1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Babür'ün Hayatı

MesajGönderilme zamanı: 26 Ara 2010, 20:36
gönderen TurkmenCopur
BABÜR'ün Hayatı

Hind-Türk devletinin (Avrupalılarca Büyük Moğol İmparatorluğu) kurucusu olan Zahireddin Muhammed Babur, Timur'un oğlu Miranşah'ın oğlu Ebu Sa'id'in oğlu Ömer Şeyh Mirza'nın büyük oğlu olup, 14 Şubat 1483 (6 Muharrem 888)'te Fergane'de doğdu. Annesi Cengiz'in oğlu Çağatay Han'ın torunlarından Yunus Han'ın kızı Kutluğ Nigar Hanım'dur. Babasının bir kaza neticesinde ölümü üzerine, 10 Haziran 1494 (5 Ramazan 899)'te tahta geçen Babur, daha saltanatının ilk günlerinde, bir taraftan amcası Sultan Ahmed'in, diğer taraftan dayısı Mahmud Han'ın hücumlarına uğradı ise de, bazı iyi tesadüfler sayesinde vaziyetini kurtardı ve bu onun ruhunda, taliine karşı büyük bir itimat uyandırdı. İstikbal onun bu itimadını haklı çıkarmışsa da, zafer ve ikbal günlerine kadar, türlü türlü maceralar geçirmiş, korkunç ve tehlikeli zamanlar yaşamış ve nihayet saltanatını babasından kalan topraklardan çok uzak bir sahada kurmuştur. Orta Asya'nın bu devirdeki siyasi vaziyeti, mütemadi bir harp ve anarşi manzarası göstermekte idi; saltanat verasetinin muayyen bir kaideye bağlı olmaması, devletin hükümdar ailesi tarafından müşterek surette tasarruf edilen bir mal hükmünde sayılması, büyük kabile reisleri olan askeri şeflerin geniş topraklara (suyurgal, tuyul) malik olup, hükümdarlara karşı şahsi bağlılıklarının zayıflığı yüzünden, daimi başka başka prensler ile işbirliği etmeleri, şehirler halkının yalnız kendi menfaatlerini düşünüp, siyasi değişikliklere karşı tamamiyle kayıtsız kalmaları, bu vaziyetin başlıca amilleri idi.

İşte Babur, bu ağır şartlar içinde, akrabası ile ve maiyetindeki kumandanlar ile mücadelelerde bulunduktan başka, Özbek hükümdarı Şıbani Han gibi, kudretli bir şahsiyet ile de uğraşmak mecburiyetinde kaldı. Birçok mücadelelerden sonra Ser-i Pül'de Şıbani'ye mağlup olunca, Taşkend'de dayısının yanına çekilmeye mecbur oldu. Uğradığı bütün muvaffakiyetsizliklerden yılmayan Babur, maiyetine topladığı Türk ve Moğollardan mürekkep bir kuvvet ile, Hindikuş'u geçerek, Kabil'i, kan dökmeden, zapta muvaffak oldu ve burada yerleşti (1504/909). Ordusunu kuvvetli bir inzibat altında bulundurması, askeri tarafından yerli halka karşı yapılan en küçük bir haksızlığı ölüm ile cezalandırması, muvaffakiyetinde büyük bir amil olmuştu. Hindikuş ile Gazne arasında ele geçirdiği memleketi, kendisi ile beraber gelen askerlere ve kumandanlara taksim etti; Özbek istilası karşısında Semerkand, Hisar ve Fergane'den kaçanları da bu yeni sahaya yerleştirdi. Babur, bu suretle, Hind imparatorluğunun ilk temelini, coğrafi vaziyeti Hind istilası için çok müsait olan, Kabil'de kurdu. Merkezi Kabil olan bu yeni küçük devletin toprakları, bugünkü Afganistan'ın en yüksek ve en vahşi kısımlarını ihtiva eden küçük bir parçasından ibaretti ve o zaman burada Fars, Türk, Moğol, Hindu dillerini ve Puştu lisanının muhtelif lehçelerini kullanan bir takım kabileler yaşıyordu; çapulcu asi kabilelerin yaşadığı bazı sarp yerler, Hindistan İmparatorluğu'nu kurduktan sonra bile, onun hakimiyetini tanımamakta devam etmişti. Kabil'de yerleşen Babur, 1505'te Sind kıyılarına kadar ilerledi ve bazı Afgan kabilelerini te'dip etti. Sonra Horasan'dan Özbeklerin çekilmesi üzerine, Horasan'a yürüyerek, orada kışlamak istedi ise de, Kabil'de çıkan bir isyan, onu karlar arasından Hindikuş'a geçerek, Kabil'e dönmeye mecbur etti (1506/911).

Ertesi sene padişah unvanını alan Babur, bu suretle Timurlular hanedanının en büyük reisi olduğunu ilan etmiş oluyordu. Muvaffakiyet ile bastırdığı bazı dahili isyanlardan sonra, Şıbani Han'ın Safevi hükümdarı Şah İsmail tarafından mağlup edilerek, öldürülmesi üzerine, Babur tekrar Maveraünnehr'i ele geçirmek hevesine düştü; metbu olarak tanıdığı Safevilerin yardımı ile bazı muvaffakiyetler kazanarak, Maveraünnehr'in birtakım şehirlerini ve bilhassa Semerkand ve Buhara'yı ele geçirdi (1511/917); lakin hakiki bir Sünni olmasına rağmen, hutbe ve sikkede Şah İsmail'in adını zikrettirmeğe ve askerlerine Kızılbaş külahı giydirmeğe mecbur oldu. Lakin yardımcı İran kuvvetlerinin çekilmesi ve Maveraünnehr'in Sünni halkı arasında galeyanın artması üzerine, önce Buhara'da, sonra Safevilerin yardımlarına rağmen, Gacdavan'da Özbeklere mağlup olarak, Hisar şehrini de elden kaçırdı. Babur, 1513 ve 1514 yıllarında boşu boşuna bir fırsat bekledi. Lakin Özbek hakimiyeti Maveraünnehr'de mütemadi kuvvetleniyordu. Şah İsmail'in Osmanlılara karşı uğradığı mağlubiyet, son ümidini de kırarak, 1514 (920) sonunda, 4 yıllık bir ayrılıştan sonra, Kabil'e döndü.

Babur'un bu 4 yıllık Maveraünnehr seferi büsbütün faydasız olmamıştı; Bedahşan üzerindeki yüksek hakimiyetini kuvvetlendirmiş ve Safevileri metbu tanıyan Belh valisini kendisine de vergi vermeye mecbur etmişti. Bir taraftan hakimiyeti altındaki topraklarda idaresini kuvvetlendirirken, diğer taraftan Maveraünnehr işleri hakkında daima malumat almaktan geri durmuyordu. 1519'a kadar 4 yıl bu vaziyet devam etti. Bazı dahili isyanların bastırılması, vergi vermek istemeyen bazı kabilelerin tedibi gibi hareketler istisna edilecek olursa, bu yıllar zarfında mühim bir hadise olmadı. Nihayet 1518 sonunda Kunar ile Sind arasındaki sahaların inzibat altına alınmasına başlandı. 15 Şubat 1519'da Babur, 1500 kişilik kadar bir kuvvet ile, Sind'i sallar ile geçerek, kısa bir müddette yukarı Pencab ile Şenab arasındaki memleketlere kolaylık ile hakimiyetini tanıttı ve buraların vergilerini toplattı. Timur'un meşru varisi sıfatı ile hukuken kendisini bu memleketlerin hükümdarı addettiği için, askerin halka karşı fena muamelelerde bulunmalarına mani olmuştu. Babur'un dönüşünden sonra, buraların eski hakimleri tekrar yerlerine döndüler. Onun bu sahadaki hakimiyetini tanıtmak için, Dehli'ye, Sultan İbrahim Ludi nezdine gönderdiği sefir, Lahur'da tevkif edildi.

Babur 1520 (926)'de, tekrar Sind'i geçerek, Pencab yolunu tuttu; Bhera, Siyalkut ve Sayyidpur şehirlerini zapt ederek, Lahur üzerine yürüyeceği sırada, Kandehar emiri Argunlardan [bk. ARGUN] Şuca' Bey'in tecavüzünü önlemek üzere, dönmeye mecbur oldu; o sene ve ertesi sene muhasara ettiği Kandehar'ı 1522'de siyasi bir anlaşma ile elde etti. Şuca' Bey ve bütün Argun kabilesi Sind'in aşağı vadisinde kendilerine verilen geniş sahaya hicret ettiler. İki sene evvel idaresini 12 yaşındaki oğlu Hümayun'a verdiği Bedahşan ile beraber, Babur'un hakimiyeti Seyhan, Sind ve Belucistan arasındaki topraklan ihtiva ediyordu.
Babur'un maddi kuvvetini arttırdığı ve Hindistan'da taraftarlar peyda ettiği bu sırada, Dehli tahtında oturan İbrahim Ludi, fena ve yanlış hareketleri ile Afgan şeflerini ve halkı aleyhine çevirmiş bulunuyordu. 1524 (930)'te hükümdarına isyan eden Pencap valisi Devlet Han ile saltanat müddaisi ve İbrahim'in amcası Alaeddin alam Han'ın teşvikleri ile Babur, Sind'i geçerek, İbrahim'in Bahar Han kumandasında yolladığı orduyu mağlup etti ve Lahor'a alarak, bütün Pencap'ı kendi adamları ile yeni taraftarlarına taksim etti. Fakat bu yeni taraftarlarının düşmanca hareketleri onu 1525 (932)'te tekrar Hindistan'a yürümeğe mecbur etti. Onları kolayca tedip ettikten sonra, İbrahim Ludi'ye düşman Afgan kabilelerinin de iştira-ki ile kuvvetlenen Babur doğrudan doğruya İbrahim'e hücum etti ve Panipat'ta İbrahim'in kendisine çok faik kuvvetlerini, 13.000 kişilik küçük, fakat muntazam ve müttehit ordusu ile büyük bir hezimete uğrattı (29 Nisan 1526/9 Recep 932). İbrahim'in ölümü ile neticelenen ve Hindistan'ın mukadderatı üzerinde kati bir tesir icra eden bu mücadelede, Babur'un askeri kabiliyeti kadar, ordusunun ateşli silahlar ile teçhiz edilmiş tecrübeli Türk-Moğol cengaverlerinden mürekkep olması da büyük bir rol oynamıştır.

Muzafferane yürüyüşüne devam ederek, Dehli'ye ve Agra'ya giren Babur, mağluplara karşı büyük bir alicenaplık gösterdiği gibi, maiyetinde-kilere de elde ettiği ganimetlerden zengin hisseler ayırdı. Mamafih yenilmesi lazım daha birçok güçlükler vardı: Halkın büyük bir kısmı birtakım Afganlı emirler, yerli prensler ve çapulcu kabileler her tarafta büyük karışıklıklar çıkarıyorlardı. Ordunun muvasala yolları ve gerileri mütemadi iz'ac edildiği için, emniyet kalmamış ve iaşe güçleşmişti; Hind iklimine alışık olmayan Türk-Moğol kuvvetleri, artık yurtlarına dönmek ve aldıkları ganimetleri götürmek istiyorlardı. Fakat Babur'un demir iradesi bütün bunları yendi; evvela askerlerinin en hassas damarlarına dokunarak, isteyenlerin kendisinden ayrılabileceklerini söyledi; tabii herkes yerli yerinde kaldı. Ondan sonra ince bir siyaset takip ederek, eski sülaleye muhalif kuvvetlerden birçoğunu, hatta onu bir yığın taraftarlarını kendisine bağlamağa muvaffak oldu.

Bundan sonra, evvelce İbrahim Ludi'ye karşı hareket edeceğini vaad ettiği halde, sözünde durmayan, hatta fırsattan istifade ederek, Kandhar kalesini ele geçiren Raçput şefi Rana Sanga ile Purab'da büyük bir ordu toplayarak, Kanuc'u zapt ve ileri hareketlerine devam eden Afgan emirleri ve Gucarat'ta yeni tahta çıkan Bahadur Şah ile hesaplaşmak lazım geliyordu. Hümayun kumandasında gönderilen bir kuvvet Afgan emirlerini mağlup, 1526/1517 (933)'de Biyana kalesini zapt ve bütün bu hareketlerde teslim olan asi reisleri affederek, hepsini taltif etti. Bundan sonra askeri hazırlıklarını tamamlayarak, en kuvvetli düşmanı olan Rana Sanga üzerine yürüdü. Kati muharebe, Biyana sahasında Kanva civarında vukua geldi (16 Mart 1517/13 Cemaziyelahir 933). Ateşli silahlara malik ordusunu mükemmel surette idare eden büyük tabiyecinin mahareti karşısında, sayıca üstün olan cengaveç Raçput ordusu bozulup kaçtı. Susuzluk ve fazla sıcak, Raçputlara karşı yeni hareketlere imkan bırakmadığı için, Babur maiyetindeki Bedahşan askerlerine memleketlerine dönme iznini verdi ve kendisi de Agra'ya gelip yerleşti; putperest hindlilere karşı kazandığı bu zaferden dolayı "gazi" unvanını aldı. Kaçmağa muvaffak olan Rana Sanga'nın ertesi sene öldüğünü biliyoruz.

Mamafih vaziyet henüz istikrar bulmuş değildi. Şarkta henüz Ludileri meşru hükümdar olarak tanıyan Afgan emirleri ve garpta Hindu prensleri yeni devletin emniyetini tehdit ediyorlardı. Babur, kanun I. 1517'de, Agra'dan çıkarak, kanun II. 1528'de Çandari'ye vardı. Buraya hakim olan Medini Rao teslim teklifini reddettiğinden kale, Raçputların kahramanca müdafaasına rağmen, hücum ile alındı. Babur Raçputlara karşı mücadeleye devam arzusunda idi; lakin şarktaki kuvvetlerinin uğradığı bazı muvaffakiyetsizlikler buna mani oldu ve Babur şarka dönmek zorunda kaldı. Ganj'ı geçerek, Ludilere sadık kalan iki emiri mağlup etti ve 21 Mart 1518'de Luknav'ı zaptetti. Agra'ya döndükten sonra, tekrar askeri hareketlerine başlayarak, Dulpur, Sikri ve Gvalyar'a yürüdü.

Bu sırada Şah İsmail'in ölümünü fırsat bilen Özbekler, Ubayd Han kumandasında, Horasan'ı ve Esterabad'ı almışlardı ve Herat'ı muhasara ediyorlardı. Lakin Safevilerin, Meşhed ile Herat arasındaki Cam mevkiinde, Özbek ordusunu büyük bir bozguna uğratmaları, Horasan'ı Özbeklerden kurtardı; bunu haber alan Babur, bir aralık, tekrar Semerkand'ın fethi hakkındaki eski tasavvurlarını canlandırarak, Hümayun'a Semerkand üzerine yürümek emrini verdi; lakin gerek kendilerini toplamış olan Özbeklerin mukavemeti, gerek Hindistan işleri, bu tasavvura mani oldu. Şark tarafında işlerin düzeldiğini gören Babur, garba doğru yeni bir sefer hazırladığı sırada, Belucların hücumu ile karşılaştı. Diğer taraftan, İbrahim'in kardeşi Mahmud Ludi garptaki Afgan beyliklerine kendini hükümdar olarak tanıttığı gibi, şarktakiler tarafından da metbu olarak tanınmış ve Bihar'ı elde etmişti. Babur bu işi halletmek için, kanun II. 1529'da, Mahmud'a karşı yürüdü.

Lakin henüz bazı kuvvetli rakipleri ile mücadele zorluğunda bulunan Mahmud, kendini Babur ile karşılaşacak kadar kuvvetli bulmadığından, Babur'un taarruza karşısında çekilmeyi tercih etti; birçok Afgan emirleri de Babur'u metbu olarak tanıdılar. Bengale hükümdarı Nuşret Şah'ın şüpheli vaziyetinden kuşkulanan Babur, Ganj'ı geçerek, 6 Mayıs 1529'da yeni bir galebe kazandı ve birçok emirleri itaate mecbur etti. Dönüşte Luknav'ı tekrar zapt ettikten sonra, Agra'ya geldi (24 Haziran). Sıhhati günden güne fenalaşıyor, ölümünün yaklaştığını hissediyordu. Bedahşan valisi olan büyük oğla Hümayun, babasından izin almadan, memleketi Özbek tehlikesine karşı adeti müdafaasız bırakarak, Agra'ya gelmek lüzumunu duydu ve annesinin şefaati sayesinde Sunbul (Sambhal) valiliğine tayin edildi.

Altı ay sonra şiddetli bir hastalığa tutularak, Babur'un emri ile Agra'ya getirildi; çok tehlikeli günler geçirdikten sonra iyileşti. Lakin Babur'un son günleri süratle yaklaşıyordu. Nihayet son gün, devletin büyük adamlarını toplayarak, Hümayun'un hükümdarlığını onlara kabul ettirdi ve bir az sonra öldü. 26 Kanun I. 1530/ 3 Cemaziyelevvel 937). Babur'un, Hümayun tarafından zehirletilmesi neticesinde öldüğü, bazı müverrihler tarafından kabul edilmektedir. İptida Cun (Jumna)un sol kıyısındaki Nur-Afşan bahçesine konan cesedi, vasiyeti mucibince 6 ay sonra Kabil'e nakledilip gömüldü ve Şah Cihan tarafından 1646'da muhteşem bir türbe yaptırıldı. Cihangir tarafından türbenin karşısında yaptırılan küçük fakat çok zarif bir mescit vardır ki, XIX. asırda Afgan emiri Abdurrahman Han tarafından tamir ettirilmiştir.

Kaynakça
Kitap: TARİH ARAŞTIRMALARI I
Yazar: M. Fuad KÖPRÜLÜ