Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Babür'ün Eserleri

Burada Babür İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Babür'ün Eserleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 20:39

BABÜR'ün Eserleri

1. Babur-name.


Babur'un ilim aleminde en ziyade şöhret kazanan eseri, hayatının başlıca safhalarını hikaye eden bu hatıralar mecmuasıdır. Türkçenin Çağatay lehçesi ile ve çok sade, çok tabii bir üslup ile yazılmış olan bu eser, XVI. asır sonlarında Bayram Han'ın torunu Abdurrahim Mirza Han tarafından Farsçaya tercüme edilmiş, XIX.-XX. asırlarda ise, müteaddit defalar, İngilizceye, Almancaya ve Fransızcaya tercüme olunmuş, Türkçe metninin de iki ayrı tab'ı, neşrolunmuştur, İşte bu sayede Babur-name, tarihi bir kaynak olarak, birçok müellifler tarafından kullanılmış bulunuyor. Babur'un çocukluk yıllarından son senelerine kadar bütün hayatını hikaye eden bu eser, bazı yıllara ait kısımlar kaybolmuş olmakla beraber, tam manası ile bir otobiyografidir.

Umumiyetle bilindiği gibi, bu cins eserler, tarihçiyi aldatacak ve şaşırtacak en tehlikeli kaynaklardır:

hatıralarını yazan her tarihi şahsiyet, mesüliyetlerini azaltmak, hatalarını ve fenalıklarını saklamak, muvaffakiyetlerini büyültmek, düşmanlarını ve rakiplerini kötülemek maksadı ile hakikatleri tahriften çekinmez. Samimilikten ve doğruluktan en uzak olan tarihi eserler, daha ziyade "şahsi bir müdafaa-name" mahiyetinde olan bu gibi hatıralardır. İşte bunun için, tarihçiler bu gibi kaynakları daima çok sıkı bir tenkide tabi tutarak kullanırlar.

Mamafih Babur'un hatıraları, bu bakımdan, şair mümasil eserlerden çok farklı görünmektedir:

Hayatının her cephesini, hususi, siyasi ve askeri, fikri ve edebi hayatını hikaye eden Babur çok samimi ve açık davranmış, yalnız büyüklüklerini ve muvaffakiyetlerini değil, mağlubiyetlerini, hatalarını ve zaaflarını da, tabii bir şekilde, anlatmaktan çekinmemiştir. İnsan Babur-name'yi okurken, belagatli ve heyecanlı bir müdafaa-name okuduğu hissine kapılamaz; Babur hayatını anlatırken, tamamiyle telaşsız, sakin ve tabiidir. O kadar ki, alelade bir okuyucu Babur-name'yi okuyup bitirdiği zaman, bir devlet kurucusunun, bir kahramanın destanını okuduğundan tamamiyle habersiz kalır; çünkü karşısında canlanan sima, hususi hayatı birçok cihetlerden başkalarına benzeyen, basit, munis ve sevimli bir insandır; kusurları ile meziyetleri ile zayıf ve kuvvetli tarafları ile bir insan. Lakin iyi dikkat edilince, bu simanın bir destan, bir efsane kahramanı değil, fakat tarihi bir kahraman olduğu kolayca anlaşılır. Şüphesiz ki, Babur, gerek kendisine, gerek dostlarına ve düşmanlarına karşı, tamamiyle bitaraf değildir.

Msl. Şıbani Han gibi mühim ve kıymetli bir şahsiyeti adeta hiçe indirmek istemesi, hislerine mağlup olduğunu pek güzel gösterir. Lakin bu gibi haksızlıklarına rağmen, Babur-name, emsali hatıralara nispetle, çok daha inanılmaya layık bir kaynaktır. Gördüğü sanat abidelerini, gezdiği mıntıkaların hayvan ve nebatlarını, yollarını, tanıdığı milletlerin müşterek psikolojilerini, görüştüğü insanların manevi hüviyetlerini tasvir ve izah ederken, kuvvetli ve derin bir müşahede ve tahlil kabiliyetine malik olduğu derhal hissedilir. Kullandığı dilin sadeliği ve temizliği, üslubunun tabiiliği, tasvirlerinin renkliliği ve canlılığı gibi, birçok meziyetlerinden dolayı, Babur-name'yi edebi bakımdan yalnız Çağatay değil, hatta umumiyetle Türk nesrinin en güzel örneklerinden biri olarak kabul edebiliriz.

2. Aruz risalesi.

Babur'un Türkçe bir aruz risalesi yazmış olduğu, Babur-name'de, bazı divan nüshalarında ve Beda'üni'nin Müntehab eltevarih (Calcutta, 1868, I, 343)'inde tasrih edilmiştir. Böyle olduğu halde, bundan 20 yıl evveline kadar, bu esere tesadüf edilmemişti. 1923'te Paris Bibi. Nat. yazmaları arasında tetkik ettiğim Çağatayca bir aruz risalesinin Babur'a ait olduğuna gördüm; bunu hafız-ı kütüp E. Blochet'ye bildirdiğim gibi, 1926'da, bu eserde bilhassa Türk nazım şekilleri hakkında verilen mühim malumatı, bu husustaki şair kaynaklardan topladığım malzeme ile birleştirerek, neşrettim. Babur'un edebi ilimler ile esaslı surette meşgul olduğunu gösteren bu risale, aruz hakkındaki mümasil Farşça eserlerden pek farklı değildir; eserin başlıca ehemmiyeti, aruz ile yazılan, Türklere mahsus bazı nazım şekilleri hakkında bazı malumatı ihtiva etmesindedir ki, bu malumat, Nevai'nin Mizanu'l-evzan'ındakinden daha geniştir [bk. ARUZ (TÜRK)]. Babur bu eserinde, o zamana kadar kullanılan vezinlere kendisinden ve başkalarından Türkçe ve Farsça misaller getirmiş, yeni ihtira ettiği vezinlere ise, yalnız Türkçe misaller yazmakla iktifa etmiştir. Eserin içinde 938'de Mübeyyen adlı manzum fıkıh risalesini yazdığını söylemesine göre, bu risalenin de daha evvel yazılmadığına hükmolunabilir. Bir divanının sonunda Aruz risalesi'nin, Hindistan fütuhatının tamamlanmasından 2-3 yıl önce bittiğini söylüyor ki, buna göre 932-934 yılları arasında yazılmış olmalıdır.

3. Mübeyyen.

Babur'un, hanefi fıkhına ait, bazı meseleleri ve bunlar arasında bir takım sefer meselelerini de ihtiva eden bu eseri, aruzun fa'ilatun mefa'ilun fa'ilun vezni ile ve mesnevi şeklinde yazılmıştır. 938'de tamamlanan bu manzum fıkıh kitabı, müsteşrikler arasında, bilhassa Berezin'in neşrinden sonra, şöhret kazanmış ise de, kitabın ismi, son zamanlara kadar, yanlış olarak, Mubin tarzında zikredilmiştir. Babur-name'yi 1933'de İngilizceye tercüme eden A. S. Beveridge, hind müverrihlerinden Ebu'1-Fazl ile Beda'üni'nin bu ismi Mubayyan diye okuduklarını ve Sprenger'in de bu eseri Fıkh-ı Baburi diye zikrettiğini tasrih etmekle beraber, eski yanlışlığında devam etmiştir. Babur-name'yi Farsçaya tercüme eden Şeyh Zeyn bu manzum fıkıh kitabına ayrıca bir şerh yazmıştır ki, Mubin işte bu şerhin adıdır. Bu basit didaktik eserin, sanat bakımından, hiçbir hususiyet ve ehemmiyeti yoktur. Yalnız Babur Şah'ın fıkıh meseleleri ile de uğraştığını ve samimi bir hanefi olduğunu bu eser bize kati surette gösteriyor.

4. Risale-i validiye tercümesi.

Orta Asya'nın büyük sufisi ve Timurlular sülalesinin ruhani yardımcısı Hoca Ubeydullah Ahrari'nin, babasının ısrarı ile yazdığı için, Risale-i validiye adını verdiği tasavvuf ahlakına ait meşhur bir risalesini, Babur, 935'te Türkçeye tercüme etmiştir. Aruzun fa'ilatun fa'ilaturı fa'ilun vezni ile ve mesnevi şekli ile yazılmış olan bu 143 beyitlik küçük risale, Babur divanı içinde bulunur. Temiz bir dil ile ve tabii bir üslup ile yazıldığı için, lezzetle okunabilen bu didaktik eser, bedii bir kıymeti haiz olmamakla beraber, Babur'un sufiyane temayüllerini göstermek bakımından, dikkate layıktır. İstanbul ve Petrograd tablan her nasılsa, A. S. Beveridge'e meçhul kalmıştır.

5. Divan.

Babur'un edebi şahsiyetini en iyi gösteren eseri, şüphesiz, divanıdır. Gazeller, mesneviler, rubailer, kıtalar, tuyuğlar, muammalar ve müfredlerden mürekkep olan bu Türkçe divanda bazı Farsça şiirler de vardır. Elde mevcut divan nüshaları, klasik divanlar tarzında ve alfabetik tertip ile vücuda getirilmiş değildir; anlaşılıyor ki, Babur söylediği şiirleri hiç bir tertip gözetmeden, hatta bazılarını eksik bırakarak, bir yere kaydetmiş ve eldeki divan bu suretle meydana gelmiştir. Babur'un divanında, hayatının muhtelif safhalarını ve muhtelif hadiselerini takip etmek kabildir. Babur-name'de muhtelif fırsatlar ile söylediğini kaydettiği manzume-lere divanda tesadüf olunur. Nazım tekniğine XV. asır Çağatay şairlerinin hiç birinden, hatta Nevai'den, geri kalmayacak kadar sahip olan Babur'un, temiz bir lisanı, tabii bir edası vardır; duyduklarını ve düşündüklerini, açık, samimi bir surette söylemekten çekinmez. Sufiyane bir dünya görüşü ile karışık aşk ve şarap şiirleri yazdığı gibi, hayatın her günkü hadiselerini de şiir mevzuu yapmaktan çekinmemiştir. Şiirlerinde kendisinden evvel yetişmiş şairlerin ve bilhassa Nevai'nin tesiri yok değildir; lakin cüretli mizacı burada da tesirini göstermiş, karşısındaki örneklerden ayrılmağa onu sevketmiştir. Edebi sanatlara ve nazım oyunlarına çok meraklı olmakla beraber (divanında 29 musanna parça vardır), bu husustaki nazari bilgisinin genişliğine rağmen, ekser manzumelerinde sadelikten, samimilikten ve tabiilikten ayrılmamıştır. O zaman Türk ve Acem edebiyatlarında hakim olan umumi bir modaya uyarak, birçok muammalar yazması (divanında 52 muamma vardır), adeta bir zaruretti. Birtakım tuyuğlar yazmak sureti ile Türk şiirinin bu hususi şekline karşı alakasını gösteren, ayrıca güzel rubailer de yazan Babur'un hece vezni ile -halk Türküleri tarzında- yazılmış bir tek manzumesine tesadüf ediyoruz.

Farsça manzumeler yazmaya nüktedir olduğu ve hatta bu yolda 15-20 parça da yazdığı halde, ana diline karşı beslediği muhabbet ve bağlılık ona bütün eserlerini Türkçe yazmaya sevketmiş ve muhtelif vesileler ile, Türk milletinin kahramanlığını şiirlerinde de tekrarlayarak, Türklüğü ile iftihar etmiştir. Nevai'nin XV. asırda bu hususta uyandırmış olduğu hissi ve edebi cereyanın yalnız Horasan'da değil, bütün Timurlular sülalesinin saraylarında hakim olması, Babur'un hissi ve fikri tekamülünde elbet te müessir olmuştu. Sonradan Babur'un çocukları arasında ve Hindistan'daki Baburlular sarayı etrafında Türkçe şiirler yazan şairler yetişmesi, Babur'un tesirini bu yabancı sahada da devam ettirmiştir, Her halde, Nevai'den sonra yetişen başlıca Çağatay şairleri arasında Babur'u birinci derecede bir yer vermek, edebiyat tarihçisi için zaruridir.

Kaynakça
Kitap: TARİH ARAŞTIRMALARI I
Yazar: M. Fuad KÖPRÜLÜ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Babür İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir