Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Gülen ve Kadınlar

Burada Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam Hakkında Raporlar hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Gülen ve Kadınlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Tem 2012, 00:17

Gülen ve Kadınlar

Hocaları için “Onun cazibe-i kutsiyesi ve benim şuuraltı mükteebatım sık sık kesişir, kucaklaşır ve bana rengarenk anlar yaşatırlardı” diyor. Onlara adeta büyük bir aşkla bağlı olduğunu anlatıyordu.

Hocasının “talebem” şeklindeki sözüyle her başını okşayışında ruhunu ferahlığın sardığını anlatıyordu. Aradan çok uzun yıllar geçmesine rağmen hocasından Fetullah’a kalan, yine Fetullah’ın anlatımılarıyla hocasının ipek gibi elleriyle kulaklarını yumuşatması oluyordu.

Gülen, hocasından ayrılıp, başka birinden Arapça öğrenmek istemesini kırk yıllık sevgililerin ayrılması gibi anlatıyordu; okuyalım:

“Hususiyle onun aydınlık ikliminden ayrılıp, Arapça okutan bir başka Hocaefendinin yanına gitmeye karar verdiğim zaman, huzuruna celp edip, kendine mahsus, insanın içine ürperti salan, o lahuti soluklarıyla “Gitseydin Vallahi de, billahi de, tallahi de parça parça olurdun!” dediğini hala ruhumun derinliklerinde duyar ve irkilirim. O sahabet nedendi? Niçin öyle demişti? Neden o zattan uzak kalmam mevzuunda bu kadar şiddetli tembihlerde bulunmuştu? Bunları bugün dahi vuzuhuyla anlamış değilim.”

Alvar İmamı’nın abisi Vehbi Efendiydi. Fetullah; Vehbi Efendi’den aldığı dini bilgi ve terbiyeyi anlatmak yerine, onun da başını okşamalarından değişik şekildeki şakalarına kadar ruhunda meydana getirdiği dalgalanmaları anlatıyordu.

Gülen Kadınları Sevmiyo

Erkek hocalarıyla olan ilişkilerinde bulutlarda yüzen Fetullah, kadınlar karşısında saklanacak delik arıyor, onları vebalı gibi görüyordu. Gülen, Küçük Dünyam adlı kitabının 49 ve 50. Sayfalarında, kızların yanından geçtikçe kendisini ter bastığını söylüyor, kızların da kendisine laf attığını ekliyordu:


“Üç şerefeli camiye imam olarak tayin edildim. Bu benim memurluğa ilk başladığım tarihtir, ilk işim bir ev bulmak oldu. Ev çıkmaz sokaktaydı. Mahallenin kız ve kadınları gecenin geç saatlerine kadar vakitlerini sokak ortasında oturarak geçiriyorlardı. Evime varmak için onların arasından geçmek zorundaydım. Her geçişte hamama girmiş gibi terliyordum. Birkaç kız ben gelip geçerken laf atmaya başladılar. Bunun üzerine sabah namazına çıktıktan sonra bir daha gece yarısı olmadan eve dönmedim...”

Fetullah, kızların laf atmaları üzerine evini boşaltıp üç şerefeli caminin penceresine yerleşiyordu. Bu hususu da kendi ağzından dinleyelim:

“Karar verdim bundan böyle caminin penceresinde kalacaktım. Ve askere gidinceye kadar, tam iki buçuk yıl pencerede kaldım.”

Fetullah Gülen, caminin penceresinde tam iki buçuk sene yattığını söylüyordu. Oysa bilinir ki, cami pencerelerinin tabanı taştır. Peki Fetullah Gülen tabanı taş olan bu pencerelerde hangi şartlarda yatıyordu? Yine kendisinden dinleyelim:

“Altıma bir battaniye alıyor, üstüme bir battaniye örtüyor ve Edirne’nin o insanı donduran soğuk günlerini ve hele gündüzün soğuğuna rahmet okutan gecelerini böyle geçiriyordum...”

Fetullah Gülen de tıpkı dedeleri gibi; yemeyen, içmeyen ve uyumayan olağanüstü biri (!)... Üstelik her konuda peygamberlerin başlarına gelen ilginç olayların kendi başına geldiğini de söylüyordu. Fetullah bu “söyler söyler” demeyin, bakın Hz. Yusufun başına gelen onun başına da nasıl gelmiş.

Hz. Yusuf da kadınlardan az çekmemişti. Hz. Yusuf a da kadınlar saldırıyor, sarkıntılık ediyorlardı. Fetullah’ın neyi eksik?.. Fetullah, kadınların sarkıntılık etmesinden namusunu cami penceresine sığınarak da olsa koruyamıyor, ancak kendini caminin içine atarak zorda olsa iffetine halel getirmiyordu.

Fetullah, cami penceresinde kadınların tecavüz etmek üzere kendisine saldırmalarını “Küçük Dünyam” adlı kitabının 62. Sayfasında bakın nasıl anlatıyordu:

“Ayrıca, vazife yaptığım caminin arka maksurelerinin birinde otururken, tıpkı Hz. Yusuf’a (a.s.) olduğu gibi, birileri tarafından taharruza uğradığımı ve Rabbimin inayetiyle kendimi içeri attığım ve mütecarrizenin arzusunu yüzüne çarptığım için, ‘Burada öyle perişaniyetinle kal, geber’ diyen birisini de hayal meyal hatırlıyorum.”

Fetullah, bu tür benzetmeler kurmaya neden kendini mecbur hissediyordu. Yaralanmış, travmaya uğramış kırılgan ruhunun acılarını dindirebilmek için mi, kendisini peygamberlerle aynı seviyede göstermek ihtiyacını duyuyordu. Kendisini peygamberlerle aynı düzlemde gördüğü, gösterdiği ölçüde sükünet bulacağını mı umuyor, hatta dedelerinde olduğu gibi, kendisini efsanevi kahramanlarla eş görerek komplekslerinden sıyrılmayı mı amaçlıyordu? inancın Gölgesinde adlı kitabının 169. Sayfasında, cinlerin musallat olduğu bir kadını kurtarmaya giderken cinlerin kaçtığını kendisi için “Hz. Hamza geldi” diye bahsettiklerini anlatıyordu.

Fetullah Gülen’in bu olağanüstülüğünü de gene ne gariptir ki, kendi ağzından öğreniyorduk. Gülen, meydanı boş buldukça kendisini ve ailesini mitolojik efsanelerin kahramanları gibi göstermek için olağanüstü bir çaba sarfediyordu. Fetullah Gülen, yukarıdaki açıklamasında görüldüğü üzere; “Edirne’nin o insanı donduran soğuk günlerini ve hele gündüzün soğuğuna rahmet okutan gecelerini böyle geçiriyordum” diyordu.

Fetullah Gülen’in açıklamalarından anlaşılan; Edirne’nin o dondurucu soğuğunda, pencere kenarında, taş zemine battaniye seriyor, üstüne de tek battaniye almış bir vaziyette ve çoğu zamanda hiç bir şey yemeden yatıyor ve bu şartlar altında bir de, günde bir veya iki saat uyku ile yetiniyormuş.

Eğer Gülen’in aklından bir zoru yoksa, böyle olağanüstü görünme gayretlerinin önemle irdelenmesi gereken bir açıklamaları olsa gerek. Yoksa bu olağanüstü görünme gayretleri gerçekte ileriye dönük bir takım gizli projeleri gerçekleştirme yönünde lider, önder, şeyh, konumuna gelme ya da o konumda rakipsiz kalmak istemesinin alt yapılarını oluşturma çalışmaları mıdır?

Ya da:

Lider olma, şeyh olma yolunda tek kalmanın yanında bir diğer gerçek de, dedelerinden bu yana yakalarını bırakmayan "kovulma" vakalarının devamı mı?

Öyle ya, Gülen Edirne'nin bıçak gibi kesen ayazlarında caminin taş betonuna sığmıyor, yine kendi anlatımlarına göre aç bi ilaç burada günlerini geçiriyordu. Halbuki, Edirne'nin sayılı zenginlerinden birisi kendi dayısı Abdürrezzak Top'du. Onun birçok evi vardı. Hemen hemen yaşıtı olan Hüseyin Top da dayısı oğluydu. Gülen'in 35 yıllık yol arkadaşının açıklamalarına göre akrabaları Gülen’i evlerine kabul etmemişlerdi. Böylece Gülen, günlerini camii'nin taş penceresinde geçirmek zorunda kalmıştı.

Gülen ve Evlilik

Hayatında hiç evlenmemiş olan Fetullah Gülen’in bu konudaki kararını, İslam dininin emirlerini ayaklar altına alma pahasına da olsa bir arkadaşının rüyasında gördüklerine dayanarak verdiğini yine kendinden öğreniyoruz.

Yaşamı boyunca evlilik konusunda beliren ihtimalleri şiddetle reddetmiş, gerçekleşmesine karşı çıkmıştır, örneğin, Rasim Baba ismindeki şeyhinin tekkesine devam ederken, şeyhinin Fetullah'ı kendisine damat yapmak istemesi üzerine, oradan soğumuş ve bir daha o tekkenin yanından bile geçmemiştir.

Ya da, buradan da kovulmuş yine aynı bahanenin ardına sığınmıştı."

Fetullah, kendi anlatımlarına göre zor da olsa Edirne'de kendisine kızını vermek isteyen bir aileyi ziyarete ikna ediliyor, anılarını aktardığı: "Küçük Dünyam" adlı kitabında o günü şöyle anlatıyordu:

“Ancak ben buram buram terledim. Kafamı kaldırıp etrafıma bakamadım, hemen sarfı nazar ettim.

Ve bir daha böyle bir şeye teşebbüs etmeme kararı aldım.”

Fetullah Gülen, neden evlenmediği konusunda İslam kurallarını elinin tersiyle bir kenara itiyor, kendi tavrına İslam da yeri olmayan bir garip ruhaniyet katmaya çalışıyordu:

"...Dinin emirlerine kılı kırk yararcasına riayet etmek mahfuz. İşte size, O'nun tilmizlerinden biri ve asrın dertlisi!.. Kendisine niçin evlenmediği sorulunca, cevap verir:


’Ümmet-i Muhammed'in bunca dert ve ızdırabını düşünmekten, evlenmeyi düşünmeye hiç vaktim ve fırsatım olmadı.'

Evet, işte Nebi ve Nebi'ye varis olanların hali!. Zannediyorum bugün dünyada bu türlü dertlileri beklemektedir..."

Fetullah, Şeyhini göklere çıkararak kendine de bir böbürlenme payı ayırırken bir şeyi unutuyordu. Hz. Muhammed (sav) gerek hocaları tarafından gerekse Abdülhamit tarafından "Deli" teşhisi konulan Said’den milyon kere fazla insanların dertlerini düşünüyordu. Ancak bu düşünceler ve çözüm bulma çabaları onun evlenmesine engel olmamış, yaklaşık 11 kez dünya evine girmişti.

Fetullah'ın Şeyhi Said'in amcasının oğlu Abdurrahman Nursi tarafından kaleme alınan ve Said'ce de onaylanan "Bediüzzaman'ın Hayatı" adlı kitapta kendisinin en önemli özelliklerinden biri olarak; soyut olmak yani hiç evlenmemek olduğu önemle vurgulanıyordu.

Hayatı boyunca Katolik Papazları gibi bu prensibe bağlı kalan Said, doğal olarak hiç dünyaevine girmiyordu.

Fetullah Gülen evlenmeme konusundaki açıklamalarında, kurnazca bir taktik kullanarak şeyhini ve kendisini Hz. Peygamberin varisleri olarak gösteriyordu.

Gülen'in rüyasında kendisine bildirilen "evlendiği gece ölür, ben de cenazesine gelmem" şeklindeki açıklamasının altında o gece karşılaşacağı durumun yattığı açıktı.

Öyle ya, Hz. Peygamber tüm Müslümanlara;


“Evlenin, çoğalın! Ben de çokluğunuzla ve sizinle övüneyim” derken; Fetullah’a niye tersi uyarıda bulunsun.
Ancak, Hıristiyanların kutsal kitapları olan Incil’in vahiy bölümünde yüz kırk dört bin kişinin Tanrı kuzusu olduğu ve bunların en önemli özelliklerinin ise İncil’in deyimi ile ‘kadınlarla lekelenmemiş” yani elleri bir kadına değmeyenler olmaları şeklinde vurgulanıyordu. Böylece kadınla temas etmemek, günahsızlığın ve kutsallığın baş şartı sayılıyordu.

İncil, Vahiy Bölümü Bab 14, 34 ayetler:

“Ve tahtın önünde ve dört canlı mahlukun ve ihtiyarların önünde sanki yeni bir İlâhi terennüm ediyorlar; ve yeryüzünden satın alınmış olan yüz kırk dört bin kişiden başka kimse o İlâhiyi öğrenemez. Kadınlarla lekelenmemiş olanlar bunlardır. Çünkü masumdurlar. Bunlar kuzu nereye giderse, ardınca gidenlerdir. Bunlar Allah’a ve kuzuya turfanda olmak üzere insanlar arasında satın alındılar...”

Kuzu’ya yani incil’deki İsa’ya turfanda olmanın baş şartının soyut olmak, evlenmemek ve hatta kadınlardan tamamen uzak durmak olduğu Incil’de yer alıyordu. Gerek Said’in gerekse Fetullah’ın evlenmekten şiddetle kaçınmalarının nedeni, Incil’deki bu ayetlerin ihtiva ettiği emirlerden mi kaynaklanıyordu.

Fetullah Gülen, Hıristiyanlığın Katolik papazlarının inançlarına uygun, ancak İslam dininin gerçeklerine taban tabana zıt bir açıklama ile "evlenmeme" olayını anlatıyordu. Gülen, bu tür açıklamaları ile saf insanlarımızın dini duygularını sömürmekle kalmıyor, onların hissiyatlarını kendi çıkarları doğrultusunda ve dini öğretinin de aksi bir istikametinde kullanıyordu.

İslam dininin peygamberi Hz. Muhammed (sav) insanlara evlenmeyi emrederken, nasıl olur da Gülen'e rüyada, hem de bir arkadaşının rüyasında bu emrinin tam tersini bildirirdi, öyle ya; Hz. Muhammed (sav) Yeni Rehber Ansiklopedisi'nin 7. cildinin 68. sayfasında yer alan hadisinde evlenmeyen insanları ümmetine almadığını şu sözleri ile bildirmiyor muydu:

"İslamiyet'te ruhbanlık yoktur ve nikah yapmak benim sünnetimdir. Sünnetimi yapmayan kimse benim ümmetim değildir..."

Kaldı ki, Fetullah Gülen’in “yazdım” diye bildirdiği, ancak Şemsettin Nuri kod adlı Latif Erdoğan’ın takdim yazısının 3. sayfasında yer alan açıklamaya göre; Gülen’in elinden çıkmadığı yani onun yazmadığı ve değişik yerlerde verdiği vaaz ve konuşmalardan derlendiği belirtilen “Sonsuz Nur” adlı kitabın 258. sayfasında evlenmeyle ilgili şöyle deniliyordu

“Onun içindir ki, Allah Resulü ‘Evlenin, çoğalın. Zira ben sizin çokluğunuzla diğer ümmetlere karşı iftihar ederim’ buyuruyor. Zira Allah Resulü, diğer ümmetlere karşı kendi ümmetinin çokluğu ile övünecektir.”

Bütün Alem-i İslam'a bu şekilde çağrı yapan Hz. Peygamber, Gülen'in iddialarına göre sadece kendisine tam tersi bir haber yolluyordu. Üstelik, Gülen’in Sonsuz Nur adlı kitabındaki bu söylemlerinin aksine... Tabii ki böyle bir durumun gerçekleşmesi imkansızdı. Gülen, burada Katolik rahiplerinin yolundan gitmesini kamufle etmek için, açık ve net olarak Hz. Peygamberin emirlerine aykırı davranıyordu.

Nasıl mı?..

Gülen'in hayatını anlatan ve Sonsuz Nur adlı kitaptan sadece bir yıl sonra kendisi ile söyleşi tarzında yapılan ve yayınlanan "Küçük Dünyam" adlı kitapta, "evlenme" konusunda anlattığı, ancak İslam gerçeklerine taban tabana zıt olayı yine O’nun açıklamalarıyla aktaralım:

"1978 yıllarıydı. Çamaşırlarım iyice birikmişti. Akşam yıkarken bayağı canıma tak etti. Bir ara içimden "Acaba evlense miydim" diye geçti. Katiyen düşünme şeklinde değil, şimşek süratinde gelip geçen bir fikir"

İslam dininden zerre kadar nasiplenen bir kişinin evlenmeyi, çoluk çocuk edinmeyi, İslam'ın emrettiği bir yaşam biçimi olarak görmesi dinin gereğidir. Yanlış olan; evlenmenin son derece kötü bir şeymiş gibi ve "evlenme" olayının Gülen tarafından "katiyen düşünme şeklinde değil, şimşek süratinde gelip geçen bir fikir" olarak açıklanması ve yine bu açıklamanın İslam'ın ruhuyla hiçbir alakası olmayacak bir şekilde Hz. Peygamber'e iftira atıp, yalanına ortak etme gayretleriydi.

Gülen'in İslam'la hiçbir ilgisi olmayan, ancak Katolik rahiplerinin sığınacağı türdeki gerçek dışı rüya anlatımını kendisinden dinleyelim:

"Ertesi gün erken vakitlerde bir arkadaş geldi ve bana şunu nakletti; "Akşam rüyamda Efendimizi gördüm. Size selam söyledi. Evlendiği gün ölür ve cenazesine de gelmem" buyurdu. Bu bir rüyaydı. Rüya ile amel edilmeyeceğini de biliyordum ama şahsım adına bu işarete saygılı olmaya çalıştım."

Durumu görüyor musunuz?.. Fetullah Gülen'in aklından sanki çok kötü bir şeymiş gibi şimşek hızıyla evlenme fikri geçiyor, yine aynı süratle bir arkadaşı rüya görüyor, bu İslam'a ve İslam peygamberinin sünnetine aykırı emri getiriyor.

Haşa sümme haşa, Fetullah Hz. Peygamberin mesai arkadaşı ya!... Anında peygamberden ona cevap geliyor;

"Sakın evlenmesin"

Bu işte Fetullah'ın deyimiyle tam bir katakulli dönüyordu. Öncelikle burada anımsanması gereken husus, İslam dininde peygamberimize tanınmış olan yerdir. Hz. Peygamber, İslamiyet açısından asla herhangi bir insan değildir; "Fahri kâinat’tır; yani evrenin gururudur. Âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Müslümanlar tarafından, böylesi üstün bir yere ve misyona sahip bir varlık olduğu kabul edilen peygamber, öldükten sonra öbür âlemden Fetullah'ın evlenme işiyle uğraşmaktaysa, bu durum; uydurduğu masallara bakınca Fetullah'ın da olağanüstü bir varlık olduğunu göstermez mi? Zaten Fetullah'ın da akılları iğdiş edilmiş müritlerine anlatmak istediği bu olsa gerekti.

Fetullah'ın hayatı hep katakullilerle geçiyordu. Evlenme fikri 40 yaşındayken aklından geçer geçmez, hemen arkadaşı o akşam rüyasında Hz. Peygamberi görüyor ve Peygamber’den Gülen'e haber getiriyordu. Hz. Peygamber niye evlenme konusunda Fetullah'la direk irtibata geçmemiş de aracı kullanmıştır. Yoksa burada anlatılmak istenen Fetullah'ın peygamberler üstü olduğuna inanma sapkınlığı mıydı.

Gülen'de masal biter mi;

Peygamberimiz, Fetullah'ın çocukluğunda, yine Fetullah'ın anlatımlarına göre sık sık ziyaretine geliyormuş. Nasıl mı? Gülen cemaatinin yayınevinde basılan ve Fetullah'a övgü niteliğinde olan "M. Fetullah Gülen" adlı kitabın 24. sayfasında Fetullah'ın, Hz. Peygamber ile görüşme asparagası şöyle yer alıyordu:


"Çocukluğunda yaşıtlarından farklılığı, sadece tavır ve davranışlarında değil, yaşanan bazı olaylarda da kendini gösterir. Hocaefendi yedi-sekiz yaşlarında iken bir gece "Lebbeyk ya Resulallah" diyerek uyanır. O esnada yanında bulunan annesi bu duruma şahit olur. Ve çok şaşırır. Hocaefendi'nin bu şekilde aniden 'Lebbeyk
ya Resulallah' diyerek uyanması birkaç gün devam eder. Bu hal, Refia Hanım’ı hem çok şaşırtır hem de korkutur."

Gülen, Nur cemaatinin oyları ile kendini dünyadaki "yüz entelektüel" arasında görüyordu. Sanırım, kitapta yer alan bu bilgiyle, "Şeyh uçmaz, mürit uçurur" sözü bile eksik kalıyordu. Gülen'in kitapta yer alan ve gerçek olması düşünülemeyecek anlatımlarına göre, uykusundan "Lebbeyk Ya Resulallah" diyerek uyanması karşısında annesinin hem şaşırıp, hem de korktuğu vurgulanıyordu.

Gülen, annesinin kendisine dört yaşında Kur’an-ı öğrettiğini ve bir ayda hatim ettirdiğini, köyün kadın ve kızlarına da Kur’an okumayı bellettiğini söylemiyor muydu?..

O halde Gülen'in uykusundan uyanırken söylediği iddia edilen sözlerin her Müslüman'ın tekrarladığı "Huzuruna geldim. Ya Muhammed" olduğunu bu denli Kur'an aşığı ve Hocası olan annesi nasıl bilmez?

Her zaman tekrarladığım gibi Gülen, yüzyılda bir görülen, kendi kendisi ile çelişen, bir önce dediğini bir sonra yine kendisi farkında olmadan tekzip eden, yani kendi kendinin Brütüs'ü olan bir kimsedir.

Kitabın devamında anlatılanlar ise, komedi üstü olmasının yanında insanların nasıl enayi yerine konduğunun bir başka göstergesiydi. Fetullah'ı övme kitabından okumaya devam edelim:

"Bu durumu kocası Ramiz Efendi’ye de anlatır. Bir gece Refia Hanım'la Ramiz Efendi oğullarının başında beklemeye başlarlar. Hocaefendi uykudayken aniden konuşmaya başlar. Ancak konuştuğu dili, her ikisi de anlayamaz. Hocaefendi uyandığında kendisine bu durumu sorunca herhangi bir şey söylemeden konuyu kapatır."

Saf insanlara "Vay be" dedirtmeyi amaçlayan bu gerçek dışı bilgilerin Fetullah Gülen’i uçurtmayı amaçlayan "tr.fGulen.com" adlı sitede yer alması, Gülen'in kerametinin kendinden menkul olmasının bir başka kanıtıydı.

Gülen, babasının Arapça ve Farsça beyitleri elinden düşürmediğini söylüyor, Annesinin ise nasıl bir Kur'an öğretmeni olduğunu öve öve bitiremiyordu. Oysa, Hz. Muhammed (sav) Arapça'dan başka bir dil bilmiyordu.

Bir an için Fetullah'ın Hz. Peygamber ile görüşüp, konuştuğunu kabul edelim. Fetullah'la mecburen Arapça konuşacaklardı. Her ne kadar Fetullah yeterli düzeyde Arapça bilmese de!..

Bu durumda Fetullah'ın annesinin ve babasının da bir kelime bile Arapça bilmediği ortaya çıkıyordu. Öyle ya "lebbeyk ya resulallah" cümlesinin ne anlama geldiğini bilmeyen insanların Arapça veya Kur'an bildiği söylenebilir mi? Böylece Gülen, her zaman yaptığı gibi bir kere daha kendi kendini yalanlıyordu.

Neyse biz yine dönelim Gülen'in evlenme hikayesine...

Sahabeden yani peygamberimizin yakınından bir çok insan "Biz evlenmeyeceğiz, evlenerek kaybedeceğimiz zamanı İslam dininin yayılması için var gücümüzle kullanacağız" deyince, Hz. Peygamber şu sözleri ile onları uyarıyordu. Hz. Enes (ra) dan aktaran Buhari-Müslim:

"Şöyle şöyle söyleyen sizlersiniz değil mi?.. Fakat Allah'a and olsun ki, hem iftar ederim, hem namaz kılarım, hem uyurum ve kadınlarla evlenirim.

Artık kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir..."

Hadislerde evlilik ile ilgili söylenenler bu denli açıkken, Fetullah'ın rüya oyunu onun aslında İslam dinine ne kadar uzak olduğunun da kanıtıydı. Kaldı ki, Fetullah’ın üstadı Said de Tarihçe-i Hayatı'nda kendisinde 60-70 erkeğin gücü olmasıyla övünürken, en önemli prensiplerinden birinin de “evlenmemek” olduğunu iftiharla söylüyor, aslında Müslüman olmadığını bu sözleri ile kanıtlıyordu. Gülen’de Said gibi gücüyle övünüyor, ancak o kudretini (!) 20 erkekle sınırlıyordu. İslam maskesine bürünen Ermeni Said, kendini besleyen Amerikalıların ve İngilizlerin inancına sahip olduğu için evlenmiyordu. Çünkü Hıristiyanların Katolik mezhebinin ruhban sınıfına dahil olanlar asla evlenemiyorlardı. Papazların bu özellikleri herkesin bildiği gerçeklerken, bu sözler de Hz. Muhammed (s.a.v.)’ye ait değil mi?...

“Kim evlenmek için zengin bulunuyor, sonra da evlenmiyorsa o benden değildir.”

“Evleniniz nesil meydana getirerek çoğalınız, çünkü gerçekte ben kıyamet günü sizinle diğer ümmetlere karşı iftihar ederim.”
öyle ya, Ermeni Said ya da nam-ı diğer Kürt Said de yaşadığı devirde sayılı senginler arasındaydı. Türk devletinin hemen hemen birçok birimlerinde en lüks (!) araçlar tenteli jeeplerken, otomobil bulunmazken, yine Tarihçe-i Hayatı’na göre; hiçbir işte çalışmayan, yardım almayan, hediye de kabul etmediğini lanse eden Said’in Mercedes ve Chevrolet marka iki arabası vardı. O devirde Türk başbakanları bile Mercedes arabasına binemiyorlardı.

21.07.2008 tarihli Zaman Gazetesi’nde Abdullah Aymaz, Said’in Chevrolet marka aracı ile ilgili şunları yazıyordu:

“1958’de İsparta’da birbirinin aynı olan iki adet" Chevrolet taksi vardı. İkisi de aynı renkti. Birisi Üstad’ın, diğeri Tugay Komutanı paşaya aitti.”

Neyse biz yine dönelim İslam’da evliliğin yerine.

Hadislerden sonra birkaç da ayet verelim. Böylece Fetullah ile onun Üstadı Said’in Müslümanlığı hakkında biraz daha fikir sahibi olalım. Nahl Suresi 72. Ayet:

“Allah size kendinizden eşler verdi ve eşlerinizden size oğullar ve torunlar sundu. Sizi pak ve helâl şeylerden

rızıklandırdı. Buna rağmen batıllara inanıyorlar da Allah’ın nimetlerini inkâr mı ediyorlar.”

Rum Suresi 21. Ayet:

“O’nun açık belgelerinden biri de sizi kendinizden eşler yaratmasıdır ki, onlarla sükunet bulup huzura kavuşursunuz. Aranızda sevgi ve rahmet meydana gelmiştir. Şüphesiz ki bunda düşünebilen bir millet için öğütler, ibretler ve deliller vardır.”

İslâm dini evlilik için bunları hükmederken Fetullah Gülen, Katolik papazları gibi evlilik kurumuna ve hepsinden önemlisi İslâm’ın bu konudaki emirlerine; Fasıldan Fasıla 1. Cilt 87. Sayfasında adeta isyan ediyordu:

“...Ayrıca, hizmet insanı kendisini davasından alıkoyacak her şeyi elinin tersiyle itmesini bilmelidir. Ev mi, çoluk-çocuk mu, iş mi? Her neyse ayağına pranga olan hiçbir şeyin esiri olmamalıdır. Esasen bir kısım özel durumlar dışında, dava adamının şahsi hayatı yoktur.”

Gülen, aynı kitabının 117 ve 118. sayfalarında sosyal hayatın gelişimine karşı olan bir portre çiziyordu.

Fetullah, evlilik kurumunu “düşman” olarak tanımlarken, mensuplarını tam bir esir kampı motifi ile idare etmek düşüncesi bulunan bir teşekkülü hayata geçiriyordu. Böyle bir cemaatin varlığını kabul etmek mümkün değildir.

Fetullah, evlilik ve çocuk edinmeyi şu sözleri ile düşman sınıfına sokuyordu:

“Bir diğer düşman ise, adeta gaye haline getirilmiş evlad-ü lyal arzusu yani evlenmektir.”

Gülen, sadece sözleri ile değil davranışları ile de evlilik kurumuna olan hınç ve düşmanlığını sergiliyordu.

Fetullah, dört yaşında Kur’an’ı hatmettiğini bu nedenle köylüye yemek verildiğini söylüyordu. Yemek yiyenlerden birisinin “Senin düğünün oluyor!” şeklindeki konuşması üzerine de, “Utandım, ağladım” diyor, düğünün “utanılacak” bir şey olduğunu vurguluyordu.

Fetullah, ders aldığı Kadiri Şeyhi’nin kızını kendisine vereceği şeklinde dedikoduları duyunca, Şeyhin yanından kaçıyordu; yine kendisinden okuyalım:

“Rasim Baba, yaşım çok genç olmasına rağmen beni hemen sağında oturturdu. İlgi ve alakası son derece fazlaydı. Fakat müritler arasında bir laf dolaşmaya başladı; Şeyhin beni kendisine damat yapmak istediğinden bahsediliyordu. Bu söylenti soğumama sebep oldu. Bir daha oraya gitmedim.”

Gülen, Edirne’de iken evlenme ihtimali beliriyor, ancak burada son anda fikir değiştiriyordu. Bakın o olayı nasıl anlatıyor:

“Edirne’de bulunduğum ilk dönemde Hüseyin Top aklıma iyice girdi. Edirne eşrafından, temiz ve zengin bir ailenin benimle ilgili bir taleplerinin olduğunu söyledi. Bir bayram günü ikimiz bu aileyi ziyarete gittik. Ancak ben buram buram terledim. Kaşımı kaldırıp etrafa bakamadım. Sonra da talepteki teknik bir yanlışlıktan dolayı canım çok sıkıldı... Hemen sarfı nazar ettim; kararımı da verdim...”

Fetullah’a kadınlar sadece sözle ve elle sarkıntılık yapmakla kalmıyor, tecavüze de yelteniyorlar, o da Hz. Yusuf gibi kaçarak kendisini kurtarmaya çalışıyordu. Valla ben değil Fetullah anlatıyor:

“Doğrudan aldığım teklifler de oldu. Ama hiçbirine meyletmedim. Hatta, bir defasında vazife yaptığım caminin arka maksurelerinden birinde otururken, tıpkı Hz. Yusuf’a (a.s.) olduğu gibi, bir duruma maruz kaldım. Rabbim’in inayetiyle kendimi pencereden içeri attım ve camları kapattım. O pencerelerin dışında kaldı. Bana “Burada perişan ol!..." deyip gitti.”

Fetullah’a ailesi de evlenmesi için teklif yapıyor, onları da reddettiğini Küçük Dünyası’nda şöyle anlatıyordu:


“Askerden gelmiştim. Babam, annem, ablam ve bir de Enver amcam bana ısrarla evlenmem gerektiğini anlattılar. Annem, “Oğul, hayatta iken senin başını da bağlayalım” dedi. Ben “Ana, benim ayaklarım davama bağlı, siz de başımı bağlayacak olursanız ben nasıl hareket ederim” dedim. Ve ardından kesin kararımı tekrar ettim. Biraz da acı konuştum.”

Fetullah’a evlenme teklifleri çığ gibi yağıyordu. Bir teklif de Yaşar Tunagür’den gelir, ama o bütün bu önerilere karşı hep Katolik papazları gibi direnir:

“Kestanepazarı’ndaydım. Yaşar Tunagür Hocaefendi İzmir’e gelmiş ve bana uğramıştı. O da İzmir eşrafından birinin adını vererek, böyle bir teklifte bulundu. Çok da ısrar etti. Ancak daha önceki kararımdan dönmeyeceğimi söyledim. Boynuma sarıldı, “Sen de beni dinlemeyeceksen beni kim dinleyecek” dedi, ağladı...”

Mahçup Gülen

Fetullah Gülen, erkek arkadaşları ile aynı odada kalmaktan büyük bir telâş ve korkuya kapılıyor, gerek asker gerekse hastane muayenelerinden panikliyor ve kaçıyordu. Gülen’in hayatını anlatan cemaat yayını “Fetullah Gülen” adlı kitabın 62. Sayfasında bu konu şöyle işleniyordu:


“Odaya nikelaj bir karyola koymuştuk. Karyolayı ben hocaefendiye ayırdım. Ben de yere bir yatak yaptım, yere yatacağım. Hocaefendi bir türlü yatmayınca ‘Hocam saat kaç oldu, artık yatalım, yatmanın zamanı geldi, ben yatacağım’ dedim. Siz karyolaya, ben yere yatacağım dedim. Yok yatmaz. Karyolada yatmak istemiyor. Kenarda oturuyor.

Derken yerdeki yatağa yatmaya razı oldu amma tam yatacak, yorganı çekecek üstüne. Ben de karyolanın kenarında oturmuşum her halde. Bir türlü yorganı üstüne çekip, uzanıp yatamıyor. Bir baktım yüzü kıpkırmızı, alnındaki damarı çatlayacak gibi. Ikınıyor, sıkılıyor, öte kıvranıyor, beri kıvranıyor, bir türlü uzanıp yatamıyor.

Hemen farkına vardım, durumu anladım. Benden çekiniyor. Aynı yerde yatmayı, benim yanımda ayaklarını uzatıp yatmayı edebine sığdıramıyordu. Dedim hocam bir dakika! Siz burada karyolada yatın, ben de yerdeki yatakları alayım dedim. Ve yatağı yorganı kaptığım gibi diğer odaya geçtim. Allah dedim. İnşallah rahat yatmıştır. O’nu o odada bıraktım.”

Bir insanın arkadaşıyla aynı odada, farklı yataklarda yatmaktan dolayı; yüzünün kıpkırmızı, alnının damarlarının çatlayacak gibi olması son derece ilginçti.

Yine aynı kitabın 50. sayfasına göre Gülen’in askerde banyo yapması da bir kâbus halini alıyordu. Bu oldukça garip durumu da şöyle anlatıyordu:

“Banyolarda askerler dikkatsiz yıkanıyorlardı. Onun için onlarla yıkanmaya da gidemiyordum. Çok defa tuvalette saklanır, başımı biraz ıslatarak, sanki yıkanmış gibi yapar ve çıkardım..."

Küçük Dünyam adlı kitabının 71. sayfasında, askerliğini yaparken belli dönemlerde gerçekleştirilen umumi kontrolden duyduğu korku ve telaşı, had safhaya varıyor, o günleri hala yaşıyor gibi anlatıyordu:

"Bir defasında umumi kontrol yapılacaktı. Muayeneyi çıplak yapıyorlardı. Sıra bana gelince doktora: 'Komutanım, benim dizimden yukarısını annem dahi görmemiştir’ dedim. Komutan insaflıymış ‘Geç’ dedi ve kurtuldum."

Faruk Mercan’ın kaleme aldığı, "Fetullah Gülen" adlı Fetullah'a övgü kitabının 57. sayfasında 12 Eylül döneminde tutuklu olduğu günlerde, Gülen’in kâbusu yeniden depreşiyor, arkadaşları ile banyo yapmaktan kaçıyor, banyoyu tek başına yaptığı şöyle anlatılıyordu:

“Tutuktular için haftada bir banyo imkanı vardı. Gülen, herkesin topluca yıkandığı bu banyo saatine gitmiyordu. Yatak çarşaflarıyla etrafını kapattığı bir yerde banyosunu yalnız yapıyordu."

Gılman Da Ne Ola Ki

İslam'ın emirlerine takla attırmaya kalkarak evlenmemesine kılıflar hazırlayan, bu davranışını maskelemek için dinin kurallarını kendi çıkarları doğrultusunda değiştirmeye kalkan Fetullah Gülen, 1990 ve 1991 yıllarında Hisar ve Yeni Camii’de verdiği vaazlarında inciler döktürüyordu:


Gülen, Allah'ın kendilerini yine kendi açıklamaları ile "öte"de, o "öte" neresiyse, Behçet'e, Nedret’e ve en ilginciyse Gılmanlara uyaracağını üzerine basa basa vurguluyordu.

Behçet ile Nedret’i bir kenara bırakıp, "Gılman da ne ola kî?" diye yine kendi cemaatlerinden yani bir Nurcu’nun yazdığı "Yeni Lügat” adlı sözlüğe bakalım.

Yeni Lügat adlı sözlükte Gılman’ın karşılığında: "Bıyığı terlememiş erkek çocuğu" şeklinde bir açıklama yer alıyordu.

Ve asrın imamı olarak lanse edilen Fetullah’a soralım: "Tüyü bitmemiş erkek çocuklarına uyarmak dinin ne tarafına düşüyor?.."

Asrın din adamından bu cevabı beklerken onun ev toplantılarında yaptığı şu konuşmayı hatırlarsak, sanırım sorunun cevabının ne olduğunun bir anlamı kalmayacaktı. Gülen buyuruyor:

"Emre itaati Adem’den, aşkı da şeytandan öğrenmek lazım" diyen Fetullah Gülen, "Ölçü veya Yoldaki Işıklar" adlı kitabının 2. cildinin 95. sayfasında "İnhiraf yani “dönme, sapma, doğru yoldan çıkma" başlığı ile karşı cinsten biri ile konuşmayı, dertleşmeyi bile zaaf eseri, tabiat bozukluğu veya o cinse ait karakteri taşıma emaresi olarak nitelendiriyordu. Ama Gılmanlara yani tüyü bitmemiş erkek çocuklarına uyarmayı da "ulvilik" olarak görüyordu."

Gülen, vaaz ve sohbetlerinde, “Allah insana, Huri, Gılman ve Perdedarlarla donatılmış cennetler sunacaktır" diyordu. Fetullah’ın cennette beklediklerini açıklarsak;

Huri; Ahu gözlü çok güzel kızlar!..

Perdedar; bir şeyin görünmesine ve bilinmesine mani olan kişi!..

Gılman; Bıyığı terlememiş delikanlılar, gençler!.

Görüldüğü gibi Fetullah, hiç bir şeyi eksiksiz bırakmıyordu. Cenneti ala sanki...

Tövbe tövbe!..

Fetullah Gülen, Ankara DGM Başsavcılığınca hakkında soruşturma başlatıldığında, kendi kendine “tehlike anında tüymek mubahtır” şeklinde fetva vererek soluğu Amerika’da alıyordu. Gülen Amerika'da bulunan Mayo kliniğine bazı şikayetleri olduğundan bahisle müracaat ediyordu.

Fetullah’ın belirttiği rahatsızlıkları arasında prostat da yer alıyordu. Doktor, Fetullah'ı muayeneye davet edince, korku ve telaşa kapılıyor ve muayeneden kaçıyordu.

Gülen, prostat muayenesinden neden korkmuş, niçin telaşlanmıştı? Ortaya çıkmasından çekindiği bazı durumlar mı vardı? Neyse şimdilik bunlar sır!..

Ama sır olmayan bazı gerçekler de vardı. F tipi yapılanmanın Atatürkçülüğü yok etmek amacıyla tezgahladığı Ergenekon senaryosunun Başoğlanı Tuncay Güney, Fetullah'ın en yakınındaki isimlerden biriydi. Samanyolu Televizyonunda "Doruktakiler" adlı bir program yapmıştı.

4.3.2001 tarihinde Organize Suçlar Şube Müdürlüğü’nde ifade veren, Fetullah Gülen’in en yakınındaki isim olan Tuncay Güney, askerlikten çürüğe ayrılmasının nedeninin homoseksüelliği olduğunu şu sözleri ile açıklıyordu:

“5 Mayıs 1997 tarihinde askere gittim. Dört ay kadar askerlik yaptıktan sonra cinsel yönden bozukluğum nedeni ile yani halk dilinde GEY olarak söylenen cinsel sapmam olduğundan dolayı askerlikten muaf tuttukları için terhis ettiler..."

Fetullah Gülen’in kanatları altında yetişen ve Fetullah Gülen’in Özel Kalem Müdürlüğü’nü de yapan haham yamağı Tuncay Güney, Atatürkçü, laik, demokrat düşüncedeki insanlara Nur Tarikatınca beslenen F tipi örgütlenmeye dahil devlet ve millet düşmanları ile beraber tuzak üzerine tuzak kuruyorlardı.

Okyanus ötesinde ABD’den aldıkları talimat gereği yurtsever insanlara iftiralar yağdıran, onları cezaevlerinde çürütme yeminleri eden, Emniyet, MİT ve Adliye

içindeki tarikatçı yapılanmanın Tuncay Güney’den sonraki en büyük dayanakları Osman Yıldırım oluyordu.

Osman Yıldırım, Atatürk'e hakaretten kız kardeşini öldürmeye, kendi öz yeğenini para ile satmaktan Danıştay’a saldırı olayına kadar bir çok suçtan hüküm giyen biriydi.

Ergenekon savcıları Osman Yıldırım’ı öyle benimsiyorlardı ki, ona “Osmanım" derken, önce normal tanık, daha sonra gizli tanık yapıyorlar, ardından "Tanık Osman Yıldırım ile gizli tanık 9’un beyanları örtüşüyor" diyorlardı.

Ergenekon soruşturmasında, Apo'ya kadın sağlayan teröristler bile gizli tanık yapılıyordu.

Ermeni Said’in izdüşümleri, kurdukları tuzakları TV’lerinde ağızlarından köpükler saçarak anlatıyor, çakma savcının rehberliği ve desteğinde salyalarını akıtarak iftiralarına her gün yeni bir boyut kazandırıyorlardı.

Kaynakça
Kitap: AMERİKADAKİ İMAM
Yazar: Ergün Poyraz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir