1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Basında Fethullahçı MİT'çilere Yönelik Suçduyurular

MesajGönderilme zamanı: 02 Oca 2011, 18:07
gönderen TurkmenCopur
FETHULLAHÇI İSTİHBARATÇILARLA İLGİLİ OLARAK BASINDA YERALAN SUÇDUYURULARI

Bu çalışmanın kitap olarak yayınlanmasından sonra, fethullahçı organize suç örgütü, başta istihbaratçıları olmak üzere, devletin stratejik öneme haiz kurum ve kuruluşlarına sızmış tüm kadroları ile birlikte, "İçişleri Bakanlığı'nı, Emniyet Genel Müdürlüğü'nü ya da Devleti tahkir ve tezyiften" yargılanmam için önceden de olduğu gibi tüm olanaklarını seferber edeceklerdir. Bu çalışmada tarafımdan kullanılan bilgi ve belgeler, resmi sır kapsamında olmayıp, daha önce mahkemelere ve kamuoyuna malolmuş bilgi ve belgelerdir. Bu çalışma ile şahsımı Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanmaya sevkedecek Basın Savcısı'nın, aynı konu ile ilgili Basında yer almış, suçduyurusu niteliğindeki yazı ve haber örneklerini de değerlendirmesi gerekmektedir. Bu yazı ve haberler, bir başka Batılı devlette yayınlanmış olsaydı, emin olunuz ki, sadece İstihbarat Daire Başkanı değil, sadece Emniyet Genel Müdürü ya da İçişleri Bakanı değil, işbaşındaki hükûmetler düşerdi. İşte, konu ile ilgili

Basında yer alan yüzlerce yazı ve haber örnekleri arasında, rastgele bir gezinti:

1. FETHULLAH HOCA'NIN EMNİYET PLANI "Devlet, Fethullah Gülen'i son dönemde ortaya çıkan kasetleriyle mi tanıyor? Emniyet Genel Müdürlüğü'nde 8 yıl önce yaşanan bir operasyon, bu soruyu yanıtlıyor...

Operasyonun ilginç bir öyküsü var...

Her şey, 1991 yılının Haziran ayında dönemin İçişleri Bakanı Mustafa Kalemli'nin, Emniyet Genel Müdürlüğü'ne Ünal Erkan'ı atamasıyla başlıyor.
Erkan göreve gelir gelmez en fazla Polis Akademisi'yle ilgili şikâyetlerle karşılaşıyor. Daha önce Polis Koleji'nden mezun olanların devam edebildiği Polis Akademisi'nin ilk ve son sınıflarına, yapılan bir düzenleme ile dışarıdan da öğrenci alınmasından yakınılıyor. Hatta dışarıdan alınanların çoğunluğunun belli bir tarikatın üyesi oldukları ileri sürülüyor. Şikâyetlerde, 'mezun olacak tarikata mensup seçme öğrencilerin' Emniyet'in istihbarat, personel, muhabere birimleri ile polis okullarına atanacakları da ileri sürülüyor.

Bir gün saat 23.30'da Bakan Kalemli ve Genel Müdür Erkan'a şu şikâyet ulaşıyor:

'Polis Akademisi'nde gece saat 24.00'te mezuniyet kura çekimi yapılacak. İşin içinde sahtekârlık var. Tarikat mensupları önemli yerlere atanacak'.
Erkan, inanmak istemiyor, gece yarısı kalkıp Akademi'nin yolunu tutuyor. İçeri girdiğinde şikâyetin doğruluğu ortaya çıkıyor.
Mezuniyet kura çekimi yaptıranları masadan kaldırıyor ve kendisi oturuyor.
Kuraya gelen öğrencilerin listesini incelediğinde, bazılarının karşısında işaret bulunduğunu görüyor.
Masanın altında ise iki ayrı kura torbası...
Kura torbalarının birinin içinde Emniyet'in istihbarat, personel, polis kolejine ilişkin yerler çıkıyor. Diğer torbada ise, karakollar ve diğer sıradan görev yerleri...
Kurasını çekmiş olan ve karşısında işaret bulunan öğrencileri tek tek inceliyor. Hepsinin daha önce ayarlanmış torbadan kuraları çektiği ortaya çıkıyor.
Öğrencilerin Akademi'ye girişlerini araştırdığında, yüzde 90'ının kolej kökenli olmadığını, son anda yapılan düzenlemeye göre Akademi'ye birinci sınıftan veya son sınıftan katıldığını tespit ediyor.
Bu öğrencilerden bazılarını sorguya çekiyor.

Öğrencilerden biri şu itirafta bulunuyor:

'Biz Karşıyaka Semti'nde Fethullah Gülen Hocaefendimizin açtığı ışık evinde toplanırız. Orada eğitim alırız...'
Erkan, Karşıyaka'daki adrese baskın yaptırıyor. Verilen bilgilerin doğruluğu ortaya çıkıyor. Evde Fethullah Gülen'e ait kitaplar, video kasetler ve başka bazı yayınlar bulunuyor. Geniş çaplı bir operasyon başlatıyor. İşin sorumluları hakkında soruşturma açtırıyor ve mahkemeye sevk ediyor.
Erkan, 9 ay görevde kalıyor, ardından Olağanüstü Hal Bölge Valiliği'ne atanıyor. Aradan geçen zaman içinde o dönemde görevden el çektirdiği kişilerin hemen hepsinin Emniyet'e döndüklerine tanık oluyor.
Hem de bugün birçoğu kritik noktada oturuyor. Açtırdığı soruşturma dosyaları ise kayboluyor... ".

2. HOCA NEREYE?

"Cumhuriyete yönelik öncelikli tehdit irtica... Erbakan'ın kurduğu partilerin din devleti hedeflediği iddia ediliyor... Peki Fethullah Hoca nereye koşuyor?
Kurduğu okullarla ve Işık Evleri ile din ve iyi ahlâk değerlerine sahip nesiller yetiştirmekten başka amacı yok mu?
Bu grubun, Cumhuriyet düşmanı gizli niyetlerle, iç ve dış güçlerin desteğinde tehlikeli bir tırmanış gösterdiği şüpheleri, resmi bir raporla doğrulandı.
Emniyet İstihbarat dairesi tarafından 'Emniyet Teşkilâtında Fethullahçı yapılanmanın var olduğu'nu tespit eden bir araştırma raporunun hazırlanması, kamuoyunda büyük yankılar yarattı.

Raporun sonuç bölümü, tüyler ürpertecek bir hüküm içeriyordu:

'Önlem alınmakta gecikildiği takdirde, tarih sayfaları arasında kalan Babailer isyanından Şeyh Bedrettin ve Şeyh Said'e kadar uzanan din görünümlü isyanların belki de en ciddi, en sinsi, en kapsamlı ve en tehlikelisi olabileceğine işaret etmek yanıltıcı bir tahmin olmayacaktır!'.
Fethullah Hoca, devleti sinsi bir planla ele geçirmenin, cihada insan alt yapısı yetiştirmenin peşinde mi? Dışa yönük yüzündeki, çağdaş değerlere saygı ve hoşgörü, takiye taktikleri mi?
Dün gece atv'de, bu soruya cevap arayanlar için kanaat oluşturmaya yarayacak önemli bir bant kaydı yayınlandı.
Kendi cemaati için kaydedildiği belli olan bu bantta Hoca, devletin 'adli ve mülki' teşkilâtı içindeki tarikat kadrolaşmasının hali hazır durumu ile geleceğe yönelik hedefleri konusunda, endişelerin haksız olmadığını kanıtlayan açıklamalar yapıyor.
Mevcut kadrolara 'kanun ve kural adamı' gibi görünerek göze girmelerini öğütlüyor, sistemin püf noktalarını öğrenmek için hukuk sistemimizi didik didik etmelerini istiyor. Partilere yaklaşmalarını öneriyor.
Çünkü ancak bu şekilde 'Devletin daha hayati noktalarına' gelebilecekler ve ancak niyetlerini gizleyebildikleri ölçüde 'Devletin can damarları içinde dolaşma' imkânını elde edeceklerdir. Fethullah Hoca örgütlenmesinin ulaştığı boyutları ciddiye almak lâzım.
Telefon dinleme olayıyla ilgili olarak tasfiye edilen polis şefleri ve memurlarının, sadece Fethullah Hoca Raporu'nu hazırlayan polisler olması dikkat çekicidir.
Bunun talihsiz bir rastlantı olduğuna inanmak artık kolay değil".

3. İÇİŞLERİ BAKANLIĞI, 38 EMNİYETÇİYİ CEZALANDIRDI

"Bazılarına göre 'telefonları izinsiz dinlediği-izlediği, sorguladığı, bazılarına göre Emniyet içine sızan 'Fethullahçı grup'la ilgili hazırladıkları raporu DGM Başsavcılığına gönderdikleri için hedef haline gelen emniyetçiler için önceki gün sessiz sedasız bir karar daha verildi. İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin kurulu, tam 38 emniyet mensubuna çeşitli disiplin cezaları verdi. Bu cezalar arasında en ağırı 24 ay 'kıdem durdurma'lar oldu.
... Alaattin Çakıcı ile Eyüp Aşık arasındaki telefon konuşmasını içeren kasetler, Mesut Yılmaz hükümetinin sonunu getirmişti. Korkmaz Yiğit ile Alaattin Çakıcı, bazı bakanlarla ilgili kasetler basına milletvekilleri tarafından ulaştırılmıştı. Bu kasetler karşısında kılını kıpırdatmayanlar, tüm illerde istihbarat üretmenin hemen hemen temelini oluşturan teknik sistem içindeki telefon dinleme ve izleme faaliyetlerinde, sadece Ankara'nın gündeme getirdiler. Bu durum 'telekulak' iddialarına 'Rufai'ler değil, bu kez 'Fethullahçılar'ın karıştığı izlenimini güçlendiriyor".

4. MONTAJ O KADAR İYİ Kİ HAYRETE DÜŞTÜM

"... Nuh Mete Yüksel son dönemde özellikle irtica ve yolsuzluk konularındaki soruşturmalarıyla ön planda yer alan bir savcıydı. Özellikle Fethullah Gülen ile ilgili davayı açan ve ısrarla takip eden savcı olarak ön plandaydı. Milli Görüş davasını açan ve üzerine giden kişi yine Yüksel'di. Son günlerde bu Fethullah Gülen davasıyla ilgili yaşananlar da ilginç. Davanın müdahillerinden olan Çağdaş Eğitim Vakfı'nın başına gelmeyen kalmadı. Bir polis ajan olarak vakfa giriyor. Sonra gizli çekim yapıyor. Bu montajlanıyor ve İslamcı basın organlarında bu montajlı çekim yayımlanıyor. Vakıf PKK'lı öğrencilere burs veriyor diye. Oysa vakfın burs verdiği tam 3.500 öğrenci var. Suçlamanın yöneldiği öğrenci sayısı iki. Amaç soruşturma açtırmak. Savcılıklar da bu yayınlar üzerine vakfa PKK'lı öğrencilere burs vermekten dava açıyor. Vakıf arandı. Arama sırasında da garip şeyler oluyor.

Vakfın ikinci başkanı eski Kara Kuvvetleri Komutanı Atilla Ateş Paşa. Vakfın bütün yönetim kadroları eski komutanlardan oluşuyor. Vakfın öyle veya böyle bir yerinde Silahlı Kuvvetler'in ünlü emekli generalleri var. Bunların yönettiği vakıf PKK'lı öğrencilere burs verecek öyle mi? Bu generallerimiz olmasa da o vakıf böyle bir şeyi neden yapsın?

Türkiye'de şantajla, montajla, komplolarla bazı şeyler değiştirilmek isteniyor. Çağdaş Eğitim Vakfı'na sokulan polis ajanı bunun örneği. Gerçi şimdi o ajan polis açığa alındı. Ama ya polis içinde örgütlü bulunan diğerleri? Bunlar ne olacak? Polisin istihbarat ve terör birimleri ne yazık ki irticacı kadrolaşma ve saldırının baskısı altında. Bunlar telefonları yasadışı dinliyor, izliyor, gözlüyor ve komplolarla, şantaj, montaj görüntüleriyle istediklerini yok etmeye çabalıyorlar.

Son dönemde evlere gizli kameralar koyup çekimler yapıldığını duyuyorum. Şantaj amaçlı bu çekimleri insanların özel yaşamlarını deşifre etmek için kullanıyorlar. Türkiye'de insanların bunlara teslim olmaması lazım. Bunların üzerine gitmesi lazım. Şantaja, komploya boyun eğmemek lazım.

Buradan İçişleri Bakanlığı'nı göreve çağırıyorum. İçindeki irticacı örgütlenmeye karşı savaşa çağırıyorum. İnsanların Türkiye'de bu tür saldırılar karşısında polise güvenmesi gerekiyor. İyi de polis provokatör veya şantajcı ajan olarak çalıştırılırsa ne olacak? Tıpkı Çağdaş Eğitim Vakfı soruşturmasında olduğu gibi. Polisin irticacı ve komplocu ellerden mutlaka ayıklanması gerekiyor.
Türkiye'de insanların bu şantajlara, montajlara, komplolara kurban edilmemesi lazım. Ben şimdi bu seks şantajının arkasından kimlerin çıkacağını merakla bekleyeceğim. Ortaya çıksın veya çıkartılsınlar ki arkalarındaki gücü ve niyetlerini Türkiye öğrensin".

5. EMNİYETÇİLER'İ 'FETHULLAH GÜLEN RAPORU' ÇARPTI

"Emniyet Genel Müdürlüğü'nde Fethullahçı gruplarla ilgili olarak üç müfettiş, aylarca çalıştı ve 40 sayfalık yeni bir rapor hazırladı. Emniyet'teki 'Fethullahçı yapılanmayı' gözler önüne seren bu raporda yer alan saptamalara karşın, Emniyet'in ne gibi önlemler aldığını bilmiyoruz. Bildiğimiz, Fethullah Gülen ile ilgili çalışma yapanların başının dertten kurtulmadığı. Bir yandan Fethullah Gülen davası açılırken, diğer yandan iddianameye dayanak oluşturan raporu hazırlayanlara ağır disiplin cezaları verildi.

Fethullah Gülen raporunu hazırlattıkları için 'mağdur' duruma düşen Emniyet mensupları, Gülen davasında 'müdahil' olarak mahkemenin karşısına çıkar ve görev yaptıkları Emniyet'teki Fethullahçı yapılanmayı ayrıntılı olarak anlatırsa kimse şaşırmasın.

... Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Savcısı Nuh Mete Yüksel'in hazırladığı 'Fethullah Gülen Örgütü İddianamesi'ni okuduğumuz zaman, iddianamenin önemli bir bölümünün Ankara Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin ya da diğer bir deyimle 'cezalandırılanlar'ın hazırladığı raporla kelimesi kelimesine aynı olduğunu görüyoruz.

'Emniyetçi Fethullahçılar' konusunda bundan böyle daha sağlıklı ve kuralları yerine getirerek rapor hazırlamaya yürek ister yürek... 'Fethullah Gülen' diyen fena çarpılıyor... ".

6. FETHULLAH HOCA İÇİŞLERİ'Nİ ELE GEÇİRMİŞ

"Fethullah Gülen grubunun 'yavaş yavaş ele geçirmeyi amaçladığı mülki idare ve emniyet içinde büyük bir güç haline geldiği ortaya çıktı. Batı Çalışma Grubu tarafından yapılan ve gereği için İçişleri Bakanlığı'na gönderilen gizli raporda, 36 valinin irticai gruplarla ilişkisi olduğu belirtildi, 23 emniyet müdürünün de halen etkili görevlerde bulunduğu ifade edildi.

Vali yardımcısı ve kaymakamlarla ilgili yürütülen araştırma ve incelemeler sonucu 78 kişi hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu belirten İçişleri Bakanlığı yetkilileri, son dönemlerde bu konuda çalışmaların durduğunu, çok etkili bir çalışma yürüten 10 kişilik müfettiş grubunun ise dağıtıldığını söyledi. İçişleri Bakanlığı'nda büyük bir güç haline gelen Fethullahçı grubun, atamalarda da etkili olduğu bildirildi. Genelkurmay Başkanlığı tarafından İçişleri Bakanlığı'na gönderilen ve görevden alınması istenen valilerden bir kısmının değişik tarihlerde görevlerinden alındığı bildirildi.

Fethullahçı gruplarla ilgili emniyetin sürdürdüğü çalışmalar ise ekibin dağıtılması sonucu durdu. Fethullahçı grubun ekonomik gücü, iş bağlantıları, Türk Cumhuriyetleri ile ilgili faaliyetleri konusunda araştırmalara ise henüz geçilemedi. Grubun 'Işık Evleri', 'Işık Kışlaları' adını verdiği toplanma yerlerinin Ankara'da bulunanların adresleri tek tek belirlendi. Ancak bunun yurt genelinde bir çalışmayı gerektirdiği konusunda Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından İstihbarat Dairesi Başkanlığı'na yazı gönderildiği öğrenildi.

Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün Fethullahçılarla ilgili olarak Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı'na gönderdiği raporla ilgili olarak bugüne kadar işlem yapılmadığı öğrenildi. Fethullahçı örgütlenme ile ilgili olarak 1992'de başlatılan soruşturma ile ilgili hiçbir operasyona geçilmediği, ifadelerin bile alınmadığı ortaya çıktı.

... Fethullahçı çalışmayı örtmek için konunun telefonların dinlendiği-izlendiği biçime dönüştürüldüğüne dikkat çeken Emniyet Genel Müdürlüğü'nün üst düzey yetkilileri şunları söylediler:

"Fethullah Gülen grubuyla ilgili operasyonu bu saatten sonra emniyet camiasında kolay kolay kimse yapamaz. Çünkü kimin eli dokunuyorsa yanıyor. Bu konuda çalışma yapan grup tasfiye edildi. Bu hem Ankara Emniyet Müdürlüğü, hem de genel müdürlük bünyesinde yaşandı. Bu olayın iki boyutu var. Ya derinlemesine soruşturmak ya da soruşturmayarak ört-bas etmek olacaktır. Eğer derinlemesine bir soruşturma yaptırılmak isteniyorsa, dağıtılan ekip takviye edilerek yeniden göreve getirilmeli ve soruşturma kaldığı yerden devam ettirilmeli".

7. 3 BİN POLİSLİK BİR LİSTE.

"... 3 bin polisi bir gecede değiştirip, kimselere haber vermeden, izin almadan, yasalara uygunluğunu sorgulamadan yeni telefon dinleme teknik ve usullerini yürürlüğe koymak, sınırsız telefon dinleme yetkisi isteyerek, Cumhurbaşkanı'nın, 'Fethullahçı' diyerek geri çevirdiği valilerin yerine aynı görüşte kişileri atamak için çaba göstermek, hep aynı planın parçası. Öyle ki bakanlıkta hemşehrilik; Sakaryalı, Hendekli olmak, Gürcü kökenden gelmek çok önemli. Üst düzey atamalarda belli noktalarda muhafazakâr kadrolaşmayı sağlamlaştıracak adları göreve yeniden getirerek yapılmak istenen nedir?
Amerika'ya sığınan ama Türkiye'de aranan Fethullah Gülen'i, orada devletin resmi korumasına korutmak ne demekse, bunlar da o demek. Gülen'i koruyan polisi tepkiler üzerine aylar sonra geri çekip, İstanbul'da en yakın arkadaşınız olan, paraya para demeyen kulüp başkanına birkaç gün önceye kadar koruma yapmak ne demekse, o demektir...
Tantan istiyor; MİT iç istihbaratı bıraksın... Ama kime? Fethullahçılara mı bıraksın".

8. SİLAH OYUNU TUTMADI

"... Bunun gizlemeye çalışıldığı örtünün adı ne yolsuzluk mücadelesidir, ne de usulsüzlük. Bunlar takiyenin adları. Adına güç savaşı denilen bu kavgada, toplumun hassas olduğu yolsuzluk karşısında verilen kavga kişiselleştirilip, bir adama mal edilmekte. O adam da bunun arkasına saklanıp, aklına estiği gibi kadrosuyla beraber gücü eline geçirmek için cenk yapmaktadır. Bu onların cihadı. Bakın nerelerden destek alıyorlar, göreceksiniz. Onlar amaçlarına ulaşmak için her yolu mübah sayıyorlar. Nakşi tarikatının camiinde, Nakşi ilerigeleni Korkut Özal tarafından keşfedilen, sonra da yükseltilen Sadettin Tantan, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin kapatılmasına yeni oluşturduğu polis birimi tarafından tutulan raporlarla karar veriyor. Gerekçe, imam hatiplilere burs verilmemesi. Tarikatların egemenliğindeki dernekler kime burs veriyor? İstanbul Valisi uygulamayı durdurmasa, son dönem aydınların oluşturduğu en önemli sivil toplum örgütü yok edilecek. Ama tarikatların bütün işyerleri, vakıfları, dernekleri faaliyette".

9. MÜFETTİŞLERİN FETHULLAH RAPORUNU AÇIKLIYORUZ

"Fethullah Gülen grubunun Emniyet içinde geniş bir tabanının bulunduğu biliniyor. Bu grubun çalışma yöntemleri de müfettiş raporlarıyla gün yüzüne çıkıyor. 'Fethullahçı Emniyetçiler'in deşifre olduktan sonra geri çekilmeyi bildikleri ve yerlerini başkalarının doldurmalarını sağladıkları da bu ayrıntılı raporu okuduğumuzda görülüyor.

Emniyet Genel Müdürlüğü, 'Fethullahçı' oldukları gerekçesiyle bazı Emniyet mensupları hakkında inceleme yaptırdı. Polis Başmüfettişleri Ahmet Saraç, Mustafa Maktav, E. Özgül Ezer'in yaklaşık 11 ay süren incelemeleriyle bazı gerçekler ortaya çıktı. Fethullahçılar'ın nasıl örgütlendiği, hangi birimleri ele geçirmek için harekete geçtikleri 13 Haziran 1999 tarih B.05.1EGM.0.60.01 sayılı raporunda belirtiliyor.

Bazı Emniyet mensuplarının isimleri sıralanıyor. Bunların isimlerini ve görev yerlerini şimdilik açıklamak istemiyorum. Ancak Emniyet'in üst düzey görevlerde olduklarını belirtmekle yetiniyorum. Öyle bir yapı kurulmuş ki, bazı isimler 'Sincan olayları'na kadar dayanmış... İnceleme yapılırken müfettişler ismi geçen kişilerin daha önce çalıştıkları birimlerde, o dönem birlikte oldukları görevlilerle de konuşmayı ihmal etmemiş. Dahası, bazılarının köylerine bile gitmişler. Orada da gizli araştırmalar yürütmüşler. Yani tam 'polisiye araştırma' yapmışlar.

Üç koldan yürütülen incelemeler tamamlandıktan sonra Fethullah Gülen grubunun Emniyet'e ilk sızış tarihleri ve faaliyetleri raporun 'tahlil' bölümünde şöyle belirtiliyor:

'1985-1992 yılları arasında, irticai yapıya sahip kişilerin Emniyet Teşkilatı içinde yapılanmaya gittikleri ve bu dönem içerisinde önemli yerlerden daire başkanlıkları, eğitim kurumları ve illerde kendi elemanlarını yerleştirerek uzun vadeli, planlı ve programlı bir şekilde çalışma içerisinde oldukları herkesçe bilinen bir gerçektir. Belirtilen yıllar arasındaki teşkilat bünyesindeki yapılanmada, eğitim kurumlarına eleman almada, yurtdışına eğitim ve araştırma amacıyla personel gönderilmesinde, rütbe terfilerinde, atamalarda ve diğer konularda kendi yandaşlarına çeşitli menfaatler sağlanmıştır.

Günümüzde Emniyet Teşkilatı'nda yer alan irticai gruplardan bazılarının 1990-1992 yıllarında Polis Akademisi Başkanlığı'na alınan özel sınıflardan olduğu görülmektedir. Yine yukarıda belirtilen yıllar arasında Polis Koleji ve Akademisi'ne alınan öğrenciler, bugün karşımıza irticai faaliyetler içerisinde yer alan rütbeli elemanlar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Konuya örnek olarak 1992 yılında Polis Başmüfettişi İzzet Sezgin Şenel tarafından yapılan tahkikatta, Polis Akademisi'nde görevli 9 öğretim üyesi ve H.B.E., M.T., S.T., A.Ö. gibi üst düzey yöneticilerin de bulunduğu 90'a yakın personel hakkında Emniyet Örgütü disiplin Tüzüğü'nün 8/1 maddesine göre meslekten çıkarılmalarına ve bütün sanıklar hakkında Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne suç duyurusunda bulunulması talep edilmiştir.
Fethullahçı yapılanma konusunda örnekler veren 3 polis başmüfettişinin raporunda şunlar yazılı: 'Vermiş bulunduğumuz örneklerle Emniyet Teşkilatı'nda ve Polis Akademisi'nde irticai gruplara ait kesimin nasıl bir yapılanma içerisinde oldukları, planlı ve programlı çalışmalarının sonucunda atılan tohumların yeşererek günümüzde nasıl büyüdüklerini görmekteyiz'.

İsimleri 'Fethullah Hoca'nın Emniyet'teki kilit adamları' olarak geçenlerin ' jet hızı'yla yükseldiğini müfettişler raporlarında belirtiyor ve bunun için örnekler sıralıyorlar. Bir isim belirtip bu kişinin nasıl yükseltildiği örnek olarak gösteriliyor. İşte yazdıkları: 'Bu kişi Şube Müdürü (4ncü sınıf emniyet müdürü) Polis Akademisi'ne geçmesiyle beraber 3 yıl içinde Polis Akademisi Başkan Yardımcısı, bir yıl sonra Daire Başkanı olmuştur. Yani 4 yılda bu rütbeyi almıştır. Günümüzde ise aynı şartlarda Birinci Sınıf Emniyet Müdürü olabilmek için en az 9 yıl müdürlük yapmış olması gerekmektedir".

Bazı Emniyet mensupları 'Fethullahçı' olmanın karşılığını kısa sürede üst rütbelere ulaşarak alıyor. Bu kişiler gelebilecekleri yere geldikten sonra, daha doğrusu iyice 'deşifre' olduktan sonra Fethullahçılıkla ilgili faaliyetlerde geri planda kalıyor. Bu bilinçli bir uygulama olsa gerek. Tarikat bağı kurulduktan sonra yükselmek kolay. Bunlar belli bir yere geldikten sonra 'ben onlardan değilim. Kandırılmışım' demeye başlıyorlar. Bu durum müfettişlerin inceleme raporunda şöyle belirtiliyor:
'1985-1991 yılları arasında irticai kesime mensup kişilerin Emniyet Teşkilatı'nda yapmış oldukları yapılanma ile kendi yandaşlarına çeşitli menfaatler yarattığı bilinmektedir. Örneğin emniyet müdürlüğü rütbesini alan personel, hemen birkaç ay veya yıl içinde 1'nci sınıf emniyet müdürü yapılarak okul müdürü, daire başkanı ya da il emniyet müdürü olarak ataması yapılmıştır. Günümüzde ise 1'nci sınıf emniyet müdürü olabilmek için 9 yıl çalışmış olmak gerekmektedir'.
Emniyet'in içinde bulunduğu durum, bu örnek özetlemeyle yetiyor. Bu raporun ayrıntıları var. Onlara da değineceğiz. Bir gerçek daha var, Fethullahçılar'a yönelik operasyon planlarının hazırlanmasına rağmen, uygulamaya konulmadığı da bilinen bir gerçek.. " .

"... Raporda ilginç bir değerlendirme var. Bu kişilerin yapılanmalarında, 'zincirin halkaları gibi birbirlerini tamamladıkları' belirtiliyor. Emniyet'te bu 'zincirin halkaları'nın hayli uzun olduğu, üst rütbelere kadar uzanan kişilerin belli noktalara ulaştıktan sonra görevde kalabilmek için bağlarını belli ölçüde kopardıkları gözleniyor.

Polis başmüfettişlerinin raporundan bir bölüm:

'Bu ve bunun gibi kişiler ya rütbe terfilerini erken elde etmek amacıyla veya gerçekten de dini vecibelerini yerine getiren, mutaassıp biri olarak ve irticai kesimle bağlantılı kimselerin, kendisine daha yakın olduğunu düşünerek bunlar içerisinde yer almaktadılar. Bu kişiler, Emniyet Teşkilatı'ndaki irticai örgütlenme içerisinde yer alarak yapılanmada faal rol alıyor'.

Müfettişlerin derinlemesine yaptığı araştırmalar Sincan'a da uzanıyor. Sincan olaylarından önce bu ilçede kimlerin görev yaptığını araştırdığınızda karşınıza ismi hiç de yabancı olmayan birisi çıkıyor. Emniyet'in bir değil, binden çok raporunda bu kişinin 'irticai gruplarla bağlantılı' olduğunun belirtildiğini de müfettişlerin son raporunda görüyoruz.

Müfettişlerin raporu devam ediyor:

'Yine bu şahsın irticai eğilimli olup, bu kesime mensup kişilerle görüştüğü ve bu konuda uyarıldığı ve bu durumunu personelle olan ilişkilere yansıttığı İlçe Kaymakamı tarafından belirtilmiştir. Yine Ankara Emniyet Müdürlüğü, Fethullah Gülen cemaatine ilişkin yapmış olduğu tahkikat nedeniyle göndermiş olduğu evrakta adı geçenin bu cemaatin elemanı olduğu bildirilmiştir. Ayrıca İstihbarat Daire Başkanlığı'nca yapılan çalışmada da bu kişinin 'irticai görüş ve fikirlere sempati duyduğu' şeklinde değerlendirmesi ile hakkında ileri sürülen iddianın doğru olduğu ortaya konulmaktadır'.
Bunlar bir değil, binden çok raporla yazılmış da ne olmuş? Bakıyorsunuz, kişi yükselmiş de yükselmiş. 'Bu kişiler görevden alınsın' diye müfettiş raporları düzenlenmiş. Kızak görevlere çekilmek yerine daha da etkili görevlere getirilmişler. Geçmişlerine de birer 'sünger' çekilmiş.

Rapor şöyle devam ediyor:

'Daire Başkanı hakkında ileri sürülen 'tarikat yanlısı olduğu' yolundaki iddianın, tahlil bölümünde açıklanan nedenlerle doğru olduğu kanaati hasıl olmuştur. Ancak, iddianın 1985-1991 yılları arasında yer almasıyla, Devlet memurları Kanununun 127. ve Türk Ceza Kanununun 102. maddelerinde yer alan zaman aşımları nedeniyle adı geçen hakkında işlem yapılmasının hiçbir hukuki yarar ve sonuç doğurmayacağı için hakkında adli ve idari yönden soruşturma açılmasına gerek bulunmamaktadır. Ancak, tarikat yanlısı olduğu belirtilen bir personelin, daire başkanı olarak görev yapmasının, yanlısı olduğu tarikat veya cemaat elemanlarına çeşitli yararlar sağlayabileceği ve faaliyetlerine devam edebileceği nedeniyle adı geçenin birim amiri olarak görevlendirmemesinin uygun olacağı'.
... Raporda 'irticai kesime mensup kişilerin Emniyet'te yapılanma ile kendi yandaşlarına çeşitli menfaatler yaratıldığı bilinmektedir' deniyor. Önemli ve kilit birimlere bu kişiler getirildikten sonra gerisi kolay. Belli bir dönemde atılan tohumlar hızlı bir tırmanışla Emniyet'in tepe noktalarına gelmiş. Bunların şimdi yeni faaliyetlerde bulunmasına, yeniden olmasına gerek yok. Yetiştirdikleri ve sahiplendikleri kişiler şimdi tırmanışta".

10. POLİSİN BİLGİSAYARI TARİKATÇI ŞİRKETLERDEN ALINIYOR

"Devletin üst düzey kurumlarına sunulan 'Fethullah Hoca Cemaatı ve Emniyet Teşkilâtı' başlıklı Rapor'da, Emniyet Genel Müdürlüğü'nün bilgisayar ihtiyacının, Fethullah cemaatine yakın şirketlerden sağlandığı, bilgisayar ihale sözleşmelerinde bu şirketlerin gözetildiği kaydediliyor.

Raporda bu konuda şu bilgiler veriliyor:

'Bilgisayarlaşma adı altında devletin paraları Hoca Efendi cemaatine ait bilgisayar şirketlerine aktarılmaktadır. Ankara genelinde faaliyet gösteren S. AŞ, her Ramazan'da Ankara genelinde bilgisayarla uğraşan kişilere lüks mekanlarda yemek verir. Zaten Ankara genelinde faal yerdeki tüm bilgisayarcılar da Hoca Efendi cemaatinin elemanı veya bu cemaate sıcak bakan insanlardır. Hazırlanan şartnamelere öyle şartlar konuluyor ki en fazla ihaleye giren firma sayısı 3'ü geçmiyor'.

İhalelerde, 'rekabet ortamı' oluşmuş ve çok sayıda şirket katılmış gibi bir izlenim verebilmek için birden fazla şirketin çağrıldığı, ancak tümünün aynı cemaate bağlı olduğu ifade ediliyor. Raporda Ş., D. ve D. bilgisayar firmalarına dikkat çekiliyor. Bu şirketlerin, Emniyet örgütü içinde kazandıkları ihalelerin araştırılması gerektiği kaydediliyor. Bu firmalara vermekteki tek maksat, paranın buralara akması değil, aynı zamanda teşkilat içindeki elemanların dışarıdan bu firmalar tarafından desteklenmesinden ibarettir.

Rapor, Polis Akademisi'nin buna iyi bir örnek olduğu belirtilerek şöyle deniyor: 'Tüm Akademi'nin ihalesi, S. Bilgisayara verilmiş ve cemaatin sivil kanadının Akademi içine girmesi sağlanmıştır. Bu program ile Akademi her yönden bu firmanın kontrolü altına girmiştir.

Emniyet örgütü içinde; polis okulları, Polis Akademisi ve Polis Koleji sınavlarıyla tüm eğitim faaliyetleri, Genel Müdürlük Eğitim Daire Başkanlığı'nın gözetiminde yürütülüyor. Sınav soruları ve sonuçların okunması, sınavlara girecek komisyonların belirlenmesi, bu dairenin görevleri arasında. Raporda, Eğitim daire Başkanlığı'nın yüzde 90 oranında cemaatin kontrolü altında hareket ettiği belirtiliyor. Soruların yanıtları sınavdan önce ele geçirilebilirse hemen öğrencilere ulaştırılıyor. Rapor, imtihan komisyonlarına girenlerin, cevap kâğıtlarını getirenlerin ve cevapları okuyanların tümüyle bu cemaatin elemanları olduğunu saptıyor.

Raporu kaleme alanlar, Emniyet teşkilatı içindeki Fethullahçı örgütlenmeye karşı mücadelelerini sürdüreceklerini, Fetnhullahçıların diğer birimlerdeki önemli faaliyetlerini, başta polis okulları olmak üzere tüm okul ve birimlerdeki tarikatçı personelin isimlerini de açıklayacaklarını ifade ederek, şunu belirtiyorlar:

'Kurslara kendi elemanlarını nasıl gönderdiklerini, aynı şekilde yurtdışına eleman gönderişlerin; Sınıf Komiserliği ve Eğitimcilerin Eğitimi isimli kurslar açıp kendi elemanlarını okullarda ve birimlerde vazgeçilmez eleman yaptıklarını, istihbarat, terör ve kaçakçılık birimlerindeki faaliyetlerini; okullarda kendi elemanlarını nasıl dereceye soktuklarını; Bilgi İşlem ve kurulacak Polnet-2000 sistemini nasıl işgal ettiklerini ve 2000 yılında faaliyete geçecek bu sistemle niyetlerini ve daha birçok bilgi ve isim göndereceğiz".

Kaynakça
Kitap: KÖSTEBEK: FETHULLAHÇI İSTİHBARATÇILAR DOSYASI
Yazar: Necip Hablemitoğlu

Re: BASINDA FETHULLAHÇI M.İ.T.'ÇİLERE YÖNELİK SUÇDUYURULAR

MesajGönderilme zamanı: 02 Oca 2011, 18:07
gönderen TurkmenCopur
11. FETHULLAH EMNİYET'İ ELE GEÇİRDİ

"Nurcuların en büyük grubu olan Fethullah Gülen Tarikatı'nın, Emniyet Genel Müdürlüğü içinde nasıl örgütlendiği, bir rapor halinde devletin üst düzey yetkililerine sunuldu. İşçi Partisine ulaştırılan Raporda, polis içindeki Fethullahçı örgütlenme ayrıntılı bir biçimde ele alınıyor. Cemaatin, 28 Şubat sürecinden sonra aldığı önlemler de Raporda belirtiliyor.

...Raporda, Fethullahçıların Emniyet içinde Genel Müdürlük bünyesindeki Daire Başkanlıkları, Polis Akademisi, Polis Koleji ve Polis Okulları ile özel statülü illerde önemli şube müdürlüklerinde faaliyet gösterdikleri ifade ediliyor.
Fethullahçılar, amirler ve polis memurları olarak, iki ayrı grupta örgütleniyor. Örgütlenmenin başında bulunan kişi, 'imam' diye adlandırılıyor. 'İmam'lar, en kıdemli ve yetenekli kişiler arasından seçiliyor. Raporda şunlar kaydediliyor:
'Amirler ve memurlar, kesinlikle birbirini tanımamakta, herkes imamı bilmekte ve onun direktiflerini yerine getirmektedir. Bu imamlar, bölge imamlarına, onlar da merkezde kurulu bir sivil kurula bağlı olarak faaliyet göstermektedirler. İmamlardan gelen emirler, Hoca Efendi'den geldiği kabul edilerek mutlaka yerine getiriliyor. Kısacası Emniyet Teşkilatı'nın personel alımından atanmasına, branşlaştırılmasından eğitimine, kurs görmesinden yurt dışına gitmesine, istihbarattan teröre kadar, bir çok konuda fiili karar verme bu üst sivil grup tarafından gerçekleştirilmektedir'.

Polis örgütü içindeki örgütlenmede, cemaatin tüm bireyleri, gizliliğe düzenli bir biçimde uyuyorlar. Üst grup tarafından gelen tedbirler ve kararlar, kademeli olarak alt gruplara iletiliyor. Kararların uygulanıp uygulanmadığı 'imam'lar tarafından kontrol ediliyor.

Raporda, MGK tarafından kabul edilen 28 Şubat 1997 kararlarından sonra cemaatin 'tedbir ve parola sistemini' değiştirdiği kaydediliyor ve alınan önlemler sıralanıyor. Bu önlemlerin başında, 'işyerinde ve oturulan çevrede laik ve Atatürkçü bir hava' yaratılması geliyor.

Raporda şunlar belirtiliyor:

'Hoca Efendi cemaatinin elemanları, 'Şu an sırtınızda yumurta küfesi taşıyorsunuz. Yanlış bir hareketiniz geri dönülmeyecek hatalara sebebiyet verecektir. Sizler, Hitler'in tankları gibisiniz. Hitler, Rusya'ya doğru ilerlerken, karşısına çıkan bataklıkları aşmak için tankları bataklıklara saplayıp, kendilerini feda ederek arkadan gelenlere yol açmaları gibi, sizler de bu tür fedakârlıklar yaparak, sizden sonra geleceklere ortam hazırlayacak ve cemaatin teşkilatı ele geçirmesini sağlayacaksınız' parolasıyla hizmet etmektedirler'.

Raporda, Emniyet Genel Müdürlüğü Personel Daire Başkanlığı personelinin yüzde 95'inin Fethullah cemaatine mensup olduğu ifade ediliyor. Personel Dairesi; atama, uzmanlaşma, ödül, ceza vb. gibi, tüm işlemlerin yapıldığı birim.
'Teşkilatın tüm ataması, imamların bağlı bulunduğu sivil grup tarafından önceden teşkilat dışında planlanmakta ve daire bünyesindeki elemanları tarafından da bu kararlar icra edilmektedir. Yani teşkilatı öyle bir hale getirdiler ki, dışarıda olup teşkilatı bilmeyen sivil grup, Emniyet teşkilatını yönetmekte ve yönlendirmektedir. Şu an sadece Emniyet Müdürlerinin tayinlerine karışamamaktadır'.
Personel Daire Başkanlığı'nı ele geçirmenin yarattığı olanaklar, zaman zaman siyasi ve idari baskıyla birleşiyor.

'Personel Daire Başkanlığı'nda, ünvanlara göre boş kadrolar tutulmaktadır. Bu kadrolar gizlidir. Daire, uygun gördüğü kişileri bu kadrolara atar. Cemaat elemanları bu kadroları ellerinde tuttuklarından, boşalan önemli kadrolar olduğunda hemen sivil gruba intikal ettirerek, kendi elemanlarının bu kadrolara atanması için siyasi ve idari baskı kurularak, gerektiğinde bakana dahi ulaşılarak atamaların yapılması sağlanıyor. Merkez Yüksek Değerlendirme Kurulu'nun yaptığı rütbe terfileri dahi aynı gün, yine bilgisayar bürosundaki görevliler tarafından diskete kaydedilip sivil gruba veriliyor ve yeni stratejiler belirlenerek kendi tarafından terfi edip edemeyenlerin durumu değerlendiriliyor. Eğer yine kendi elemanlarından terfi edemeyen varsa, siyasi baskı mekanizmaları harekete geçirilerek rütbe listesi onaya girmeden terfiler sağlanıyor'.

Personel Daire Başkanı Zeki Urgancıoğlu 1998 yılı atamalarını bizzat yürütünce, cemaatin tezgâhı bozuldu. Urgancıoğlu'nun ayağı kaydırıldı. Raporda olayın gelişimi şöyle anlatılıyor: 'Yapılan tüm atamalar, daire bünyesinde bilgisayar bürosunda kurulu bulunan ve Komiser M.D ve Komiser M.K.'nın kontrolünde bulunan network sistemi ile yukarıdan tamamen görülmekte ve yapılan tüm atamalar diskete kaydedilerek, akşamları bu sivil gruba gönderilmekte idi. Planlamadan iki-üç gün sonra yapılan planlamalar, cemaatin tüm planlamalarını bozduğundan, siyasi baskı kurularak, İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu'na çeşitli bahaneler uydurularak, başkanın görevden alınması sağlandı'.
Personel Dairesi'nde yoğunlaşma, aynı zamanda, 2000'li yıllara yönelik bir yatırım. Rapor, geleceğin lider kadrosunun oluşturulduğuna dikkat çekiyor. Bu bakımdan, Fethullahçılar, cemaat mensuplarının önünü açacak 'kadrosuzluktan emekli yasası'nın bir an önce çıkmasını istiyorlar.

Rapor, bu konuda şunları yazıyor:

'Cemaatin en büyük sıkıntısı, müdür sınıfında yüzde 25 civarında personeli bulunmaktadır. Ve nihai kararlar bu müdürler tarafından verilmektedir. Fakat müdür sınıfı kadrolarının dolu olması sebebiyle aşağıda, yüzde 85'ini bu cemaatin oluşturduğu, komiser yardımcısından emniyet amirine kadar olan rütbelerde bir yığılma meydana gelecektir. Bunu aşmak için de bir an önce askeriyedeki gibi kadrosuzluk nedeniyle emekliliğin gündeme gelmesi gerekmektedir. Bu kanun çıkartılırsa üst kademelerdeki emniyet müdürleri emekli edilerek yerine alttan gelen bu elemanların geçmesi hedeflenmektedir. APK Daire Başkanlığı ve Personel Daire Başkanlığı olarak burada bulunan Hoca Efendi cemaati elemanları tüm gayretlerini bu tasarıya vermektedir'.

Polis Akademisi ve Polis Kolejine giriş de, cemaatin kontrolü altında. Ancak Rapora göre, son 4-5 yıldır bir sıkıntı yaşanıyor. Bu okullara çoğunlukla şehit çocukları alınıyor. Fethullahçılar, kendilerine fazla çekemedikleri bu çocukların akademiye girişini önlemek için yönetmeliği değiştirmeye çalışıyorlar. Akademiye değil, polis okullarına alınsın, diyorlar'.

Fethullahçılar, öbür birimlerden kendi elemanlarına ait olumsuz bir yazı geldiğinde, bu tür işlemleri yumuşatarak, 'elemanlara ve hizmete zarar gelmeyecek bir hale getirip' işleme koyuyorlar.
1996-1997 yılında Polis Akademisi'nde irticai faaliyette bulundukları için isimleri Genel Müdürlük'e iletilen 9 kişinin tayinleri, gene önemli merkezlere yapıldı. Raporda, buna örnek olarak şu isimler veriliyor: 'R.Y. Başkomiser Eğitim Daire Başkanlığı, Y.A. Komiser TEM Daire Başkanlığı, M.A. Komiser Personel Daire Başkanlığı, E.D. Komiser Personel Daire Başkanlığı (Komiser M.A. şimdi Şark Atama Büro Amiri olarak görev yapmaktadır'.
Emniyet içindeki cemaat mensuplarının ana faaliyetlerinden biri de, önemli birimlerden gelecek personel talebini, o sırada pasif görevlerde bulunan elemanlarıyla karşılamak. Buna örnek olarak, 1996 yılında Elazığ Polis Okulu'na yapılan atamalar gösteriliyor. Raporda, atamalardan pek çok örnek veriliyor. Cemaat elemanlarının adları sayılıyor.

1997 yılına kadar polis okullarındaki kura çekimine yalnızca Personel Daire Başkanlığı'nda görevli personel gönderilirken, bu yıldan başlayarak, Hoca'nın elemanları gönderiliyor. Bu kişiler, kura çekiminde kendi elemanlarına yardımcı oluyorlar. Ayrıca okullardaki gelişmeler hakkında bilgi topluyorlar. Rapor, Fethullahçıların, örgütü genişletme açısından da bu durumdan yararlandıklarını saptıyor.
'Ayrıca tüm teşkilat bünyesinde peşine düştükleri, yani zeki ve kabiliyetli görüp kendilerine eleman yapabilmek için ilgilendikleri personele, istediği yere tayin ve istediği branşta çalışma gibi menfaatler gösterilerek, bu tür elemanların kendilerine katılmaları sağlanmakta, kendi işlerine mani olan personeli de tayin ettirerek kendi elemanlarına serbest çalışma alanı oluşturulmaktadır'.

Raporda, Emniyet teşkilatında iyi bir yere gelebilmek ve istediği alanda çalışabilmek için, çok sayıda personelin 'Hoca Efendi cemaatine' katılmaya zorlandığı ifade ediliyor.
Genel nakil ve Doğu ve Güneydoğu'ya gönderilecek personelin planlanmasından ve atamalardan yaklaşık iki ay önce, 'tüm teşkilattaki elemanlara, birimlerdeki problemli ve engel teşkil eden' isimler soruluyor. Bu araştırma; Aleviler, solcular ve başka cemaatler esas alınarak yapılıyor.

İsimlerin saptanmasından sonraki aşama Raporda şöyle anlatılıyor: 'Bu toplanan isimlerde öncelikle gönderilmesi gerekenler tespit edilip bunların tayini ile dışarıda kalan, önemsiz birimlerde çalışan veya Akademi'den mezun olacak Komiser Yardımcısı elemanlarına yer açılıyor. Kendilerinden olmayan personelin birimleri ipka teklifinde bulunsa dahi ipkalarını işleme koymayıp sorulduğunda, 'sehven yazılmamış veyahut daire başkanı kabul etmedi' gibi mazeretlerle iş geçiştiriliyor'.
Bu formülün tam olarak uygulandığı 1997 ve 1998 yıllarında, Genel Müdürlük Daire Başkanlıkları, Polis Akademisi ve Polis Koleji'ndeki örgütlenme tamamlanıyor.
Rapor'a göre, Emniyet içindeki Fethullahçı örgütlenme, son iki yıl içinde doruğa ulaştı. Cemaat, bu durumu korumak için, kendilerine karşı çıkan amirler hakkında, kendine bağlı yayın organlarında üretilmiş 'haberler' yazdırarak, bu kişileri yıpratmaya çalışıyor.

Raporda cemaatin, Emniyet Teşkilatı içindeki her gelişmeden anında haberdar olduğu örneklerle anlatılıyor.
'Bu cemaat, Emniyet Genel Müdür Yardımcıları, Genel Müdür Özel Kalem başta olmak üzere birçok yere eleman yerleştirmişlerdir. Bu yazının İçişleri Bakanlığı'nda herhangi bir birime gönderilmesi halinde, aynı dakikada haberleri olacak ve yeni stratejiler tayin edeceklerdir'.

'Emniyet Teşkilatı ve Başbakanlık bünyesinde oluşturulan Sivil Çalışma Grubu'na gelen tüm ihbarlardan haberleri olduğundan, buraya gelen ihbarları asılsız yapabilmek için, illerde irtica ile alâkası olmayan, içki içen ve gayri meşru ilişkileri olan personelin, irticai faaliyetlerde bulunuyorlar diyerek ihbar edilmeleri istenmiştir. Böylece bu grupları yanlış yönlendirmektedirler.
'Son olarak Sivil Çalışma Grubu'ndan gelen 40 civarında irticai faaliyette bulunan emniyet mensubunun yazısı, işlemler şubesinde soruşturma bürosuna geldi. Tabi yine burada görevli Hoca Efendi talebesi büro amiri Komiser D.O. var. Bu liste aynı gün fotokopi ile çoğaltılarak sivil birimlerine gönderildi. İçlerinde elemanları olanlar uyarılarak taktik geliştirmeye başladılar'.

28 Şubat kararlarından sonra özellikle parola sistemini değiştiren cemaat, şu önlemler başvurdu.

1. Evlerde bulunan Risale-i Nur Külliyatları kaldırılacak. Herkes, bu eserleri sivil olan akrabalarının yanına götürecek.
2. Evlerden Hoca Efendi'nin kaleme almış olduğu eserler kaldırılacak. Kur'an-ı Kerim'den başka hiçbir dini kitap kalmayacak.
3. Evlerin giriş kısmına, hatta dış kapı açıldığında görülebilecek yerlere Atatürk'ün fotoğrafları asılacak. Odalarda 10. Yıl Nutku ve İstiklal Marşı duvarlara asılacak.
4. Evlerde görünür kısımlarda, Nutuk gibi kitaplar bulundurulacak.
5. İşyerine giderken Sabah, Milliyet, Cumhuriyet gibi gazeteler alınıp götürülecek ve işyerinde herkesin görebileceği yerlere bu gazeteler konulacak.
6. Zaman gazetesi, Sızıntı ve Aksiyon gibi dergilere başka isimler altında abone olunacak. Dergi ve gazete ücretleri yatırılacak. Fakat genellikle ev adresi verilmeyecek. Bu yayınlar evde bulunmayacak.
7. Telefonlar MİT tarafından dinlendiğinden telefonlarda kesinlikle dini konuşmalar yapılmayacak. Selam verilmeyecek. Hatta hayırlı sabahlar bile denilmeyecek. İyi günler, günaydın türü konuşmalar yapılacak.
8. Telefonda hizmetler hakkında konuşma yapılmayacak. Hiçbir elemanın ismi zikredilmeyecek. Adres verilmeyecek. Sohbet yapılacak evler hakkında konuşulmayacak.
9. Eğer herhangi bir yerde buluşma olacak ise telefonlarda kodlu konuşulacak. Mesela: 'Bu akşam maçı nerede seyrediyoruz?'. 'Bu akşam bizde okey oynayalım mı? Gelirken şu isimleri de çağır' gibi.
10. Cuma namazına 3 hafta üst üste gidilmeyebilir. Bu nedenle birimlerde bulunan elemanlar 3 gruba ayrılacak. Her hafta bir grup gizlice Cuma namazına gidecek. Diğer kalan iki grup birimlerinde kalacak. Birim amirlerinin gözleri önünde bulunarak dikkat çekilmeyecek. Hatta mümkünse Cuma namazı vaktinde Polis Evi'nde birim amirleri de davet edilerek yemekler tertip edilecek. Kurum içinde bulunan halı sahalarda yine birim amirleriyle maç yapılacak.
11. Kesinlikle hiçbir vakit namazı işyerinde kılınmayacak. Cem edilecek. Yatsı namazında evde topluca kılınacak.
12. Çöp kutularından boş bira kutuları ve içki şişeleri toplanacak. Evdeki çöpler dışarı konduğunda, bu şişe ve kutulardan birkaç tanesi çöpün görünen kısımlarına konacak.
13. İşyerinde kendi cemaatimizden başka bir grubun ya da cemaatin elemanlarının başı derde girdiğinde, kesinlikle yardım edilmeyecek. Hatta görmemezlikten gelinecek.
14. İşyerinde lehimizde ve aleyhimizde cereyan edilecek tüm konular, anında bağlı olunan imama bildirilecek.
15. Önceden hanımlarının başları açık olup, sonradan kapananlar, eşlerinin başlarını açacak. Eşinin başını açan her eleman, eşiyle beraber birim amirlerinin görebileceği yerlere gidecek. Meselâ; polis evine yemeğe veya Bayramda bayramlaşmaya.
16. Önceden hanımlarının başları kapalı olsa dahi, önemli yerlerde çalışanlar mutlaka eşlerinin başını açacak.
17. Akademi, kolej ve polis okulu öğrencileri hafta sonunda dershanelere gönderilmeyecek (Dershane, Hoca Efendi cemaatinin dini evleri). Tüm öğrencilerle pastane ve lokal gibi yerlerde buluşulacak.
18. Tüm akademi, kolej ve polis okulu öğrencileri, mutlaka bilgisayar kursuna gidecek.
19. Kurban bayramlarında hiçbir eleman kurban kesmeyecek. Deri toplama işine girmeyecek. Fakat tam bir kurban parası imama verilecek ve bu para hizmete aktarılacak. Hizmetten bu elemanlara sadece bir but gönderilecek. Böylece deri toplama işi olmayacak. Herkes kurban kesmiş olacak. Çevreye de kurban kesmedik, denecek.
20. İşyerinde ve çevrede laiklik ve Atatürkçülüğü öven konuşmalara iştirak edilecek. Dini öven konuşmaların olduğu gruplardan uzak durulacak.
21. Son alınan duyumlarda MİT, Emniyet Genel Müdürlüğü'nde çalışan tüm amir sınıfı personelin adreslerini tespit etmiş ve bu amirlerin evlerine giderek bir adres sorma bahanesi ile kapılar çalınıp, hanımlarının kapalı olup olmadığını tespit etmektedir. Bu nedenle evlerde kadınlar başı açık duracak ve kapı çalındığında başlar açık olarak kapılar açılacaktır".

12. TÜRKİYE'Yİ SARSAN BELGE

"Ülkemizi sarsan 28 Şubat 1997 sürecinde gündemi oluşturan irticai hareketlerle ilişkin devletin ilgili birimleri tarafından hazırlanan ve bir örneği gereği yapılmak üzere İçişleri Bakanlığı'na gönderilen 'şok liste'yi star ele geçirdi.
Devletin en üst kademelerinde ciddi tartışmalara neden olan ve kamuoyunun aylardır ortaya çıkmasını beklediği 'olay belge'de Emniyet teşkilatındaki irticai faaliyetlere karışanların isim listesi yer alıyor. Listede il emniyet müdürlerinden Türkiye'nin dört bir yanındaki polis memurlarına kadar pek çok ismin gün gün istihbarat bilgileri bulunuyor.

Listede aralarında il emniyet müdürlerinin yanısıra değişik rütbelerdeki emniyet mensuplarının da isimleri yer alıyor. Devletin ilgili birimleri tarafından 'gereği yapılmak üzere' gönderilen listedeki isimlerin bir kısmı için 'gereği' yapılıp aktif görevden kızağa çekildiği ortaya çıktı. Star'ın araştırmasına göre, kızağa çekilenler arasında il emniyet müdürleri de bulunuyor. Listede yer alan Emniyet Müdür yardımcılarından birisi de irticai faaliyetleri nedeniyle açığa alındı. Listede ismi geçen il emniyet müdür yardımcılarından birisi de son çıkarılan kararnameyle 'Polis Okulu'na verildi.

Devletin ilgili birimleri tarafından yapılan çalışmalar sonucu belirlenen listede 87 isim yer aldı. Ancak aradan geçen süre içinde listeye yeni isimler de eklendi. Böylece Emniyet'te irticai faaliyetlerle ilgili olarak yer alanların sayısı son düzenlemelerle birlikte 110'a çıktı. Emniyet Genel Müdürlüğü'nün üst düzeydeki bir yetkilisi, 'Bu kişiler yakın takip altında. Ancak bizim de bilmediğimiz bazı gelişmeler yaşanıyor. Listede yer alan bazı müdürler görevden alınırken, birisi de daha önemli göreve getirildi' dediler.

İsimleri 'irticai faaliyetlerde bulunduğu ihbar edilen emniyet genel müdürlüğü personeli' listesinde yer alan bazı görevlilerin polis memurluğu sınav komisyonlarında da yer aldıkları dikkati çekti. Personelin önemli bir kısmının Emniyet'in istihbarat, eğitim ünitelerinde görevli oldukları belirlendi".

13. FETHULLAHÇILAR ÖRGÜTLENİYOR

"Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde olluşturulan İstihbarat Dairesi'nde içten içe sürdürülen bir örgütlenme 1989'da tamamlanmıştı. Gümüş yüzük takan, ütülü pantolan giymekten kaçınan bir ekip, o güne dek fazla önemsenmeyen birimi tümüyle ele geçirmişti.

Fethullah Gülen'e yakınlığıyla da tanınan polislerin arkasındaki siyasi gücün, dönemin İçişleri Bakanlarından Abdülkadir Aksu olduğu öne sürülüyordu. Ancak İstihbarat Dairesi, kadrolaşmasını tamamladıktan sonra 'mobilize' olarak çalışmaya başladı. Yani Türkiye'nin her kentine uzanıyor, teknik imkânlarıyla tüm polis örgütünün üzerinde yer alıyordu.

O güne dek önemsenmeyen birim, bir anda ilgi odağı haline gelmişti. 'Polisteki Fethullahçılar' diye adlandırılan grup, bir araya gelip etkili bir güce dönüşmüştü. İki yıl sonra kurulan DYP-SHP hükümeti döneminde İstihbarat Daire Başkanlığı büyük tırpan yemesine karşın, çekirdek kadro yeni atandıkları yerlerde de birbiriyle bağını sürdürmeyi başardı.

Halen Adana Polis Okulu'nda görev yapan dönemin İstihbarat Dairesi üst düzey yöneticisi, bugün Emniyet'teki tarikatçı örgütlenmenin de temelini atan kişi olarak biliniyor.
Polis'te yaşanan son kavganın temelindeki nedenlerden biri olarak gösterilen 'Fethullah Raporu'nun böylesine gürültü koparmasına, 80'li yılların sonunda başlayan kadrolaşmanın bugünlere kadar ayakta kalmasının yol açtığı ise polis örgütü için bir sır değil".

14. EMNİYETTE GÜLEN PARMAĞI

"Telekulak operasyonuyla yeniden gündeme gelen 'Emniyetteki Fethullah Gülen örgütlenmesi' 1992 yılında Ankara Emniyet Müdürlüğü ve Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı'nca hazırlanan iki ayrı fezlekede yer aldı. Soruşturma çerçevesinde adı geçen 102 kişi arasında Fethullah Gülen'in yanısıra, Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Özel Kalem Müdürü Yunus Çetinkaya'nın da yer aldığı öğrenildi. Ankara Emniyet Müdürlüğü'nce hazırlanan Fethullah Gülen'le ilgili raporun ardından 'telekulak' krizinin doğması ve raporu hazırlayanların görevden alınmasıyla ilgili gelişmeler üzerine, Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral, Emniyet Genel Müdürü Necati Bilican'a 'çok gizli' ibareli 7 sayfalık bir mektup gönderdi. Görevden alınmaların haksız olduğunu belirten Saral, 'zamanlamanın ise konuya değişik boyutlar kazandırdığını' savundu. İstihbarat Daire Başkanlığı'na Gülen grubu hakkında çalışma başlatılmasıyla ilgili yazı yazıldıktan sonra bazı garipliklerin gündeme geldiğini belirten Saral, şunları söyledi:

'Bu yazıyı takip eden günlerden sonra Ankara İstihbarat Şube Müdürlüğü bilgisayarlarında garip müdahalelerle karşılaşılmış, ilgili (f) yazıdan sonra müdahaleler, veri tabanına ulaşma, hatta silmeler şeklinde olmuştur (Ek: 11). İlgi (g) yazı yazıldığı gün de anılan personelimizin görevden alınması gündeme gelmiştir. İlgi (a) yazı ekinde belirtilen listelerin incelenmesinden de anlaşılacağı üzere, İstihbarat Daire Başkanlığı Bilgi İşlem ve hassas birimlerinde görevli bazı personelin hedef olduğu anlaşılmıştır. Bundan da vahim olanı, 1992 yılında anılan örgüte karşı yürütülen çalışmayla ilgili (h) evrakta geçen ve DGM'ye sevkedilen şahıslardan birisinin İstihbarat Daire Başkanlığı Özel Kalem Amiri olarak görevine devam etmesi, nasıl bir dirençle karşı karşıya bulunulduğunu göstermektedir.

Hal böyle iken Fethullah Gülen ve 'Işık Tarikatı' mensuplarına yönelik bir tedbir alınması gerekirken, bu konuda çalışmayı yürüten sorumluları görevden almanın izahının yapılabileceğinde zorlanacağımız kanaatindeyim'.
Saral'ın 'Fethullahçıların emniyetteki gücünü' belirtmek amacıyla gündeme getirdiği soruşturma, 1992'de Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından yapıldı. Soruşturma sonunda Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Özel Kalem Müdürü Yusuf Çetinkaya ile Fethullah Gülen'in de aralarında bulunduğu 102 kişi hakkında DGM'ye suç duyurusunda bulunuldu.

Emniyet Müdürlüğü tarafından DGM'ye gönderilen fezlekede, 1991'de Polis Akademisi öğrencisi Rafet Yılmaz'ın 1991'de son sınıftayken disiplin puanlarının düşmesi gerekçesiyle okuldan uzaklaştırıldığı, Yılmaz'ın ise idari mahkemeye başvurarak puanlarının düşmesine dayanılarak değil, 'illegal olarak faaliyet gösteren dinci bir gruba katılmaması' nedeniyle uzaklaştırıldığını iddia etmesi üzerine soruşturmanın başlatıldığı belirtildi.

Emniyet Genel Müdürlüğü Polis Teftiş Kurulu Başkanlığı, 28.2.1992 günlü yazısıyla gönderdiği fezlekesinde 3713 Sayılı Terörle Mücadele Yasası'nın 1'nci maddesinde belirtilen 'Laik Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığını tehlikeye düşürecek eylemlerinden dolayı' aralarında Fethullah Gülen'in de bulunduğu 102 kişi hakkında suç duyurusunda bulundu. Ankara DGM Savcılığı'nın açtığı 1992/256 hazırlık sayılı soruşturması sonucunda takipsizlik kararı verildi.

Kararda şöyle denildi:

'Polis Akademisi'nde ekserisi öğretim görevlisi veya emniiyet mensubu olan sanıklara isnat olunan suç, Atatürk milliyetçiliğini zayıflatacak; Atatürk ilkelerine ters düşecek görüşleri savunmak suretiyle devletin siyasi ve hukuki temel nizamlarını dini esas ve inançlara uydurma çalışmalarıdır. Kişilerin dinsel amaç ve yasal sınırlar içinde kalmak kaydı ile istedikleri faaliyette bulunmaları yasaların teminatı altındadır. Buna karşın yapılan çalışmalar devletin temel düzenini değiştirip mevcut sistemi dini esasa uydurmak amacına yönelik olursa, laikliğe aykırı olarak devletin içtimai veya iktisadi veya siyasi, hukuki temel nizamlarını kısmen de olsa dini esas ve inançlara uydurmak amacıyla cemiyet tesisi teşkili suçu, TCK'nın 163. maddesinde hükme bağlanmış iken, bu madde 3713 Sayılı Kanun'un 23. maddesiyle yürürlükten kaldırılmış bulunmaktadır. Bu nedenle ortada suç yoktur'.

Savcılık, 'yukarıda açıklanan sebepler tahtında sanıklar hakkında atılı laikliğe aykırı olarak devletin sosyal veya ekonomik veya siyasi, hukuki temel düzenini kısmen de olsa dini esas ve inançlara uydurmak amacıyla çalışmalarda bulunmak suçundan' sanıklar hakkında 14.10.1992 tarihinde takipsizlik kararı verdi.

Bu karardan yaklaşık 6 yıl sonra Ankara DGM Savcılığı'nın aynı konuyla ilgili ikinci bir takipsizlik kararı gündeme geldi. İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü 'Fethullah Hoca'nın Talebeleri' adlı örgütle ilgili 28.09.1992 tarihli bir yazı daha gönderilmesi üzerine yeniden ikinci bir soruşturma açıldı. Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Ali Kalkan imzalı yazı eki fezlekede, 'Örgütün tüm yurt sathında çeşitli görünümler altında kurulu bulunan vakıf ve evlerde ailelerinin izni ile yetiştirilen zeki, çalışkan öğrencilerin meslek okullarına yerleştirilme planında polis kolejlerinin de payını aldığı' belirtildi.

Fezlekede, 'Polis kolejlerine geldiklerinde hiyerarşik sıra içinde sınıf, dönem ve okul imamları ve kadrolarının denetiminde görüşleri doğrultusunda eğitilmektedirler. Cumartesi ve Pazar günleri öğrenciler, sınıf imamlarının belirlediği adreslerde 5-6 saatlik bir eğitim çalışmasına katılmaktadırlar' denildi.

Fezlekede adı geçen kişilerin 3713 Sayılı Terörle Mücadele Yasası'nın 1. maddesinde yer alan 'Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda belirtilen cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Türk devletinin ve cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek' suçunu işlediği vurgulandı. Fezlekede ayrıca bu kişilerin 'görevlerini yerine getirirken siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayrımı yapmak, emniyet mensupları arasında bu yolla ayrım yapıcı davranışlarda bulunmak' suçunu da işledikleri bildirildi.

Fezlekede, Polis Akademisi öğretim görevlileri Prof.Dr. Ali Şafak, Doç.Dr. İsmail Yılmaz Toprak, Doç.Dr. Remzi Fındıklı, Yard.Doç.Dr. Ahmet Karaaslan, Yard.Doç.Dr. Ahmet Eyicil, okutmanlar Rıfkı Yılmaz, E. İbrahim Oktan, Bilal Coşkun, Emniyet Amiri Adem Türer ile aralarında Yunus Çetinkaya'nın da bulunduğu emniyet teşkilatının çeşitli kademelerinde yer alan 90 polis memuru ve Başbakanlık görevlisi Cihan Yamakoğlu, Atatürk Anadolu Lisesi din dersi öğretmeni Kemmalettin Özdemir ile Fethullah Gülen isimleri yer aldı. Yazıda öğrencilerin bağlantılı oldukları kişiler ve gittikleri adresler de tek tek belirtildi.
Bu yazıdaki suçla ilgili karar ise 6 yıl sonra verildi.

20 Mart 1998 tarihinde DGM tarafından verilen takipsizlik kararında şöyle denildi:

'Sanıklara isnat olunan suçun Atatürk milliyetçiliğini zayıflatacak, Atatürk ilkelerine ters düşecek görüşleri savunmak suretiyle devletin siyasi ve hukuki temel nizamlarını dini esas ve inançlara uydurmak olduğu, laikliğe aykırı olarak devletin içtimai veya iktisadi veya siyasi, hukuki temel nizamlarını kısmen de olsa dini inanç ve esaslara uydurmak amacıyla cemiyet tesisi teşkili suçunun TCK'nın 163. maddesinde düzenlenmiş olduğu, bu maddenin 3713 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle yürürlükten kaldırılmış bulunduğu gerekçesi ile Başsavcılığımızın 14.10.1992 gün ve 1992/256 esas, 1992/137 karar sayılı takipsizlik kararı verildiği, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı'nın sanıklarla ilgili Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı'nca soruşturma yapılmadan önce Teftiş Kurulu Başkanlığı'na hitaben yazdığı 10 Mart 1992 günlü ve 1992/79 sayılı yazıları üzerine, sanıklar hakkında şeriat düzeni getirmeyi amaçlayan 'illegal Fethullah Hoca'nın Talebeleri' adlı örgüt kurmak ve bu örgüte üye olmak suçlarından yeniden inceleme ve soruşturma açıldığı; bugüne kadar yapılan araştırmalardan 3713 sayılı Kanun'un 1. maddesinde taraf edildiği şekilde şeriat düzenini getirmeyi amaçlayan'illegal Fethullah Hoca'nın Talebeleri' adını taşıyan bir örgütün varlığına ve sanıkların böyle bir örgüt kurdukları ve bu örgüte üye olduklarına dair ve sanıklar hakkında kamu davasının açılmasını haklı gösterecek delil bulunmadığından ... kamu adına takipsizlik verilmesine... ".

15. EMNİYETTE ÇİFTE SKANDAL

"Yıllardır Emniyet'te gizli bir örgütlenme yürüten Fethullah Hoca ile ilgili kim çalışma yapıyorsa yanıyor.
Son çalışmayı yürüten gruba, telekulak damgası vurulurken, İstihbarat Dairesi içinde bu çalışmayı yürüten Başkan Yardımcısı'na da kaset sızdırdığı suçlaması yapıldı. Star, iki dosyayı da açıyor.
Emniyet'in hazırladığı 'Fethullah Hoca Raporu'nu gün ışığına çıkaran ve kamuoyunda 'Fethullah Gülen tartışmasını' başlatan Star'a Fethullahçı kesimden tepkiler yağıyor.
Emniyet içinde büyük bir güç odağı haline gelen Fethullahçı grupların, daha önce hazırlanan 'Fethullahçı Emniyet Mensupları Listesi'ni 'Yok' ettikleri ortaya çıktı.
Fethullahçılarla ilgili çalışma yürüten personelin ise atılan 'İftiralar' sonucu birer birer pasif görevlere çekilmesi dikkat çekti.
Ankara Emniyeti'nde Fethullahçı gruplarla ilgili çalışmayı yürütenler 'telefonları dinliyor' gerekçesiyle açığa alınırken, aynı konuda çalışma yürüten Başkomiserlerden Mehmet Çorum Sinop'a, Aydın Ergül Ardahan'a, Aydın Batu Giresun'a, Mehmet Aslan Osmaniye'ye geçici görevli gönderildi.

Fethullahçı kadrolaşma konusunda çalışma yapan personelden sorumlu İstihbarat Dairesi Başkan Yardımcısı Adem Demir ise, Türkbank'ın satışıyla ilgili olarak işadamı Korkmaz Yiğit ile Baba Alaattin Çakıcı arasındaki telefon konuşmaları kasetini CHP'li Fikri Sağlar'a sızdırdığı bilgisinin dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz'a bildirilmesi üzerinene bu görevden alındı.

Demir, Star'a 'hiçbir ilgim olmamasına rağmen kaset olayı benim üzerime yıkıldı. Ne zaman 'bu sümüklü hocanın peşinden gidiyorsunuz?' sözü ağzımdan çıktı, ondan sonra olanlar oldu, dedi.
Emniyet içinde 'Fethullahçı kadrolaşma' ile ilgili olarak 1992 yılında başlatılan soruşturma kapsamında, Emniyet içindeki 'Fethullahçı kadro'larla ilgili olarak hazırlanan listenin kayıp olduğu ortaya çıktı. Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün çalışması sırasında aranan liste, ne Ankara Emniyeti'nde ne de İstihbarat Dairesi'nde bulunabildi. Uzun süren bir çalışma sonucu hazırlanan listenin izine Ankara DGM'de rastlanıldı.

Arşivden çıkarılan dosya güncelleştirildi. Üst makamlara sunulan dosyada, İstihbarat Dairesi tarafından 'incelenmesi' için Ankara Emniyeti'ne gönderilenler üzerinde yapılan çalışma ile 1992 yılındaki listenin de bulunduğu, ayrıca üzerinde çalışma yapılanlarla ilgili de 'önbilgi' verildiği öğrenildi.

Fethullahçılarla ilgili 1992 yılında soruşturmayı yürüten Polis Başmüfettişleri Dr. Nihat Dündar ile İzzet Sezgin Şenel'i yıldırmak için de soruşturma aşamasında ciddi komplolara girişildiği ortaya çıktı. Müfettişlerin soruşturma raporunu 'yanlı' hazırladıkları gerekçesiyle haklarında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulduğu, daha sonra soruşturmayı yapan müfettişlerle ilgili soruşturma açıldığı ve bu soruşturma sonucu iki müfettişin 'tarafsız' bir biçimde dosyayı hazırladıkları yolunda rapor düzenlendi.

Emniyet arşivinde bulunamayan listede yer alanların bir kısmının halen etkili görevlerde bulunduğu bildirildi. Bunlar arasında Prof.Dr. Ali Şafak'ın Refahyol Hükûmeti döneminde Kültür Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı görevine getirildiği bildirildi. Listede yer alan Salih Tuzcu'nun halen Şanlıurfa Emniyet Müdürü, Adem Türer'in Yozgat Emniyet Müdür Yardımcılığı, Mustafa Bağrıaçık'ın Fransa'da emniyet irtibat görevlisi olduğu, Maksut Kartal'ın Terör Şubesi'nde grup amiri, Mustafa Çil'in Asayiş Şubesi'nde, Yunus Çetinkaya'nın ise İstihbarat Dairesi'nde özel kalemde görevli olduğu öğrenildi.

Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün İstihbarat Dairesi'ne gönderdiği yazıda Fethullahçı 6 kişinin kilit görevlerde bulunduğuna dikkat çekildiği bildirildi.
Ünlü istihbaratçılardan Adem Demir de Fethullahçı grubun komplolarının kurbanı oldu.... İstihbarat Dairesi'ndeki Fethullahçı gruplarla ilgili çalışma yaptığı bir dönemde, 'kaset sızdırılması' ile ilgili olarak görevinden alınan Adem Demir'in, görevinden niçin alındığına ilişkin yazısının gerekçesinde ise bu belirtilmedi.... Demir'in uzaklaştırılmasıyla 20 bin personeli bulunan İstihbarat Dairesi içindeki Fethullahçı gruplara yönelik çalışma da yarım kaldı".

16. CEMAATLER EMNİYETİ KUŞATTI

"İstihbarat birimlerince hazırlanarak Başbakanlık Takip Kurulu'na (BTK) gönderilen raporlarda irticai faaliyetlerin polisten gördüğü destek sıralandı. İrtica yanlılarının hemen hemen tüm illerde örgütlendiği belirtilirken, Atatürkçü kadroların baskı altına alınarak sindirilmek istendiği örneklerle anlatıldı. FP Milletvekili Abdülkadir Aksu'nun İçişleri Bakanlığı döneminde yerleştirilen kadroların da köktendincileri korumaya yönelik çalışmaları raporda kaydedildi.
BTK'ye gönderilen raporlarda ülke genelinde irticai faaliyetlere yer verildi. BTK'ye gelen bilgiler, Uygulamayı Takip ve Koordinasyon Kurulu (UTKK) aracılığıyla ilgili bakanlıklara gönderildi ve yapılan işlemler hakkında bilgi istendi.

İstihbarat kaynaklarının 1997 ve 1998 yıllarındaki saptamalarına göre örnek gösterilen ilginç olaylar şöyle:

Ankara: Polis Akademisi'ne Abdülkadir Aksu'nun İçişleri Bakanı olduğu 1987-1988 yılları arasında yerleştirilen 42 öğretim üyesinin tamamının burslu olarak İngiltere'de master ve doktora programlarına gönderildiği, bunların yaklaşık 30'unun İngiltere'de kalış sürelerini 1-3 yıl uzatmayı başarmalarına rağmen eğitim programlarını tamamlayamadıkları, YÖK sisteminde süresi içinde programı tamamlayamayanların kurum ile ilişkisi kesilmesine rağmen bu şahısların ömür boyu aynı kadroda kalacak şekilde ataması yapıldığı öğrenilmiştir. Bu şahısların yasalara uygun olarak üç yıl süreli sözleşmeli personel statüsüne alınmasına karar verilmiş olmakla birlikte, bu husus kendilerine, anlaşılamayan nedenlerle hâlâ tebliğ edilmemiştir. Sözkonusu kişilerin arasında Kayseri Belediye Başkanı Şükrü Karatepe'yi aklayan Prof.Dr. Ali Şafak, Yard.Doç.Dr. Vahit Bıçak ve öğretim üyesi Mesut Bedri Eryılmaz da vardır.

Manisa: Emniyet Müdürü K.İ., Fethullah Gülen taraftarlarınca düzenlenen toplantılara katılmaktadır. İl Emniyet Müdürlüğü'nde Şube Müdürü A.T.'nin, bu görevinde Fethullah Gülen'in propagandasını yapmak maksadıyla bir kısım polisleri haftanın belirli günlerinde topladığı, İlim Yayma Vakfı'na destek sağladığı, adı geçen müdürün son atamalarda terfi ettirilerek emniyet müdür yardımcılığına getirildiği bilgisi alınmıştır".

17. FETHULLAHÇILIK DEVLET ELİYLE DEVLETİN GÖZÜNDEN KAÇIRILIYOR

"Telekulak skandalı nedeniyle Ankara Emniyet Müdürlüğü görevinden açığa alınarak hakkında dava açılan Cevdet Saral, hedef olmalarının gerekçesini, 'Fethullahçıları devlet eliyle koruma amacı' olarak açıkladı. Fethullahçıların 'normal bir dinsel cemaat görünümüne sokulmak ve irticaya karşı laiklik taraftarı gibi' gösterilmek istendiğine işaret eden Saral, Gülen grubunun örgütlenmesinin yatay ve dikey şekilde olduğu, yapılanmanın 'açık faaliyet' ancak 'hedefin gizlilik' taşıdığı sonucuna varıldığını bildirdi.

... Saral, eski İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun'un, 1992 yılında Fethullahçı oldukları gerekçesiyle soruşturulan bazı personelin istihbarat kadrosuna alınma nedenlerini 'takipsizlik' kararına dayandırdığını belirterek şöyle dedi:
'Bu anlayış sahibine, acaba Dev-Yol, Dev-Sol, PKK, Hizbullah, İBDA-C gibi organizasyonlarda soruşturmaya muhatap olmuş, ancak sonuçta beraat veya takipsizlik kararı almış personel için de geçerli midir, geçerli ise istihbarat kadrolarında böyle görevliler de bulunmakta mıdır, diye sormak gerekir'.

Saral, kendilerine suç atılması konusunda ise, Fethullahçılık uğruna istihbarat sisteminin deşifre edildiğini savunarak şöyle konuştu:

'1993 yılından bu yana tehdit niteliğinden çıkarılarak normal bir dinsel cemaat görünümüne sokulan ve irticaya karşı laiklik taraftarı gibi gösterilerek devlet eliyle devletin gözünden kaçırılmış bir olguyu, 'nasıl olur da siz tekrar tehdit ve tehlike haline dönüştürürsünüz' şeklindeki bir anlayışın sonucu, 'bu çalışmayı yapan kişiler imha olur' tehdidini de içeren satanist bir yaklaşım, devletin en önemli bilgi derleme kaynağını deşifre etmenin ne yazık ki vesilesi olmuştur'.
'Cumhuriyet düşmanı Fethullahçılık yanlılarını devlet eliyle korumak adına hedef yapıldıklarını ve bunu kamuoyuna anlatamadıklarını vurgulayan Saral, 'Kin ve garez duyguları ile Cumhuriyete yönelik en sinsi ve karanlık emelli, masum maskeli, meş'um (uğursuz) karaktere kurban edilmek istendiğimiz açıkça anlaşılmıştır' görüşünü dile getirdi.

Telekulak davasında Saral ile birlikte yargılanan yardımcısı Osman Ak da savunmasında, dinleme iddiasının 1 Ocak 1997-6 Haziran 1999 tarihlerini içerdiğini belirterek, kendisinin 26 Eylül 1997'de, Zafer Aktaş'ın kendisinden bir ay sonra, Ersan Dalman'ın Nisan 1998'de bu görevlere atandığını bildirdi. Ak, kendilerinden önce görev yapan eski istihbarattan sorumlu Müdür Yardımcısı Mehmet Gümüş, İstihbarat Daire Başkanı Ömer Yılmaz, Şube Müdürvekili Sadettin İzkan ve o dönemde Ankara Emniyet Müdürü olan Mehmet Cebe'ye hiçbir suçlama yöneltilmediğini kaydetti.

Eski Ankara İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı Zafer Aktaş, müfettiş raporlarında, bilgisayar çıktılarında ilk dinleme tarihinin 30.12.1899 ve son dinleme tarihinin 30.12.1889 olarak geçtiğini belirterek, 'O tarihlerde ne Ankara Emniyet Müdürlüğü vardı, ne de biz vardık. Bu hata ise ve bilgisayardan kaynaklandığı iddia edilecekse, BİLGİSAYAR TEKNOLOJİSİ GEREĞİ TARİH YAZIMI OTOMATİK OLDUĞUNDAN MÜMKÜN DEĞİLDİR' dedi".

18. SAVAŞ BALTALARI

"... Osman Ak ve arkadaşlarına, Emniyet içinde Fethullah Gülen grubu ile ilişkili olan personelin belirlenmesi görevi verildi. Bu konuda çok ayrıntılı rapor hazırlandı. Fethullah Gülen ile ilgili suç duyurusu 21 Nisan'da Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcılığı'na yapıldı. Bazı suçların affını öngören tasarı 18 Nisandan önce işlenmiş suçları kapsamasına rağmen, bu daha sonra 23 Nisan'a uzatıldı. Yani Fethullah Hoca peşinen yırttı.
Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral, yardımcısı Osman Ak ve gizli çalışmayı yürüten diğer görevliler 8 Haziranda görevden alındı. Rastlantıya bakın, Fethullah Gülen'e devlet tarafından verilen koruma görevlisi Başkomiserin Amerika'daki görev süresi de 12 Haziran'da bir ay uzatıldı. Bakıyorsunuz bir yandan Fethullah Gülen grubu ile ilgili çok gizli çalışmalar yürütülüyor, araştırmalar yapılıyor, bir yandan da devletin Amerika'da bile Fethullah Gülen'i koruduğu ortaya çıkıyor.
Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve ekibini 'yok etmek' için ciddi bir planın uygulamaya konulduğu ortaya çıkıyor. Emniyet örgütüne de açık açık 'Fethullah Hoca'ya uzanan eller kırılır' mesajı veriliyor olsa gerek".

19. VALİYE ÇİRKİN TUZAK

"Vali Çakır, Emniyet Müdürü'ne sordu: 'Sayın Abanoz, bu memurların (3055 emniyet mensubu-N.H.) yerine bir gecede adam nasıl bulacaksınız?' Abanoz yanıtladı: 'Genç fidan gibi çocuklar bulduk. Hepsi göreve hazır, bekliyorlar'.
Bu fidanlardan neden sadece Abanoz'un haberi oluyor da devletin diğer makamları habersiz? Bunlar hangi fidanlıkta serpilmiş, hangi dönemlerde polis okullarından mezun olmuşlar? Sakın bunların arasına Fethullah'ın coplarından karışan olmasın?
Vali Çakır bu operasyonu durdurdu. Şimdi bu karşı koyuşunun bedelini ödüyor.

Emniyet Müdürü ile İçişleri Bakanlığı bu karşı çıkışı nedeniyle Erol Çakır'ın valilikten alınmasını istiyor. Bu konuda İçişleri Bakanlığı müfettişleri soruşturma üstüne soruşturma yapıyorlar. Vali gitsin bu operasyon gerçekleşsin diye. Peki ama bu kadro operasyonuyla gelecek olan kişiler kim olabilir? Emniyet içinde Fethullah Gülen'in kadro harekatını bilmeyen kaldı mı? Ben araştırınca gördüm ki, Fethullah Gülen ve adamları emniyette özellikle üst düzey yöneticiler ile telefon dinlemede etkili olan istihbarat birimlerini ele geçirmek için inanılmaz bir çabanın içindeler.

Ankara'da ve İstanbul'da bu çaba öylesine güçlü ki Fethullahçılar etkiledikleri bazı işadamları ve Nakşibendi tarikatının önde gelenleri ile kafa kafaya vermişler, İstanbul'daki operasyonun gerçekleşmesi için çabalıyorlar. Çünkü İstanbul'u ele geçiren Türkiye'de istediğini yapabilir diye düşünüyorlar. Acaba bu büyük operasyonda Fethullah parmağı, Nakşi arzusu, işadamı tutkusu var mı? Şu bulmaca gibi konuşan İçişleri Bakanımız dile gelse de anlatsa bütün bu olayları bir aydınlansak, bu işlerin içinde ne var? Bu tayin ne anlama geliyor?

Biliyorsunuz Sadettin Tantan, Fethullah Gülen'i sıkı takibe almak için Türkiye'den kaçtıktan sonra Amerika'dayken yanına laik Türkiye Cumhuriyeti'nin polisini koruma olarak verdi! Sonra iş ayyuka çıkınca o korumayı getirip İstanbul'da yakın arkadaşı bir işadamına bir süre koruma olarak tahsis etti. Şimdi nerededir o ünlü koruma polisi bilmem. Bu işlerin son ayağı emniyet teşkilatı ile ilgili yeni yasa görüşmeleri sırasında ortaya çıktı.
... Sadettin Tantan bu işle ilgili olarak istifa tehdidinde bile bulundu. Ama sökmedi. Yakın dostu Hüsamettin Özkan devreye girip Tantan'ı ikna etti. Tantan bu ek maddeye milletvekillerinden imza isterken, liderlerin izni varmış gibi davranmış. Oysa liderlerin bu durumdan haberi olmadığı haberi çıktı. Peki ama bunca kavga neden? Hukuk neden bir kenara bırakılıyor? Telefonlar dinleniyor, internet izleniyor, daha ne yapacaklar? Ülkeyi, polisi, valilik müessesesini ele geçirmek amaçlı bu atakların arkasında kim var?".

20. VALİ'NİN GAZABI

"İstanbul Valisi Erol Çakır, Kazım Abanoz'un emniyet müdürü olduğu dönemde, İstihbarat Şube Müdürlüğü tarafından bazı telefonların dinlendiği iddiaları üzerine soruşturma başlatılmasını istedi. Dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'a da iletilen bu olay, kadrolar değişinceye kadar hiç gündeme gelmedi. Ancak, İçişleri Bakanlığı'na Rüştü Kazım Yücelen'in getirilmesi ve Kazım Abanoz'un istifası sonrasında Hasan Özdemir'in yeniden İstanbul Emniyet Müdürü olmasıyla birlikte, ikinci 'telekulak' skandalı olarak nitelenen olayın dosyası bir kez daha açıldı.

Vali Erol Çakır, atama ve görev yeri değişikliği yetkilerini devrettiği Müdür Hasan Özdemir'e, 'yasadışı telefon dinleyenlerle ilgili soruşturma tamamlansın' talimatını verdi. Valinin emriyle harekete geçen İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir, İçişleri Bakanlığı'ndan 2 müfettiş çağırdı ve soruşturma başlattı. Müfettişler, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün tüm şube ve birimleri üzerinde yürüttükleri incelemeler sonucunda telefonları, İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü'nde oluşturulan ve Müdür Sami Uslu tarafından yönlendirildiği ileri sürülen 14 kişilik ekibin dinlediğini, dökümlerin tamamının bu şubedeki bilgisayarlarda olduğunu belirledi. Ankara DGM'ye verilen 'Fethullahçılar' listesinde isimlerinin bulunduğu öne sürülen bu ekibin, izin almadan 'bizzat' yaptığı takip ve dinlemelerin dışında, başka emniyet birimlerine de yasadışı takip, izleme ve işlem yapma talimatı gönderdiği anlaşıldı. Telefonları dinlenen kişiler arasında emniyet müdür yardımcılarının, şube müdürlerinin ve emniyet teşkilatından birçok kişinin bulunduğu; bazı ünlü işadamları hakkında da izleme yapma ve bilgi toplama istemiyle hazırlanmış bilgi formları olduğu ortaya çıktı".