Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ergenekon'dan Sonra Fetullah

Burada Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam Hakkında Raporlar hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Ergenekon'dan Sonra Fetullah

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Tem 2012, 00:20

Ergenekon'dan Sonra Fetullah

27 Nisan 2009 tarihli Star Gazetesi'ne demeç veren Zaman Gazetesi yazarı ve Gülen'e en yakın isimlerden Hüseyin Gülerce, cemaatin eylemleri için, "Fetullah Gülen'in "biz yapmıyoruz. Allah yapıyor" şeklindeki sahtelik kokan sözlerini aktarıyor, Fetullah ile Hz. Muhammed'in ölümünün İslamiyet açısından aynı etkiyi yaratacağı şeklinde densizce bir yakıştırma da bulunuyordu.

Gülerce, Fetullah'ın hakkında hiçbir dava kalmadığını hatırlatan ve onun ne zaman döneceğini soran Fadime Özkan'a;

"Ergenekon davasının sonuçlanmasından sonra"

Diyordu.

Öyle ya; Emniyet, MİT ve Adliye içindeki Fetullahçı yapılanma cümle Atatürkçüleri sindirecek, yok edecek ancak o zaman Gülen kendinde Türkiye'ye dönme cesaretini bulacaktı.

Ergenekon tezgahının en önemli amaçlarından birini böylece Fetullah Gülen Cemaatinin en önemli ismi Hüseyin Gülerce açık bir şekilde itiraf ediyordu.

Neyse konumuz başörtüsü! Dün başörtüsü için feryad-ı figan ağlayıp, "bacılarımızın başından başörtüsü çıkarılırsa kıyamet kopar" diyen Fetullah'ın, Nevval Sevindi'nin karşısında bu sözlerinden hicap duyarak çark etmesini Hüseyin Gülerce'ye soran Fadime Özkan, O’ndan da Gülen gibi cevap alıyordu. Bu yanıta veryansın eden Habertürk Gazetesi'nin türbanlısı Nihal Bengisu Karaca;

"Bizi niye yediniz. Bizi niye kandırdınız" diye soruyordu.

“Oysa;

Gerçek bir din adamı, tarikatların oynak tavırları karşısında; bizdeki tarikatlar Allah'ın emri ile ClA'nın buyrukları arasında kalınca kıblelerini varlıklarını borçlu oldukları ABD ve onun talimatları doğrultusunda değiştirmek zorundadır" şeklinde bir tespitte bulunuyordu.

Nihal Bengisu Karaca, kandırılmışlığın verdiği ızdırapla feryatlarını şöyle sürdürüyordu:

"Keşke hepimiz Nazlı Ilıcak gibi olsaydık"

Ve, Bengisu isyanına devam ediyordu:

"Gülerce, Fadime Özkan'ın Fetullah Gülen'in 28 Şubat döneminde başörtüsü ile ilgili yaptığı 'Fümattır1 açıklaması üzerine sorduğu soruya şöyle bir cevap veriyordu:


"Füruat demek, öncelikli değil demektir, İslam’ın şartı beş, İmanın şartı altı. Burada başörtüsü var mı? Yok!.." Sayın Gülen, bu minval üzerine konuşunca toplumdaki tansiyon düşüverdi. Hiç unutmuyorum, Nazlı Ilıcak, gazetesinde "Sayın Gülen’i tanımıyorum, bu sözü ilk defa duydum ve ilk defa kendimi İslam dairesinde hissettim” diye yazdı.

Şimdi ben günlerdir, bir din; hem de halis bir dindar tarafından, nasıl bu kadar "İndirgenebilir” hale getirilebilir ve Gülen’in 28 Şubat döneminde belki bir takım toplumsal endişelerle yaptığı bir açıklama, nasıl bu kadar hoptirilaylom bir tefsire maruz kalır, onu düşünüyorum ve anlamakta zorlanıyorum.

Sormazlar mı, "Sayın Gülerce, ‘emri bil maruf nehyi anil münker’ yani dini tebliğ ‘iyiliği yapma, kötülükten caydırma’da İslam’ın beş şartı arasında değil, ama Kur’an da çok anlam yüklenen bir meseledir, nasıl yani?” diye.

Sormazlar mı, "Allah'a şirk koşmak, yani dünyevi mevzuları, dünyevi arzu ve tamah nesnelerini, dünyevi otoriteleri Allah’ın ilahlığı ile yarışacak denli önemli saymak imanı yer bitirir, ama elimize tutuşturulan bu imanın altı şartı adlı reçetede şirk’ten bahsedilmez bile" diye.

Sayın Gülerce’ye sormazlar mı, "Dünyanın dört bir yanında okul açmak da İslam’ın, ya da İmanın şartlarından biri değil, o zaman niye yapıyoruz ki bunları" diye."

Nihal Bengisu bu soruları soruyordu ya, yanıt gelecek diye, oysa duvarlardan ses geliyordu da Gülerce’den çıt çıkmıyordu. Ne yani Gülerce ortaya çıkacak, “Amerika’nın yüz senede yüz milyar dolar harcasa yapamayacağı bir organizasyonu onlar adına gerçekleştirip altın bir tepsi içinde onlara sunduk” mu diyecekti.

öyle ya;

ABD eskiden sömürmek istediği ülkeye yerleştireceği yöneticiyi o ülkede köy köy kasaba kasaba arıyor, bulduğunda ABD’ye götürüyor, orada eğitiyor, sonra da ülkesine gönderiyordu. Bu Amerika için milyarlarca dolara mal olurken sayısız insan gücüne de gereksinim duyuluyordu.

ABD şimdi bu görevi Gülen grubuna vererek, hiçbir masrafa girmeden derenin kuşlarını derenin taşları ile vuruyordu.

Gülen’in 35 yıllık yol arkadaşı Nurettin Veren geldikleri son safhayı şöyle açıklıyordu:

“Fetullah ve ekibi olarak, ABD’nin akıncıları ve conileri olduk.”

Neyse biz yine dönelim Bengisu’nun feryatlarına:

“Gülerce’nin Emevi-Abbasi döneminde uydurulan ve ümmete kakalanan, Kur’an’ın mesajını hükümden düşürüp İslam’ın yaşanışını bir kaç kalem ibadetle ve bir kaç temel esasla sınırlama amacı güden bu yaklaşımı benimsemesi çok tuhaf. Çünkü bu argüman, Türkiye'de, Gülerce'nin röportaj boyunca şikayet ettiği kesimin, dinden ve dindardan nefret eden ve dini yaşantının kısıtlanmasını talep eden kimselerin kullandığı argümanın aynı.

Onlar da "İslam'ın şartı 5, bunların arasında başörtüsü yok" diyorlar. İleri gidip, Kur’an’da başı da örtmeyi gerektiren bir tesettür emrinin olmadığını da söylüyorlar, ilahiyatçı olmadığım için emin olduğum bir şey var: Nur suresi 30-31. ve Ahzap suresi 59. ayetler "Baştan aşağı örtünme" konusunda yeterince açık.

"Efendim, ben başımı boynumun altından başlatıyorum, demokrasi var" gibi çocuksuluklar teskin edicidir, insanı rahatlatır, ama gerçek değildir. İnanın buna, çünkü dini modernizme uyduracağız diye tepinip duran ilahiyatçılardan değilim. Acı gerçekleri görebilen herhangi biriyim.

Kur'an emrediyor, inkar etmemek şartıyla bu emri yerine getirmeyebilirsin; emri yerine getirmemen, bu satırların yazarı gibi nefesinin kıytırıktan tesettüre yetiyor olması ya da her türlü bahanen olabilir. "Allah affetsin" dersin ve kendinden umudu kesmeden devam edersin. Doğru, Allah'ın rahmeti sonsuz, dilerse hayatı boyunca her melaneti işleyen, ama tek bir kere içtenlikle, samimiyetle "Allah" diyeni affedebilir. Ama bu durum ayrı bir şey; bu durumdan yola çıkarak, "Hem zaten İslam'ın şartları arasında yok" şeklindeki hava boşluğunu "rasyonalize etmek" bu tutumu "akılcılaştırmak" başka şey.

Kaldı ki; bu ülkede inandığı gibi yaşamak, örtünebilmek isteyenlere engel olanlar herhalde "Allah’ın rahmeti" gerekçesiyle yapmadılar bunu. Yüzbinlerce genç kızın hayatı mahvoldu" olmaya da devam ediyor.

Bir Nihal Bengisu Karaca’nın şimdilik "yırtmış" gibi görünmesi, bir kaç babadan kalma sermayenin, işyerinin başında durup hasbelkader "işkadını" görüntüsü veren baş örtülünün "bakan karısı" filan olmuş olması, yüzbinlerce kadının içe dönük, kocaya bağımlı, eğitimsiz ve ekonomik özgürlükten “muaf bir hayata mahkum kaldığı gerçeğini hükümden düşürecek değil. Haa tabi, sonuçta bu "kadının meselesi", öyle değil mi?”

Başörtüsü olayını sadece kendi çıkarları için kullanan, işlerine geldiği zaman "başörtüsü İslam'ın olmazsa olmazı" şeklinde fetvalar veren, ancak menfaatlerinin aksini gerektirdiği durumlarda ise "Başörtüsü teferruattır" diyen başta Gülen cemaati olmak üzere bir takım dincilere, N. Bengisu Karaca tarafından şu soru yöneltiliyordu:

"Her şey bir yana, bu kızlar çıkıp demezler mi, 'madem hiç te şart değildi bu başörtüsü, o zaman beni niye yediniz, niye kandırdınız? Bıraksaydınız o zaman, hepimiz Nazlı Ilıcak gibi olsaydık, derdiniz neydi?’ diye...”

Kaynakça
Kitap: AMERİKADAKİ İMAM
Yazar: Ergün Poyraz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir