Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Tolunoğulları'nın Kültürel Hayata Bakışı

Burada Tolunoğulları Devleti hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Tolunoğulları'nın Kültürel Hayata Bakışı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 03 Oca 2011, 19:30

TOLUNOĞULLARI'NIN KÜLTÜREL HAYATA BAKIŞI

Tolunoğulları Mısır ve Şam'ın siyasi, sosyal tarihinde önemli yerlerden birini tuttukları gibi, bu ülkelerin kültür tarihinde de büyük izler bırakıp gitmişlerdir.
F.Hitti haklı olarak şöyle yazıyor; Tolunoğulları Devleti'nin hakimiyeti Arapların fethinden sonra ilk hakimiyet idi ki, Mısır'ın güzel sanat merkezi ve görkemli sivil binalar diyarı gibi şöhret kazanmasına imkan sağladı.

Mısır ve Şam'ın Tolunoğulları devrindeki medeniyetinin çeşitli sahalarını incelemeden önce, bu konudaki bazı yazılarla ilgili görüşlerin ortaya koyulması gerekli sayılmalıdır. Bunu da belirtmek gerekir ki, söz konusu dönem medeniyeti ile ilgili yapılan araştırmaların büyük çoğunluğu ya Avrupa tarihçileri ve sanat araştırmacıları, ya da taassubkeş, milliyetçi Arap alimleri tarafından gerçekleştirilmiştir. Elbette, bütün bu araştırmacıların bu sahada önemli hizmetleri vardır. Ancak medeniyetin bu veya diğer sahası araştırılırken tahrifler yapılmış, bazen de doğru sonuçlara varamamıştırlar. Bundan dolayıdır ki, burada ortaçağ kaynaklarına ve yapılan arkeolojik kazılar hakkındaki son bilgilere dayanarak doğru sonuçlara varmaya ve yeri geldikçe imkan dahilinde bazı araştırmacıların yanlış iddialarının ortaya çıkarılmasına çaba gösterilecektir.

Tolunoğulları Mısır'ın medeniyetinin gelişmesinde ve yükselişinde önemli işler gördüler. Elbette, bu o demek değildir ki, Tolunoğulları hayata geçirdikleri faaliyetlerinde yalnız medeniyeti geliştirmeği düşünmüşler. Onlar bu etkinlikler ile yerli ahali arasında nüfuz kazanmak, şöhretlerini bütün hilafete yaymak, ihtişamlarını diğer emirlere ve halifeye göstermek istemişlerdir. Ancak onların amaçlarının ne olduğundan ziyade, bu faaliyetler her halde medeniyetin gelişmesine hizmet etmişti. Bu etkinliklerin çoğunluğu ise Ahmed bin Tolun tarafı ndan hayata geçirilmiştir. Oldukça ilginçtir, bazı Avrupa ve Arap tarihçileri, şarkiyatçıları ve sanat araştırmacıları hangi gücün etkisinden ve hangi sebebten ve nasıl bir hipotezin sonucundansa Türklerin Müslüman alemindeki medeniyete olumsuz tesir gösterdiğini iddia ediyor, onların bu veya diğer hizmetlerini ört bas etmeğe, başkalarına mal etmeğe, her hangi ilave sebeplerle ilgilendirmeye çaba gösteriyor ve görüşlerini ispatlamak için ilimdışı yollara başvuruyorlar.

Bu mitolojinin, eğer böyle tanımlamak mümkünse, boş, anlamsız olduğunu az çok göstermek için de maalesef hala öyle ciddi bir adım atılmamıştır. Halbuki böyle bir adım için çok sayıda esaslar ve tarihi deliller vardır.

Bu bir gerçektir ki, İslam medeniyeti olarak tanımlanan medeniyetin gelişmesinde Türk boylarından olan çok sayıda görkemli alim, filozof, mimar, şair, edebiyatçı, tarihçi, coğrafyacı ve mahir sanatkarlar (aynı zamanda güzel sanat ustaları -E.E.) büyük rol oynamanın yanısıra, pek çok komutan ve hükümdarlar bu medeniyetin çeşitli zamanlarda himayecisi olmuşlar.

9. yüzyılın ikinci yarısında Yakın ve Orta Doğu'nun sosyal, siyasi, iktisadi ve kültürel hayatında önemli yer tutan Türkler hakkında C.Zeydan şöyle yazmaktadır:

"Türkler İslam'da ve İslam medeniyetinde yeniydiler. Şöyle ki, onlar öyle bir ülkeden gelmişlerdi ki, (bu ülke) hala da cahiliyet devrinde kalmaya devam ediyordu. Onlar bu medeniyetin (İslam medeniyetinin) yolunda bir engel taşı olmuşlar".

İlk önce buna dikkat gösterilmelidir, Türkler Abbasiler hilafetine nereden gelmişler. Bu sahada yazan bütün tarihçiler gösterirler ki, bu Türkler Buhara, Semerkand, Fergane, Usruşana v.s. yerlerden gelmişler ki, bunlara birlikte "Türkistan" yahut Turan ülkesi derlerdi. Bu ülkeler ise Arap işgalcilerinin baskınlarına kadar medeniyetin yüksek düzeyde geliştiği ülkeler olmuştur.

Aynı Türkler medeni seviyesine göre hiç de komşuları Çin, Hindistan ve İran'dan geri kalmayan Orta Asya'dan gelmişlerdi. "Orta Asya halkları Eftalitler ve Türkler birleştikleri vakit kendilerinin kadim medeniyetini daha da güçlendirdiler".

Dünyanın bir çok halkları gibi, Merkezi ve Orta Asya'nın Türk halklarının da kadim, zengin, yüksek medeniyeti olmuş ve bu medeniyet komşu olan Çin, Hindistan ve İran halklarının, bazen de Bizansların medeniyeti ile karşılıklı şekilde gelişmiştir.

A.Emin, Türklere karşı kasıtlı, taraflı olduğundan, çok ileri giderek şöyle yazmaktadır:

"Bu Türklerin kadim bir güzel sanatı ve medeniyetleri olmamıştır. Çünki, onlar bedevi, ya da yarı bedevi olmuşlar".

Bilinmelidir ki, bu iddiayı yalnız A.Emin değil, bir çok tarihçi ileri sürüyor ve bu iddia daha çok Sovyet tarihçilerinin eserlerinde yer alır. Ancak bu iddiaların hiç bir ilmi dayanağı yoktur. Bizce Türkler genel olarak bakıldığında yerleşik hayat yaşamışlar. Fakat bunun yanısıra, bazı Türk aşiretleri daima göçebe hayat sürmüşler. Bu göçebe güçlü Türk aşiretleri, özellikle Hunlar ise Çin'in, İran'ın, Hindistan'ın askeri, siyasi hayatında uzun süre önemli rol oynadıkları için bu ülkelerin halklarının edebiyat ve tarihinde silinmez izler bırakmışlardır.

Bu halklarda ise söz konusu aşiretlere göre, bütün Türklerin göçebe oldukları anlayışı yer almıştır.
Öte yandan sorulabilir ki, peki Türkler göçebe idilerse, onların vatanlarında bugün arkeolojik kazılarda ortaya çıkan yüzlerce kale ve şehirleri, binlerle tarihi abideleri, kayalardan yontulmuş insan heykellerini, altın, gümüş, bronz v.s.den yapılmış çok sayıda insan figürlerini, çok sayıda alfabeleri kim yapmıştır. Bedevi, barbar hayat yaşayan her hangi bir halk böyle bir yüksek medeniyet numuneleri ortaya koyamaz. Merkezi ve Orta Asya'da yaşamış ve 9. yüzyıldan itibaren Abbasiler hilafetinin içlerine doğru yayılan Türklerin zengin medeniyetleri olmuştur. Bu medeniyetin gelişmesini 8-9. yüzyıllarda aksatan ise Arap baskınlarıydı. Abbasiler hilafetinde yüksek görevler alan bir çok Türk emir ve komutanları, aynı zamanda Mütevekkil'in veziri Feth bin Hakan, Tolunoğulları, İhşidiler ve benzerleri Arap medeniyetinin himayecileri olmuşlar.

İlginçtir, Avrupa tarihçileri buna da bir çıkış yolu bulmaya çaba göstermişler. Örneğin, Le Kok Ahmed bin Tolun ve Baybars hakkında yazıyor ki, bu Türkler barbar Türklerden değil, Hind-Avrupa Türklerinden idiler. Elbette, Le Kok'un nasıl yanlış görüşte olduğu açıktır.

İlk bakışta burada Türklerin yüksek medeniyete sahip olduklarından bahsetmek yersiz görülebilir. Ancak bu böyle değildir. Türk medeniyetine karşı doğru olmayan bakış açısıdır ki, Türk medeniyetine dikkat gösterilmemesi tahriflere, sahte sonuçlara vardırmış, Mısır'ın 9. yüzyıl medeniyetindeki Türk kültürü unsurları sezilmemiş kalmıştır.

Medeniyetin oluşması ve gelişmesi, bilindiği gibi sosyal ve tarihi nedenlerin, ayrıca kadim geleneklerin, dini düşüncelerin, komşu halkların yaratıcılığının v.s. etkisi altındadır. Bu Doğu ülkeleri için özel önem taşır.

Hanedanın ve aynı zamanda Mısır, Filistin, Suriye ve Ürdün'de Müslümanların bu toprakları ele geçirmesinden sonra ilk bağımsız devleti kuran Ahmed bin Tolun despotluğuna, zulümkarlığına, kendisinin ve kurduğu devletin düşmanlarına karşı haddinden fazla gaddar olmasına rağmen, ilmin, medeniyetin gelişmesine özel dikkat göstermiştir. O, becerikli, kararlı, siyaseti bilen, ileri görüşlü, akıllı bir devlet adamı, cesaretli, yüksek savaş yeteneğine sahip bir komutan olmanın yanısıra, kendi devrine göre geniş bilgiler edinmiş bir şahsiyet idi. O, Türk adetlerini, kaide kanunlarını iyi bilmenin yanısıra, fıkhı (Müslüman hukuk kaidelerini -E.E.) yeterince benimsemişti.

Ahmed bin Tolun, Kur'an'ı ezberlemiş Arap asıllı olmayan devlet başkanlarına oranla onu büyük bir maharetle benimsemişti. Bu da şuurlarında İslam dininin hakim olduğu insanların nazarında onun nüfuzunu artırıyordu.

Medeniyet sahalarına önemli ölçüde paralar sarfeden Ahmed bin Tolun, bu medeniyetin yaratıcılarına - hoca, halim, mimar, nakkaş, hekim ve şairlere büyük ihtiram gösterir, onların meclislerine gider, kendisi ziyafetler düzenleyip pek çok kişiyi, büyük alimleri toplardı. alimlere maddi destek için büyük meblağda para harcardı. O, hatta Bağdad alimlerine yardım için her yıl 2 milyon 2 bin dinar gönderirmiş.

Mısır'da ve az çok Şam'da medeniyetin gelişmesinde Ahmed bin Tolun'un himayeci bir hükümdar olarak büyük hizmetleri olmuştur. Elbette, bu gelişmeyi tamamen ona mal etmek yanlış olurdu. Asıl gerçek şuydu ki, söz konusu ülkelerde bağımsız devletlerin kurulması medeniyetin gelişmesinde esas sebeb olmuştur. Bu da devrin sosyal siyasi olaylarıyla ve iktisadi gelişimi ile ilgiliydi.

Kaynakça
Kitap: TOLUNOĞULLARI DEVLETİ
Yazar: Fazil Gezenferoğlu
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Tolunoğulları Devleti

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir