Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Yen-Jan Meydan Savaşı (M. Ö. 90)

Burada Asya Hun İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Yen-Jan Meydan Savaşı (M. Ö. 90)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 18:37

Yen-Jan Meydan Savaşı (M. Ö. 90)

İmparator Wu-ti Han sülalesini temsilen M.Ö. 141 den beri tahtta idi ve bir türlü büyük emeline erişememişti. Ne pahasına olursa olsun, Çin'in bütün servetini, insan kaynağım tüketmeye mal olsa da Hunlar'a ağır ceza kesilecekti. Hazırlığın mükemmel, zaferin garanti Çin tarafında göründüğüne inanıyordu. Çünkü, yedi senedir Hunları bitirme hayaliyle yatmış, zafer rüyasıyla kalkmıştı.

Çin ordularının mevcudu süvarisi, piyadesi, de 250 bin kişi idi.196 Karşı taraf casusları vasıtasıyla her şeyi öğrenmekteydi. Önceki Yabgu da neler yapılmaya çalışıldığının farkında olarak tedbir cihetine gidiyordu zaten, aradan geçen uzun seneler ise sadece Çin'in daha kalabalık asker çıkarmasını sağlamamış Hunlar'a da fırsat vermişti. Bu bir ölüm kalım savaşı olacaktı; bunun için, savaşamayacak durumda olanlar -kadın-çocuk-yaşlı- geriye gönderildiler. Hunların vassalı olan bütün kabilelere haber salınıp destek istendi.

Kıyamete benzer sahnelerden biri yaşanacaktı. Hunlar'ın başlangıcında kendilerinden bir nebze bahsedilen, "Yenisey Ting-Lingleri-ağaç silahlı san sakallı devler- "en keskin silahlarıyla birlikte çıkıp geldiler. Bunlara, daha önceki Chu-t'e-hou (Tsu-te-ho) Yab-gu'nun en yakın danışmanlarından biri olan Çinli mülteci (aslen Hunlu) Wei Liu kumanda ediyordu. "Yardıma gelenler bununla sınırlı değildi; Topalar, Siyenpiler ve başka kabilelerde vardı. Vu-sunlar tarafsızdı.

Sene 91, henüz harp başlamadı, fakat Hunlar "Çin'e akma kuvvetler göndermişler, bu kuvvetier Çin seddi'nin kapdanna kadar gelmişler, buraya ayaklan bağlı adar bırakarak Çinlilere şöyle bağırmışlardı:

"Ey Çinliler!.. Bize adamınızı vermenizi rica ederiz!.." Bu hareket, Çinlilere çok korkutucu gelmiş, manasını kavrayamadıklarından, falcılara sormuşlar.

Aldıkları cevap:

Hunların kuzeyden hücum etmeleri halinde yenilecekleri, olmuş ve zaferin mevkiini dahi işaret etmişler. Bu kadarla da yetinmeyen falcılar kehanetşerine (!) itimat edilmesini temin için zaferi kazanacak komutam dahi tespit etmişler.

Bu tür inanışlar, bunlara bağlanışlar Çinlilere has değil de, kendilerini çok medeni saymalarından dolayı onlarda biraz fazla sırıtıyor. Koskoca devlet, üç-beş falcının sözüne bel bağlamış, zaten küçük bir akın için yeri tespit edilmiş olan Hun ordusu gelmiş, kendinden emin Çin ordusu Hunları püskürtmeye çalışmış, ne var ki, feci bir mağlubiyet yaşamışlar.

Acı bir deney olmuş, Çinliler'e, ordunun yenilmesinin suçu sahtekar falcıların omuzuna yüklenmiş. Bilhassa savaşlarla ilgili suçları ağır cezalandıran hükümet, pek çok falcıyı katletmek mecburiyetinde kalmış. Böyle bir savaş alelade, acı bir girizgah olursa da, büyük savaşın, büyük bir zaferle neticeleneceği umudu Çinliler için canlılığını koruyordu.
Hunlar seferberlik dan etmelerine rağmen, aşağı yukarı Çinlilerin asker sayısının yansından biraz fazlasını toplayabildiler. Neredeyse bire iki oranında düşmanla savaşılacaktı.

Çin orduları birkaç koldan Hım ülkesine girdi. Bati da Çinliler biraz başardı olduysa da karları zararlarını telafi etmekten uzaktı. Doğu ordusu bir çıkmaza girmiş, gözden kaybolmuş, erzak sıkıntısına düşmüş, asker memleketine dönmekten başka bir şey düşünemez hale gelmişti. Her şeye rağmen, Hun saldırılarına günlerce göğüs gerdiler. İki tarafında kaybı oluyor, kimin daha çok zararda olduğu ise belli değildi.
Daha sonra, Çinlilere saldıran Ting-lungler mağlup oldular, Selenge sahillerine doğru çekildiler, düşman tarafından takibe alındılar. Çin ordusuna kumanda eden General Li Huang-Li idi ve zafer için olağanüstü çaba sarfediyordu. Henüz, savaş ne tarafa öpücük verecek, güldürecek net belli değilken, bir haber Çin ordusunu ürpertti. Az önce, katledildiklerini söylediğimiz falcılarla beraber, General Li Huang-li'nin ailesi de tutuklanıp mahkemeye çıkarılmış, onlara yüklenen suç ta büyücülüktü. Savaş meydanlarında bile Çin mahkemesi adına subaylar bulunuyor ve bunlar generale durumunun nazik olduğunu anlatıyorlar. General için iki yol görünüyor, çok önemli bir zaferle dönüp, kendi adına ailesine şefaatçi olup, birazda parayla bazı mahkeme üyelerini satın alıp, bu badireden sıyrılabilir. Yahut, ailesini gözden çıkarıp, kendisini Hun Yabgusuna teslim eder.

General yiğitliği tercih edip, zafer hülyasıyla coştu. Bazı subaylar tarafından hazırlanan bir komployu açığa çıkarıp, elebaşıları cezalandırdı. Savaşa hiç ara vermeden devam etti. Dayanılır gibi değildi ve bir süre sonra çekilmeye başladı.

Yabgu Huluku general Li Huang'a kaçma fırsatı vermeden "Hungay'daki Yen Jan dağı civarında Çin ordusunu kuşatma altına aldı. Gecenin karanlığından faydalanan Hunlar, Çin ordusunun bulunduğu cepheye kadar çukur kazıp, sabahleyin arkadan saldırıya geçtiler. Çinliler arasında panik çıktı ve ilk önce Li-Huang-Li teslim oldu."199 Generalin teslim olmasından sonra, ordusunun tamamı öldürüldü. Büyük bir zafer kazanmış olan Hunlar Doğu Asya'da hakimiyetierini yeniden pekiştirdiler. Çin, ummadığı bir acıyı tattı. Şair, milletinin felaketim şiirine döküp, bir ibret levhası olarak gelecek nesillere emanet etmekten kendini alamadı.

Türkçeye çevrilmiş, şiiriyetinden elbette biraz kaybetmiş olan bu ağıtı aşağıya alıyoruz:

Sınır Dağları Üzerindeki Ay
Ayın şavkı vurmuş
Yin-shan üstüne Kaplamış bulutlar her yanı
Sürüklemiş bulutlar binlerce
Li Yü-men karakollarından buraya Gelen
Çinliler gitti Po-teng'e
Çukur kazıyor düşman Ch'ing-hai'da

Ve kimse kalmadı savaş meydanlarında Kimse sağ dönmedi evine bir daha Asker dikmiş gözünü sınır boyuna Dönmek istiyor derhal yurduna Ağlıyor kadınlar o gece için Ümit yok, nefes yok, sadece hüzün.

Çinli şair Li-po bu şiiri anlatılan savaştan çok sonra yazmış, bazı hususlarda hafızası yanıltmış, coğrafi isimleri karıştırmış, bunları Gumdev'den aktarıyoruz.
İmparator Wu-ti ömrünü Hunları mahvetmeye adamış, akla hayale gelebilecek her yolu denemişti. Onların eski düşmanları olan Vusunları Tarım havzasının kuzeyine yerleştirip, bu bölgeyi Hunlar için tehlikeli duruma sokmuş, bundan başka her türlü entrikayı da denemişti. Kore'nin zaptı de doğu cenahı da Çinlilerce emniyet altına alınmış, yine işe yaramamış. Daha sonra casusluk ve sabotajlarla Hunların arasında hoşnutsuzluk yaratmaya çalıştılar. Bütün bunlar hiçbir işe yaramadı.

Ömrünün son dönemecine giren yaşlı imparatorun, özene bezene yedi sene de hazırladığı ordusu bir netice alamadı. Güya bu savaş için kan terleyen adar yetiştirmişlerdi ki bu atların çoğunu ve 250 bin kişilik ordunun yarıdan fazlasını kaybettiler. Sonuçta Çin'in sınırları Hunlara açık hale geldi.

Hunlardan Dost Eli

Çin, iri gövdesiyle yere uzanmış, takatsiz yatıyordu. Bu durumda iken, muzaffer Hım Yabgusu tekmelemeye tenezzül etmedi. İmparator'a bir mektup gönderen Huluku, dostluktarı, barıştan bahsetti. Ve alışılmış bulunan bir talepte bulundu. Bu, bir Çirdi prenses'in kendisine gönderilmesiydi. Daha başka istekler de vardı ki, bu, Hunluların yaşaması için elzem sayılan maddi şeylerdi. Sınır ticareti serbest bırakılsın, eskiden olduğu gibi, Çin, Hunlara vergi vermeye devam etsin.

Bir de maddi taleplerin dökümü yapılmıştı:

"Her yıl 10 bin dan pirinç şarabı, 5 bin hu mısır, 10 bin top çeşidi ipek kumaş..." vs.

Eğer bunlar gönderilirse, karşılığında bir taahhüdde bulunuyor Hakan:

Bundan sonra sınırlarda yağmalama hareketlerine girişilmeyecek!

Yabgu'nun isteklerine imparatorun verdiği cevap bilinmiyor. Yeni bir savaşa girmeye mecali kalmayan Çin'in, "emriniz baş üstüne" demekten başka şansı yoktu. Arada, tekrar bir anlaşmazlık çıktığından bahsedilmeyişi, Hunlar'ın istediklerini aldığı yorumuna kuvvet kazandırıyor. Özede söylemek gerekirse Hunlar Asya'nın aslanı olmuş, Çin'in gözü yılmış, en azından bir süre maceraya paydos denmişti. İleride nelerin yaşanacağını tayinde arzulardan ziyade, görünür görünmez olaylar söz sahibi olacak.

Tabi Afet

Hun savaşçıları meydana çıkan düşmanla yiğitçe çarpışıyor, galibiyet sevincini yaşıyorlar, ama görünmeyene karşı yapabilecekleri bir şey yok. Çok büyük bir başarının ardından mutluluğun tadını çıkarıyorlardı. Keyifler yerindeydi, ama 89-88 kışı çok çetin geçti.

Çin yıllıklarında kısaca anlatılan olay, aynen şöyle:

"O yıl birkaç ay sürekli kar yağdı. Sürüler kırıldı; halk arasında salgın hastalıklar yayıldı ve kıtlık baş gösterdi. Korkuya kapılan Yabgu bir ibadethane kurdu." Çin'de ise, imparator Wu-ti 54 senelik iktidardan sonra 87'de öldü.

General Li Luang Li

Yen-Jan savaşırım kahraman generali Hunlara teslim olmak zorunda kalmıştı. Yabgu'nun huzuruna getirildiği zaman karşılanışı Hun geleneğine yaraşır biçimdeydi. Esir'in, mevkii ile mütenasip saygı görmesi hoş bir duyguya kapılmasına yol açtı. Alman haberlere göre bütün aile fertleri Çinde katledilmiş, gönderilirse general de aynı cezaya çarptırılacak. Huluku kimsesiz generali, kızıyla evlendirdi; hiçbir mülteciye göstermediği ilgiyi ondan esirgemedi. Bu arada bazı hassasiyetler hesaba katılmamıştı. Li Huang-li'ye sıra dışı itibar edilişi, senelerce önce Çinden elçi olarak gelip, burada kalıp, baş vezirliğe yükselen eski Hunlu Wei-Liu'nun kıskanmasına yol açtı. Bunun tali sebepleri bir tarafa; Wei-Liu'nun kumanda ettiği ordu, General Li Huang-Li 'nin ordusuna yenilmişti. Prestij meselesi yüzünden, çekememezlik başladı.

Wei-liu, Li-Hunag-Li'yi ortadan kaldırmak için neler yapabileceğini araştırıyordu. İki olay zikrediliyor; biri 89-88 kişi'nin şiddeti ile meydana gelen hastalıklar, ölümler, açlıklar; diğeri de Han'ın hasta annesinin durumu.

Yalnız Çin'de değil Hunlarda ve o zamanki diğer toplumlarda da büyücüler önemli bir güç idiler. Generalin öldürülmesini isteyenler, başta başvezir Wei-Liu olmak üzere, büyücüleri ayarladılar. Hasta olan, Yabgu'nun annesini tedavi için giden "büyücü trans haline geçtiği sırada, müteveffa Yabgunun, ölen savaşçılar için Li Huang'ın kurban edilmesini istediğini bildirdi.".

"Li-Ku-Am-Li (Li Huang ü)'nin düşmanları tarafından ilan edilen bu sözler Hunları coşturdu -Li Huang-ti- tutuklanarak kurban edildi."

Şöyle bir söylentide var:

General çabucak yakalanmış, fakat öldürülmeden evvel, öfkeyle bağırıp demiş ki:

"Benim ölümüm Hun Devletini yıkacaktır!" Biraz önce tabii afet diye zikredilen felaketler, güya, bundan sonra meydana gelmiş ve Yabgu generalin hatırasına bir tapmak yaptırarak, onun ruhundan özür dilemiş...

Taht Kavgaları

Huluku Yabgu dokuz - on senedir Hunların başında idi ve devlete eski itibarını kazandırmıştı. Ne yazık ki başlangıçtan beri kanayan bir yaradan muzdarip olan Hunlar, kanın dışarıya pek sızmayışından bunu fark edemiyorlardı. Bazı faydalan olduğu inkar edilemeyen, Çinli prenseslerle evlenmenin, zararı daha fazlaydı, ve zaten çoğu kez, sıradan aile kızlan prenses ünvanıyla gönderilmekteydi.

İstisnai kadınlar olabilir, ama Çin'li Hatunlar Hun toplumu için zararlı faaliyetlerde bulunuyorlardı. Hakan'a bizzat menfi telkinleri bir yana, Hun sarayı Çin propagandası yapan Çinlilerle dolduruluyordu. Aslında, bunların fark edilmemesi mümkün değildi, fakat Çirdi prensesle evlenmek babadan oğula geçen bağımlılık halini almış gibiydi.

Şimdi, anlattığımız bütün zararların bir misalini seyredeceğiz:

Huluku Yabgu hastalandı. Önendi, son günlerini yaşıyorken. Devlet adamlarım başına toplayıp, küçük oğlunun değil, kendi kardeşinin tahta çıkarılmasını vesiyet etti. Niçin böyle yaptı? "Hun sarayında mühim mevkî almış Çinli vezirler, Hakanın karısı, Çin'li prenses ve diğer Çinli esirler, hizmetçiler, yavaş yavaş Çin adet ve ahlakım memlekete sokmağa başlamışlardı. Çin'li prenses Hun tahtına bir Çinli kadirim oğlu olan Hun prensinin geçebilmesi için Hakanın küçük kardeşini öldürmüş, buna kızan Hakan da diğer oğullarını reddetmişti."

Yabgu Huluku vasiyetini yaptıktan kısa süre sonra öldü. (Sene M.Ö. 85) Asırlarca sonra Osmanlı sarayında teşekkül eden Devşirme Partisi, daha M.Ö. birinci yüzyılda Hun sarayına köksalmıştı. Hunlulardan fazla Çinlilerin hakimiyeti görülen sarayda en etkili isimlerden biri, Çin aslından olan dul kalan Hatun idi. Kocasının vasiyeti hilafına harekete meyledip, kendisine bu konuda yardım edecek kişderide buldu ve şimdilik kaydıyla, Hakanın ölümünü saklı tutma karan aldılar.

Hunlarda Hakana sadakat esastı. Huluku, bunu en fazla hak edenlerden biriydi. İşin içine Türklük, Çinlilik girdi ve Hakanın vasiyeti dahi hasılatı -hatta imha- edildi.
"Göğün oğlu" deniyordu Hun Yabgusuna bu Çinlilerin taktığı bir ünvan olabilir, ama şu doğru "Gökte ve Yerde doğmuş, Güneş ve Ay tarafından konulmuş, güçlü Hun Yabgusu" Hak ve selahiyetleri ise şu şekilde belirlenmişti: Devletin bütün bölgelerini, Hunlara ait bulunan bütün topraklan yönetmek; savaş ilan etmek, barış yapmak ve orduyu bizzat yönetmek. (...) Taht-ı alinin çevresinde yardımcı, danışman ve kumandanlardan teşekkül eden kalabalık bir grup vardı: fakat son söz, çevresindekilerin müttefiken kabul ettikleri görüşe ters düşse dahi, daima Yabgunundu." İşte bu Yabgu vasiyetini yapıp, gözlerini yummuş bulunuyor, çevresindekiler, onun arzusu hilafına faaliyet gösteriyorlar. Bundaki en önemli etken Türk sarayının Çinle ablukasında oluşudur.

Kaynakça
Kitap: TANRININ ASKERLERİ
Yazar: NAZIM TEKTAŞ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Asya Hun İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir