Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İnönü ve Demokratik Yaşam

Demokrat Partisi'nin İktidar olduğu dönemde Kore Savaşına girdik ve sonrasında NATO'ya girdik. Bu olaylardan sonra Cumhuriyet Tarihimizde İlk Amerikan Uşaklığı Dönemi başladı. Bu başlangıcın başrolünde Hain Adnan Menderes var.

İnönü ve Demokratik Yaşam

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Tem 2012, 01:34

İnönü ve Demokratik Yaşam

İsmet Paşa denilince akla gelenleri biliyorsunuz: İnönü savaşları, Garp Cephesi Komutanlığı, Mudanya Mütarekesi, Lozan Barış Antlaşması, Atatürk'ün başbakanı olarak demiryollarının yaygınlaştırılması, devlet eliyle yurdun çeşitli yerlerinde fabrikalar kurulması, yerli sanayinin güçlendirilmesi; cumhurbaşkanı olarak da İkinci Dünya Savaşı'nın yıkımından kurtarıp başarılı bir yansızlık politikası ile ülkeyi esenliğe çıkarması, ilköğretim seferberliği, köy enstitüleri atılımı; 1950-1960 arası muhalefet lideri olarak demokrasinin yaşam biçimine dönüşmesine katkısı, 1960 ve sonrasında askeri müdahale hareketlerinin demokratik yaşama dönüşmesine katkısı. Bu aşamalara kısaca göz atalım.

İnönü 1947'nin 12 Temmuzunda bir bildiri yayınlandı. Bu bildirinin bir bölümünün altını çizmek istiyorum:

"Varmak istediğim netice, başlıca iki parti arasındaki temel şartın yani emniyetin yerleşmesidir. Bu emniyet, bir bakımdan, memleketin emniyeti manasını taşıdığı için gözümde çok ehemmiyetlidir. Muhalefet, teminat içinde yaşayacak ve iktidarın kendisini ezmek niyetinde olmadığından müsterih olacaktır; iktidar, muhalefetin kanuni haklarından başka bir şey düşünmediğinden müsterih bulunacaktır. Büyük vatandaş kitlesi ise iktidarın şu partinin veya öteki partinin elinde bulunması ihtimalini vicdan rahatlığı ile düşünebilecektir."

Bunlar gerçekleştirmek istediği demokratik yaşamın ana çizgileriydi. Başında bulunduğu CHP, 12 Temmuz 1947'de Türk halkına bu amaçları gerçekleştireceğini vaat etmiştir:

1948'de İstiklal Mahkemeleri Kanunu kaldırılmıştır. Bu mahkemelerin kaldırılması demek Türkiye'de olağanüstü yargı yollarından artık vazgeçilmesi demektir.

1949'da muhalefete radyodan görüşlerini açıklama hakkı veriliyor. 1950'de de en önemli adım atılıyor: Seçimlerde gizli oy, açık tasnif yöntemi kabul ediliyor. 14 Mayıs 1950'de CHP seçimi kaybediyor ve iktidara Demokrat Parti geliyor.

İnönü sade yurttaştır. Bu kimliği ile ilk çıkışını yapıyor:

"Cumhuriyetin ilanından beri memlekette yapılmış ne iş varsa, hatta karşımızdakilerin yaptıklarının bile hesabını vermek istiyoruz. Zaman tanımaksızın kimin ne isnadı ve iftirası varsa hemen tahkikat açılmasını umumi efkâr önünde talep ettik."

Bu bizim siyasal yaşamımızda alışık olmadığımız bir davranıştır, bir çeşit meydan okumadır. İlerki yıllarda acımasızca üzerine gelecekler, bir sürü iftirada bulunacaklardır. O, bunların hepsini büyük bir dayanıklılıkla karşılayacaktır.

1951’de ara seçimlerde ana muhalefet partisi başkanı olarak radyoda yaptığı bir konuşmada diyor ki:

"Demokratik rejim yüz senelik bir tekâmülün neticesidir, ileri merhalesine bizim iktidarımız zamanında ulaşmıştır. Millete hizmet aşkımız rehberimiz olmasaydı irşatlarımızdan ve dehamızdan bahsetmek yarışı yapanlara ve kasidecilere itibar gösterirdik."

İnönü seçimi kaybetmiştir, ama demokratik rejime işlerlik kazandırmış olmanın huzuru içindedir.

1953 Kurultayı'nda CHP'nin programı değişiyor ve sosyal adalet, sosyal güvenlik yargı bağımsızlığı, hukuk devleti gibi kavramlar programa giriyor. Böylece parti yeni bir kimlik kazanıyor, sosyal demokratlığa yöneliyor.

1957'deki seçim bildirgesi de siyasal yaşamımıza yeni kavramlar getiriyor, yeni kurumlar öneriyordu: Üniversite özerkliği, grev hakkı; söz, basın ve toplanma özgürlükleri, anayasa mahkemesi vb. gibi.

Bu atılımlar Ocak 1959’da 14. Kurultay'da kararlaştırılan İlk Hedefler Beyannamesi'ne yansıyor; bu beyannameye göre, demokratik inkişafımızı durduran, gerileten bütün antidemokratik kanunlar, usuller, zihniyet ve tatbikat kaldırılmalıdır. Anayasamız "Modern demokrasi ve cemiyet anlayışına uygun halk egemenliği, hukuk devleti, sosyal adalet ve sosyal emniyet esaslarına dayanan bir devlet nizamına göre" değiştirilmelidir.

1959'da İnönü ve arkadaşlarının amacı Anayasayı değiştirmek ve belirtilen ilkeleri yaşama geçirmektir. İnönü'ye göre: "Bu anayasada ırk, dil, din, mezhep, siyasi fikir, içtimai menşe, doğuş ve servet farkı olmaksızın bütün Türklerin müşterek malı olan hak ve hürriyetler yer alacaktır."

Saydıkları hak ve hürriyetler şunlardır:

Basın, ilim ve sanat, din ve vicdan, toplanma ve dernek kurma vb. hürriyetleri; şahıs ve mesken dokunulmazlığı; mal ve mülk güvenliği; çalışma ve iktisadi teşekkül kurma hürriyeti; grev hakkı, sendika ve mesleki teşekkül kurma hakkı; kanun önünde eşit muamele görme ve amme hizmetlerinden eşit olarak yararlanma hakkı...

Diyor ki: " bunlar bütün medeni âlemin kabul ettiği insan hakları ve hürriyetleridir, hukuk devleti prensipleridir... bütün bunları biz önümüzdeki seçimde iktidara geldiğimizde anayasayı değiştirerek gerçekleştireceğiz."

1950-1959 arasının bu kısa özetini yapmamın nedeni şudur: 1961 Anayasası birden ortaya çıkmış değildir. İlkeleri, on yıl boyunca meydan meydan anlatılmış, tartışılmış, topluma benimsetilmiş ilkelerdir. 1957 seçimlerinde sonuç alınabilmiş olsaydı ya da demokratik rejim 1960’da kesintiye uğramamış bulunsaydı bu ilkeler daha o zaman belki daha da eksiksiz gerçekleştirilebileceklerdi.

1961 Anayasası, Kurucu Meclis'in yapısından doğan bürokratik bir kimlik taşır. Askeri müdahale etkisinde yapılan anayasal düzenlemeler bir ölçüde müdahalenin izlerini taşıyor, müdahale yapanları kurulacak yeni anayasal düzende güvence altına alacak önlemler öngörüyor. Buna karşın 1961 Anayasası ilerici, çağdaşlığa, sivil topluma yönelik bir anayasadır. İsmet İnönü ve partisinin on beş yıllık savaşımının bu doğrultuda geniş bir kamuoyu oluşturmasının bir ürünüdür. Bu nedenle de sonraki yıllarda 1961 Anayasası'nın kazanımlarını gölgeleyen girişimlere karşı direnenlerin başında İsmet İnönü gelir.

Altmışlı yıllarda İsmet İnönü yeni bir açılma peşindedir. 1950-1960 arasında özgürlükçü bir anayasal düzen kurulmasının, hukuk devletinin kusursuz işlemesinin kavgasını veren İnönü, 1961 Anayasası ile amacına büyük ölçüde vardıktan sonra yeni aşamalar, yeni düzenlemeler arayışında olmuştur. Bu kez gündeminde sosyal adalet vardır. İnönü 1965 yılında bu konuda şöyle diyor:

"CHP şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da Meclis'e sunduğu toprak reformu, personel reformu başta olmak üzere memleketin temel dava ve reformlarının takipçisi olacak, Atatürkçülük sevgisinin ışığı altında devrimci, sosyal adaletçi gayretlerine azimle devam edecektir."

1966'da 18. Kurultay'da yeni politikası toplumdaki gelişmeler doğrultusunda daha açıklık kazanıyor. Örneğin 18. Kurultay bildirisinde deniyor ki:

"CHP halkçılık ilkemizin gereği olarak büyük halk kitlelerinin yanında onların yararına çalışan, onların sömürülmesine karşı çıkan ortanın solunda bir partidir. Kurultay yukarda belirtilen kayıtlarla CHP'nin ortanın solunda bir parti olduğu bilincinin ve bunun söylenmesinin de önemli ve ileri bir anlam taşıdığını tesbit eder."

"... CHP kuruluşundan bu yana hiçbir yabancı doktrini taklit etmemiştir. Türkiye gerçeklerine uygun, ulusal bir kalkınma yolu aramıştır. Bu yol, kalkınma külfetini de nimetlerini de kuşaklar, gelir grupları ve bölgeler arasında adaletçi ölçülerle dağıtan, ekonomik ve sosyal sorunları beraberce çözüp, insanı içinde yaşadığı topluma ve işine yabancılaştırmayan bir yoldur. Bu yol, Kurtuluş Savaşı ile dünyanın mutsuz uluslarına siyasal bağımsızlık akımının öncülüğünü yapmış olan Türkiye'yi şimdi de ekonomik kurtuluşun öncülüğüne götürecek bir yoldur."

O zamanki toplum yapımızda bir siyasal partinin bu doğrultuya gelmesinin derin yankılar uyandıracağı belliydi. Bu bir siyasal parti için yerleşik düzen ve değer yargılarına meydan okumaktı ve faturası ağırdı. Bu nedenle yeni politikanın benimsenmesi ve özümsenmesi çileli çabalar ve parti içi bunalımlar pahasına sağlanabilmişti.

Ne var ki yeni politika çağın bir gereği idi. Özgürlükçü anayasalar, hukuk devleti, çoğulcu toplum, sosyal adalet doğrultusunda oluşmakta olan yeni dünyanın dışında kalamazdık.

Toplumun bu bunalımlı günlerinin ilk belirtisi 12 Mart 1971'de ordu tarafından verilen muhtıra oldu. 12 Mart 1971 Muhtırası öncesinde 22 Şubat ve 21 Mayıs olayları vardı. Bunlar toplumun gergin olduğu bir zamanda tarih bilinci, sorumluluk duygusu ve risk alma gözüpekliği ile aşılmıştır.

Kaynakça
Kitap: İsmet İnönü
Yazar: Necdet Uğur
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1950-1960: Cumhuriyetimizin 1. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir