkün Seyitler üzerine hareketi ve muvaffakiyeti — Mehmet Şahın Nizamülmülkün ıslahatına mani oluşu—Raça Raonun Maharataları toplama ve imparatorluğu yıkma fikir ve hareketleri — Mehmet Şahın eğlence ve sefahate dalması — Maharataların Dehliye girişi — Bazı valilerin müstakil hareketleri — Sihlerin Dehliye doğru akınları — Burhanülmülk Saadet Hanın hiyaneti — İran hükümdarı Nadir Afşarın Hinde taarruzu — Karnal savaşı — Dehliye giriş — Katliam — Dönüş — Nadir Şaha vekil gibi kalması yüzünden İmparatorluğun manen batmış olması.

Evrenkzibin ölümünde Kabil valiliğinde bulunan oğlu Şah Alem hükümdar oldu. Malva valiliğinde bulunan Şehzade Azem Şah hutbe okutarak kendini o havalide padişah ilan etti. Halbuki devletin atisini çok iyi düşünen Evrenkzib ölmeden evvel devlet için karışıklıklar olmamak için onu tanzim etmişti.

O Şah Alemin padişah olmasını, Azem Şahın da gene Malvada kalmasını ve Kambahşın da Biçapura gönderilmesini vasiyet etmişti. Bu sonki
memleketler de devletin en büyük parçalan idi. Evrenkzib Şah Alemin oğullarından birini Bingaleye diğerini Multan valiliğine dikmiş ve Lahor’ da Şah Alemi seven Münim Hanı bulundurmakta idi. Gerçekten Şah Alemin çok süratle Kabilden Ağraya gelişi, Münim Hanın hazırlıkları, oğullarının yardımiyle olmuştu. Bununla bebaber Alem Şah Ağra üzerine yürüdü. Ağranın yakınlarında Çihacuda iki ordu karşılaştı. Kambahş, Biçapur, Golkanda gibi kendisine iki büyük hükümetin verilmesine rağmen kabul etmiyerek savaştı.

Şah Alem necip hisle herkese hayır düşünür, alicenap, cömert idi. Fakat otoritesi zayif olduğundan hükümet işleri karışmıştı.

Münim Han, Zülfikar Han tedbirleriyle, yüksek hizmetleriyle faideli olmuşlardı.

Kahraman Evrenkzibin ölümü Raçputlara bayram olmuş Raca Acitsing derhal ezan okunmasını ve inek kesilmesini yasak ederek camilere hakaret etmek yıkıp yerlerine pagoda yapmak gibi küstahlıklara kalkışmıştı.

Sevkedilen devlet orduları, akılsız başiyle bu memleketi baştan başa çiğnedi, yıktı. Gene bu sırada Mevar, İndor, Maı var raçalariyle ittifak ederek ailelerinden artık Türk İmparatorluğuna kız vermemeğe yemin ettiler.

Maharataların bu icraat ve hareketlerindeki taassup ve Türk — Hind samimiyetini bozmaları gibi hadiseler de hakikat ifade eden lisan ile Evrenkzibi ham sofulukdan tenzih etmektedir. Ve gene bu esnada idi ki Pencap mıntakasının şimalindeki dağlık kısmında yaşayan Sihler de sahaya girdiler. Sihlerin dini kanaati başka olup Hindulara benzemezdi.

İlk Guru Nanak, Lahorda Kebir adlı bir sofunun tesiri altında bulundu. Bu adam Hinduların mabudu Vişnonun kainatın da tek bir Allah’ı olduğunu kabul etmiş, hak katında bütün insanların müsavi olduğu esaslarını da doğru bulmuştu. Brahmanların vasıta oluşunu, kurbanları ve merasimleri ise reddediyordu.

Bu mezhebe göre selamet ancak iyi hareket etmekte ve tedbirli bulunmaktaydı. Zeki Nanak tahsilini bitirdikten sonra sofudan aldığı dini esaslar ve dini bilgilerden sonra Hindistanın her tarafında gezerek orada yaşamakta olan din ve mezhepler üzerinde de tetkikler yapmış ve en nihayet kendisinin bütün tetkik ve bilgilerini tesbit ederek yeni bir din vücude getirmişti. O da Hindular gibi ruhun bir kalıptan diğerine geçişine inanıyor. Ve bunları ruhun tasfiyesi için bir merhale ve mertebe sayıyordu. Onun fikrince temizlenmiş bir ruh halikiyle birleşebilirdi (Nirvana.).

Nanak müslüman ve Hindulara hürmetten geri durmaz ve her iki dinin Allahtan geldiğini ve fakat kendi dininin bunlara üstün olduğunu telkine çalışırdı. Hinduların ineği sevmelerine müslümanların domuzu haram saymalarına hürmet gösteriyor, kendi kendine bu karışık şeylere düşmemek için et yememeği esas tutuyordu. İşte 1539 da Nanak öldüğünde onun dini bu havalide geniş bir sahaya yayılmış olan Cat kabilesinde yerleşmişti. Ve bu kabile bu dine girdikten itibaren Sih (öğrenen) Nanak ta birinci Guru (öğretmen) olmuştu. Nanaktan sonra gelen Gurulardan Ramdas, Armitsar şehrini yapmış ve Arcun adlısı da Sihlerde düzenli kurullar vücude getirmişti. Armitsar bunlar için çok mühim merkez oldu.

Bunlar gide gide yağmayı ve müslümanlara tecavüz etmeyi adet ettiler. En nihayet Evrenkzib bunları tenkil etmiş dokuzuncu Guru Teyg bahaduru Dehlide asmıştı. Evrenkzibden sonra yine kuvvet bulan Sihler bu defa Hinduların Paryaları ile birleşerek Şerhinde kadar bütün Pençabı kan ve ateş içinde bıraktılar. Müslümanlarla Hinduların yüksek tabakası her türlü şenaat ve vahşetle öldürülüyordu. Nihayet Emin Han bunları şiddetle vurarak Himalaya dağlarına kadar soktu. Bu sıralarda Bahadur Şah ta öldü.

Yerine geçen Cihandar Şah sefih alçak ruhlu sarhoş bir adamdı. Lal Kanver adlı fahişenin esiri olup şeref ve haysiyeti yoktu. Ve bu kabil karılar ricale varıncaya kadar hakarete yelteniyorlardı. Zülfikar Han ahvali idare etmeğe çalışır dururdu. Bu sıralarda padişahın yeğenerinden Farruh-Seyer Patna valisi ve zamanın en nüfuzlu beylerinden Hüseyin Ali Han ile birleşti. Bunun kardeşi Abbullah Han da Allahabad valisi idi. Farruh-Seyer bütün memleketin padişahı sevmediğini öğrenince babasının intikamını eline bayrak ederek bu iki Han ile birlikte Ağra üzerine yürüdü. Kecvehdeki muharebe ile padişahlığa geldi. Saltanatına yardımı olanları Kutbülmülk unvaniyle vezir, Hüseyin Aliyi Emirilümera Nizamülmülk unvaniyle Dekkana sipehdar yaptı.

Bu karışık devirde Hindularla müslümanlar, sünnilerle şiiler arasında çarpışma oldu. Sihler de karıştı. Raçputana tekrar çiğnendi. Delirceng adlı bir kumandan Himalayadan inen Sihleri kırdı geçirdi. Guru Banda ve oğlu da kesilenler içindeydi. Pek mütehakkim bir tavır takman seyyitler bir Hindu parti halinde idi. Türkler ise ayrı bir haldeydi. Bu sonunkilerin başında Kılıç Han vardı. Fakat mağlup oldular.

Hüseyin Ali Han Dehli üzerine yürüdü. Padişahı halederek yerine Bahadur Şahın oğlu Refiütderecatı çıkardı. Lakin bu da zaif, hastalıklı bir adam olduğundan altı ay içinde öldü.

Devlet seyitlerden iki kardeşin elinde kaldı. Yerine çıkan Refiüddevle üç ayda öldü. Bunun yerine de yine seyyitler Nasıtüddevle Mehmet Şahı çıkardılar. Nasırüddevle Mehmet Şah ta seyyitler elinde kalmıştı. Bu sırada Dekkanda büyük bir kuvvet hazırlıyarak fırsat bekliyen Nizamülmülk Delhi üzerine yürüdü. Artık Seyyit kardeşleri ortadan kaldıracaktı. Zamanı müsaitti. Seyyit kardeşler yalnız Türklere değil bütün İslam beylere de fena muamele etmekte ve idarede Hinduiarı kullanarak ve her işi Ratançand adlı adi bir dükkancı olan Hinduya vererek hüküm sürüyorlardı.

Nizamülmülk 1720 de Seyyitlerin kumandanı Dilaver Hanı Ratanpurda bozdu. Biraz sonra Alim Hanı da bozdu. Seyyitler padişahı da ele alarak Nizamülmülk ordusuna karşı yürüdüler. Ordu Ağradan ayrıldıkta Hüseyin Ali bir Efganlı tarafından vuruldu. Turanlılar da İmparatoru Seyyit takımının elinden kurtardılar.

Seyyitlerden Ağrada kalan Abdullah Delhide bir başka Şehzedeyi tahta oturtarak bir ordu hazırladı. Buna Sihlerden de büyük bir kuvvet kattı. Ve bunu padişah eline geçen iki ordu üzerine hareket ettirdiyse de yeniden ve çarçabuk vücude getirilen bu ordu evvelkisiyle karşılaştığında yine yiğitçe döğüştülerse de, ikinci günü Abdullahın fil üzerinde görünmemesinden ordusu dağıldı. Ve kendisi de esir oldu. Ve öldürüldü. Bu savaşa yetişmiş olan Nizamülmülk Başvekil oldu (1722).

Hüseyin Ali Maharatalarla anlaşmak için onlara çok yerler vermiş ve Delhi üzerine yürüdüğünde Vindiya dağlarının cenubundeki kısmı onlara bırakan muahedeyi tasdik ettirmişti. Nizamülmülk ıslahat yapmak ve buna da saraydan başlamak istedi. Fakat zevkına düşkün olan genç padişah gözdelerinin ve kadınlarının nüfuzu altında kalıyor ve saraydaki adamlarda Nizamülmülkü çekemiyorlar ve daima padişaha yetiştiriyorlardı. Bunların başında Devran Han vardı.

Nizamülmülk burada bir iş yapamadığını görünce yine eskisi gibi Dekkana gitti. Burada kendisine musallat edilen valiyi tepeledi. Düşmekte olan Delhi saltanatına az çok bir kudret vermeğe kabiliyetli olan Nizamülmülkü sevmiyen Baçirao adındaki Maharata idi. Dirayetli ve ileriyi gören ve enerji sahibi olan bu adam, Maharataların başka başbuğlarıyla da birleşerek Delhi hükümetini yıkmağa, Hindistanı almağa teşvik ediyor ve «Haydi çürümüş ağacın kütüğüne bir balta vuralım, yaprakları kendi kendine dökülecek, yabancıları Hindu vatanından koğalım» demişti. Bir aralık sarayın Gücerat valiliğine tayin ettiği Raçput Abising de eyaleti Maharatalara teslim etti. Vali Gırtharın ölümünde Malva da Maharatalarm eline geçti. Artık Maharatalar daha büyük bir unvan ve teşkil ile iş görecek kudreti bulmuşlardı. Peşva Bandelkent te Hindistan padişahlığı davasına kalkışmış ve Raçputları ezerek kendilerine tabi kılmıştı. Daha şimale doğru da bu kadar geniş ve hazırlıklı bir tehlike belirmekte iken Delhi sarayı başta sefih padişah olarak içki, eğlence ve entrikalar içinde yüzüyordu. Maharatalar artık Delhi üzerine yürüdüler. Bereket versin Ovadh mıntakasındaki Saadat Han Ganjı geçerek 1736 da büyük bir Maharata kuvvetini ezdiyse de Maharatalardan başka bir kuvvet sapa yollardan Delhi kapılarına dayanarak hamasetsiz ve hamiyetsiz saraydan yine bir muahede istihsal eylediler. Yalnız Maharatalar şimalde Suat Hanın Dekkanda kuvvetli olan Nizamülmülkün işe karışmasından korkarak çok zayıf istekler üzerine anlaşarak işi tatlılığa bağlamışlardı. Nizamülmülkün oğlu Gaziyüddin de Malva ve Güceratta büyük bir iş yapamadı. 1738 de Hindistanın çok kısmı artık filen Maharatalar elinde idi. Yalnız Nizamülmülk Dekkanda hakim idi. Bingale, Bahar, Avadh, Kabil gibi yerlerin valileri hemen müstakil gibi idiler. Bu kısımlarda adalet ve intizam varsa da doğruca Delhi elinde olan yerler karmakarışıktı. Gene bu sıralarda Sihler de reislerinin emrinde Delhi kapılarına kadar her yeri yağma ediyorlardı. Delhi şehrinde dahi hükümetin nüfuzu yoktu. Bu kadar başsız ve idaresiz, hazinesinde para ordusunda inzibat ve kudret olmıyan bir memleket elbette haricin istilasını celbederdi. Hindistan tarihinde bu gibi hallerin zuhuru ve devamında dışarıdan bir Fatih gelerek zapt ve istila edilmiş olduğu misalleri pek çoktu. Bu defa da ayni sebep ayni neticeyi doğurdu. Emirülümera unvanında olan Nizamülmülkü kıskanan, Bürhanülmülk Saadet Han şöhret ve kudreti Hind hudutlarına kadar yayılan Nadir şahı Afşari Hindi fethe davet etti.

Nadir Şah küçük, fakat kıymetli bir Türk ordusuyla Hinde girdi. Bir çok tereddüt ve İdari zaafların içinde bulunan ve bocalıyan Delhi hükümeti nihayet Devran Han kumandasında sayıca fazla ve fili çok bir ordu ile istila ordusunu karşıladı ve Hind mukadderatının tayin sahası olan Panipatta savaş vukua geldi.

Fakat muharebenin en buhranlı zamanında Devran Hanın yaralanması ordunun bozulup kaçmasına sebep oldu. Nadir Şah büyük törenle Delhiye girdi. Fakat bu günlerde şiddetli bir muhalif cereyanın zuhûru ve Nadir Şahın öldürülmüş olduğu şayiası şehirde yayılarak bir umumi katlin icrasına sebep oldu. Nadir Şah giderken Mehmet Şahı kendisine “hürmette kusur etmemek kaydiyle„ yine yerinde bıraktı. Ne kadar kıymetli eşya ve eser varsa, bütün hazineleriyle birlikte aldı, götürdü. Tahtı Tavus ta bunlar arasında idi. işte asıl Türk Hind İmparatorluğunun ölüm darbesi bu olmuştu. Artık Mehmet Şahın hükmü Delhi civarını aşamıyordu.

Nizamülmülk ve öteki valiler hemen müstakil olmuşlardı. 29 sene hüküm süren bu adamın ahlaksız ve iktidarsızlığıdır ki bu devleti hakiki olarak batırmış oluyordu.

Kaynakça
Kitap: TİMURLULAR ZAMANINDA HİNDİSTAN TÜRK İMPARATORLUĞU
Yazar: HALİS BIYIKTAY