Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Tolunoğulları Devletinde Mimarlık Ve Bedii Sanat

Burada Tolunoğulları Devleti hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Tolunoğulları Devletinde Mimarlık Ve Bedii Sanat

Mesajgönderen TurkmenCopur » 03 Oca 2011, 19:30

MİMARLIK VE BEDİİ SANAT

Tolunoğulları devletinin arazisinde yapılan çeşitli ve pek çok binalar, bu yapılar hakkındaki ortaçağa ait bilgiler ve söz konusu yapıların bazısının kalıntıları mimarlığın gelişimi hakkında tasavvur yaratmaya imkan sağlıyor. Bir gerçek itiraf edilmelidir ki, Mısır'ın aynı dönemdeki mimarisi ve güzel sanatları hakkında en değerli araştırmayı yapan Mısır tarihçisi Zeki Muhammed Hasan'dır. alimin bu sahadaki başarısı onun aynı zamanda güçlü bir sanat araştırmacısı olmasından kaynaklanır. Öte yandan alim o devirden kalma tarihi abideler ve müze eksponatlarını şahsen gözlemlemiş, üstelik Arap dilli kaynakların yanısıra Avrupa sanat araştırmacılarının bu konuda yazdığı çok sayıda eserden çokyönlü yararlanmıştır ki, bu da onun araştırmasının mükemmelliğine imkan sağlamıştır. Ancak bilindiği gibi, alim bu araştırmasını 1933 yılından önce yapmıştır. Son 30 yılda ise yürütülen arkeolojik kazılar ve araştırmalar sonucunda bu sahada yenilikler elde edilmiştir. Bundan dolayıdır ki, Z.M.Hasan'ın araştırması çağdaş ilim ölçülerinde eksik görülüyor ve bu araştırmada bazı yetersizlikler ortaya çıkıyor.

Mısır mimarlığının numunelerinden biri Nil nehri üzerinde inşa edilmiş su seviyesini ölçen sistemdir. Bu düzeneğin kurulması büyük maharet ve incelik istiyordu. Onların inşasının zor olduğunu şuna dayanarak söylemek mümkündür. Orta Asya'nın dışında bütün Müslüman ülkelerinde bu düzeneği kurmak için sanatkar, duvarcı, mimar bulmak çok zor bir işti.

Bu orijinal mimarlık abidelerinin bütün Müslüman aleminde kurucuları Orta Asyalı, daha doğrusu Ferganalı mimarlar, mühendislerdir. Sık sık yataklarını değişen Amuderya ve Sırderya nehirlerinde bu düzeneği kurmak onlarda geleneksel bir maharet yaratmıştır.

Mısır'ın Müslümanlar tarafından ele geçirilmesinden sonra Nil nehrinde yapılan karışık sistemli suölçenleri yapanlar da yalnız Ferganalılardır. Bundan dolayıdır ki, bu mimarlık abideleri yerli mimarlıktan daha fazla Türk mimari örnekleri sayılmalıdır.

715 yılında Revze adasında (Fustat yakınlarında -E.E.) kurulan şu ölçen düzeneği (Nilölçen) Fergana'dan gelen mahir bir mimar tarafından yapılmıştır.
Ahmed bin Tolun Gus şehirinde ve el-Cize'de su seviyesini ölçen düzenekler (mikyas en-Nil) yaptırmış, Revze'deki daha önemli düzeneği ise tamir ettirmişti.
Türk mimarlık okulunun temsilcisi, mahir mimar ve astronom Ferğani 9. yüzyılda hilafette su düzeneklerinin önemli ustasıydı.

7. yüzyılda gelişmeğe başlayan Türk mimarlığı 9. yüzyılda hilafette yapılan mimarlık abidelerinde büyük izler bırakmıştı.
Tolunoğulları devrinde Mısır'da meydana getirilen en büyük mimari abide, çağımıza kadar ilk görünüşünü korumakta olan, yalnız Mısır mimarlığının değil, 9. yüzyıl Yakın ve Orta Doğu mimarlığının kıymetli incilerinden sayılan, dünyanın pek çok şarkiyatçı, tarihçi ve sanat araştırmacılarının ilgi odağı olan "Bin Tolun" camisidir. Camisi devrinin en kümemmel mimari örneklerinden biri olarak ciddi araştırma gerektirir.

Mısır'ın 9. yüzyıl tarihini ele alan öyle bir ortaçağ veya yeni ve en yeni devir tarihçisi bulmak zordur ki, bu abideden az da olsa söz etmemiş olsun. Tarihçiler "Bin Tolun" camisinin yapılmaya başlama tarihini farklı gösterdikleri gibi, caminin inşasının ne zaman sona erdiğini de çeşitli yıllarla gösterirler.

Bu gösterilen tarihlerin hangisinin daha doğru olduğunu son zamanlar elde edilmiş bilgiler belirlemiştir. Caminin güney tarafındaki duvardan ortaya çıkarılan bir mermer levha üzerinde caminin 263 (876-877) yılında inşasına başlandığı ve 265 (879) yılında tamamlandığı yazılmıştır.
"Bin Tolun" camisi Mısır'da yapılmış üçüncü camiydi. Bu cami diğerlerine oranla ilk halini az çok koruyan bir mimarlık abidesidir.

Evliya Çelebi cami hakkında şöyle yazmaktadır:

"onu (camiyi -E.E.) gören neredeyse kale zanneder. Zira köşebentleri ve dört bir taraftan çekilmiş iki kat duvarlarının metaneti hiç bir kalede yoktur".

Cami kare biçiminde duvarlarla çevrelenmiştir. Her tarafın içten uzunluğu 92 metre kadardır. Uç taraf dört kat, dördüncü tarafise beş kat kerpiçten örülmüştür.
Caminin namaz kılmak için yapılan bölümü (haram) iki kat duvarla çevrilidir ki, bu da sesin dışarıdan namaz yerine, öte yandan namaz kılanların sesinin caminin bünyesinde olan medreseye geçmemesi içindir. Caminin namaz kılınan kısmı beyaz mermerlerle döşenmiştir. Avlusunun ortasında su fiskiyesi yapılmıştır ki, arkla gelen su oradan fiskiyeye dolar ve orada abdest alınırmış, sonradan kirlenmeği önlemek için caminin arkasında Ahmed bin Tolun ikinci bir su fiskiyesi yaptırıp, avludaki su fiskiyesinde abdest almayı yasaklar. Caminin mihrabı kurulacağı zaman mühendisler uzun süre tartışmış, bazıları mihrabın doğru olmadığını söylemişlerse de, bu mihrabın sonradan bütün Mısır camilerinde yapılan mihrapların en doğrusu olduğu ortaya çıkmıştır. Elbette, bu dini açıdan değil ilmi açıdan değerlidir. Mihrabın doğruluğu o devirde astronomiye göre yön ve istikamet, geometriye göre köşelerinin ne kadar doğru belirlendiğini gösterir.

Camide dikkati çeken kısımlardan biri de minaredir. Minare batıdan dış taraftan caminin duvarına bitişik yapılmıştır. Üç kattan oluşan, Mısır mimarlığında eşi benzeri olmayan 40 metre uzunluğunda orijinal bir minaredir. Minareye çıkmak için merdiven içeriden değil dışarıdan kurulmuştur. Merdiven minareye her bir yandan sarılarak düzenlenmiştir.
Mükemmel bir sanat eseri olan bu minare çok da kalın olmasına rağmen, yüzyıllardan beri sağlam kalmış ve görkemini bugüne kadar koruyabilmiştir.

"Bin Tolun" camisinin minberi Kahire camilerinin minberleri arasında en güzeli ve en kadimidir. Devrin bedii sanatkarlık özelliklerini muhafaza eden bu minberin üzerinde güzel ornamentler, nakışlar, çeşitli kabartma ve oymalar büyük ustalıkla işlenmiştir. Bütün camiyi ve avlusunu çevreleyen duvarların yapımında toplam beş inşaat malzemesinden kil, pişmiş kerpiç, alçı ve az bir miktarda mermer ve tahta kullanılmıştır.

Rivayete göre, Ahmed bin Tolun camii inşa ettirmek isterken şöyle demiştir:

"Ben öyle bir bina yaptırmak istiyorum ki, eğer Mısır yansa veya (suya) batsa bile, o (bina) kalsın". Ona cevaben demişler ki, o zaman ateşe dayanıklı alçı, kil ve pişmiş kerpiçten yaptır ve mermer astanalar yaptırma, çünkü (mermer) ateşe dayanıksızdır". Caminin bu malzemelerden yapılması pek çok yangından korumuş, onun çevresindeki binalar yanıp kül olurken, yangınların pişmiş kerpiç ve kilden yapılmış camiye hiç bir etkisi olmamıştır. Binaların pişmiş kerpiç, kevgir taşı ve kilden yapılması inşaat için elverişli taşlarla zengin olan Mısır'da pek uygulanan bir sistem değildi. Bu usulü Mısır'da Orta Asya'dan Türkler getirmişlerdi.

"Bin Tolun" camisinin tarihi bir abide gibi yüksek değeri aynı zamanda caminin Tolunoğulları devrindeki Mısır bedii sanatkarlığının en büyük örneği olmasındadır.

Bazı yazarlar "Bin Tolun" camisinin mimarisinde Bizans mimarlığını, bazıları İran mimarlığının, bazıları da Hint mimari sanatının etkisi olduğunu söylerler. Ancak bu iddiaların istinad ettiği esaslar tutarlı olmadığından, onlar ihtimal olarak kalmaktadırlar.

Bir gerçektir ki, gerek Getai şehri, gerekse "Bin Tolun" camisinin mimarisi Samarra şehrinin ve son zamanlar geniş araştırma sahasına dönüşen meşhur Samarra camisinin mimarisine oldukça yakındır. Hatta her iki caminin minaresi benzer özellikler taşır ve diğer minarelerden tamamen farklıdır.

Samarra şehri ve Samarra camisinin mimarisinde de Türk mimarlığının unsurları dikkatleri çeker.
"Bin Tolun" camisi yalnız değerli bir mimarlık abidesi olarak kalmamış, Mısır'ın sonraki ilim ve kültür hayatında önemli rol oynamıştır. Mısır'ın sonraki bedii sanatkarlık, tasviri, dekoratif güzel sanatlar ve mimarisinin gelişmesine büyük etki göstermiştir.

Fatımi halifesi Muiz 969 yılında Mısır'da Getai şehrinin güneyinde Kahire şehrinin temelini atarak 970 yılında meşhur el-Ezhar cuma camisini yaptırmaya başladı. Bu dönemde yapılan büyük binalarda ve el-Ezhar camisindeki nakış, resim ve oymaların gerçekleştirilmesinde "Bin Tolun" camisindeki güzel resimlerin büyük etkisi vardır.

Diğer bir Fatımi halifesi Aziz'in 1012-1013 yıllarında yaptırdığı "Hakimi" camisi "Bin Tolun" camisinin planına benzer bir biçimde tamamlanmıştır.
Getai şehri ve "Bin Tolun" camisi Asya mimarlığının Mağribe, oradan da İspanya'ya yayılmasında aracı olmuştur. Tolunoğulları devrinden kalma mimarlık abidelerinden biri de Suriye'deki Akka liman kalesidir. Nil suölçen düzeneklerinden, Getai şehri ve "Bin Tolun" camisinden farklı olarak bu liman kalenin mimari planında Bizans mimarlığının önemli etkisi vardır. Bu kale-limanı Suriye ustaları yapmışlar. Baş mimarı ise 10. yüzyılın ünlü Suriye tarihçisi ve coğrafyacısı Mügeddes'in dedesidir. Kale duvarlarının belirli kısmının denizin içinde yapılması Şam mimarlığının yüksek sanatkarlığını gösterir.

Değerli mimarlık abideleri yaptıran Tolunoğulları, onlardan önce Mısır ve Şam'da inşa edilmiş abidelerin korunup muhafaza edilmesine de dikkat göstermiş, onların bir çoğunu yeniden yaptırmış veya tamir ettirmişlerdi. Mısır'da, Mügettim dağında bir cami ve bir çok Hıristiyan kiliselerini Ahmed bin Tolun tamir ettirip, bir nevi onları yeniden kurmuştu.

Nil'deki pek çok suölçen düzenekleri, meşhur İskenderiye fenerini, Şam'da Meryem ana kilisesini, Maviyye türbesini Tolunoğulları tamir etmişlerdir.
Tarih kaynaklarındaki bazı bilgiler, Kahire'deki İslam Güzel Sanatları müzesinde bulunan, Tolunoğulları zamanından kalma eksponatlar gösterir ki, söz konusu dönemde bedii sanatkarlık, tatbiki, dekoratif, tasviri güzel sanatlar, ornamet, mozaik ve seramikçilik o döneme göre oldukça gelişmişti.

Bazı ortaçağ tarihçileri gösterirler ki, Bin Tolun köşkünün kapılarında alçıdan yapılan vahşi hayvan figürleri varmış. Humaravyeh'in köşkünde ve köşkün bağında civa havuzu, meyve ağaçlarının gövdelerini süsleyen le'l-cevahir, altın ve kırmızı yakut örtüleri yüksek bedii sanatkarlık örnekleridir.

Megrizi bu konuda şunları yazmaktadır:

"(Humaraveyh'in bağında) hurma ağaçlarının gövdesi güzel sanatlarlıkla altın suyuna batırılmış bakıra bürünmüştü... Orada kafeslerin koyulması için oyma ile nakışlanmış (el-menguş bi-n-negri-n-nafiz) sac tahtasından burç yapılmıştı. Bu burçta çeşitli renklerle süslemeler yapılmıştı".

Diğer ilginç yönlerden birisi de süs, nakış, ziynet, debdebe aşığı olan Humaraveyh köşkün bağındaki güllerin, çiçeklerin, ağaçların bile sanatkarane ekilmesine özel dikkat gösterilmiş. Güllerden ve çiçeklerden bedii tasvir aracı gibi faydalanılıyor, çeşitli ifadeler, sözler yazdırmış. Onun bağında güller, çiçekler öyle ekilirmiş ki, orada v.s. sözler okunurmuş.

Ayrıca Humaraveyh köşkte bir meclis odası da yaptırıp, adını da "altın ev" koymuşmuş. O, bu odanın bütün duvarlarını en güzel nakış ve en zarif detaylarla işlenilmiş lacivertlerle cilalanan altın ile kaplatmıştı (tala bi-z-zeheb). Evin üst taraflarındaki duvarı bir buçuk insan boyundaki ağaç malzeme ile kaplanmıştı. Onun üzerinde ise Humaraveyh'in, eşinin ve iki kadın şarkıcının gerçek boylarında resimleri yapılmıştı, daha doğrusu oyulmuştu.

Öte yandan ağaç üzerinde oyulmuş bu resimler kıymetli taşlarla, elvan renklerle süslenmişti. Şarkıcıları tasvir eden resimlerin başlarındaki çelenkler altın, cevahir, zümrüt v.s. elvan taşlarla işlenmişti. Onların kulaklarından asılmış gibi görünen küpeler ağaca yapıştırılmıştı. Vücutlarına öyle boyalar sürülmüştü ki, çok farklı renkte yapılmış elbiseye benziyordu.
Belirtmemiz gerekiyor ki, insan resminin yapılması İslam güzel sanatlarında oldukça nadir hadisedir.

Bin İlyas konuyu şöyle açıklıyor:

Humaraveyh'in oğlu Harun öldürülürken onun odasında sarı bakırdan yapılmış zarif bir insan heykeli bulunmuştu. Onun ayakları altında üzüm tasvir edilmişti.
Günümüzde Kahire müzelerinde ve Fransa'nın Luvr müzesinde Tolunoğulları devrinde Mısır'da dokunmuş kumaşlar, tahtalar, saksı kab kırıkları, meşaleler muhafaza ediliyor. Bu eksponatlar üzerindeki renkli nakışlar, oyma ve kabartma usulü ile yapılmış süsler büyük ustalıkla işlenmişti.
Değerli seramik örnekleri olan aslanlı saksı, kab kırıkları üzerindeki insan başlarının ve bazı kuş, hayvan tasvirleri de yüksek bedii sanatkarlık örnekleridir.

Kaynakça
Kitap: TOLUNOĞULLARI DEVLETİ
Yazar: Fazil Gezenferoğlu
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Tolunoğulları Devleti

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir