Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Hu-han-yeh (58 Senesi)

Burada Asya Hun İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Hu-han-yeh (58 Senesi)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 18:49

Hu-han-yeh (58 Senesi)

Hakanlık için aday pek çoktu. Kavgalar bitmek bilmiyordu. Kardeş boyların birbirini kırdığı sıralarda, kendisini ayakta tutmaya ümidi kalmayan Hakan intihar etmişti. Taht aşıklarının içinde en bahtlısı olarak öne çıkan Hu-han-yeh, Yabgu olmayı başardı. Elbet sıradan biri değil eski Hakarun oğluydu. Hu-han-yeh ve bir de kardeşi vardı, deride karşısına çıkacak, birbirine düşmanlıkta deri gidecekler. Başka prenslerde, iyi veya kötü niyetle çeşitli kavgaların içine girecek, parçalanmanın nasıl başarılabildiğini gösterecekler. Tam manasıyla, at iziyle it izi'nin karıştığını ibrede seyredeceğiz.

Hu-han-yeh'e taht yolunu açan buldozerlerden biri, intihar ederek ölen Yabgunun, Batı prensi olan kardeşi idi. İlk ölüm fermanı onun için yayınlandı. Hunlarda, son senelerin nasıl yaşandığı düşünülürse, emir'in demiri kestiği günlerin çok gerilerde kaldığı görülür. Merkez'e bağlılık, belki de bu bağı sağlam tutmayı beceremeyen liyakatsiz Hanlar yüzünden gevşemişti. Uzak bölge prensleri, Hakan'a karşı koymak için dostlar bulmakta müşkülat çekmiyorlardı. Ölümüne ferman çıkardan Batı prensi birkaç prensi de yanma alıp, onlarla beraber göçebe Hunluların da yardımını sağladı. Merkezden bakıldığında asi görünen Batı prensi, on binlerce süvari de Hu-han-yeh'in üzerine yürüdü. Yabgu Hu-han-yeh'in ordusu yenilerek dağıldı "kendisi de her zamanki oturduğu yeri bırakmak zorunda kaldı."

Böylece, bir başka prensi Chu-ki prens olarak atamış olan Doğu Chu-ki prens kendisini de, -Hu-han-yeh'i kaçıracak- Yabgu yaptı.
İşler zıvanadan çıkmıştı. Erken kalkanların ihtilal yaptığı bir moda baş göstermiş, aynı anda beş prens Yabguluğunu dan etmişti. En garip taraf şu ki; bu beş prens'in tamamı aynı boy'dan idi. İyi olan taraf ise, "asi Yabgular, Hun topraklarım değil, aksine sınır ötesinde Çungarya'nın bir kısmım, Sura ve Tarbagatay eteklerini kendilerine üs olarak seçmişlerdi."

Biraz hile, biraz hırs, biraz kıskançlık bir sürü baş'ın türemesine, bunlarında kavgalarına sebebiyet veriyordu. Özede söylenirse küp küp'e çarpıyor, çürük olanlar kınlıyor. Olayların gelişimi bazı Yabguları ünvan bırakmaya mecbur ediyor, böylece sayı azalıyor, 40 bin kişilik, 60 bin kişilik ordular birbirine giriyor, savaş! Kaybeden Chu-ki Yabgu (eski Doğu prensi) intihar ediyor, onun safında yer alan bir prens Çin'e kaçıyor, Hu-han-yeh'in gücü artıyor.

Sular durulmuş değildi Yabgulardan biri Hu-han-yeh'e itaat arz etmiş, ama, bir başkasını Yabgu dan etmişti. Sonunda o da yakalanıp idam olundu. Batı da hakimiyet Hu-han-yeh lehine sağlandı fakat bu ara da "Doğu bilge eliği, kendi kabilesinden, birkaç on bin kişi topladıktan sonra, anlamsız kardeş kavgasına karışmamak için Çin'e teslim oldu."

Hunlar birbirini yerken hiçbir tat almıyorlar, ama, onları seyreden Çin iştahla dudaklarını şapırdatıyordu. Hun ülkesinde sükunet görülür görülmez ezeli misyonunu yüklenen Çin, kendilerine "iltica etmiş olan bir Hun komutanına hakanlık rütbesini vererek hudutta yerleştirdi. Fakat hakanın buna aldırış edecek vakti yoktu. Çünkü kardeşi Çiçi kendi halkı de Hun ülkesinin doğu kısımlarım işgal etmişti."

Çiçi Yabguluğunu dan edince "Hunların üç tane Yabgusu olmuştu; fakat bu iş böyle devam edemezdi. 54 yılı sonlarında Jen-ch'eng-Yabgu, doğu'ya bir sefer yapmak için kendini yeterince güçlü hissedince, önce Çiçi üzerine yürüdüyse de, savaş sırasında öldü ve ordusu da galip tarafın saflarında yer aldı. Böylece güçlenen Çiçi Hu-han-yeh'e saldırıp ordusunu bozduktan sonra, Hangay'daki karargahım ele geçirdi"

Hu-han-yeh bir oldu bitti de Yabguluğa gelmiş, önüne çıkan bütün engederi hangi biçimde olursa olsun aşmaya çalışmıştı. Bir çok prensin kellesi uçurulmuş, bazdan Çin'e iltica ettirilmiş, fakat kardeş Çiçi en sert kaya olarak karşısında dikilince, ona, Hu-han-yeh'in kılıcıda oku da işlememişti.

Başa güreşenleri ayrı değerlendirip, özellikleri sadece Hunlu olmak saydan halka balonca, onların, başlarındaki prenslere, yabgulara itaat etmekten başka bir şey yapmadıklarını görüyoruz. Kim kendi kabilesini nereye sürerse, itirazsız o tarafa gidiyorlar. Savaşsa savaş, barışsa barış; bunların niçin olduğunu sorgulayan çıkmıyor.

Gelelim Hu-han-yeh'e... O mağlup oldu. Vaziyeti kötüydü. Bağlılarıyla beraber savaşı kaybetmiş, kader onu Çin hududuna savurmuş, burada yol çatallaşmış, hayati bir karar verme anı gelmişti. Tek başına hedef tayin etme şansı kalmadığı için, silah arkadaşlarına danışmak zorundaydı. Doğu prensi ona, Çin'in hakimiyetine girmeyi teklif etti. Daima tam istiklal üzere yaşamaktan başka bir şey bilmeyen ve istemeyen yaşlı Hunlar partisinin oğlu olan prens'in sözleri şaşkınlık yarattı. Ak sakallılara göre Çin imparatoru bir melun idi, şimdi bu adamın himayesine sığınmak, böyle bir şeyi istemek nasd olurdu? M.Ö. 53 senesiydi. Hu-han-yeh kurultay toplayıp, Çin'e sığınma teklifinin nasıl karşılanacağını sordu.

Aksakallıların cevabı aşağıda:

- Böyle bir şeyi, (yani Çin'e bağlanmağı), nasıl düşünebiliyoruz? Hunlar'ın adet ve ananelerinin temelini, -en yüksek bir değer olarak kabul edilen-, güç ve cesaret meydana getirir!
- Başkalarına bağlanmak ve onlara hizmet etmek, bir alçaklıktır! Bizim ünümüz, bütün dünyada, (bu anlayışımız ve tutumlarımız de) yayılmıştır.
- Savaşmak ve ölmek, 'ancak cesur yiğitler de savaşçılara göre bir iş' ve vazifedir! Şimdi ise, nasıl böyle yapabiliriz? Ortada, devleti ele geçirmek isteyen kardeşlerin yaptıkları, kavgalardan başka ne var ki?
- Devlet, (bu kavgalar sonunda), ya büyük; ya da, küçük kardeşin olabilir!

- Devleti elde edemeyen, ölür, (Bu kavgalar sonunda) 'devleti ele geçirenin' çocuklarına, onun yapacağı hizmetler de bırakacağı ön kalır! (Önemli olan, devletin devamıdır!)
- (Yeni) hakanın, 'çocukları de torunları ise, yine onun izinden', giderler. Böylece, 'dünyadaki bütün mideden, hakimiyetleri altında bulundurmağa', devam ederler!

- BÜTÜN DÜNYAYA GÜLÜNÇ OLURUZ!"
- Gerçi Çin, şimdi çok kuvvetlidir: Ancak Hunlar'ın tümünü, 'hakimiyet altına almaları' ve Hunlar'ı 'kendilerine katmaları', mümkün değildir. Buna rağmen siz, atalarımızın eski devlet ve idare prensiplerini, 'unutarak ve Çin'e bağlanarak', onlara hizmet edelim, diyorsunuz!
- Böyle bir istek, eski Hun hakanlarının, 'şan ve şöhretlerine, leke sürmek', demektir. Aynca böyle bir şey yapacak olursak, bütün 'dünya kavimlerine gülünç', oluruz.
Törelerimiz de, (devlet içindeki), 'asayiş ve sükuneti, yeniden kurmağa çalışalım". Yoksa başka yollarla, 'dünya'daki bütün kavimleri, kendi hakimiyetimiz altında', tutmamız, nasıl mümkün olabilir?"

Hunlu olmanın ne manaya geldiğini bilen aksakallılar fazilet dersi verdiler. Mevcut durumlarının nezaketi umurlarında değildi. Tek istedikleri, kendilerine biçildiğine inandıkları rolü oynamak, ucunda ölüm olsada. Ne çareki verilecek karar yaşlı gönüllerin dinç arzuları İtilafına olacaktı.

Sığınma teklifinin sahibi, tekrar söz alıp, özede, dedi ki:

"Wu-sunlar ve diğer yerleşik krallıklar Çin'in tebaası oldular. Han sülalesi en iyi günlerini yaşıyor, biz de eski iyi günleri mumla arıyoruz. İçinde bulunduğumuz şartlarda yapılacak en akıllı iş, Çin'e boyun eğmektir; yoksa kaybolur gideriz!"

Muhalif kanadın çığlıkları idari sınıfın kafasına yerleşen sığınma fikrini bastıramadı. Hu-han-yeh, en uygun hareket tarzları böyle olduğuna inanmıştı. Zaten, oğlunu Çin'e gönderip, "saray da imparatora hizmet etsin" demişti ki, bunun anlamı rehine vermektir. Yani, "işte ciğer paremi size teslim ediyorum. Sadakatimden emin olabilirsiniz. Aksi halimi görürseniz, boynunu vurun!"
Hu-han-yeh, milli duygulan ağır basan yaşlılar grubu, onları destekleyenler ve Çiçi yabgu tarafından sevilmeyen davranışlar içindeydi. İmparatorun desteği de ayakta olunabilirdi; onun içinde elinden geleni yaptı. Nihayet, M.Ö. 52'de, kendisini Çin sınırından içeri attı. "Eli yüreğinde başkent'e girdi. Orada imparator Hsüon-ti tarafından kabul edildi. Kabul merasimi mutantandı ve yabgu orada imparatorun vassalı olmayı kabul ettiğim açıkladı."

Sergilenen gösteri olayın ne kadar mühimsendiğini belli ediyor, adeta büyük bayramlardan birinin yaşandığı hisseddiyordu. "Çin sar ajanda şimdiye kadar hiçbir kimse bu kadar büyük merasimle, bu kadar ihtiramla karşılanmamıştı."

Meseleye Çin açısından bakınca, olağanüstü itibar gösterilişi haklı bulunur; çünkü, bir zamanlar Hunların yaşadığı yerlere bakmaya cesaret edemiyorlardı. Yedikleri darbelerden o kadar yılmıştılar ki, bunları yapanların insanlar değil, canavarlar, cinler-periler olabileceğini sanıyorlardı. Şimdi ise bir Hakan ayaklarına kadar gelmiş, tabiilik arz ediyor.
İmparator, Hu-han-yeh'e "bir çok bağışlarda bulundu. Bunlar çeşidi kumaşlar, giysiler, silahlar, adar ve buna benzer şeylerdi."

Tebalığı kabul eden Hunlar için de bol miktarda mısır ve pirinç gönderildi.
Çin sarayı gösterişli, saraylılar riyakar, içten pazarlıklı yapılan iltifatların hepsi bir menfaate istinat etmekte. Bir süre sonra, Hu-han-yeh buradan bıktı; zaten de daimi ikamet için gelmemişti. İmparatordan, Sansi Vilayeti'nin kuzey sınırlarında oturma izni istedi. Arzusu memnuniyetle karşılandı. "İmparator kendisini selamette oturacağı yere gönderdi. Aynı zamanda 16 bin kişi yolladı. Bunlar Ordus ülkesinin kuzeyine giderek, gerek Han'ı korumak gerek askeri yola getirmek üzere orada kaldılar."

Kaynakça
Kitap: TANRININ ASKERLERİ
Yazar: NAZIM TEKTAŞ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Asya Hun İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir