Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Tolunoğulları Devletinde Ekonomi, Tarım ve Sosyal Yaşam

Burada Tolunoğulları Devleti hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Tolunoğulları Devletinde Ekonomi, Tarım ve Sosyal Yaşam

Mesajgönderen TurkmenCopur » 03 Oca 2011, 19:27

Tolunoğulları Devleti'ni araştırırken bu devirde Mısır, Şam v.s. ülkelerdeki ekonomik ilişkilere değinmemek araştırmanın yarım kalması anlamı taşır. Bu dönemde (9. yüzyılın ikinci yarısında başlayarak -E.E.) yalnız Tolunoğulları'nın hakimiyeti altında olan ülkelerde değil, aynı zamanda bütün Orta ve Yakın Doğu ülkelerinde hızlı ekonomik gelişme yaşanır.

Ancak belirtmemiz gerekir ki, S.N.Grigoryan söz konusu dönemden bahsederken doğru olmayan bir sonuca vararak şöyle yazmaktadır:

"9. yüzyılın sonundan başlayarak Abbasiler hilafeti ağır ekonomik (!), siyasi ve dini buhran yaşıyor".

Ancak biz "Umumdünya tarihi" (Rus dilinde) kitabında aşağıdaki bilgilere rastlıyoruz:

"Hilafetin siyasi çöküşü hakimiyetinde olan ülkelerin ekonomik çöküşüne hiç bir şekilde etki etmedi. Aksine, feodal üretim sisteminin hakim güce ulaşması bu ülkelerde yerli bağımsız devletlerin kurulması, toplanan vergilerin genellikle sulama işlerinin geliştirilmesine harcanması ve bu sonuncu ile ilgili olarak köylülerin durumunun belli ölçüde iyileşmesi - bütün bunlar 9-10. yüzyıllarda Akdeniz havzası, Ön ve Orta Asya ülkelerinde üretimin güçlenmesi ve gelişmesine imkan sağladı".

Bağımsız olan devletler artık önceki gibi büyük hilafetde sık sık yaşanan ayaklanmaların, uzun süre devam eden savaşların meydana getirdiği ağır darbelerden dolayı pek çok sıkıntıya katlanmaya mecbur olmuyor, aksine bazı hakemler bundan yararlanarak konumlarını daha da güçlendiriyor ve bir çok halde hilafete karşı meydan okuyorlardı. Ahmed bin Tolun, Yakub bin Seffar, Yusuf bin Saç, Muhammed bin Tuğc bu görüş için somut örnektir.

A) EKONOMİ, TARIM ve SOSYAL YAŞAM

869 yılında Basra'da alevlenen Zenciler hareketini bastırmak için hilafet bütün ordusunu Dicle ve Fırat nehirlerinin havzasına toplamış ve asıl dikkatini bu hareketi boğmaya yöneltmiştir. Bundan maharetle yararlanan Ahmed bin Tolun hilafete haraç vermekten tamamen imtina edip, ülkeden gelen geliri kendi isteklerini gerçekleştirmek için harcamaya başlamış ve hilafetin hakimiyeti altında olan Şam ve Suğurları da eline geçirmiştir. Bundan sonra da Tolunoğulları hakimiyetleri altında birleştirdikleri ülkelerden gelen gelirleri, toplanan vergileri yalnız söz konusu ülkelerin dahilinde çeşitli sahalara sarfetmeğe başladılar. Bunun sonucunda da Mısır ve Şam'da güçlü ekonomik gelişme kendini göstermeğe başladı. Tolunoğulları'nın hakimiyeti döneminde Mısır ve Şam'da feodal ilişkiler gelişti, üstelik sanatkârlık ve şehircilik büyük bir gelişme kayd etti.

Ülkenin zenginliklerini tamamen ele geçirip istediği gibi sarfeden4 Ahmed bin Tolun'un zamanından itibaren Mısır ve Şam öyle bir ekonomik, kültürel seviyeye yükselmeye başladı ki, böyle bir gelişme söz konusu ülkelerde Müslümanların fethinden o dönemedek yaşanmamıştı.

Mısır'ın ve Şam'ın bu devirdeki tarihi dikkatle araştırıldığında, Müslümanların bu ülkeleri ele geçirmelerinden söz konusu döneme kadar olan tarihi karşılaştırıldığında Tolunoğulları dönemindeki ekonomik ve kültürel sahalardaki canlanma açık şekilde görülür. Elbette, bu tür ekonomik ve kültürel canlanma yalnız Mısır ve Şam'da değil, Yakın ve Orta Doğu'nun bir çok ülkelerinde, özellikle de Orta Asya, Horasan ve Azerbaycan'da görünmeğe başlamıştı ki, bu da o ülkelerde yarıbağımsız ve bağımsız devletlerin kurulmasından kaynaklanmaktaydı.

Ayaklanmalara, savaşlara ve bunların sonucunda Abbasiler hilafetinin ayrı ayrı bağımsız devletlere parçalanmasını olumlu değerlendirmeyen İslam tarihçisi Emir Ali bile 9-10. yüzyıllarda kurulan bu bağımsız devletlerin arazisinde ekonominin ve kültürel hayatın geliştiğini vurguluyor.

O bu konuda şöyle yazmaktadır:

"Bağımsız hanedanların kurulması imparatorluğu zayıflatıyordu. Ancak (bağımsız hanedanların meydana gelmesi -E.E.) (imparatorluğun) bölgelerde atanan hakemleri bu ülkelerin halklarını gelişmelerden mahrum etmiyor, aksine, bu (ülkelerin) hakemleri güzel sanatlara ve edebiyata hamilik ediyor, ticaret ve sanatkârlığı geliştiriyorlardı". Mısır'ın ve Şam'ın Tolunoğulları devrindeki ekonomisi yeterince araştırılmamıştır. Halbuki buna büyük ihtiyaç duyulmaktadır. Çünki, her hangi bir devletin tarihi araştırılırken onun yalnız siyasi tarihini vermekle yetinmek doğru değildir. Bizce bu tür araştırmalar çağımız için yarım araştırma sayılmalıdır.

Diğer bir yönden ise, D.Y.Bertels'in de belirttiği gibi, Doğu'daki uyanış sorununun öğrenilmesi bütün Doğu ülkelerinin ve halklarının sosyal ve iktisadi ilişkilerinin gelişmesi konusunun oldukça ciddi araştırılmasını gerektirmektedir. Doğu'daki uyanışın toplumun gelişmesinin sosyal ve iktisadi şartlarından tedriç edilmiş halde yalnız medeniyet tarihi çerçevesinde araştırılması önceden başarısızlığa mahkumdur.

Ancak bu zaruretlere rağmen, Yakın ve Orta Doğu'nun 9-10. yüzyıllardaki sosyal ve iktisadi durumu ciddi araştırılmamıştır. 9-10. yüzyıllarda Mısır ve Şam'da feodal sistemin gelişmesi ve ekonomik ilişkiler de yeterince açıklanmamış, bir çok eserde genel ve kısa biçimde verilmiştir ki, bunlarla da yetinmek doğru değildir.

Tolunoğulları devrinde Mısır ve Şam'daki ekonomik ilişkiler hakkında gerek ortaçağ kaynaklarında ve gerekse çağdaş tarih literatüründe geniş genel bilgilere rastlanmıyor. Bu konuda verilen bilgiler oldukça dağınık haldedir. Çok sayıda kaynak ve literatürde dağınık halde olan küçük bilgilere dayanarak burada genel kanaat sağlayacak tasavvur yaratılmaya çalışılacaktır.

Mısır eski çağlardan tarım işlerinin hayli geliştiği bir ülke olmuştur ki, bu da büyük yapay sulama şebekelerinin kurulmasından kaynaklanmıştır. Fakat sonralar bakımsızlık yüzünden gitgide sulama şebekelerinin harap olması, bir çok kanalların kullanılmaz hale gelmesi tarım üretiminin çöküşüne neden oldu. Müslümanların bölgeyi ele geçirmelerinden sonra bu çöküş daha da hızlandı ki, bu da tarım üretimi ile uğraşan asıl gücü - yerli Hıristiyan Gubtilerin sıkıştırılması, ülkede uzun süre devam eden dağınıklık, çeşitli isyan ve savaşlarla ilgili idi.

Megrizi konuyu şöyle açıklıyor:

"Mısır'da tarım için (yararlı olan) saha 28 milyon feddan idi. Tolunoğulları'ndan önce Mısır'ın vergi işlerinden sorumlu Ebu Hasan Ahmed bin el-Müdebbir'in zamanında ise bunun yalnız bir milyon feddanı ekiliyormuş.

C.Zeydan ise konuyu şöyle açıklıyor; "Bin el-Müdebbir'in mübaşirliği (haraç işlerini yönettiği -E.E.) zamanında (hicretin 3. yüzyılının ortalarında) ondan (Mısır toprağından -E.E.) 24 milyon feddan ekiliyordu". Belirtmemiz gerekir ki, C.Zeydan pek çok zaman oldukça abartılı ifadeler kullanmış, delil ve olaylara gerçekdışı yaklaştığı gibi, burada da fantaziye el atmış, gerçekleri değiştirmiştir. İlginçtir, üstelik yazar bu iktibası Megrizi'nin eserinden aldığını söylemektedir. Halbuki Megrizi'nin eserinde C.Zeydan'ın gösterdiği gibi değil, yukarıda gösterildiği gibidir. Megrizi'ye göre o devirde 420 bin 88,3 hektar (bir milyon feddan) toprak ekilirken C.Zeydan'ın doğru olmayan iddiasına göre 10 milyon 82 bin 119,2 hektar (24 milyon feddan) toprak ekiliyormuş. Halbuki çağdaş devirde (1960-1961 yılının malûmatına göre) Mısır'da neredeyse üç milyon hektar toprak ekiliyor.

Tolunoğulları'nın hakimiyetinden önce Mısır berbat hale getirilmiş toplanan haraç hayli azalmıştı. Elbette, haracın azalması iki şeyle; birincisi, ekin için elverişli sahaların bozulması ve yapay sulama şebekelerinin dağılması ile, ikincisi ise vergilerin azaltılmasından kaynaklanıyor olabilirdi. Tarihçilerin görüşlerinden anlaşılıyor ki, haracın azalması ikinci sebepten kaynaklanmamıştır. Şöyle ki, Ahmed bin el-Müdebbir, belirtildiği gibi, çeşitli yeni ve gayri kanuni vergi çeşitleri uygulamakla tanınmış, "kurnaz insanlardan ve iblis katiplerden birisiydi". O, Mısır ahalisine çok zulm ediyor, kim balık tutuyorsa adını balıkçı, kim hayvan otlatıyorsa adını "çoban" koyarak onlardan da vergi alıyordu. Onun dönemine kadar Mısır'da bu sahalardan vergi alınmıyor, bu tür bir çok sahalardan, aynı zamanda çaylardan, yollardan istifade etmek, balıkçılık, çobanlık yapmak serbestti.

Bin el-Müdebbir bu sahalardan serbest yararlanılmasını yasaklayıp nezaretçiler koydu ve bunlardan da vergi almaya başladı. Bundan sonra Mısır'ın geliri iki bölüme ayrılır ki, bunlar da el-haraci ve el-hilali olarak ifade edilir.
El-haraciye tohumlu bitkiler, hurma, üzüm, meyve ekilen topraklardan ayrıca köy yerlerinde büyük ve küçük baş hayvan, tavukçuluk yapan köylülerden alınan vergilerdi.

Genel kullanıma açık sahalardan ve tabii varlıklardan gelen gelir ise el-hilaliye grubundaydı ki, buna göre vergi iki gruba ayrılıyordu:

1. Haraci vergi.
2. Hilali vergi.

Ahmed bin el-Müdebbir Mısır'dan her yıl 800 bin dinar meblağında haraci vergi, 100 bin dinar meblağında hilali vergi topluyordu.
Tolunoğulları'nın hakimiyeti döneminde Mısır'da ekonomik ilişkiler çok değişti. Ahmed bin Tolun ülkeden gelen geliri hilafet hazinesine göndermekten imtina ederek ülkenin dahilinde çeşitli işlere sarfetmeğe başladı. O siyasi durumu güçlendirdikten sonra ilk olarak tarım üretiminin gelişmesi için tedbirler gördü. Şöyle ki, Bin İlyas'ın yazdığına göre o, Mısır köylerini kalkındırmaya, köprüler ve su bentleri (genatir) yaptırmaya başladı, körfezler ve kanallar kazdırdı.

Çağdaş Mısır tarihçisi Z.M.Hasan, Bin İlyas'ın bu bilgilerine dayanarak ve biraz da ileri giderek şöyle yazıyor:

"...Ahmed bin Tolun çok gerekli olan tarım reformunu gerçekleştirmişti".

Elbette, Tolunoğulları tarım ürünlerinin artırılması için daha önce yararlanılmayan çok sayıda toprak sahasının sulanmasını sağlayan devamlı derin kanallar şebekesi açtılar ve Mısır'da mahsul artışını o döneme göre çok yüksek düzeye çıkardılar. Ancak onu Z.M.Hasan'ın iddia ettiği gibi "çok gerekli bir toprak reformu" olarak tanımlamak doğru değildir. Bu tarım üretimini geliştirmek, mahsul artışını sağlamak ve bununla ilgili olarak iktidarını güçlendirmek için ülkeden büyük miktarda gelir elde ederek Tolunoğulları tarafından gerçekleştirilen gelişmelerdi. Tolunoğulları'nın gerçekleştirdiği bu işler tarım reformu düzeyine ulaşmamıştı.

Toprağın asıl hakimi devlet olsa da, onun ekilip biçilmesi, yararlanılması yine de önceki gibi kiralama usulü ile yürütülüyordu. Toprak sözleşmeye (gebele) göre kiraya veriliyordu. Toprağın devlet tarafından kiraya verilmesini haraç divanı düzenliyordu. Kiralayanın şehirden veya köyden olması farketmiyordu. Her hangi bir kişi toprağı kiralayabilirdi. Toprak dört yıl müddetle kiraya verilir dört yıldan sonra ise sözleşme yenilenirdi. Eğer bu zaman süresince sözleşmenin şartları bozulmuşsa, toprak başka birisine verilir; eğer bozulmamışsa, önceki kiralayanda kalabilirdi. Ancak haraç divanı istediyi zaman, dört yıl süresinde sözleşmenin şartları bozulmasa bile, süre bittiği için toprağı önceki kiracıdan geri alabilirdi.

Kiracı haraç divanı ile yapılan anlaşmaya göre tesbit edilen süre içerisinde haracı taksitlerle öderdi.
Kiracı kiraladığı toprağa su arkları, kanallar açmalı, eski kanalları temizlemeli, elverişli hale getirilmeydi.

Daha öncede belirtildiği gibi, Tolunoğulları'nın hakimiyetine kadar Mısır'da ekin için elverişli sahaların az bir kısmından, daha doğrusu yirmi dörtte birinden (24 milyon feddan toprağın 1 milyonundan -E.E.) faydalanılıyordu. Ahmed bin Tolun kendisinden önce ekilen toprakların büyük bölümünü kiraya verdi. Kullanılmayan toprakları ise ilk önce elverişli hale getirmeye başladı ve ondan nasıl yararlanılacağını çözdü. Kullanılmamış topraklara su götürmek için derin kanallar açmak ve onu kullanmak için yoksul köylülerin araçları da, gücü de yoktu.

Ahmed bin Tolun ülkeden topladığı vergilerden derin kanallar, anbarlar, setler kurarak bütün yıl boyu kullanılan büyük sulama şebekesi yarattı. Bununla da önemli ölçüde arazi sulandı. O zamana kadar Mısır'da bütün yıl boyu bir kez mahsul alınırken, ondan sonra devamlı kullanılan kanalların sağladığı imkan ile yılda iki kez mahsul alınabiliyordu.

Ahmed bin Tolun bu toprakları köylülere dağıttı. Onların ekilip biçilmesi için devlet "ihtiyacı olan köylüye tohum, tarım aletleri ve hayvanları da veriyordu". Mahsul yığımı bittikten sonra bunların değeri ödeniyordu. Köylülerin bunların değerini ödemek imkanı olmadığı zamanlarda ise devlet bu alacaklarından vaz geçebiliyordu.

Mısır'ın tarım üretiminde tarih boyu Nil nehri önemli rol oynamıştır. Her yıl tropik yağmurlar sonucunda Nil nehrinde su seviyesi yükselir, seller meydana gelirdi. Bu sellerin sonucunda da nehrin çevresini kilometrelerce su basardı. Bu durum her yıl dört ay kadar sürer. Aynı zaman süresince çok sayıda toprak sahası sulanır ve selin getirdikleri bu topraklar için adeta gübre görevi görürdü. Nehirde suyun seviyesi azaldıkça çevredeki topraklardan su geri dönmesin diye Nil nehrinde ilkel usulle kurulmuş bentler kapanırdı. Üstelik bu bir çok kanaldan devamlı olarak su aksamını sağlardı. Bu seller (feyedan) bir taraftan ülkenin tarım hayatı için faydalı olurken, öte yandan büyük zararlar yaratırdı. Sellerin imkan dahilinde zararını önlemek için Tolunoğulları zamanında bazı tedbirler görülmüştü. Şöyle ki, Ahmed bin Tolun Nil'de suyun seviyesini ölçmek için iki sistem inşa ettirmişti. Bu su ölçenlerin kurulması ülkenin hayatında önemli rol oynuyordu. Suyun seviyesinin yükseldiği görülünce bütün kanallar açılıyor, suyun bütün ülke boyunca yayılması için çaba gösterilirdi. Bu da yıkıp dağıtan sellerin çok zarar vermesini önlüyordu. Öte yandan selden sonra suyun seviyesinin düştüğü kayda alındığı zaman, kanallar kapanır, bununla da suyun ekin için yararlı topraklardan geri çekilmesi önlenirdi. Böylece büyük toprak sahalarını kaplayan sular uzun süre toprak üzerinde kalıyor, toprak suyu emiyor ve mahsulün bereketli olmasını sağlıyordu.

Tolunoğulları su seviyesini ölçen düzeneklere nezaret etmesi için özel adamlar görevlendirmişlerdi. Bu görevliler düzenekleri tamir ediyor, suyun seviyesini her gün kayda alıyor ve haraç divanına bilgi verirlerdi. Bir çok tarihçi, özellikle Bin Teğriberdi (15. yy) Tolunoğulları zamanında Nil'de suyun her yılki en yüksek seviyesinin nasıl olduğunu devamlı olarak göstermiştir. Bunun yanısıra bir su bendi de kurulmuştu.

Tolunoğulları'nın tarım sektörüne özel dikkat göstermesi ve çeşitli faaliyetlerin sonucunda verimlilik önceki yıllara oranla oldukça artmıştı. Tarım sektörünün gelişmesi sonucunda Tolunoğulları'nın geliri hayli çoğalmıştı. Bin el-Müdebbir Mısır'dan 800 bin dinar meblağında haraç toplarken, Ahmed bin Tolun döneminde Mısır'ın yalnız tarım üretiminden elde edilen gelir 4 milyon 300 bin halis altın dinara ulaşıyordu. Ahmed bin Tolun Mısır'dan toplanan 100 bin dinarlık hilali vergiyi lağvetmiştir. Daha doğrusu, hilali vergi toplanan sahalardan (balıkçılık, çobanlık, tavukçuluk v.s.) artık vergi alınmıyordu. Bunun yerine de O, Suğurları ele geçirmiş ve oradan 100 bin dinarlık haraci vergi topluyordu.

Ahmed bin Tolun Mısır'da uyguladıklarını Şam'ı ele geçirdikten sonra orada da hayata geçirdi. Şöyle ki, O, Mısır'dan çıkarıldıktan sonra halife tarafından Suriye, Ürdün ve Filistin'de haraç toplamakla görevlendirilmiş Bin Müdebbir'i 267 (880-881) yılında Remle'de tutuklayıp 600 bin dinarlık mal-mülküne el koymuştu.

Bundan sonra o, Demeşk eyaletinden her yıl toplanan 300 bin dinar, Ürdün'den 100 bin dinar, Filistin'den 300 bin dinar meblağında haraca da kendisi el koyuyordu.
Tolunoğulları'nın hakimiyeti altında birleştirilmiş bütün ülkelerde tarım sektörünün gelişmesine özel dikkat gösteriliyor. Bir çok bitkilerin geniş sahalarda ekilmesinin gerekliliği düşünülüyordu. Tohumlu bitkilerden buğday, mısır, fasulye, nohut, arpa, teknik bitkilerden şeker kamışı, pamuk ve benzerleri ekilip toplanıyordu.

Tolunoğulları zamanında Mısır, Şam ve Ürdün'de bağcılığa önem verilmiş, bostancılık da geliştiriliyordu. İlginçtir, Arap ülkelerinde bağ-bahçenin, gül bahçelerinin kurulması ve yayılması hilafette Türklerin nüfuzunun artması ile, "Türk asrı" ile bağlıdır.

Bu konuda Mısır tarihçisi H. Ahmed Mahmud şöyle yazmaktadır:

"Türk devri bütün İslâm âleminde bağcılık ve gülcülüğün yayılması ile kendisini göstermiştir". Bu dönemlerde de bayramlarda, çeşitli törenlerde gül, çiçek kullanımı önemliydi.

Tolunoğulları da Mısır ve Şam'da bağlar kurulması, gül bahçeleri yapılması için çeşitli tedbirler görmüşlerdi. Fustat'da, Demeşk yakınlarında, el-Abbase'de, İskenderiye'de Tolunoğulları kendileri için büyük bağlar kurmuştular. "Güllere olan ihtirası" Humaraveyh'i bağcılık konusunda bütün Müslüman hakemler içerisinde adeta uzmanlaştırmıştı. Humaraveyh ülkede meyveciliğin gelişmesine, nadir meyve ağaçlarının çoğaltılmasına büyük dikkat gösteriyordu.

Bin İlyas aynı konuda şöyle yazmaktadır:

"Humaraveyh babasının yaptırdığı caminin yakınlarında büyük bir bahçe düzenletmiş ve oraya bütün Hint, Şam, hatta Horasan, Mekke ve Yemen ülkelerinden ağaçlar getirtmişti. Böylece orada bütün meyveler ve reyhanlar, hatta demir sülgeni (el-kadı), karanfil, sünbül çiçeği, zaferan, Hindistan cevizi ve Mısır'da hiç bir (zaman) ekilmemiş sair meyve, çiçek, reyhan ve ilginç bitkiler ekilmişti".

Aynı dönemde çok nadir aşılmalar da yapılıyordu. Humaraveyh'in köşkünün bağında eriğe aşılanmış badem v.s. vardı. Bostan bitkilerinden Hint karpuzu, Horasan karpuzu, salatalık v.s. geniş yayılmıştı. Mısır, Filistin, Şam ve Ürdün'de ahalinin bir kısmı hayvancılık ve tavukçulukla uğraşıyordu. Berge'de etlik büyük-küçük baş hayvan, Antakya'da camış, Yukarı Mısır'da küçük boynuzlu ev hayvanları, at, deve v.s. yetiştiriliyordu.

Mısır'da tavukçuluk oldukça gelişmişti. Kümes hayvanlarını suni surette çoğaltmak için özel tezgahlardan istifade ediliyor ve bu gizli tutuluyordu. Güvercinlerin yılanlardan korunması ve çoğalması için ahali özel yerler hazırlıyordu. Etini yemek için değil, dışkısından gübre yerine faydalanmak için güvercinlere önem veriliyordu.

Humaraveyh bitki ve hayvanlara özel meraklıydı. Daha öncede belirtildiği gibi o, bir kaç yerde büyük, çeşitli meyveleri ve gülleri olan bağlar kurdurmuş, hayvanat bahçesi (zoopark) de yaptırmış, çeşitli hayvanlar ve kuşlar (aslandan tavuz kuşuna kadar) getirtmişti. Hayvanlar için ayrı ayrı barınaklar ve kafesler yaptırmıştı.

Ahmed bin Tolun despot bir hakem olmasına, her hangi baş kaldırıyı acımasızca bastırmasına rağmen, ahali ile yakın, samimi ilişkiler kuruyor, ahalinin refah seviyesini yükseltmek için tedbirler görüyordu.

Köylülerin durumunun iyileşmesi, üretim araçlarının artırılması, su şebekelerinin kurulması, bazı toprak sahalarının yararlı hale getirilmesi, gübre kullanılması sonucunda Mısır ve Şam'da verimlilik artmış, ucuzluk sağlanmıştı. Şöyle ki, 10 er-debb buğday bir dinara satılıyormuş. Halbuki diğer devletlerin tarihinde bu tür ucuzluğa rastlanmıyor, aksine sık sık pahalılığın, kıtlığın, açlığın olduğu anlaşılıyor.
Humaraveyh'in döneminde de aynı durum söz konusuydu.

Bin Teğriberdi 260 (873-873) yılının olaylarını şöyle açıklıyor:

"Hicaz ve Irak'ta pahalılık oldu. Bağdad'da bir kurr buğdayın fiyatı 150 dinara ulaştı".

Taberi 261 (874-875) yılından söz ederek şöyle yazıyor:

"Bu yıl bütün Müslüman ülkelerinde pahalılık daha da arttı... Bağdat'ta fiyatlar yükseldi. Bir kurr arpanın fiyatı 120 dinara ulaştı ve bu durum aylarca devam etti".

Tarihçilerin bu ifadelerini karşılaştırdığımız zaman anlaşılıyor ki, Ahmed bin Tolun'un döneminde Mısır'da 40 er-debb buğday 4 dinara, Bağdad'ta 150 dinara, Humaraveyh'in döneminde ise Mısır'da 10 dinaraydı.

Bütün kaynak ve literatürler dikkatle araştırıldığında Tolunoğulları devletinde yalnız bir kez erzak kıtlığının yaşandığı anlaşılıyor.Mısır tarihçisi Megrizi Mısır'da 7. yüzyıldan 12. yüzyıla kadar meydana gelen açlık ve erzak kıtlığı konusunda geniş değinmiş ve bu mesele hakkında ayrıca bir eser yazmıştır. Ancak yazar bu eserinde Tolunoğulları devrinde yaşanan kıtlık hakkında hiçbir bilgi vermiyor.

Mısır tarihçisi Said bin Batrik (10. yy) yalnız bir yerde işaret ediyor:

"Mısır'da büyük bir deprem oldu ve çok sayıda ev uçtu, hayli insan öldü. Bu yıl bir mekkuk buğdayın fiyatı bir dinara ulaştı. İnsanlar açlıktan ölmemek için pamuk çiyiti yiyorlardı."

Said bin Batrik bunun Humaraveyh'in iktidarı döneminde yaşandığını gösterse de, kesin tarih vermemiştir. Bu tarihe ise biz Taberi'nin eserinde rastlıyoruz. 272 yılının olaylarından söz eden yazar:

"(Bu yılda) böyle bir haber geldi ki, Cumada el-ehir (885 Kasım-Aralık) ayında Mısır'da şiddetli deprem olmuş ve evleri, Cuma camisini harap etmiştir... Sonra Bağdat'ta fiyatlar yükselmiş. Bağdadlılar Samarra'ya (satmak için) yağ, sabun v.s. götürülmesini yasakladılar" diye ifade etmektedir.

Anlaşılıyor ki, 272 (885) yılında Mısır'da meydana gelen şiddetli deprem sonucunda erzak kıtlığı yaşanmıştı. Tolunoğulları'nın bütün hakimiyet döneminde ikinci kez böyle bir olaya rastlanmıyor. Halbuki onların hakimiyetinden sonra Mısır'da ve Şam'da bu tür gıda maddeleri yokluğu, pahalılık sık sık oluyordu. Bütün bunlara işaret etmekten amaç Tolunoğulları döneminde Mısır ve Şam'da tarım işlerinin durumu hakkında doğru tasavvur yaratmaktır.

Kaynakça
Kitap: TOLUNOĞULLARI DEVLETİ
Yazar: Fazil Gezenferoğlu
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Tolunoğulları Devleti

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir