Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Gatakulli

Burada Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam Hakkında Raporlar hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Gatakulli

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Tem 2012, 00:25

Gatakulli

Ankara DGM’nin hakkında soruşturma başlattığını savcının yakınındaki Fetullahçı polislerden öğrenen Gülen, 22 Mart 1999 tarihinde apar topar Amerikaya kaçıyor, o tarihten bu yana bir daha ülkeye geri dönmeye yüreği yetmiyordu. Herkesi kendi gibi zanneden Gülen, 8 Mart 2009 tarihinde Amerika’dan Ergenekon davasına dahil olan insanların hastalıklarını diline doluyor, onlarla insafsızca alay ediyor, ne denli bir hoşgörü simsarı olduğunu bir kere daha kanıtlıyordu.

Fetullah Gülen yıllardan beri her an tutuklanıp sorgulanacağı korkusu ile yaşıyordu. Gizli faaliyetlerinin, örgütsel çalışmalarının deşifre olacağı endişelerini sürekli taşıyordu ve Altunizade’de cemaatine bağlı insanlarla toplu olarak otururken şunları söylüyordu:

“Beni içeriye alsalar bir gün yaşayamam, ölürüm. Ben ilaçlarımı dahi Cevdet olmazsa içemem.”

Gülen aşırı rehin ve hapse girme korkusu ile ABD’den Türkiye’ye dönemiyordu. 1967 yılında tanıştığı Graham Fuller ve CIA ile işbirliğini zirveye taşıyordu. AB, ABD, AKP ve F tipi örgütlemenin Atatürkçüleri sindirme tertibinden aldığa sınırsız keyifle gerçek yüzünü sergiliyordu.

12 Eylül darbesi sonucu, Diyanet İşleri’nde Nurcuların hâkimiyeti bir anda yek ile yeksan olmuştu. Bu bahar ortamının bitmesinin ardından Gülen Çanakkale’ye tayin oluyordu.

O günlerde Çanakkale’de Nurculuk hemen hemen hiç yoktu. Gülen Çanakkale’ye tayini çıkınca, bu vilayette dini bilgisizliğinin yetersizliği nedeniyle barınamayacağını anlıyor, rapor üzerine rapor alarak tayinini durdurmak için torpil peşlerinde koşuyordu.

Çanakkale Müftülüğü 10.03.1981 tarih ve PS/5-581 sayılı yazısı ile 6406 sicil numaralı Fetullah Gülen hakkında, Diyanet İşleri Başkanlığı’na şu yazıyı gönderiyordu:

“İzmir Bornova merkez vaizi iken ilimiz merkez vaizliğine atanan Fetullah Gülen ilgi (a) yazımızla bildirildiği gibi 8.12.1980 gününden itibaren 20 gün tek tabip raporu almış bu raporun bitiminden sonra da 2 aylık sağlık kurulu raporu almıştır.

İki aylık raporun da 28.02.1981 günü bitmesine rağmen yine görevine başlamamış tekrar tek tabipten almış olduğu ve sureti ekte bulunan 20 günlük raporu Müdürlüğümüze göndermiştir.

Son almış olduğu rapor tabipten olup mevzuata uymadığı gibi 6 Şubat 1981 gün ve 17243 sayılı resmi gazetede yayınlanan “memurların hastalık raporlarını verecek hekim ve resmi sağlık kurulları hakkında Yönetmelik’in 5. maddesinde belirtilen tıbbi zorunluluk raporunda belirtilmemiş, hastalık iznini görev yerinden başka bir yerde geçirmesi için aynı maddede belirtildiği şekilde kendisine izin de verilmemiştir.

Mezkur yönetmeliğin 9. maddesinin son bölümünde hastalık izni verilmediği halde izinsiz ve özürsüz olarak görevine başlamayan memurlar görevini terk etmiş sayılarak haklarında 657 sayılı kanunun ilgili hükümlerinin uygulanacağını belirttiğinden adı geçen hakkında gerekli işlemin yapılmasını arz ederim.”

Pabucun pahalı olduğunu gören Fetullah Gülen, adına yakışacak bir şekilde “katakulli” yapıyor ve Çanakkale Müftülüğü’ne gönderdiği dilekçe ile kalp hastalığı masalını anlatarak istifa ettiğini bildiriyordu. O günlerde kalbi sağlam olan Gülen’in isteği, Çanakkale Müftülüğü’nün Diyanet işleri Başkanlığfna gönderdiği 27.03.1981 tarih ve PS/-725 sayılı Vali Muavini M. Mahir Şellaki imzalı yazıda şöyle yer alıyordu:

“İlimiz merkez vaizliğine atanan Fetullah Gülen’in kalp hastalığı nedeniyle görevine devam edemeyeceğini beyan eden 20.03.1981 tarihli istifa dilekçesi ilişikte sunulmuştur. Gereğini arz ederim...”

İlmi ve dini yetersizliği nedeniyle foyasının ortaya çıkmasından korkan ve bu nedenle Çanakkale’ye gidemeyip kalp rahatsızlğı gerekçesine sığınarak istifa eden Fetullah Gülen’in ilmi ve dini yetersizliği, istihbarat örgütlerinin desteği ile gelişen cemaati tarafından sürekli olarak gizleniyor, askeri yönetimin Gülen’e vaaz imkanı tanımadığı şeklindeki gerçek dışı açıklamalarla zihinler bulandırılmaya çalışılıyordu.

Yine Gülen’i cilalama amaçlı yazılan kitaplarda, Gülen’in istifası gerçek dışı olarak şöyle anlatıyordu:

“Askeri yönetim, sıkıyönetim uygulamaya başlar. Bu çerçevede birçok keyfi uygulama hayata geçirilir. Hocaefendi’nin görev yapmasına imkân verilmez. Sıkıyönetim uygulamaları resmi olarak vaaz vermesine imkân bırakmadığından, 20 Mart 1981 tarihinde vaizlikten istifa eder...”

Gülen’in özlük dosyasındaki istifa dilekçeleri ortadayken, kendi eliyle yazdığı dilekçelerindeki beyanlarının aksine yapılan propagandalar incelendiğinde, yine karşımıza birbiriyle çelişen ve bir söylediği bir söylediğini tutmayan bir Gülen portresinin çıkmasının yanında, cemaat tarafından yayınlanan kitaplarda yer alan hayat hikayesinin yalanlarla dolu olan bir Gülen tiplemesini de ortaya çıkarıyor, Gülen’e övgü kitapları adeta bir yalan destanını andırıyordu.

Gülen, Diyanet’ten istifa ettikten sonra ve yeniden İstanbul’a atanmak için ne kadar uğraştıysa da bir daha asla bu kuruma geri dönemiyordu. Ama avukatları Gülen’in davalarında O’nun Diyanet’ten emekli olduğu beyanında bulunabiliyorlardı.

Fethullah Gülen, “Küçük Dünyam” adlı kitabında kendini överken şöyle diyordu:

“Kestanepazarı’nda beş senelik zaman zarfında, yaptığım görev karşılığında bir kuruşluk karşılık almadım, talebeye ait bir lokma ekmeği yemedim, bir kaşık yemeğe el sürmedim ve bir tek eşyayı kullanmadım. Hatta abdest için kullandığım suyun ve sabunun parasını dahi mutlaka ödedim. Rabbime sonsuz şükürler olsun ki, bu prensibimi şimdiye kadar da hep korudum; O’nun lütuf ve inayetiyle ömrümün sonuna kadar korumaya da kararlıyım. Bizim hizmet anlayışımız budur, böyle olmalı ve hep böyle kalmalıdır...”

ister istemez insanın aklına şöyle bir soru geliyor; Küçük Dünyam adlı kitabında böyle konuşan Fetullah Gülen, Çanakkale’ye gitmemek için kendi deyimi ile adeta “Gatakulli” yaparak rapor üzerine rapor alarak geçirdiği ve hiç çalışmadığı bu günler için de haketmediği maaşını aldı mı?

Tabi ki aldı. İnanmayan Gülen’in dosyasına baksın.

Rapor ve hastane konusunda “gatakulli yapmak” Nurcuların mayasından geliyordu. Gülen’in izinden gittiğini her daim iftiharla belirttiği Ermeni Said de hakkında soruşturma açılınca “Rapor rapor” diye dört dönüp tabiri caiz ise adeta delleniyordu. Bu olayı Said’in “yazdım” dediği risalelerinden Emirdağ Lahikası’ndan okuyalım:

“Ben sekiz sene Kastamonu’da bir tek defa valinin ısrarı ile yanına ve iki defa da polishaneye gittim. Ben daha gidemem. Hem doktordan bir rapor alınız; yoksa şehre maddi ve manevi bir zarardır...”

Görüldüğü gibi Gülen’in rehberi Said, Gatakulli yapmakla da kalmıyor, koca bir şehri haksız yere rapor almak için tehdit bile ediyordu.

Dinci ve Gülenci basın, günlerce Albay Dursun Çiçek’in sahte imzasına dayalı “kağıt parçası” üzerinden spekülasyon yapıyor, bir bardak suda fırtınalar kopararak lağım çukurunu andıran televizyon kanalında iftira üzerine iftiralar yağdırıyorlardı. Oysa Gülen de farklı ve hatta öylesine farklı ve birbirine benzemeyen imzalar atıyordu ki, gören değişik imza atma konusunda O’nu “üstat” zannederdi.

Gülen 30 Eylül 1977 tarihinde Kocatepe Camii’nde vaaz vermek istediği dilekçesinde öyle bir imza atıyor ki, 1978 tarihinde hacca gitmek istediği dilekçedeki imzasına bakılınca, ikisinden birinin sahte olduğu şüphesi anında insanın aklına geliyordu. İmzaların ve yazıların birbiriyle hiçbir benzer tarafı yoktu.

Ya diğer imzaların!...

İşte onları hiç karıştırmayın. Dedim ya; değişik imza atmada olağanüstü bir isim aranacaksa, bu sahada “Üstaflık sadece Gülen’e yakışırdı.

Kaynakça
Kitap: AMERİKADAKİ İMAM
Yazar: Ergün Poyraz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir

cron