Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Fethullah Gülen'in İstihbaratçılara Özel İlgisi

Burada Amerika'da yaşıyan, ve Amerika'nın uşaklığını yapan Fethullah Gülen hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz. Kendisi CIA'yla iç içedir ve resmen bir CIA elemanıdır.
Fethullah Gülen, İslam Dinimiz ve Türk Soyumuz gibi en büyük değerlerimizi kötüye kullanarak iyi niyetli halkımızı kandııyor ve Amerika'ya hizmet eden bir cemaat'e köle yapıyor.
Devletimiz içinde bu cemaat'ten olan ve Türkiye Cumhuriyetimizin geleceğini tehlikeye atan insanlarımıza bunu sormak istiyorum: "ALLAH AŞKINA, Amerika gibi şeytana tapan ve bizzat şeytanın askerleri olan bir devlet'e hizmet etmenin neresinde Müslümanlığımız vede Türklüğümüz vardır?". Bu sorunun cevabının çok net olmasıyla birlikte, insanlarımızdan ricam, Türkiye Cumhuriyeti'mizin Tam Bağımsızlığı için, LÜTFEN AMERİKA'YI VE FETHULLAH GÜLEN'İ BOYKOT EDİN VE LANETLEYİN!!!!!!!

Fethullah Gülen'in İstihbaratçılara Özel İlgisi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Oca 2011, 17:44

FETHULLAH GÜLEN'İN İSTİHBARATÇILARA ÖZEL İLGİSİ

Fethullah Gülen, A.B.D.'ne hicret etmeden önce, Aktüel Dergisi'ne verdiği demeçte, kendisinin devletin istihbarat birimleri ile ilişkisini açıklama gereğini duyarak, bu birimlere yaptıkları hakkında önceden bilgi vermekte olduğunu söylemiştir. Tabii, bu bilgi alışverişini, kendi müritleri dururken, laik hukuk sistemini savunan Cumhuriyetçi istihbaratçılarla yaptığına inanmak safdillik olacaktır.

Başka bir kaset konuşmasında, Gazi olaylarının iki ay öncesinden istihbarat vasıtasıyla öğrendiğini açıklamıştır:

"... hatta burada yine bir kısım istihbari raporlara dayanarak, demeye mezun muyum, değil miyim, bir hususun kapağını açacağım. Burada bir ukalâlığımı da arz etmemi müsaade eder misiniz? Bunca böyle bu işte saçlarını ağartmış adamların ukalâlığı olabilir. Ben iyi bir insan değilim. Gaziosmanpaşa olayları olmadan evvel, Türkiye'nin her yerinde böyle bir patlama olacağını 1.5 ay evvel ben devletin başındaki insanın en yakınına verdim. Dedim Türkiye'de birşeyler planlanıyor, raporu okuyun, buna bir dostum verdi bunu. Aleviliği oyuna getirmek istiyorlar. Türkiye'de bir kısım Aleviler ocak ve bucakları kundaklayacaklar. Avrupa'da bu iş için çıkardıkları mecmualar var. 1.5 Ay önce evvel ben bunu, raporu verdim, 20-30 sayfalık bir rapor. Alevilerden bazı yerleri vuracaklar ve Sünniler bizi vurdu diye Alevileri ayaklandıracaklar. Verdim ve bekledim ki devletin başındaki insanlar bu mevzuda bir çare ararlar. Sonra hata ettiğimi anladım. Mesela o, medyaya verilebilirdi. O mesele. O bir Samanyolu'nda bir Ayna programında benim de şahsen o arkadaşı bilmemden ötürü mütalâam alınarak değerlendirilebilirdi... ".

Şayet Fethullah Gülen'i ve fethullahçı yasadışı yapılanmayı tanımıyorsanız, bu kasedi izlediğinizde, mutlaka bir fikir sahibi olursunuz. Bir devlet düşünün ki, ulusal birliği ve bütünlüğü açısından tehdit altında. Bu, devletin istihbarat birimlerince saptanıyor ve raporlaştırılıyor. Buraya kadar tamam; esas önemli olan buradan sonrası. Bu raporun, hiyerarşiye uygun bir biçimde makamlara sunulmasından sonra Emniyet Genel Müdürlüğü'ne, oradan İçişleri Bakanlığı'na ve konunun aciliyeti ve önemi açısından da Cumhurbaşkanlığı ve Milli Güvenlik Kurulu'na gönderilmesi gerekmez mi? Bu devlet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olursa, iş değişiyor. Raporu hazırlayan istihbaratçı, raporunu gereği için Fethullah Gülen'e gönderiyor ve ancak onun "durumun vahametini idrak etmesinden" sonradır ki, aynı raporun kopyası, yine gayrıresmi "en üst makam" ya da cemaat hiyerarşisinde "Kainat İmamı" Fethullah Gülen eliyle, bir başka mutemete, yani halk arasında "Başbakan'ın Gölgesi" olarak ünlenen şahsa iletiliyor. Bu arada, devlet adına yaşanılan bir çelişkinin de altının çizilmesi gerekiyor: Cemaat hiyerarşisine göre, bir polis memuru, bir bekçi ya da bir astsubay üst bir konumda ise, cemaat hiyerarşisinde daha altta bulunan bir Emniyet Müdürü'nün ya da General'in, devlet ya da kurum hiyerarşisini dikkate almaksızın, o kişiye "biat" etmesi, bir başka ifadeyle onun emirlerine harfiyen uyması gerekiyor. Aynı şekilde, mübaşirin ya da zabıt kâtibinin "imam" olduğu bir sistemde, bu mübaşirin ya da zabıt kâtibinin, mürit hâkime emir vermesi, karar dikte ettirmesi gibi bir sonuç doğuyor. İşte, tarikatların ya da cemaatlerin güçlenip devlete sızdığı noktalarda, devlet hiyerarşisi resmen çöküyor. Türk Devleti, en önemli zaafını bu noktada yaşıyor...

Devlette, özellikle "Adliye, Mülkiye, Emniyet ve Ordu" hiyerarşisini altüst eden bu tehlikeli kadrolaşma, Fethullah Gülen için normal bir süreç anlamına gelmektedir.

Gülen, özellikle Emniyet içindeki yandaşlarını, buram buram takiyye kokan şu cümlelerle mazur göstermeye çalışmaktadır:

"Herkesin bildiği gibi, yıllarca va'z ettim. Hemen her şehirde konferanslarım oldu. Yayınlanmış pek çok kitabım var. Halkımız Müslümandır ve dinine bağlıdır. Bu bakımdan, Din ile alâkalı her şeye alâka duyar. En çok da İDARECİLERİNİN, ASKERİNİN VE POLİSİNİN DİNDAR OLMASINI İSTER. ORDU da, EMNİYET de halkın bağrından çıkmış insanların teşkil ettiği müesseselerdir. Başka millet fertlerinin veya fezadan gelmiş varlıkların teşkil ettiği müesseseler değildir. Dolayısıyla, bunların içinde de çok tabii olarak va'zımı dinlemiş, kitabımı okumuş, konferansımda bulunmuş, hatta belli bir alâka duymuş insanlar olabilir. Bu, son derece tabii bir şey değil mi? Sonra ben, kanunlar aleyhinde bir şey söylemiş veya yazmış değilim ki! Önemli olan, bu insanlar, ORDUNUN ve EMNİYET'in kaide ve prensipleri aleyhinde faaliyette bulunmuşlar mıdır? Ben, bu kaide ve prensiplere rağmen bir telkinde bulunmuşum ve onlar da bu telkini esas alarak, kaide ve prensipleri çiğnemişler midir? Bu tespit edilmelidir ve bu hususta vaki olmuş tek bir misal gösterilebilir mi? Gösterilmezse, böylesi iddialarla kafaları bulandırmaya ve ORDUMUZU, EMNİYETİMİZİ milletine ve milletinin inancına rağmen bir çizgide göstermeğe çalışanların gerçek niyetleri elbet bir gün ortaya çıkacaktır. Hiçbir şey, uzun süre gizli kalamaz".

Fethullah Gülen, bu açıklamayı, Lynne Emily Webb adlı bir yazara yapmıştır. Ancak, bugüne kadar Türk Silâhlı Kuvvetleri'nden, fethullahçı oldukları gerekçesiyle Yüksek Askeri Şura kararları ile ilişkileri kesilen yüzlerce yandaşının durumlarını ise es geçmiştir. Gülen'in mantığına göre, Y.A.Ş.'nın gerçek niyeti ne olabilir? Kaldı ki, bu açıklamayı niçin bir A.B.D. vatandaşına yapma gereğini duymuştur? Bir Amerikalı, "milletin inancını" daha mı iyi aksettirmektedir?

Kaldı ki, Webb, kitabının 93-142. sayfaları arasındaki bölümüne şu başlığı uygun bulmuştur:

"Fethullah Gülen'den, Aleyhindeki İsnatlara Kesin ve Net Cevaplar". Bu bölümün 82. sorusunun "e" şıkkında, adıgeçene şu isnat yöneltilmektedir: "Bir yandan TSK'ne sızarken, diğer yandan, TSK'ne karşı POLİSİ güçlendirerek Ancak, bu isnada "net ve kesin cevap" beklerken, sadece TSK ile ilgili açıklamaya karşılık, polisle ilgili bölümün yok sayılarak geçiştirildiğini görürsünüz.

Fethullah Gülen'in, istihbarat birimlerindeki yandaşları üzerine bu kadar çok düşmesinin, cemaat deyimiyle "hamilik kanatlarını" örtmesinin sayılamayacak kadar çok taktiksel nedeni bulunmaktadır. Ancak, kişisel nedenler daha da ağır basmaktadır. Örneğin, "herşeye rağmen", Fethullah Gülen'e 1996'da resmi koruma tahsis edilmiştir. Asli görevi ve varlık nedeni, Cumhuriyeti, laik hukuk sistemini, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü korumak, Atatürk ilke ve devrimlerine sahip çıkmak olan ve bunun için devletten maaş alan emniyetçiler, Fethullah Gülen'i korumak konumuna getirilmişlerdir. İstanbul İl Koruma Komisyonu'nun bu doğrultudaki kararı, İçişleri Bakanlığı tarafından 30 Temmuz 1996'da onaylanmıştır. Dahası, kasetlerinin medyada yayınlanarak maskesinin düşürülmesi olayının kısa bir süre öncesinde Fethullah Gülen, A.B.D.'ne beraberinde resmi korumasını da götürmüştür. 4 Mayıs 1999'da A.B.D.'ne geçici görevle gönderilen resmi koruma, 22 Eylül 1999 tarihine kadar adıgeçeni "korumuştur".

Oysa, çok özel durumların dışında yurtdışına koruma görevlendirilmemektedir. Hatta, Başbakan ve İçişleri Bakanı'nın yurtdışı gezileri dışında, Bakanlara da, yüksek bürokratlara da yurtdışında koruma tahsis edilmemektedir. Yakın tarihimizde bir istisna olarak, bir dönem parti genel başkanlığı yapan Cem Boyner'e, -o da çok yönlü girişimlerinin ve de masrafları üstlenmesinin sonucunda- bir yurtdışı gezisinde koruma tahsisi yapılmıştır. İlkokul mezunu, emekli vaizlikten müstafi, hakkında çeşitli defalar soruşturma açılmış, tutuklama kararı çıkarılmış ve uzun süreyle aranmış, dahası yaptıkları ve yapacakları çok iyi bilinen ve DGM'de dava açılması her an sözkonusu olan bir kişiye, yani Fethullah Gülen'e, yurtdışına yargılamadan kaçarken -pardon, tedaviye giderken- İçişleri Bakanı oluru ile resmi koruma tahsis edilmesi, kuşatılmışlığın boyutlarını ve cüretini göstermesi açısından büyük önem taşımaktadır. Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy ve Ahmet Taner Kışlalı gibi Cumhuriyet aydını yurtseverleri kendi sınırları içinde korumayan-koruyamayan Emniyet'in, adıgeçeni hem de yurtdışında kimden koruduğu (!) ise apayrı bir araştırma konusudur...

Kaynakça
Kitap: KÖSTEBEK: FETHULLAHÇI İSTİHBARATÇILAR DOSYASI
Yazar: Necip Hablemitoğlu
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Fethullah Gülen Terör Örgütü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir