Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Liu-Ts'ung Devri (310-318)

Burada Asya Hun İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Liu-Ts'ung Devri (310-318)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 19:04

Liu-Ts'ung Devri (310-318)

Çin, çalkantıdan kurtulamıyor. Prenslerin, sönmek bilmeyen iktidar ateşleri vatanlarını yakıyor. Hunların serpilmesi kolaylaşıyor. "Liu-Yüan'ın oğlu ve halefi Liu Ts'ung Çin'in Attila'sı olmuştur..." deniyor. Halbuki, bu sıfat babasına layıktı. Olayların akışı Liu Yüan'ı biraz daha yukarılarda gösteriyor. Azami 500 bin nüfus de askari 16 milyon nüfusa galebe çalan, üstelik, esaretten hürriyete, sonra da hakanlığa kanatlanan o idi.

Çin sınırlan içinde, 16 milyon Çinliye rağmen bir Türk devleti kurulmuş, bunun banisi el üstünde tutulmalıdır. Eleştiriye en elverişli tarafı devletini Çinlileştirmeye çalışmasıydı. Çin'e hakim olmanın başka yolunu bulamadığı için böyle bir tercih kullanmıştı. Çocukluğundan itibaren aldığı Çin terbiye, eğitim ve kültürü burada etkili olmuştur.

Şimdiki durumda Çin kardeş kavgalarım devam ettiriyor, daha da bitecek gibi görünmüyor. Hunlar, can ciğer olmuş, kaynaşmış mıdır, yoksa pürüzler var mı?

Hunlar Arasında İkilik-Yahut Shih Lo Shih Lo asil bir aileden mi geliyor, yoksa sıradan bir soya mı sahip, Hunlu'mu değil mi? Konuştuğu dilden Türk olduğu sonucuna varılıyor. Aynen diğer Hunlular gibi konuşmaktaydı. "Çocukluğunda bir kuldu ve ekmeğini Çinli çiftlik sahiplerinin yaranda ırgatlık yaparak kazanıyordu."

Bir zaman sonra köle olarak bir prense satıldı. Ondan gördüğü kötü muameleye dayanamayıp kaçtı ve bir haydut çetesine sığındı. Kabiliyetliydi; sıradan insanlar gibi sıradan yerlere çakılıp kalamazdı; bulunduğu yerin reisi oldu. Hakaretini gördüğü kişiyi aklından çıkaramıyordu. Ona düşman olan Shih-ma Ying'ın savaşçıları arasına katılarak yıldızının parlayacağı günleri beklemeye başladı. Shih-ma Ying iktidara baş koyan prenslerden biridir. Başarılı olamayıp, hapishanede ölmüştür.

Kısa kesmek istiyoruz. Shih Lo, vakti gelince Liu Yüan de silah arkadaşı olmuştu, ikisi de bir milletin kaderini değiştirecek özelliklere sahiptiler. Liu Yüan Çin geleneklerine bağlı, Shih Lo Hunlu geleneklere sadıktı. Ölüm gerçekleşip, Liu Yüan gidince (320), Liu Ts'ung tahta geçmiş, ama bu zamana kadar Shih Lo'da hayli mesafe katetmişti.

Hunlar arasında eski törelerin özlemini çekenler, hazır taraftar kitlesi idi. Shih-lo göçebe geleneklerine bağlıydı, onun için bir hayli sempatizan topladı. Mizacen yakıp yıkmaya yatkındı ve bu hususta şöhretini artırdı.

Çin'in, Bitmeyen Debelenişi

Nereden nereye! Olaylar böyle dedirtiyor. Çin'in orta yerinde, Hun Türk'ü devlet kurmuş. Bir çok cılız ağacın arasında, yukarıya doğru uzayıp, yanlara doğru genişleyen, yemyeşil bir çınar gibi. Bu, sıradan bir iş değildi, sadece kaba kuvvede başarıldığı da söylenemez, söylenmemeli. Bir kısım Hun'lunun gönlü incinmişti, ama Çin'in içinde tutunmak, Çinlilerin desteği olmadan mümkün değildi. Liu Yüan'ın devletinde hizmet gören kalabalıktan çoğu Çinli idi.

Shih Lo'nun içinde bulunduğu olayların resmine bakıp geçeceğiz. İmparator Sih-ma Cho, iç isyanlar bir tarafa, Hunlardan da adamakıllı sıkıntıdaydı. Yabgu'nun işini bitirme planlan yapıldı, vezir, bunun için iyi bir ordu hazırladı. Teklif sahibi, vezir Sih-ma-Yü idi, ordunun teşkili de bizzat kendisi tarafından yapılmıştı. Zafer kazanacağından şüphe etmeyerek "Shih Lo'nun üzerine yürüdü. Fakat çarpışmalar sırasında Sih-ma-Yü'nün oğlu öldürüldü. Şimdi başkent korumasız kalmıştı. Şehri iaşe yönünden besleyen Lo-Yang Hunlar'ın elinde olduğu için başkentte açlık baş göstermiş ve gece yağmalan başlamıştı."

İmparator bunalım geçiriyordu. Sevmediği vezirini suçlu buldu. Ona rakip olan Kao Hsi'yi yetkiyle donatıp intikam almaya kalkıştı, o da vezirin iki adamım tutuklatıp, öldürttü. Vezir öfkesinden, istifa etti, bir süre sonra da öldü.

Shih Lo vezirin cenazesinin defnedileceği yeri öğrenerek oraya başlan yaptı. Kaçma imkanı bulamayan düşmana ağır zayiat verdirdi. Esir almanlar arasında 48 de prens vardı ve Shih Lo "hepsinin kellesini vurdurarak, Sih-ma-Yü'nün cesedini yaktırdı.".

Abartılı olsa da, şöyle bir ifade var:

"100 bin kişiden bir teki dahi kurtulamadı."

Shih Lo'nun yaptıkları duyulunca başkentte panik meydana geldi. İmparatora şehrin tehlikede olduğu, müdafaa imkanının kalmadığı, kaçarak canını kurtarması gerektiği tavsiye edildiğinde iş işten geçmişti.

Başkent Lo-Yangla ilgili anlatılanlar korkunçtu. Hunlar'ın yaydığı dehşet halkı yerinden kımıldayamaz hale getirmiş, süren kıtlıktan dolayı aç kalan "ahalî birbirini yemek zorunda kalmıştı. Bütün kumandanlar, subaylar çekilmişlerdi. Vaktiyle doğunun en güçlü hükümdarı olan bir Çin imparatorunun hiçbir yönden yardım ümidi görmeyerek, yiyecekten, zahireden, arabadan yoksun bir durumda, yaya olarak kaçtığı ve başkentini başkalarına bıraktığı ilk kez görüldü."

İmparator kaçamadı. Kılık değiştirerek firara yeltenmesi itibarının beş paralık olmasından başka işe yaramadı. 27 bin askerle Lo-Yang'a hücum eden Shih Lo, hiçbir kayıp vermedi, 30 bin Çinli öldürüldü. "Çinli bir imparatorun canlı olarak yabana bir düşmanın eline geçmiş olması tarihte ilk defa meydana gelen bir olaydı.

Esir alınan imparatorun, hepsinin sonu ölüme çıkan akibeti hakkında çok farklı anlatımlar var.

Birini seçip aşağıya alıyoruz:

"Huai-ti (Sih-ma-Cho) esir edildi (ve Hunların başkenti) Ping Yong'a götürüldü. Orada, Hun devletinde kendi lehine bir suikast yaptığı anlaşılıncaya kadar normal bir muamele gördü, fakat sonra bütün taraftarlarıyla (beraber) öldürüldü."

Shih Lo, azgın boğa gibiydi. Durmadan yeni hedefler peşinde koşuyor. Lo-Yang'dan sonra Çin'in ikinci başkenti saydan Ch'ang-an'a girdi. Şehir karşı koyacak imkandan mahrumdu. Gösterilen direnç ölü sayısının artmasından başka işe yaramadı. Hiçbir yerden yardım alamayan Vali Sih-ma-Mu, sınırlı gücü de bir şey yapamadı; sonunda teslim oldu ve öldürüldü. "Hun kılıçlan ve açlık, bir Kuzey Çin'in gözbebeği olan Wei nehri vadisini devasa bir mezarlığa çevirmişti."

"Çin'in Attila'sı" ünvanı verilen Liu-Ts'ung'dan ziyade, kendisine sonradan katılan, doğru dürüst bir kimliği bile tespit edilememiş Shih Lo'nun başanlarım seyretmekteyiz. Devam eden savaşlarında Çin'e o derece darbeler vurdu ki, yönetim ona "Hun İmparatorluğunun Büyük Generali Unvanını verdi. Fethettiği tapınaklar ise, hukuki olarak değilse de, fiden onun yönetimine bırakıldı."

Hunlara önemli muvaffakiyetler, Çin'e yıkım getiren olayların ana sebebi belli. Bir taraf birliği muhafazaya çalışmakla yükselirken, diğer taraf iç kavgaların delik deşik ettiği balona dönmüş. Arada bir çalışan hakkım alamıyor olsa da, "ne kadar emek, o kadar yemek" prensibi geçerliliğini koruyor.

Yeni Cepheler

Az önce, birliğin zafer iksiri olduğun söyledik; Çinlilerin kendi kendilerini uçuruma yuvarlayışlarına, onlar adına esef ettik. "Bizim takımın kazanması" gibi bir sevinci yaşadığımızı da alenen söylüyoruz. Hunlar adıyla değil de, Türk soyu öne çıkarılarak bakılırsa, bu yakadaki ikilikler de görülüyor. Kesinlikle Tabgaçlar Türk kavmi idiler. Siyenpilere de Türk gömleği giydirenler az değil. Hiç olmazsa şu kesin Siyenpiler Çinli değil, biraz Türklükleri var.

Hunlar, Siyenpiler ve Tabgaçlar bir tespih'in ipine dizilmeyi isteseler, bunu becerebilseler, Çin de, Türk devletinden başka bir kuvvet barınamazdı. Fakat, temenni, gerçek olmuş tarihi değiştiremez. Ayrı ayrı topluluk olup, her birinin kurmayı tasarladığı, kendi büyük devletleri vardı. Tabgaçları ayrıca ele alacağız, burada sadece bir temasımız olacak. Siyenpilerle Hunların savaşları bıkkınlık verecek kadar bol idi; hala da devam etmektedir. Kısacası adlan aralan üç isimde, birbirinin can düşmanıdırlar. Hunlar'ın, Çin'de önemli toprak parçalarım Türk yurdu yaptıkları sıralarda, Siyenpiler ve Tabgaçlarla da aynca savaştıkları bir gerçekti. Hatta, 311 senesinde başlayan Çin-Hun savaşmda Shih Lo kale de kuşatılmıştı, ama huruç hareketiyle kurtulmuş, kumandan prensi esir almayı bile başarmıştı. Eski Hun geleneğine göre davranan Shih Lo esirine önce iyi bir ziyafet çekip, sonra da serbest bırakmıştı. Tuan Prensi Ma-po ordusunu alıp evinin yolunu tutunca, Çinlder Tabgaçları imdada çağırdılar.

Verilen rakamın asker sayısının çokluğuna işaret ettiğini unutmadan değerlendirelim:

"312'de 200 bin (?) kişilik Tabgaç ordusu yola çıktı. Hun kumandam Liu Yao mağlup olmuş ve bizzat yedi yerinden yaralanmıştı. Geri çekilen Hunlar gecenin karanlığından faydalanarak düşmanın takibinden kurtulmak amacıyla ormanlarla kaplı dağ eteklerine sığındılar. Fakat Tabgaçlar peşlerini bırakmadılar ve onları dağ vadisinde yakalayarak savaşı kabul etmeye zorladılar. Tabi sonuç Hunlar için bir felaket oldu ve geri çekilirken 100 Li (yaklaşık 45 km) boyunca uzanan yollar Hun cesedtleriyle doldu."

Çinliler bununla yetinmeyip Tabgaç reisinden, sağ kalan Hunluları da takip ederek tamamen yok etmesini istediler. Bir sürü mazeretler beyanı de arzulan reddedildi. Muhtelif yerlerinden ağır yaralanan kumandan Liu Yao, ölen Yabgu Liu Yüan'ın yalan silah arkadaşıydı ve "Yabgu soyundan geliyordu. -Çin'de-iyi eğitim almış, tarih, felsefe ve edebiyat okumuştu."

Çinliler'in Bitmeyen Çileleri-Hunlarda Gelgitler

Bazen, galibi-mağlubu bedi olmayan savaşlar sürüp gidiyor. Çin, azalarından çoğunu kullanamayan sakat bir dev idi. Başkentleri düşmanları tarafından almıyor, itibarları yerlerde sürünüyor, arada bir toparlanıp, başardı hareketler yapabiliyorlar. İkinci başkentleri Ch'ang-an'ı tekrar almanın sevincini yaşadılar. Kendileri de önemli kayıplar veriyorlar, fakat nüfuslarının çokluğu de bunu telafi edebiliyorlardı.
Liu Yao başkent Ch'ang'an'da aldığı yenilgi ve yaraların acısıyla öfke küpüne dönmüştü. Bir Çin kalesine akın yaparak, gururunu tamir etmek istedi. Bu defa da netice fecî oldu. İntikam duygusu katmerlendi. Büyük bir ordu hazırlığına girişti. Bütün gayret ve imkanlarım intikam almaya hasretmişti. "315 yılını tamamiyle ordu toplamakla geçirdi. Bu defa topladığı ordu öncekilerden kat kat fazlaydı. Esasen ordu saflarını doldurmak için Hunluların sayısı yetişmediğinden, itaat altına alınan Çinlilerden de faydalanmıştı. Ve bu insanlar işbirlikçderiyle birlikte kendi akrabalarıyla savaşmaya gidiyorlardı."
Savaşın, Hunluların kurduğu Han hanedanlı de Chin hanedanlığı arasmda geçeceği için, Hunlann safında ki Çinlder fazla üzüntü duymuyorlar.

Merkezde Durum

Epeydir savaşlarla ve savaşanlarla dgdenip, merkezde neler olduğuna, Yabgu'nun durumuna bakmadık. Shih Lo ve Liu Yao dolu dizgin. Ama Yabgu'dan, gidişata tesir edecek ses gelmiyor. Kumandanların, nazırlann gayretinden bir nebzede onda olsaydı "Çin'in bir tek hakimi sayılırdı."

Yabgu Liu Ts'ungla ilgili anlatılanlar insanın içine -Hunlar adına- fenalık veriyor. Kadınlarla dolu saraylarda binbir gece hayatı yaşıyor, gelenekten, töreden, yerleşmiş ahlaki kurallardan uzaklaşıp, sadece gönül eğlendirmeye bakıyordu. Bazı devlet adamlarının hafif uyarıları kulağına girmiyordu. Fakat, gerekeni gerektiği gibi söylemekten çekinmeyen insanlarda vardı. Çin-Yuen-Ta böyle biriydi. Bir gün, bu zat Yabguya bütün hatalarım, eski Yabguların faziletleriyle karşılaştırarak, bir bir sıraladı. "Eski İmparatorlar, özellikle sizin saygı değer babanız bu kadar şatafatlı elbise giymez, bu kadar çok sarayları yoktu. Kraliçeleri de aynı durumda idi. Bugün teb'anız çeşidi felaketlere uğradığı halde buna bir çare düşünmüyorsunuz. Halkın babası olmak bu mudur?"

Açık sözlü ve cesur Nazır, Yabgu'nun öfke şimşeğine çarpılacaktı, ama yine de yılmadı. Aklına gelen aksamaları anlattı. Ölümü önemsemediğini göstermek için sarayın sütununa, kendisini zincirle bağladı. Diğer nazırlarda dillerindeki kilidi açıp, onu taklide giriştiler. Mertçe yapılan çıkışlar, haklı tenkitler hükümdarın gözlerindeki perdeyi aralıyordu.
Karamsarlığa sebep olan olaylar askeri sahada değil, kumandanlar, askerleriyle cepheden cepheye uçuyor, ölünüyor, öldürülüyor, hükümdar başka bir dünyada yaşıyor gibiydi. Sarayına doldurduğu kadınlardan üçüne birden kraliçe ünvanı vermiş, ahlaki olmayan yaşayış biçimi kurallaştırılmıştı.

O zamanın insanları tabiat olaylarından çeşidi manalar çıkarmaya meraklıydılar. Bazı, sıra dışı gelişmeler vuku buldu. Bir gök cismi, başkentin dört-beş kilometre yakınma düştü; oradan ışık ve koku yayıyordu. Daha başka acayiplikler de görülmüş; bunların sebebi olarak Yabgu'nun düzensiz yaşayışı deri sürülmüştü. Çünkü, Allah yanlış yapan kullarını cezalandırırdı, görünenler gelecek cezaların sadece birer işareti idi. Böyle düşünüp, böylece anlatılınca, bunların "etkisiyle itidalini kazanmış olan, muhakemesi işlemeye başlayan Liu Ts'ung" hatalarından dönmeye meyletti."

Ahlak Dersi

Hunlu komutan Liu Yao mümkün olan en mükemmel ordusunun hazırlığını tamamlayınca, 316'da, ikinci başkent Ch'ang'an'ı kuşattı. 313'te öldürülen Çin imparatoru Huai-ti'nin yerini alan Min-ti ümitsiz durumda iç kaleye çekdili. Felaketin kapıya dayandığım gören General So Ch'eng, zayiatın ağır olacağım anlıyordu. Kalede açlık başlamış ve bazı muhafızlar çekip gitmişlerdi "Çinli general kalenin teslimini kolaylaştırmak vaadiyle Liu Yao'ya Hunlar'ın tarafına geçirmeyi teklif etti. Liu Yao gelen elçinin kellesini keserek şu cevabı gönderdi: "Hükümdarlar sorumluluklarım düşünerek hareket ederler. On beş yıldır bu orduya kumanda eden ben, hiçbir zaman hile ve ihanet yoluna sapmadım. Kendini koru! Çünkü seni ele geçirirsem bu ihanetinin cezasını hayatınla ödeyeceksin."

İmparator'un Acziyeti

İmparator Min-ti "zavallı" durumundaydı. İçeride askeri az, halkın açlık sıkıntısı dayanılmaz boyutta, hiçbir yerden yardım gelmiyor - gelemiyor.

Bu, şöyle de denebdir:

"Hiç kimse kendi hükümet merkezinde bulunan zavallı imparatorun mukadderatı de alakadar olamıyordu. O da teslim olmak zorunda kaldı. Şimdi Hunlar, iki hükümet merkezini ve hemen bütün Kuzey Çin'in bahsini ederinde tutuyorlardı. Fakat doğu, Shih Lo'nun elinde idi. Demek ki geri kalan prensler, generaller topraksız ve vatansız kalmışlardı. "Batı Chin sülalesi" de bu şekilde nihayet bulmuş oldu."

İmparator Min-ti teslim olunca Yabgu'nun oturduğu P'ing-Yang'a gönderildi. Veliahd Prens Liu Ts'an'a kalsa esir derhal öldürülecekti, ama Yabgu Liu Ts'ung bunun doğru olmadığım düşünüyordu, müsaade etmedi. Şansa bakın ki; Veliahd Prens Çinli kumandanlar tarafından rehin alınıp, imparatorla takas edilmek istendi. İşte bu davranışları hem kendi canlarına, hem de imparator Min-ti'nin hayatına mal oldu.

Bazı tarihçiler trajik ifadeler kutlanıp, Hunluları da barbar olarak tanıtma sevdasıyla değişik anlatımlara başvurmuşlardı; bunlardan biri şöyle:

"Ping-yang da yeniden Hun kralı, tahtına oturmuş tarzda tutsak bir Çin İmparatorunu daha huzuruna kabul etmiş, onu "ziyafetinde bardakları yıkamaya" mecbur ettikten sonra yine idam ettirmiştir." Tabii, bardak yıkatildığını yazanlar Çinlilerdi.

Güç, İktidar İster

Çin'de, Liu-Ts'ung'un imparator olduğu büyük bir devlet kurmuştular. Fethedilen şehirlerin sayısı çok fazlaydı ve buralar adeta Shih Lo'nun idaresi altındaydı. Kumandan Shih Lo Hun göçebe geleneğine bağlılığıyla, gayri nizami yaşayışı sevenlerin lideri olmuştu. Hakan ise Çin medeniyetine gönül vermiş, onların devlet yönetimini taklide çalışıyor. Özel hayatında aşın zevklere kapıldığı, bunlardan sıyrılması için telkinlere muhatap olduğu, bir nebze düzeldiği anlatılmıştı. Babasından tevarüs ettiği devlet düzeni dolayısıyla fazla eleştirilmesi haksızlık olabilir. Zira Çin'in Han sülalesinin varisleri olmak iddiasıyla ortaya çıkıldığı malum. "Sizdeniz" denmeseydi, sayısız Çinli'nin bağlılığı sağlanabilir miydi?

Sari bir hastalık olan iktidar aşkı, güç sahiplerinin başım döndürüyor, her başarı sahibi büyük baş olma sevdasına kapılıyordu. Shih lo enerjik bir komutandı. Bitmek bilmeyen hırsla, azimle donanmıştı. Savaşlarda muzaffer olmuş, yağma hareketlerinde askerlerinin gözünü doyurmuş, etrafında oluşan sevgi ha-lesiyle, komutanlıktan Yabguluğa uçmak istiyordu.

Zirveden Kayış

Netameli yerdir zirve. Oraya ulaşmak için bütün birikimler harcanır, ulaşıldığında ise mazi unutulur. Hangi kanatlarla uçtuğunu, yükseldiğini bilmeyenler, neleri muhafaza edeceğine de karar veremez. En lüzumlu payandalarını gözden çıkarır yahut elde tutma çabası göstermezlerse paldır küldür yuvarlanırlar. Gidiş şenliklerle, ama dönüş acılarla yapılır. Şans demek doğruysa eğer, 317'den soma bu şans surat asmaya başladı.

"Kuzey Çin'in Hun Fatihi Liu Tsung bir müddet çok büyük bir rol oynamıştı. Merkezini Şan-si'deki Ping-Yang' da muhafaza etmesine rağmen Lo-yang ve Çang-ngan gibi eski imparatorluk şehirlerinin hakimi olarak, San-si'nin merkezinde ve güneydin, Şen-si'de (Hun havzası hariç), Honan'ın kuzeyinde (Kai-Fong hariç), Ha-pei'nin güneyinde ve Şan-tong'un kuzeyinde hüküm sürüyordu."

Kendisine yakıştırılan "fatih" ünvanı boşa değil, fakat kahraman kumandanlarının bunda büyük payı vardı. İşte, bu insanların yönü başka tarafa döndürülmezse zirvede bir zaman kalma bilinirdi. Adı ister Hun imparatorluğu ister ilk Çao olsun, neticede bu bir Hun Devleti idi.

Sağlam bir kökten çürük filizlerin sürmesi beklenen bir gelişme değil, ama görülmüyor da değildi. Liu Ts'ung'un fatih dan edilişi de Hunluluktan ziyade Çinliliğe devletinde fazla yer verişi yan yana zikrediliyor, bunların getirişi mi götürüşü mü fazla? Yoruma bağlı. Veliaht seçtiği oğlu içinde benzerleri söylenebilir.

Daha önceleri de ordularda komutanlık yapmış olan veliaht prens Liu Ts'an 317'de meydana gelen Güney Çinlilerin mukavemetinde iyi bir imtihan veremedi.
Yeni bir hedefe yönelinmişti. Güney Çinliler o kadar süratli hareket ettiler ki, Liu Ts'an'ın karargahı bile korunamadı. Devam eden çarpışmalarda Hunlar insan kaybı de ordunun yarısından oldular, ancak yarısı kaçarak canın kurtardı. Bol miktarda hayvanlarım da Çinlilere bıraktılar.

Aksilikler ve Yangın

Işığın alevim artırabilen rüzgar, artık bunu söndürmeye esiyordu. Şans rüzgarının yön değiştirmesi olarak değerlendirilecek bir olay zuhur etti. 318'de Han imparatorluk sarayının bir kanadında yangın çıktı. Devletin direkleri sayılan, kıymetli insanlar yanarak öldüler. Kayıp 20 kişi devlete sadık, Liu aile-fertleriydi ve yerlerinin doldurulması zordu. Veliaht prensin sağ olmasına sevinildi. Gerçi beklenen mehdi (!) olacak kabiliyette değildi veliaht, ama yine de hiç yoktan iyiydi.

Son zamanların üzücü olayları Liu Ts'ung'u sarsmıştı. Yangından az sonra hastalandı. Oğlunun kifayetsiz kişiliğini bildiği için, baş vezir Liu Yao ve General Shih Lo'yu, ayrıca iki küçük oğlunu ve levazım subayı olarak Chin Chung'u yardıma olarak tayin etti, çok geçmeden öldü.

Kaynakça
Kitap: TANRININ ASKERLERİ
Yazar: NAZIM TEKTAŞ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Asya Hun İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron