Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Tolunoğulları Devletinde Dil ve Edebiyat

Burada Tolunoğulları Devleti hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Tolunoğulları Devletinde Dil ve Edebiyat

Mesajgönderen TurkmenCopur » 03 Oca 2011, 19:32

DİL ve EDEBİYAT

Tolunoğulları Devleti'nde bütün yazışmalar Arap dilinde yürütülürdü. Devlette araplardan ve yerli halklardan sonra sayı itibariyle üçüncü sırayı Türkler aldığından ve asıl hakimiyet organları onların elinde olduğundan medreselerde Türk çocukları çoğunluğu oluştururdu. Türk çocukları yalnız kendi ana dillerinde konuşabildikleri için gelecekte devlet işlerine katılmalarını sağlamak amacıyla onlara Arap dili de öğretilirdi. Mısır ve Suriye'deki Türkler gitgide köklerinden uzaklaşıyor, cemiyetlerinde Türk dilinin yerini Arap dili almaya başlıyordu. Türk çocukları lisan yönünden yalnız dedelerinden değil, hatta babalarından bile farklı olmaya başladılar. Böyle bir fark Ahmed bin Tolun'la oğulları Abbas ve Adnan'ın şahsında kendisini gösterir.

Ahmed bin Tolun Arap dilini mükemmel bildiği gibi Türk dilini de mükemmel seviyede biliyormuş. O, Türkçe şiirler de yazarmış. Maalesef onun Arap dilinde yazdığı şiirler gibi, Türk dilinde yazdığı şiirler de günümüze ulaşamamıştır. Onun oğulları ise az çok ne yazmışlarsa yalnız Arap dilinde yazmış, Türk dilini ise yalnız konuşma dili olarak kullanmışlar.

Tolunoğulları'nın inşa divanına başkanlık etmek için Arap dilinde yazı üslupları karmaşık olan kişiler kabul edilmiyordu. Bu da onu gösterir ki, askeri, siyasi işlerde ve çeşitli idarelerde çalışan Türk ahali hele de Arap dilini tam benimsememiştir. Çağdaş Mısır tarihçisi Ahmed Emin konuyu şöyle açıklıyor; "Türkler tercüman aracılığıyla konuşurlardı... Onlar (Arap dilini) Farslar gibi çabuk ve maharetle benimsemiyorlardı".

Türk halklarına kasıtlı yaklaşan bu Arap tarihçisi Türk halklarının Arap dilini çabuk benimseyememelerini onların medeniyete bigane olmaları, beceriksizliği gibi değerlendiriyor ve bu iddiasında Parsları Türklere karşı koymaktadır. Ancak yazar sade bir gerçeği anlamıyor ki, İran işgal edildikten sonra Araplar İslâm dinini kılıç zoruyla Parslara kabul ettirdikleri gibi, onların dilini ve medeniyetini de baskı altında tutuyor ve Arap dilini de zorla kabul ettiriyorlardı. Bundan dolayı ağır takipler altında kalan Farslar mecburi olarak Arap dilini çabuk benimsemeğe çalışıyorlardı. 9. yüzyılda hilafette çoğalan Türkler ise tamamen başka bir siyasi ve sosyal mevki tutuyorlardı. Onlar İran halkları gibi köle durumunda değil, iktidardaydılar ve hiç bir mecburiyet karşısında kalmıyor, Bağdad ve Samarra'da kütlevi halde yaşadıkları için ana dillerinde konuşuyor, Arap diline öyle büyük ihtiyaç duymuyor, gerektiğinde de tercümandan faydalanıyorlardı. Üstelik halifeler Türklere ihtiyaç duydukları için sonradan onların bazıları Türk dilini öğrenmişlerdi.

9. yüzyılda Bağdad ve Samarra'ya toplanan Türkler sanki orada kendi ortamlarını kurmuşlardı. Bu ortamdan uzaklaşıp başka ortama düşen Türkler ise ihtiyaç karşısında kalıp Arap dilini gerekli seviyede benimsemeye çaba gösterirlerdi. Mısır ve Suriye'ye gelen Türkler de aynı şekildeydi. Türkler Bağdad ve Samarra'da Arap dilini iyi bilmeden sosyal ve siyasi olaylarda aktif iştirak edebiliyorlardı, ancak bu Mısır ve Şam'da imkansızdı. Bağdad ve Samarra'da yaşayan Türkler merkezi hakimiyette önemli görevlerde bulunuyor, orduda çoğunluğu oluşturuyordu, Samarra şehri bir Türk şehrini hatırlattığı için (ahalisine göre) yerli ahali ile temasta olmak onlar için o kadar da zaruri değildi. Mısır ve Şam'da merkezi hakimiyet ve pek çok hakimiyet organlarının Türklerin elinde olmasına rağmen, Türkler sayıca çoğunluğu oluşturmuyor ve yerli ahali ile ünsiyette olmak onlar için diğerlerine oranla zaruri idi. Bu ünsiyeti kurmak için esasen Arap dili daha uygundu. Bu zaruret her geçen gün kendisini önemli ölçüde hissettiriyordu. Bunun için de Türk emir ve komutanları kendi çocuklarına Arap dilini, onun serf ve nehvini, Arap edebiyatını öğretmek için özel hocalar tutuyorlardı. Daha öncede belirtildiği gibi, Ahmed bin Tolun musikiyi mükemmel bildiği, müzik sanatına özel önem verdiği gibi, edebiyatı da iyi biliyor, Türkçe ve Arapça şiirler yazarmış. Şiirin, sözün etkileyici gücünün büyüklüğünü iyi bilen hükümdar, kendisinin, hanedanının, iktidarının şöhretini yaymak, tebliğ etmek, düşmanlarına ideolojik yönden de hücum etmek veya onlara cevap vermek için sarayına çok sayıda şairler, söz ustaları toplamıştı. O, şairleri, söz ustalarını himayesine almış, onlara önemli miktarda para harcamıştır. Tolunoğulları sarayındaki şairler meclisi, aynı dönemin hilafet sarayındakinden geri kalmıyordu.

Bütün bunların yanısıra itiraf olunmalıdır ki, Ahmed bin Tolun'un söz ustaları ile ilişkileri onlardan yalnız tebligat aracı gibi yararlanmasından doğmuyor. O, poeziyanın değerli bir sanat olduğunu biliyor, şiiri seviyor ve önem veriyordu. Bunun için de hatta ona hicveden şairlere dokunmuyor, onu meth eden şairlere gösterdiği ilgiyi onlara da gösteriyordu. Bütün ömrü boyu tek bir saha idi ki, hükümdar ona karşı çıkanları sanatın hatırına bağışlıyordu.

Ahmed bin Tolun'un edebi yaratıcılığından bize yalnız bazı mektupları ulaşmıştır. Bu mektuplar devrinin değerli bedii nesr numunesi sayılabilir. Onların bir kaçı mensur şiirle (sec'i) yazılmıştır. Ona karşı çıkan oğlu Abbas'a yazdığı mektuplar bu yönden dikkat çekicidir.

Bu mektupların birinde şunlar yazılıyor:

(Ya gurrete eyneyye ve egrebu-n-nas ileyye ve eberrehum ledeyye ve e'izzehum e'leyye, hifferte zenni bike, egva ma kene emli fike...)

"Ey gözümün qaresi, bana en yakın insan, onlardan isteklisi, bana en aziz olan; en büyük umudum sanaydı, zannım azdı...

Sana (verdiğim) güzel eğitimi, sana (olan) büyük merhametimi koruyup tutmadın. Bense hatıramın yaşaması, topladığımın korunması için seni seviyordum. Sonuçta sen düşmanlarımı sevindirdin, yaramaz halefim oldun. Allah aşkına, peki sen saygısızlığının sonucundan korkmuyormusun?"

Kur'an'da ve Hadis kitaplarında olan tabirlere Ahmed bin Tolun'un mektuplarında sık sık rastlanıldığı gibi, ata sözlerine, misallere ve benzetmelere çok tesadüf edilir.

O, Berge gazisine yazdığı mektupta yazıyor ki:

"hakem insanlardan yok, insanlar hakemden razı kalmalıdır".

Oğluna yazdığı mektupların birinde ise düşüncelerini şöyle ifade ediyor:

"Senin masalın, boynuzları ile bıçağı vuran inek; ölümü kanatlarında olan karınca masalı gibidir".

Ahmed bin Tolun'un mektupları bedii, özlü ifadelerle, oynak dille yazılmıştır. Ardarda gelen içerikli, tutarlı ve keskin ifadeler ahengle birbirini izliyor.

Mısır'da hiç de Abbasi halifelerinin sarayındakinden geri kalmayan bir edebi meclis kuran Tolunoğulları'nın hakimiyeti döneminde Mısır edebiyatı önceler görülemeyecek seviyede gelişmiş, Arap edebiyatının bir bağımsız kolu meydana gelmişti. Elbette, Mısır edebiyatı Arap edebiyatının ayrılmaz bir bölümüdür. Ancak bu ayrılmamazlık Mısır edebiyatının Arap edebiyatına tabi olmasını değil, aralarında olan karşılıklı üzvi vahdeti ifade eder. Mısır edebiyatı bağımsız gelişme yoluna Tolunoğulları döneminde ilk adımı atmıştır. O dönemden itibaren de Mısır şairlerinin şiirlerinde ülkenin ve orada meydana gelen sosyal, siyasi olayların tasviri öncelikli yer almaya başlar.

Tolunoğulları zamanında Mısır'da çok sayıda şair eserler vermiştir. Megrizi bu konuyu şöyle açıklıyor:

"Ebu Emr Osman en-Nablusi kendisinin "Hüsn es-sire fi ittihaz el-hüsn el-cezire" eserinde Ahmed bin Tolun'un saray şairlerinin listesinden hazırlanmış on iki defter (kurrese) hacminde bir kitap gördüyünü belirtir.
Şairlerin adları on iki defter ise onların şiirleri ne kadar olurdu?"

Burada elbette, abartma çoktur. Ancak inkar edilmez bir gerçek de var, o da bu devirde Mısır'da şairlerin sayısının öncekine oranla kat kat fazla olduğudur. Maalesef, söz konusu şairlerin hiç birinin eseri tam şekilde günümüze ulaşmamıştır. Onların eserlerinden ayrı ayrı parçalar ise yalnız tarih kitaplarında korunup muhafaza edilmiştir.308 Tarih eserlerinde esasen siyasi olaylarla ilgili olarak verildiğine göredir ki, bu parçaların çoğu hiciv ve methiyelerden oluşur. Bu hiciv ve methiyelerde Mısır şairleri devrin olaylarına bigane kalmıyor, bedii teşbihlerle tasvir ediyorlar. Bunlardan bazıları hatta doğa olaylarını da işlemektedirler. Örneğin, Ahmed bin Tolun'un zamanında Mısır'a bir meteor (necm zu çimme) düşmüştür.

Bin Tolun'a methiye yazan ünlü şair, Cemal mahlası ile tanınan Hüseyin Ebdüsselam Ebu Abdullah311 bu olayı şöyle kaleme almıştır:

Dediler ki, (gökten) yıldızlar düşmüştür,
Ben onlara cevap verdim,
Ki, bu düşen yıldızlar
Emirin düşmanlarının yıldızlarıdır.

Mısır'ın diğer bir şairi Ge'dai bin Emr methiyelerinin birinde Ahmed bin Tolun'la Müveffeg arasındaki ihtilaftan yazmaktadır. O, Bin Tolun ordusunu övüyor, bu ihtilafta onu haklı görüyor ve onu Müveffeg'in taraftarı bin Kundac'a karşı çıkıyor.

"Bin Kundac'ın ruhu ister Jupiter'den (Müşteri) asılsın, isterse de o Behram'da sağlansın. Halifemiz "Allah'ın kırılmaz keskin bir kılıcı" ile hilafeti ve dünyayı ondan korur".

Bu dönemde şiirler yazan Mısır şairlerinin hiciv ve methiyeleri dikkatle ele alındığında bu şairlerin devrine göre büyük sanatkâr olduklarına hiç şüphe yoktur. Onlar bedii tasvir araçlarından, sözlerin çokanlamlılığından, daha doğrusu şekilce aynı, anlam itibariyle farklı sözleri maharetle kullanarak fikirlerini özetle ortaya koymakla okuyucu üzerinde derin etki bırakıyorlardı.

Şair Gasim bin Yahya el-Meryemi karşılaştırma ve benzetmelerden sıksık yararlanmıştır.317 Üstelik ilginçtir, onun bazı karşılaştırma ve benzetmeleri yerli özellikler de (eğer böyle ifade etmek mümkünse) taşır. Humaraveyh'i meth eden şair onun ordusunun hücumunu "Nil vadisinin taşmasına" benzetir.

Mısır'dan başka bir yere gitmek isteyen şair düşüncelerini şöyle ifade ediyor:

"Yeri yurdu dolduran Ebu-l-Ceyş ve Nil'in (olduğu) bir ülkeden benim yarın geçip gitmeğim nasıl (mümkündür?)".

Daha öncede belirtildiği gibi bir çok şair Tolunoğulları'nı meth ederken, bazıları onları hicvediyordu. Bu şairlerden Muhammed bin Daud, Tolunoğulları'na daha fazla hicv etmiştir. Bu Daud şiirlerinin birinde Bin Tolun'un hastane (bimaristan) yapması ile alay eder, "Bırak onun hastanesi arkasından asılı kalsın". ("Bırak onun hastanesi başına deysin" anlamında) diye nefretini belirtir.

Diğer bir şiirinde Ahmed bin Tolun'u korkaklıkta suçlayan şair, onun ölümüne de hicvederek, lanetlemişti.
Çeşitli siyasi olayların cereyan ettiği bir dönemde, keşmekeşli bir ortamda yaşayan Mısır şairleri methiye ve hicivlerin yanısıra, çeşitli konularda kaside, fahriyye, zuhdiyye, hemiriyye türünde şiirler de yazmışlar. Bu devirde yazılmış fahriyyeler içerisinde en anlamlısı, bedii yönden değerlisi Ahmed bin Tolun'un oğlu Abbas'a aittir. Bir şair olarak şöhret kazanan Abbas'ın eserlerinden yalnız küçük bir parça günümüze ulaşmıştır. Bu "raiyye" fahriyyesini o, babasına karşı ayaklanıp, Berge'ye çekilerek Eğlebiler devletine hücum ederken yazmıştır.

Abbas burada Tolunoğulları hanedanından olduğunu gururla belirterek kendisini aslana (leys) benzetir, Eğlebilerin hakimiyeti altında olan Lebde şehrindeki zaferinden söz eder.
Tolunoğulları dönemi Mısır edebiyatında pek çok yeni janrların meydana gelmesiyle de kendini gösterir. Bu dönemde Mısır edebiyatında ilk kez mersiye, gazel ve hemriyye şiirleri yazılmıştı.

Kasideler içerisinde Said el-Gas adlı şairin "Gemden göz yaşları bir çay (gibi) akıyor" mısrası ile başlayan mersiye kasidesi önemli yer tutar. Yazar bu kasideyi Tolunoğulları Devleti'nin dağıldığı süreçte yazmış, orada hanedanların bütün temsilcilerinden ve onların faaliyetlerinden bahsetmiştir. Bu kaside edebi yönden güçlü bir eser olmakla birlikte, tarihi açıdan da değerlidir. Burada şair Tolunoğulları'nın inşa ettirdiği cami, hastane, kale, köprü v.s. söz açıp, bunları bedii çizgilerle övüyor ve onların bazılarının yıkılıp dağılmasından duyduğu üzüntüsünü dile getirir.

Çağdaş Arap edebiyatı tarihçisi Mısırlı H.Kamil görüşlerini açıklarken, bu kasidenin Tolunoğulları'na hasredilmiş bir mersiye olduğunu belirtiyor. Ancak yazarı n bu fikrini kabul etmek doğru değildir.

Kaside geniş incelendiğinde şairin Tolunoğulları hanedanının yıkılmasından duyduğu üzüntüsünün veya yas tutmasının esas nedeninin yurdunun - vatanı Mısır'ın acınacak duruma düşmesinden kaynaklandığı ortaya çıkmaktadır.

Düşüncemizi güçlendirmek için şairin söz konusu kasidesine bakalım. Said el-Gas kasidenin bir bölümünde şöyle yazıyor:

"Eğer köprü başına gelsen, kaleye dikkatle bak! veya köprüden geçip (kaleye) git!
Bir abide göreceksin (ki), sen ülkenin göçebe ve yerleşik insanlarından hiç kimse yoktur (ki), onu düzeltmeği becersin".

Kaside aşağıdaki beytlerle bitiyor:

"Her kim ise akrabalarından yitirdikten sonra ve yitirdiklerine ağlıyorsa, bırak o, Mısır'a (!) hüzünle yas tutsun. Bırak, Beni Tolun'a ağlasın, çünkü onların asrı şöhret kazanmış, bir Allah tarafından beğenilmiş, halk tarafından beğenilmiştir".

Buradan anlaşılıyor ki, şair Tolunoğulları hanedanının yıkılmasına ondan dolayı üzülüyor, yas tutuyor ki, Tolunoğulları hakimiyeti devrinde Mısır'da sağlanan nisbi güvenlik artık yok olmuş, ülkede istikrar bozulmuş, iç savaşlar yeniden şiddetlenmiş, emirler, valiler arasında devam eden kavgalar, aynı zamanda soygunlar ve talanlar halkın yaşamını çok zora sokmuştu.

Bundan dolayıdır ki, Said el-Gas'tan başka İsmail bin Haşim, Muhammed bin Taşveyh v.b. şairler de Tolunoğulları devrindeki günleri hasretle anıyor. "Hani o köşkler", "hani o arklar", "nerede o günler", "ey köşk taş kerpice dönüştün", "nerede o köşkler, o saraylar" diye vatanlarındaki harabelere bakıp üzülürlerdi.

Bundan dolayı da ülkenin harabeye dönüşmesinin asıl nedenlerini bulamayan şair Said el-Gas bu nedenleri Tolunoğulları Devleti'nin yıkılmasında görüyor ve duygularını şöyle ifade ediyor:

"Ey Tolunoğulları hanedanı, siz yeryüzünün süsü idiniz".

Tolunoğulları döneminde yaşayan Ahmed bin İshak el-Hekr, ünlü tarihçi Yakubi'nin oğlu Ahmed bin Yakup da bedii yönden değerli kasideler yazmışlardır.
Bunun yanısıra, Mısır'ın bazı şairleri hemriyye şiirleri de yazmışlar. Humaraveyh'in döneminde hemriyye yazan Mısır şairleri çoğalmıştı. Onlar şarap içmek ve eğlenmek için Hıristiyan manastırlarına gidiyor ve bunun etkisi altında da hemriyye şiirleri yazıyorlardı.

Bu şairlerden en tanınmışı Bin Ceddar idi. O, bazı gazeller de yazmıştı.
Bu devirde zühdiyye (terkidünyalığa hasredilmiş) şiirler de geniş yayılmıştı. Kaynak sahipleri gösterirler ki, Ahmed bin Tolun köşkünün yanında camiye bitişik bir oda (hücre) yaptırmıştı. Orada onun emrine göre 12 kişi yaşıyordu ki, bunlara da mükebbirin (zahid veya her zaman "Allahu-ekber" diyen kişiler) derlerdi. Bunlardan her gün sıra ile dördü gece sabaha kadar oturur, güzel sesleriyle (biteyyibi-l-elhan) Kur'an okuyor, ezan vakti ezan okuyor, zühdiyye kasideleri söylüyordular. Onların maddi ihtiyaçları tamamen devlet tarafından karşılanıyordu. Onlar, Ahmed bin Tolun öldükten sonra oğlu Humaraveyh'in döneminde de aynı görevde kaldılar.

Tolunoğulları yıkıldığı zaman bütün köşk, saray, bağ bahçelerin dağıldığını gören şair Bin Ebu Haşim duygularını şöyle ifade ediyor:

Bütün bunlar mahv olmuştur, dünyada ise "her bir şey fanidir".

Tolunoğulları'nın hakimiyet döneminde Şam'da da pek çok şair yaşıyordu. Bunların arasında en tanınmışı Halepli Salih el-Haşimi idi. O, Ahmed bin Tolun'a da bir kaside yazmıştır. Ancak itiraf edilmelidir ki, bu devirde Mısır edebiyatındaki gelişme Suriye edebiyatında gerçekleşmemiştir.

Bu devirdeki Mısır ve Suriye edebiyatından söz ederken bu edebiyatları Arap edebiyatından ayrıymış gibi düşünmek doğru olmasa gerek. Bu edebiyat bağımsız gelişme sürecine girse de, bu gelişme Arap edebiyatı ile ilgiliydi.

9. yüzyılda yaşayan Ebu Temmam ve Buhturi gibi büyük Arap şairlerinin eserlerini Mısır şairleri yakından tanıyordu. Hatta Ebu Temmam'ın eserleri dikkatle incelendiği zaman onun Mısır şairlerine önemli ölçüde etkisi olduğunu görüyoruz. Babekilerle savaşta Afşin'in zaferine hadsiz sevinen Ebu Temmam düşüncelerini şöyle ifade ediyor: "Bu öyle bir gün idi ki, dünya ışıklandı, vadilerde umut çiçekleri açtı". Veya "Müslümanlar için Allah'ın yardımı ile (kazanılmış) bu feth gününden daha mukaddes gün yoktur. Eğer bu zafer şüpheli de olsaydı yine yürekler sakinleşirdi, halbuki, bu bir gerçektir!"

Tolunoğulları ile yapılan savaşta hilafet ordusunun komutanı Muhammed bin Süleyman'ın zaferine sevinen Mısır şairi Ahmed bin Muhammed el-Hübeyşi ise bu konuda düşüncelerini şöyle ifade ediyor:

"Yalancının akibeti kara olsun, Allah şahittir ki, bu fetih yalan değil. Bu fetih ile dünya kendi Muhammed'ine tabi oldu, zulüm ortadan kalktı, dünya ışıklandı, hüzün yok oldu. Bir Allah şahittir ki, bu fetih bir gerçektir".

11. yüzyılın sonuna kadar yaşayan meşhur Arap şairi Buhturi Mısır ve Suriye şairleri ile daha çok ilişki kurmuş ve onlarla görüşüp meclisler düzenlemişti. O, Suriye ve Mısır'a gelmeden önce Ahmed bin Tolun'u meth eden bir kaside yazmış, bir süre sonra ise onu hicv etmiştir. Buhturi'nin Ahmed bin Tolun'a hiciv yazmasının nedeninin, Ahmed bin Müdebbir'in (Mısır haraç divanının reisi) sıkıştırılmasından kaynaklandığı anlaşılıyor. Çünkü Buhturi Ahmed bin Müdebbir'in kardeşi, hilafet ordusunun komutanlarından biri olan İbrahim bin Müdebbirle yakın dostlarmış, onun için çok sayıda kaside yazmıştır. Buhturi Humaraveyh'in iktidarı döneminde Şam'a ve Mısır'a seferler düzenlemiş orada Humaraveyh'i metheden bir kaside yazmış, bu kasidede Humaraveyh'le savaşan Muhammed bin Ebu-s-Sac'ı ve Bin Kundac'ı kötülemişti.

Yukarıda belirtilenlerden şöyle bir sonuca varılabilir:

Tolunoğulları'nın hakimiyeti döneminde bağımsızlık elde etmiş Mısır ve Suriye edebiyatı genel Arap edebiyatı ile ilgili olmasına rağmen, bağımsız gelişme sürecine de girmiştir.
Bu bilinen bir gerçektir ki, bağımsız olmayan her hangi bir halk ve ülke siyasi, sosyal ve kültürel sahada büyük yükseliş ve yenilikler kazanamaz. Söz konusu dönemde de Mısır ve Şam'ın sosyal, iktisadi, siyasi ve kültürel yükselişi bir taraftan devletin kurucusu Ahmed bin Tolun'un başarıyla hayata geçirdiği maliyye siyasetinden kaynaklanıyorsa, öte yandan üstelik asıl etken budur ki, bu ülkelerin arazisinde bağımsız bir devletin kurulmasından kaynaklanıyordu.

Kaynakça
Kitap: TOLUNOĞULLARI DEVLETİ
Yazar: Fazil Gezenferoğlu
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Tolunoğulları Devleti

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron