Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Hint Seferinin Hazırlanması

Burada Babür İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Hint Seferinin Hazırlanması

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Tem 2012, 16:22

HİNT SEFERİNİN HAZIRLANMASI

Babürün Hint fethi için ordusunu hazırlaması, - Bacever kalesinin zaptı, Pencabin fethi,- Dehli hükümetinden evvelce Timura ait olan memleketin hepsinin istenilmesi, - Şah Şucanın hareketi, - Kandahar kalesinin muhasara safhaları,- Kandaharın alınışı, - Bedahşana Humayunun yerleştirilmesi,- Hindistandaki hükümetler ve oradaki siyasi şerait ve ahval...

Babür bu sırada mevcudu az, fakat hareket kabiliyeti çok bir ordu vücude getirdi. Bu ordu memleket içindeki hareket ve mücadelelerde pişe, pişe ve seçile, seçile en iyi bir hale çıkarılmış ve imkan müsait olduğu derecede de iyi silahlandırılmış. Çaldıran zaferinin tetkikinden mülhem olan zeki Babür, asrın en büyük ve modern ordusu bulunan Osmanlı ordusunu meşk ederek o da ordusuna ilk defa olarak tüfek ve top tedarik etmiş ve hususiyle içinde topçu mütehassısı üstat Ali Kuli ve Mustafa Rumi bulunan mütehassıslar celbeylemişti. Babür (s. 1106 1519) bu ordunun ilk silahını Svatla Kunar arasında sarp dağlar içindeki Bacever kalesinde denedi. Müdafiler ilkin bu görülmedik silahlarla eğlendiler. Fakat ertesi gün zırhları, kalkanları delen ve bir günde birçok adam öldüren bu müthiş alet karşısında baş çıkaramadılar. Üstat Ali de frengi denilen topları çok iyi kullandı. Kale duvarlarını tura ile (seyyar kule) aşan Babürün askeri kaleyi zaptetti. (1519) İkinci kanun 7de asi bir kısım ahali şiddetli bir muamele gördü. Babür ordusunun bu ilk muvaffakiyet ve şiddeti etrafa yayıldı ve tesirini gösterdi. Svat sultanı derhal itaatle hediye ve vergilerini sundu. Babür müşavirlerinin tavsiyesine rağmen Sint nehrini Attakın şimalinden geçti. Uzun yürüyüşlerle Ceylam nehrine kadar ilerledi. Bütün bu havali itaat ederek vergilerini takdim eylediler. Babür Timur neslinden bir hükümdar olduğundan evvelce Timurun mülkü olan Hint kıt’asını şimdi kendi mülkü ve ahalisini kendi tebaası gibi saymakta ve siyanet etmekte olduğu gibi bunu siyaseten teyit yolunda henüz filen elde bulunmıyan kısımların da iadesi için, Dehliye de yeni bir elçi göndermek istedise de bu elçi Lahorda tevkif edildi. Babür

Kabile döndü. Bu dönüş kış içinde isyan eden Pencabin tekrar elden çıkmasını mucip oldu. Bu sırada Babüre doğan oğluna kendisinin idealinin remzi olan [Hindal] adı verildiği haberi geldi. İlkbaharda tekrar Pencaba giren Babür asilari tedip ederek itaat etmiyen Lahor üzerine yürümekte iken Kandahardan Şah Şucaın hareketi üzerine geri döndü. Babür, Kandahar zaptedilmeden Hinde yürümenin imkansızlığını anlamıştı. (1521) de bütün şiddetiyle bu kaleye taarruz ettise de kıtlık yüzünden çekilmeğe mecbur kaldı. (1522) tekrar taarruz Şah İsmailin siyasi müdahalesiyle neticesiz kaldı. Ve nihayet 1522 de Şah Şuca ile Kandaharın barış yolu ile boşaltılarak onun Sivi mıntakasına göçmesiyle neticelendi. Kandaharın yerini ve kalesini çok beğenen Babür onu tamir ve ıslah ettirdiği gibi tepe üzerinde yaptırdığı köşkün kapısına da iki kaplan (Babür) koydurdu. Bu sırada Bedahşan havalisine oğlu Humayunu yerleştirdi. Babür mülkünü Sint nehrinden Ceyhuna kadar genişletmiş oluyordu...

Timurun Hindi istilasından sonra harbin vücude getirdiği siyasi ve İçtimai karışıklıklar bu geniş ve çok kalabalık memlekette İçtimai nizamı bütün, bütün sarsmış ekilemiyen arazi ahalinin kıtlığa maruz kalmasiyle ahval ve şeraiti çok ağırlaştırmıştı. Timurun Hint idaresi için merkezi Multan olarak vücude getirdiği hidivlik Dehli hükümetini tamir ve bir hanedan tesisine çalıştı ise de muvaffak olamamıştı. Bir aralık bu maksadı temin eder gibi görünen Lodi Afgan kabilesi büyük bir hükümet tesis eyledise de o da devam edemedi. Evvelce Hinde hakim olan büyük Türk sultanlarının hidivleri kendi geniş ve zengin eyaletlerinde eğemen oldular. Garpte Guçerat havalisinde Mahmut Baykara payitahtı Ahmet Abatta kudretli bir hükümdar olarak yaşamış ve Kannanûr sahillerine yerleşmek istiyen Portekizleri o menetmişti. Ve hatta (15) Osmanlı harp gemisinin yardımiyle Portekizlere karşı bir deniz muharebesi de kazanılmıştı. Ancak bu gayretli hükümdarın vefatiyledir ki Portekizler (1518) de (Dieu) adasında bir büro açabildiler. Merkezi Hindistanda Malvada bir Türk hanedanı hükümete başlamışsa da çok devam edememiş, buralar da Guçerata eklenmişti. Bengale havalisi de 1493 ten itibaren Hüseyniye hanedanı idaresinde hür bir idareye mazhar olmuştu. Meşhur Portekiz tarihçisi (Barros) ahalinin refahı ve payitaht bulunan (Gor) şehrinin ümran ve kalabalığını överek yazmaktadır. Handeşten sonra Dekana gelirsek onun Türk olan valisi de 1394 te Evreng Abadı payitaht yaparak istiklalini ilan etmiş ve kendisini Erdişir neslinden sayarak haşmet ve azametle mülkünü idare etmekte bulunmuştu. Memleket Krişna nehrine ve Orissa hududunda (Goa) ya kadar uzanıyordu. 1470 te bu memlekette uzunca bir seyahat yapmış olan Rus Atanaş Nikitin hükümdarın ve ricalin zenginlik ve ihtişamını tasvir etmiş ve bunların yanında her tarafta şöhret bulmuş olan Abbasi halifelerinin binbir gece hikayelerinin mevzuları çok sönük kalmıştı. Asilzadeler önünde altın takım vurulmuş yirmi at, (300) süvari ve (500) piyade ile on meşale taşıyan ve on kişilik musiki heyeti bulunan bir alayla ve gümüş mafa (mahfa) 1ar içinde gezerlerdi.

Sultanın ava çıkışında on bin süvari elli bin piyade iki yüz zırhları yaldızlı fil birlikte hareket eder önünde de yüz mızıkacı, yüz dansöz, yüz maymun, yüz (konkübin) bulunurdu. Fakat bu (Behmeniye tahtı da uzun müddet devam edemiyerek parçalandı. (Berar) da, Ahmet Nagar da müslüman olmuş birer Hintli hükümdar, Golkond ta, bir Türk ve Biçapurda kendisini Türkiye sultanı ikinci Muradın oğlu diye gösteren bir Gürcü hükümdar bulunuyordu. Bütün bu hükümdarlar zafer ve memleketlerini genişletmek hırslariyle biribiriyle çarpışıyorlardı. Yarım adanın cenubunda ise Vijayanağar hükümdarı tekmil Kırişna nehrinden Komorin burnuna kadar yayılmak için bu halden istifade ediyordu. Ecnebi seyahlar ve (1442) Şahruhun sefiri bu memleketteki refah ve ümrandan gıpta ile bahseylemişlerdi. Yarım adanın şimali garbisinde İslam memleketleri ortasında Raçputların müstakil küçük ülkesi vardı. Çok eski zamanlarda gelmiş bir Türk kabilesi olması muhtemel bulunan bu Raçputlar muhitlerine uyarak muharip bir kavim halindeydiler. Onuncu asırdan on ikinci asrın nihayetine kadar İndüs ve Ganj havzalarına hakim ve bir imparatorluğa sahip olmuş memleketleri Mehmet Gor ve bunun Türk ardilleri tarafından zaptedilerek ancak Sütleç ve Malva arasındaki bu küçük kısım kalmıştı. Bunlar bir millet olmaktan ziyade ayrı, ayrı müstahkem şatolara yerleşmiş ve dere beylik fikirleriyle ve en vazünden bey ve prenslere kadar bir silsileye tabi bir Aristokrat sınıfından ibaretti. Rekabet ve irsi kinler yüzünden aralarında derin ayrılıklar da vardı. Bundan fazla olarak Raçputlar şerefleri üzerinde çok titiz silah muvaffakiyetiyle övünür, ticareti ve soyca düşüklüğü hakir görür insanlardı. Sipahiyane hislerine pek mağrurdular. Çok yiğit olduklarından muharebede asla teslim olmaz ve bir tarafa da kaçmazlardı. İşte Babür böyle inatçı düşmanlarla çarpışacaktı.

Kendilerinden evvel Hindistana hakim bulunan Türk imparatorlarının yerini tuttuklarını iddia eden Afgan Lodiler elinde ise yalnız Pencap eyaletiyle Dehli mıntakası kalmıştı. Sonra Bingale hududundaki Cevnpur krallığı da zaptedildi. Fakat bu hükümdar mevcudiyetini; her taraftan kendi payitahtını yakından ve sıkıca sarmış bulunan, yedi büyük Afgan beyine borçluydu. Ve bu beyler de hükümdarın ancak kendi kuvvet ve nüfuzu ile durabildiğini asla unutmuyorlar ve mütehakkim bir tavır
takınıyorlardı. Memleketin en büyük kısmı cesur fakat gürültücü, askeri nizamları aldırmaz, kendi yumruğu hakkında kimseyi dinlememeğe meyilli bulunmıyan Afgan, Farmuli, Lodi, Lohanı, Sarvam’lara taksim edilmişti.

Vaziyeti daima tehlikede bulunan Dehliyi bırakarak Ağrayı kendisine payitaht yapan Sultan İskender bu beyleri metanetle idare etmişse de Ardili Sultan İbrahim şiddetle hareket ederek tekmil beylerin kendisine karşı birleşmelerine sebep oldu.

Toplanan beyler istiklallerini ilan ettiler. Denilebilir ki Hint azçok anarşi içinde idi. Hint gibi çok geniş ve çok çeşitli insan yığınlarının küçük, küçük bir çok hükümet vücude getirmesi tabiidir. Bunların her biri halkın saadet ve emniyetine çalışmaktaydı. Bununla beraber halkta bir benlik ve beraberlik yoktu baştaki adam yenilir, ölür, veya teslim olursa hükümet ve halkı dağılırdı. Bundan başka şimalin gürbüz, sağlam ve askerlikçe iyi yetiştirilmiş insanlarına karşı yerli Hint ahalisi daha dun evsaftaydı. Zaten Hindin rutubetli muhiti, fatihlerin neslini de bozuyor, onları gevşek ve azimsiz bir hale getiriyor, muvaffakiyetlerine esas olan intizam, inzibat, çeviklik, devamlı çalışmayı unutturuyordu. Fakat Babürün Hinde gelişinde Afganlar henüz bozulmamış ve müdafaaya kudretli insanlardı. İbrahim Lodi büyük beyleri birer suretle mahvetmiş ve saraya çağrılan Pencap valisi Devlet Han yerine gönderilen oğlu Dilaver Han da hapsedilmişti. İşte sultan İbrahim Devlet hanı elde etmek için bir ordu gönderdiği sıralarda idi ki Devlet Han namına oğlu Kabile gelerek Babürün Hinde gelmesini istirham, zulüm ve katil yüzünden bütün beylerin itaate hazır olarak kendisini sabırsızlıkla beklediğini arzediyordu. Devlet Han ile birleşmiş olan ve Dehli tahtını iddia eden Alim Han bizzat Kabile gelerek Babürle sultan İbrahime karşı anlaştılar.

Babür (1523) te hareketle sultan İbrahimin Lahor civarındaki ordusunu bozmuş ve Serhind’e kadar her tarafı zaptetmiş ise de Devlet Han kendisine düşen rol ve hisseden memnun olmıyarak Simla şimaline Himalaya dağları eteğine kaçtı. Pencapa emin valiler Diken ve Lahor şehrini süvari komutanı Mir Abdülazize ve Adinapuru Alim Hana malikane olarak veren Babür henüz Kabile dönmüştü ki Devlet Han harekete geçerek Alim Hanı kaçırmış ve Babürün beyleri ancak Pencabı tutabilmişlerdi.

(1524) Babür tekrar Kabile sığınan Alim Hanla sultan İbrahime karşı birlikte hareket etmek esası üzerinde anlaştılar. Fakat tam bu sıralarda ölen Şah İsmailin yerine on yaşında Şah Tahmasebin geçmesi üzerine fırsatı kaçırmıyan Özbekler Belhi muhasara eylediler. Babür memleketin öte ucundaki bu şehri kurtarmağa ihtiyaç gördüğünden derhal hareket etti. Ve Alim Hana da küçük bir kuvvet vererek azami yardım için de Pencap valisine emir yazdı.

Fakat Alim Han bu küçük kuvvetle sultan İbrahim üstüne gidemezdi. Babürün beylerini dinlemiyerek Pencabı kendisine vermek şartiyle Devlet Han ile anlaştı ve onun kuvvetleriyle Dehli üzerine yürüdü. Bir gece baskınında kolayca muvaffakiyet kazandı ise de sabahleyin mağlûp olarak geri atıldı. Belhi kurtaran Babür Şah Tahmasebin küçüklüğü müddetince İran idaresinin metin bir surette tanzim edilmiş olduğunu anlıyarak Özbeklerin endişesinden kurtuldu. Artık tekmil kuvvetlerini Hinde karşı toplıyarak teşebbüsünü en sonuna kadar götürmeğe karar verdi. Ve evvelce Devlet Hanın ve bu defa Alim Hanın sözlerinde durmadıklarını görmesi üzerine ne onlara ve ne de gayrı memnunların yardımına güvenmeksizin harekete geçecekti. Kendisinin Pencapta vaziyeti duralı değildi. Fakat iyi bir üs halindeydi. (1524) Sint nehri cenubundaki Argunlarda kendi hükümranlığını tanıdı. Bu suretle İbrahim Lodinin hükümeti tamamen sarsılmış ve parçalanmış ve Babürün tahminince netice hakkında emniyeti artırmıştı. Babür İbrahim Lodiye evvelce Timurun hidivlerinin giremedikleri bazı mıntakaları bırakmışken bu defa (hatırlanamaz zamanlardanberi bize ait bulunan) kaydiyle bütün memleketi İbrahim Lodiden istiyordu. Ve bunu isterken o yalnız Timurun torunu sıfatiyle değil şefi bulunduğu ırkının hakkını ariyan ve istıyen bir Türk kudret ve ehemmiyetiyle görünüyordu.

Kaynakça
Kitap: TİMURLULAR ZAMANINDA HİNDİSTAN TÜRK İMPARATORLUĞU
Yazar: HALİS BIYIKTAY
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Babür İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir