Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Liu Ts'an Devri (318)

Burada Asya Hun İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Liu Ts'an Devri (318)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 19:05

Liu Ts'an Devri (318)

Gövdelerin helakine basiretsiz başlar sebep oluyor. Liu-Ts'an'a babasından kalan önemli isimlerin içinde birine bilhassa dikkat edilmesi lazımdı. Bu, aşın Çin milliyetçisi ve kendisi de Çinli olan Chin Chung -(okunuşu Çin-Çun)- idi. Diğer ikisiyle ilgili kısmi malumatlar verilmişti, öp öz Hunlu idiler. Kumandanlıkları fevkalade, buna müvazi hırslan da vardı. Fakat hiç birinin, kurnazlıkta Çinli ile başa çıkması kasti değil.
Liu Ts'ung'ın cenazesi defnolunduktan sonra normal hayata dönüldü. Küçük kardeşleri de diğer kumandanlar işlerinin-ordularının başına gittiler. Yeni imparator Liu Ts'an babasını aratmayacak kadar sefahata düşkün idi. Eksiği varsa, onu da tamamlayacak destekçisi bulunuyordu.

İnanmak zorunda değiliz ama, bir kısmım buraya aktarıyoruz; bu tabiat olaylarıdır. Görülen olaylar yeni Yabgu'nun saltanatının uğursuzluğuna yorulmuş ki, o günün inançlarına göre normaldir. "Tarihçilerin anlattıklarına göre Pim-Yam'a (yani başkente) bir kan yağmuru yağdı. Daha başka işaretlerde görüldü."

Gökyüzü korkutucu olmuşsa da, hiç kimse korktuğuna uğramamış, ama Çinli baş danışman daha ağır felaket olacaktı. Kısa zamanda, hükümdarın etrafında hiç kimseyi bırakmadı. Hunlar'ın hizmetinde Çinlilerin selametine yarayacak icraatler Chin Chung'un baş meselesiydi. Onu iyi bir milliyetçi olarak, Çinliler adına takdir etmek, onun oyununa gelene de kızmak yakışır. Liu T'san zayıf karakterli görünüyordu, hayatım kadınlarla eğlenmeye vakfetmişti, danışmam da bu sahada ona yardıma oldu.

Sarayda Çinli görevli oldukça fazlaydı. Liu Ts'an'ın hakimi durumunda olan baş danışman Çinli Chin Chung, onu istediği gibi yönlendirecek konumdaydı. Sağladığı imkanları milleti adına kullanan Chin Chung, eski ve sadık Hunlu kumandanları bertaraf etmişti ki, "bunlardan bir çoğu idama mahkum oldu. Kaçabilenler Sigan-Fu'ya çekildiler."

Meydan tamamen boşalmış, Çinli danışman istediği gibi at oynatabiliyordu. Gözü kadın ve içkiden başka bir şey görmeyen hakan, aleyhine gelişen olayları fark etmiyordu. Netice itibariyle, Çinli, soyunun intikamım almak için, Hunlu Yabgu'yu devirecek düzeni kurdu. Sarayda, kadınlarının yarandan ayrılmayan Liu Tsan, Çinli'nin hazırladığı komploculardan habersiz zevkini sürerken baskına uğradı ve yatak odasında parça parça edildi.

Hakanın öldürülmesiyle hıncı geçmeyen Chin Chung, Liu ailesinin tamamım Pazar meydanında katlettirdi. Hunlar'ın eline geçmiş olan mührü de bulup, ahaliye göstererek şöyle dedi:

"Bu günden itibaren Çinliler göçebelere hesap vermeyecekler. İşte onların ele geçirdikleri mühür. Hepsini meşru hükümdar'a, Ch'in imparatorluk ailesine iade ediyorum."

Liu T'san ahmaklığının cezasını gördü. Chin Chung hırsının cezasını görecek, ama önce yapacağı çok şey vardı. Hayatim ortaya koyarak, sülalesinin öcünü almıştı. Yetmedi. Liu Yüan ve Liu Ts'ung'un mezarlarından cesetlerini çıkarttırıp kellelerini koparttırdı, aile tapınaklarını yaktırdı. "Bütün bu zulümlerden sonra Hanlar kralı unvanını aldı. Kumandanlar tayin etti. Bu büyük devrimi haber vermek ve kendilerine tabi olmaları için Tsin (Ch'in) lere elçiler gönderdi..."

Çok akıllı, kurnaz ve becerikli görünüyor, kahramanlık yaptığına inanıyordu. Görev verdiği bazı komutanlar onun hükümdarlığını kabul etmediler, dolayısıyla verdiği görevi de reddettiler. Bu onların öldürülmelerine sebep oldu. Halkın bir kısmı şehirden kaçarak canım kurtarmaya, ayrıca protestosunu böyle göstermeye çalıştı. Gasıp'ın işi hiçte yolunda gitmiyordu.

Chin Chung (Çin-Çun) bütün melanetlerini işlerken, başkentten uzaklaşmış bulunan kumandanlardan Liu Yao durumu öğrenmiş; 50 bin kişilik ordunun başında yola düşmüştü. Liu Yao kendi imparatorluğunu da dan edip, gasıpla ilgisi olduğu bilinen herkesin öldürülmesini emretti.

Liu Yao'nun Devleti (Çao)

Liu Yao imparatorluğunu dan edince, devletin "Han" olan adını "Çao sülalesine çevirdi. Aynı zamanda, gittikçe nüfuzu artan Shih Lo'nun yolundan kaçarak hükümet merkezini daha batıda, Ch'ang-an (bu günkü Hsian) da kurdu."

Gasıp Çiıdi Chin Chung bocalamaya başlamıştı. Kumandanlardan destek bulamamış, hevesi kursağında kalmak üzereydi. Shih Lo de anlaşmak umuduyla bir elçi gönderdi. Elçi tutuklanarak Liu Yao'ya yollandı. Liu Yao elçiye saygılı davranıp efendisine iade edilerek teslim olması halinde, kendisine dokunulmayacağı garanti edildi. Bunun bir aldatmaca olduğu kanaatine varan Chin Chung testime yanaşmayınca, adamları tarafından öldürüldü, itaat arzeden oğlu tahta çıkartıldı.

Olaylar birbirine karıştı. Katiedilen Hunluların intikamı uğruna Chin Chung'un oğlu ve yandaşları kamden öldürüldüler. 318 senesi, olaylarının zenginliği de hafızalar da yerleşti. Hun Türklerinin Han adı de kurdukları devlet çok kısa bir inkıtaya uğrayıp, tekrar Türklerin eline geçti. Çao ismi verilen devletin başı Liu Yao oldu. Shih Lo Büyük Mareşal ünvanıyla ülkenin doğu kısmının yöneticisi yapıldı. "Ancak bir sonraki yıl durum tamamen değişecekti."

Shih Lo (Şele) Liu Yao Mücadelesi

Bazı eserlerde Shih Lo -şele- olarak yazılı. Biz de onlardan yapacağımız alıntılarda bu adı kullanacağız. Kısa zamanda meydana gelen katliamlar, düşmeler -kalkmalar ve sonunda yine, bir Hun devletinin tüten bacası görüldü. Üstesinden gelinmesi en zor mesele kardeşler arasına giren fitne idi.

Şimdi, suların durulduğu zanneddirken, birden bire her şey karışacak, çözülmesi müşkül düğümlerle malul bir yumak iki kişinin kucağına düşecek. Bunlar Shih Lo ve Liu Yao'dur.

Liu Yao Yabgular soyundan gelmekle, devletin başına geçme hakkına sahipti, geçti. Shih Lo'nun sadece bir Hunlu olduğu biliniyor. Hayati katillikle, eşkıyalıkla, sonrada büyük kumandanlıklarla geçti. Gönlünde, zirvelere tırmanma emeli olan ateşli bir insandı.
Önemli toprak parçalarının yönetimi kendisine verilen Shih Lo, imparator olan Liu Yao'ya tebriklerini sunmak üzere bir elçilik heyeti gönderdi. Dostane davranışlar memnuniyet yaratıyordu. Liu Yao tebrik edilişine sevindi, dostu Shih Lo'ya "Çao Hükümdarı ünvanını verdi."

Kendisi imparator olmakla, böyle bir ünvan vererek Shih Lo'yu onurlandırmıştı. Fakat, elçilik heyetinden biri Liu Yao'nun kulağına, aleyhine hazırlıklar yapıldı. Söz doğru olmasa da inandırıcı oldu, hainliği ihbar edilen elçi ölümle cezalandırıldı ve bu olayın doğurduğu gerginlik iki kişinin arasını, kapanmamak üzere açtı.

Shih Lo (Şele) kabma sığmayan karaktere sahipti. Gerçek amacı bir bahane bulup isyan etmek miydi, yoksa, elçisinin öldürülüşünü mü hazmedemedi her ne ise, kendisini bulunduğu yerde Çao Kralı dan ediverdi. Bununla İkinci Hun sülalesi olan sonra ki Çao sülalesini kurdu.,

Henüz bütün şartları yerine getirilememiş olmakla beraber, biri ilk Çao diğeri sonraki Çao diye aralan iki devlet faaliyetteydi. Aynı adların kullanılmasına sebep, daha çok taraftar bulma amacıyla izah edilebilir. Bu iki devletten birinin lideri Shih Lo asaleten önemsiz, buralara gelene kadar geçtiği yollardan bir sürü leke almıştı. Liu Yao ise, ona bakarak doğuştan şanslıydı çünkü Yabgular soyundan idi.
İki devlet sahibi de ne kadar azimli görünse görünsün, önlerinde adanılması zor engeller vardı. Evvela, bidayetten risk taşıyorlardı. Çinlilerin topraklarında kök salıp, buralarda neşvü nema olmak, Çinlileri de darıltmamaya bağlıydı, bunun da karşısında bütün cesametiyle dikilen Hunluluk var. Birinden vazgeçmeden diğeriyle geçinmek üstün maharete bağlı. Hunluluk tan taviz verilmeden Çin'in devlet yönetim sistemini uygulamanın müşküllüğü sıkça karşılaşılacak handikaplardandı.

Bir gün Liu Yao'ya karşı isyan teşebbüşünden bahs edildi. Elebaşıları da açıklandı. Tankutlarla işbirliği içinde bulunan bazı subaylar, hainlikle suçlanıp ölüm cezasına çarptırıldılar. Henüz suçlulukları aleniyet kazanmamış olan Tankutlar içinde ağır cezalar vermek isteyen Liu Yao'nun karşısına hassa subaylarından biri çıkıp, kendi kanunlarına göre işbirlikçilerin cezalandırılamayacağını söyledi. Araya başkaları da girip bu subaya destek verdiler.

Çin imparatorunun kılıcının önü de arkası da keser, ama Hun başbuğu'nun kılıcı tek ağızlıdır, diyenler bazı boy beyleriydi. Güya, Han imparatoru yahut Çao imparatoru idi Shih Lo. Bu olayda beylerin tavsiyelerine uyarak yazılı olmayan Hun yasalarım tatbik etmek zorunda kaldı. Bir kere daha görüldü ki Çin kanunlarım uygulamak Hım kanunlarım gözardı ettiremiyor; yani iki ruhlu bir beden olarak yaşamanın zorluğu sık sık kendini hissettiriyordu.

Çin'de Hunlar berrak güneşli günlere, bahar havasına hasret kalmaya mahkumdular. İlk baştan devlet binası heyelan sahasına kurulmuştu. Ne Huni ulan darıltacaksın, ne de Çinlileri... bunların arasında denge kurmak ise imkansıza yakın zorluktaydı. Shih Lo ve Liu Yao'nun hasımlığı, birbirini yok etmek için çalışmaları işin bir başka ve as Unda daha ağır basan aksiliğiydi.

Bir çok savaşlar yapıldı. Shih Lo daha başarılı görünüyordu. Bir yandan Liu Yao'nun devletine karşı koymaya çalışıyor, diğer yandan, onunla müttefik saydan Güney Çin İmparatorluğu de vuruşuyordu. Çatışmalar Shih Lo lehine netice vermeye başlayınca Liu Yao'nun devleti zelzeleye yakalandı.

Çarpışmalar muhtelif cephelerde muhtelif devletlerle prensliklerle devam ediyordu. Gerçi Liu Yao çoğuna karşı zafer kazanıyor, tabilerinin sayısını artırıyor ama iş Shih Lo'ya gelince çarkın dişlileri yalama oluyor. Alınan bazı başarısız sonuçlar Liu Yao'yu hasta edecek derecede ağırdı. 325-328 yılları arası bunalımlı geçti. Güney Çin-Chin imparatorluğu- isyanlarla zayıfladı. Shih Lo'nun onlardan korkusu kalkınca tek hedef Liu Yao kalmıştı; kardeşi "Shih lo'nun kan kardeşi olan bir kumandam 40 bin kişilik bir orduyla Liu Yao'ya karşı gönderdi."

Gafletin Ceremesi

Liu Yao'nun, asaleti gibi, içki müptelası olduğu da kabul edilmekteydi. Şimdiye kadar, sarhoşluğunun verdiği bir cezaya şahit olunmadı. Üzerine gönderilen 40 bin kişilik orduya karşı müdafaa tedbirini alıp karşı saldırıya geçti ve 80 kilometreden daha fazla kovaladı. Karşı taraftan hiç esir alınmadı ama cesetler oldukça fazlaydı. Üzerine gönderilen ikinci orduyu da perişan etti.

İki önemli başarı elde edilince gevşeklik başladı. Otağında gözdeleriyle işret alemine dalan Liu Yao, kötü haber duymaya bile tahammül edemeyecek hale girdi ve bütün bilgilerin verilmesini yasakladı.

Shih Lo işi ciddiye alarak, kumandanlığını üstlendiği ordunun başında hücuma kalktı. Mecburen Liu Yao'da ordusunun başına geçip savaşa girişti, fakat sarhoşluktan sallanıyor atının üzerinde duramıyordu. Yere düştü ve esir alındı.

İmparatorun esir oluşu askerde moral bozukluğu yarattı ve kaçışmalar başladı."Bu durum savaşın kaderini de belirledi. Daha fazla kan dökülmesini gereksiz gören Shih Lo, kaçan düşmanın takip edilmesini yasakladı."
Kulluktan krallığa yükselen Shih Lo kuvvetli rakibini alt etmiş muzaffer bir komutan pozisyonundaydı.

Esirine hitaben:

"Oğullarına, eşine bir mektup yaz ve savaşın sona erdirilmesini, kardeş kanının akıtılmamasını tembihle" dedi.

Liu Yao emre uyarak mektup yazdı ise de, dikte edilen sözleri değil gönlünden geçenleri satırlara döktü."Sebat edin, mukavemet gösterin: benim için endişelenmeyin!"

Liu Yao'nun kahramanlık yaptığı son anlar, Shih Lo için affedilmez bir suç sayıldı ve kendisini oracıkta idam ettirdi.

(Sene 328)

Başlangıçta Han sülalesi devleti dendiği gibi Çao, ilk Çao Devleti de deniyordu. İmparator Liu Yao'nun öldürülmesiyle bu devre kapandı sayılır.
Shih Lo dahi kendini kral dan ederek "sonraki Çao" diye devletini adlandırmıştı. İmparator Li'u Yao'nun oğulları mücadeleye kararlı idiler, ama güçleri düşmanı alt etmeye yetmiyordu. İlk vuruşmada savaşı kaybettiler; askerler arasında panik başladı. Esir düşenlerin kellesi vurulurken sağlar saf değiştirerek canlarını kurtardı. Liu Yua'nın oğulları, babalarının "sebat edin" tavsiyesine uydular, lakin ağacı kurutmamaya kanlan yetmedi.

Kaynakça
Kitap: TANRININ ASKERLERİ
Yazar: NAZIM TEKTAŞ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Asya Hun İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir