Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Çiçi Yabgu

Burada Asya Hun İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Çiçi Yabgu

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 18:50

Çiçi Yabgu

Prensler arasında cereyan eden kavgalar umumi manada Hunların kan kaybına sebep oldu. Düşmanların yapamadığı kötülüğü birbirine yaptılar. Çinlder nezdinde itibarları aşındı. Bir çok prens ve büyük kumandan sığınma isteği de Çin'in kapışım çaldı. En fazla gürültü çıkaran sığınmacı Hu-han-yeh olmuş, en itibar görende o idi. Önce oğlunu rehin olarak gönderdiği Çin sarayına sonra kendisi kapağı atmıştı. Bu hareketler sevimli değildi Milliyetçi denebilecek Hunlular Hu-han-yeh'ten nefret etmiştiler. Varlıklarıyla ses getiremeyen heveskar Yabgular -yani kendilerini bağlı dan edenler- önemsenecek etki bırakamadan kayboldular. Bazen yenden de zuhur edip, sıraya girmeye çalışıyor. Ama esasında iki Yabgu bulunmaktadır; biri Hu-han-yeh biri de onun kardeşi Çiçi. Yiğitliğin yakıştırıldığı Çiçi dahi mecbur katip, oğlunu imparatora rehine gibi yollamıştı. Hu-han-yeh tam bir Çin bendesi olup, Çin'in her türlü yardımıda onun ve adamlarının tarafına akmaya başlayınca, Çiçi'nin rehine oğlunun fonksiyonu kalmadı.

Çin'in himayesini gören Hu-han-yeh'e doğu ve güney eyaletlerini bırakan Çiçi, kuzey ve batı eyaletlerini kendi iktidar sahası olarak kabullendi. Hunlar resmen ikiye bölünmüş oldular.
Bir yanda Hu-han-yeh, bir yanda Çiçi, iki kardeşin taraftarlarının özellikleri şöyle belirtilebilinir: "Hunlu olma gururu" taşıyanlar Çiçi'nin, huzurlu yaşamaya meraklı olanlar Hu-han-yeh'in yanım seçmişlerdi. İki kardeş tarafından da kendilerini temsilen Çin'e elçiler gönderiliyor, tabî olarak itibar gören, itibarlı tabi'lerirün adamı oluyordu. Esasen Çin'in resmen kabul ettiği Hun Hakanı Hu-han-yeh; Çiçi ise onlara göre bir asidir. Hangi zaruret neticesi olursa olsun Hu-han-yeh Çin'e bağlanmış, orada, "gerçekten büyük bir üne sahip olmuştu. Hatta öyle ki, bu günkü Çin okul kitaplarında bile, onun adını görmek mümkündür."

Mantıklı bir tabir gibi gelen milli güçler Çiçi'nin dayanağı idi, onlarla beraber "M.Ö. 51'de harekete geçti. Önce Tann dağlan kuzeyi - Işık göl havalisindeki Wu-sunların mukavemetini kırdı; Tarbagatay bölgesindeki Ogurları, daha kuzeyedeki Kırgızları ve İrtiş etrafındaki Ting-ling'leri tabiiyetine aldı."

Wu-sunlar enteresan bir kavim. Eski Çin tarihçileri derseniz kelimenin tam manasıyla acayipler. Kendileri mükemmel insan, ama başkaları her hangi bir şey. Geçmişte Çinlilerle ve Hunlarla farklı münasebetleri olmuş, o zamanla ilgili özet bilgiler sunulmuştu. Şimdi farklı bakış sahiplerinden malumat almaktayız. Bu Wu-sunlar Çin başkentinden kuzey batıya doğru 5 bin km. kadar uzakta yaşayan kimlikleri tespit edilemeyen bir kavimdi. "Çin'in tarihçileri bu adamların doğrudan doğruya maymundan gelme, kızıl saçlı, yeşil kirpikli kimseler olduğundan bahsederler."

Yaşayış biçimleriyle Hunlara benzetilirler. Kendi kendilerine yetemeyen, daima bir koruyucuya ihtiyaç duyan Wu-sunlar coğrafya olarak yakınlıklarından dolayı Hunlara meyyal idiler. Hatta, Çin dostluklarını kazanmak amacıyla krallarına bir prenses göndermiş, Hunlar da aynı yolu denemiş ve daha başarılı sonuç almıştılar.

Çiçi'den önce Wu-sunların iç işlerine el atan Çinliler onların iki küçük krallığa ayrılmalarını sağlamıştılar. Şimdi dostluklar mühimsendiği için Çiçi onlara elçiler göndermişti. İstediği sadece dostluk anlaşması idi. Normal bir zamanda bir Hun başbuğu'nun böyle bir teklifi çok cazip olmakla beraber, bu aralar durum nazikti. Şayet Wu-sunlar Çiçi de dost olurlar ise, Hühanyeh'in ve Çin'in şimşeklerini üzerlerine çekerler, teklifi reddederlerse Çiçi de tehlikeli bir düşman olabilir ve diğerleri imdada yetişene kadar ortalık hallaç pamuğuna dönerdi. Wu-sun kralı iki yüzlü siyasete soyunup, bir yandan Çiçi'ye gülücükler gönderdi, müzakerelere başlayabileceklerini bildirdi, diğer yandan da Çinlileri uyardı.250 Ayrıca Hunlara karşı 8 bin kişilik ordu gönderdi. Bu arada elçinin yahut elçilerin kellesi vurularak Çin valisine takdim edildi. Kral alçakça hareket etmiş, Hunları gafil avlamaya çalışmıştı. Çin askerinin gelmesini bekleme sabrını dahi gösteremediğinden, ordusu doğrandı, kendisi de bu savaşta can verdi.

Küçük kavmin yaptığı kalleşlik kısa sürede cezalandırılınca, Çiçi'nin akıncılık daman kabardı. Daha sonra ise, söylendiği gibi Tarbagatay bölgesine yönelinip Ogurlar, Kızgızlar ve İrtiş, taraflarındaki Ting-lingler itaat altına alındılar. İşler iyi gitmiş, arka sağlama alınmıştı; bilahare Wu-sunlara dönen Çiçi, bir daha ve hem de daha ağır bir darbe indirdi. Bütün bu başarılar iki yılda olmuştu.

Çiçi, yaptığı savaşlarla taraftarlarının sayısını artırmış, Çin'den pek korkusu kalmamıştı. Çinde bulunan oğlunun kendisine gönderilmesini istedi. İmparator çok olumlu bulduğu bu arzuyu, nazlanmadan yerine getirdi ve birde elçi gönderdi. Çin'de yeni imparator olan Yüan-ti, şehzadeyi götüren elçisinden bir daha haber alamadı. Elçi'nin öldürüldüğü sanılıyor, sebep ise bilinemiyor. "Meçhul bir sebepten dolayı." Çiçi'nin öldürttüğü, bunu Çin imparatorunun sonradan öğrenip Çiçi hakkında kararını verdiği, söyleniyor.

Kar Yolunda Kar'ın Azizliği

Çiçi de Wu-sunların işi tamamen bitmemişti. K'ang-chü hükümdarlığı da Wu-sunlarla komşu ve aralarında husumet var.

Çiçi'ye bir haber gönderip askeriyle beraber gelmesini, müştereken Wu-sunlara saldırmalarını teklif ettiler. Bu işin amacı Wu-sunları kovalayıp Çiçi'nin Hunlarını onların yerine yerleştirmekti. Gidilecek bölge Bati Türkistan idi; buranın yollarını iyi tanıyan Çiçi, askerlerini alarak "Orhundan Bati Türkistan'a doğru yola çıktı. Fakat yolda çok büyük bir soğuk oldu."

Fırtına ve don dayanılmaz noktaya ulaşınca kadere rıza göstermekten başka yapacak bir şey yoktu. Dönülemezdi, -devam edildi, ama "savaşçıların çoğu donarak öldü ve sadece üç bin kişi Çiçiyle beraber K'ang-chü'ye ulaşabildi.

Biraz, talihin gülen yüzüne ihtiyaç vardı. Tamamı ne kadardı, bilmiyoruz; belki 10 bin kişiydi ve elde sadece üç bin asker kalmıştı. Çiçi istikbale bunlarla yürümek zorundaydı. Geriye dönüş yoktu zira Hu-han-yeh bütün Hun topraklarım ele geçirmişti.

K'ang-chü hükümdarının yanma kadar vardılar ve Çiçi burada çok iyi karşılandı. Belki abartılı rakamdır, ama gerçek payı da yok değildir. 120 bin askeri varmış bu küçük ülkenin. Çiçi'nin elinde üç bin asker var. Yine de savaşçı Hunlar fazla önem arz ediyor, ev sahibi hükümdar Hun askerlerini kendi askerlerinden değerli görüyordu. Hun Hakanı de K'ang-chü Hükümdarı can ciğer gibiydiler; bunu pekiştirmek, derilere taşımak arzusuyla, biri birlerinin kızlarıyla evlenip hem damat hem kayınpeder oldular.

Sıra Wu-sunlarla savaşmaya geldi. Çiçi kumandanlığını askerleri savaşçılığını bütün maharetleriyle ortaya koydular. Düşman askerleri aç tavukların önüne atılan dardar gibi çiğnenip yenmekten başka işe yaramadılar. Wu-sunların başkenti ele geçirildi (M.Ö. 42) Ölenler öldü, sağ kalanlar doğuya doğru kaçarak kurtuldular. Wu-sun topraklan Hunlar'a kaldı.
Fergana'ya yürüdüler. Burada kale kuşatması gerekiyordu, fakat Hunlar açık arazi savaşma alışık idiler, kuşatmalarda tecrübeleri yoktu. Şehir yağmalandı.

Uzun zamandır açlıkla, yoklukla pençeleşiyorlardı, aç gözlüydüler. Fergana Vadisinde o kadar çok ganimet buldular ki, hiç birinden de vazgeçemediler. Toplanan malların çokluğu, muhafaza edilecek yere ihtiyaç gösterdi. Bir kale yapıp, depo olarak kullanmayı düşündüler.

Romalılarla Parthlar savaşmış lejyoner Romalıların bir kısmı Parthlara teslim olmak zorunda kalmış, onlarda hizmet etmek için doğu sınırına gönderilmiş. Çiçi, muhken bir kale yapılmasını istediğinde bu Romalı piyadelerden de 100 kadarını kendi adamlarıyla çalıştırarak, Roma tarzında inşaatı iki sene de tamamlattı.

Çiçi, Çin şah de örtülen mide tinin bahtını açmaya çalışırken, faaliyetlerini değerlendiriyor, diyordu ki: Değişmek şart Bunun ilk örneğini, kuzey Moğolistan'daki ağırlık merkezini Çu-Talas Nehirleri arasına kaydırıp, orada etrafı surlarla çevrili bir başkent inşa ettirerek vermiş oldu.

(M.Ö.41)

Hunların yükseldiği devirlerde başta büyük yabgular, çöküş devirlerinde de zayıf yabgular bulunmaktadır. Düşman ne kadar kavî olsa da iyi yönetici bir çıkış yolu buluyor, kötüsü bunalıp kalıyor. Çiçi, Hunlar için talih kuşu olmuş, milletini kana darında aydınlık ufuklara taşıyordu.

M. Ö. 41'den itibaren, "Mevki alarak İran, Afganistan, Hindistan, Doğu ve orta Avrupa kıtaları bakımından Asya tarihinin bundan sonraki gelişmesinde sürekli tesiri görülecek olan Türkistan sahasına Türk halkının iyice nüfuzunu sağlamış oldu. Batı Hunları ve Fergana, Bahtria (Belh) bölgesini kendine bağladı. Çin kaynaklarına göre, An-si bölgesini yani güney-doğu sınırları ta Anadolu'ya kadar uzayan Parth İmparatorluğunun kuzey-doğu kısmını zaptetmek için planlar kurdu."

Çiçi ve K'ang-chü Hükümdarı

Çiçi'nin son zamanlarında önemli rolü olan, yeni bölgeye yerleşmesini sağlamış bulunan K'ang-chü hükümdarı de halaydan uzun sürmedi. Kesin bilgilerden yoksun olduğumuz halde, tahmini sebepten üretilen düşmanlığın gelişimi Parthlara bağlanıyor. Uzun emeli olan Çiçi geniş düşünüyordu. Parthlarla ittifak sağladı. Bu K'ang-chü hükümdarının aleyhine bir geliş-meydi. Bu yüzden araya soğukluk girdi. Bir gün, K'ang-chü Çiçi'ye ağır hakaretler etti. Akabinde Çiçi K'ang-chü prensesi olan hatununu ve yanında bulunan birkaç yüz K'ang-chü beyini öldürerek, cesetlerini parça parça doğratıp nehre attırdı."

Talaş Savaşı - Çiçi'nin Sonu

Çiçi deriye dönük tasavvurlarıyla günlerini geçiriyor, savaşçıları etrafı surla çevrili şehir hayatına uyum sağlamaya çalışıyorlar. Çin, eski bir davayı gündeme getirmek istiyor, sebepsiz yere öldürülen elçilerinin intikamı alınmamış olduğundan huzursuzluk duyuyor fakat Çiçi'nin bulunduğu uzak ve netameli bölgeye ordu şevkine de yanaşamıyordu. Şartlar sürpriz gelişmelerle değişmese imparator aasını yüreğinde taşıyacak, Çiçi'de, kendi planları çerçevesinde işine bakacak.

Rivayete göre adı Ch'en Tang olan, kabiliyetli, iyi eğitim görmüş mevkü henüz küçük bir memur hapse düşmüştü. Bizim Osmanlı döneminin sürgün yeri Fizan de Rusya'nın Sibirya'sı ne ise Çin için Batı ucu öyleydi. Memur Ch'en Tang hapis cezasının, Bati ucunda, görevlendirilmeye çevrilmesini talep etti. Dileği yerine getirildi, ama maceraperest memur memnun kalmadı. Tekrar yurduna ve hür olarak dönmek istiyordu. Bunun içinse, kahramanlık yapması lazımdı. Çiçi'yi öldürmek, kellesini imparatora teslim edip, hürriyetini satın almak hülyasına kapılan memur Çin'in Bati ucu valisinden izin koparamadı. "Fakat Ch'en Tang, valinin hasta olmasından yararlanarak sahte bir buyruk hazırlayıp, Çinlilerden ve yerli halktan güçlü kuvvetli olan savaşçıları topladı. Vali durumu öğrenince, askerleri geri çevirmeye yeltendiyse de, Ch'en, kılıcını çekerek kendisini engellememesini istedi. Bu durum karşısında korkuya kapılan valinin kendisi de orduya katıldı."

Çiçi Han çok geniş topraklar üzerinde hakimiyet kurmuş, ama henüz tam yerleşme sağlanabilmiş değildi. Her şeyin yavaş yavaş yoluna gireceği, komşularla münasebetlerin düzeleceği, Hunların huzur ikliminde yaşayacakları hesap ediliyordu. Çin uzaktı ve kolay kolay rahatsız edici hareketlere tevessül edemezlerdi. Yani, Çiçi'nin, yaklaşmakta olan tehlikeden haberi yoktu.
Çinliler Wu-sunları ve K'ang-chüleri saflarına katmışlar askerlerinin sayısı 70 bini bulmuştu. Hun topraklarına giren Çinliler Talaş ırmağı üzerindeki surlu Hun başkentini kuşattılar.

Çiçi gafil avlanmıştı. Şemsiyesiz, açık alanda sağanağa yakalanan Hunlar ne yapacağını şaşırdılar. Hiçbir tedbir alınmamıştı, savunma için imkanlar yoktu ve zaten kapalı yerler onlara göre değildi. Düşman ordusu kalabalık, kendi askeri az. Kurtuluş ümidi olmasa da savaşmak şart olmuştu.

Esir olmayı aklından geçirmeyen Çiçi şerefiyle ölmeyi tercih etmek zorunda kaldı. Bundan sonrasını Çin kaynaklarından takip edeceğiz:

"Çiçi kalesinin duvarlarına beş renkli bayrağım dikmiş, Hunların hükümdarı olduğu müddetçe dünyanın hakimi olduğunu da iddia edebileceğini ilan etmişti. Küçük bir süvari kuvveti kaleden dış an çıkmış, büyük Çin kuvvetlerine karşı yürümeye başlamıştı. Bu arada 60 (70) bin kişilik büyük Çin kuvveti harekete geçmiş, bu küçük süvari kuvvetine hücum ederek kaleye kaçırmıştı. Geceleyin Hunlar tekrar bir çıkış hareketi yapmışlar, bu seferde büyük kuvvetler karşısında kaleye çekilmeye mecbur kalmışlardı. Ertesi günü umumi harp başlamıştı. Kaleyi müdafaa edenler arasında kadınlarda vardı. Kalenin üstündeki duvarların arasında kadın ve erkek cesetleri birbirine karışarak yatmakta idi. Çiçi de bir ok de yüzünden yaralanmıştı.."

Yardıma kuvvetlerle beraber Çinliler her türlü vahşeti mübah sayarak tam bir kıtal yapıyorlardı. Kahramanca direnen kadirdi erkekli Hun savaşçıları, hayatlarının ucuza satmamaya aht etmiştiler. Bunu ne derece başardıkları düşmanın hareketinden anlaşılıyor. Çinliler bütün şehri ateşe verdiler. "Çiçi Han'da sonunun geldiğini anlamıştı. Kanlarım kale burçlarında oklayıp, aşağı attı. Kendisi de bir yolunu bulup kaçtı. Ama az sonra düşmanın oklarına hedef oldu ve öldürüldü. Savaşanlar arasında ne bir kadın, ne de bir erkek kalmıştı. Bir Çin subayı kahraman Türk'ün başını kesmiş, bunu Çin'in hükümet merkezine göndermişlerdi. Son müstakil Hun kralı da bu surede ortadan kaldırılmıştı. Bu harpte 1518 maktul, 145 esir alınmıştı. Bunlar arasında çocuklar ve kadınlar bulunuyordu."

Son cümleyi Gumdev şöyle söylüyor:

"Savaş bitmiş, hesaplaşma başlamıştı. Yabgunun hanımları, büyük oğlu ve muhtemelen 1518 Hun'un kellesi vurulmuş, binden fazla kişi de galiplerin merhametine sığınmıştı." Bu olayların meydana gelişi, Çiçi'nin ölümü M. Ö. 36 senesindedir.

Kaynakça
Kitap: TANRININ ASKERLERİ
Yazar: NAZIM TEKTAŞ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Asya Hun İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir