Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Entellektüel Fetullah

Burada Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam Hakkında Raporlar hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Entellektüel Fetullah

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Tem 2012, 00:31

Entellektüel Fetullah

2.5.2008 tarihli Zaman Gazetesi “Dünyanın 100 entellektüeli listesinde tanıdık bir isim” başlıklı yazıyla; Foreiqn Policy adlı derginin internet sitesinde başlattığı ve insanların internetten oy vererek katıldığı kampanya sonucu Fetullah Gülen’in 100 entelektüel arasına girdiğini duyuruyordu.

Gülen Cemaati, 2. Cumhuriyetçiler, masonlar, Gay dernekleri el ele vererek, Foreiqn Policy’nin kampanyasına katılıyor ve Gülen’e oy vererek destek sağlıyorlardı.

Gülen’in destekçileri arasında PKK’lılardan Hizbullahçılara kadar birçok örgüt de yer alıyordu. Ancak bunların başını da misyonerler çekiyordu.

Cemaat, Hıristiyan misyoner okullarıyla sıkı işbirliği içindeydi. Fetullah Gülen Cemaati Amerika’nın en eski misyoner okuluna 2 milyon dolar para bağışlıyor, bu yardım BBC tarafından duyuruluyordu.

Misyonerlere maddi-manevi her türlü desteği veren Gülen Cemaati ve onların yayın organları Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne “misyonerlik propagandası yapıyorlar” şeklinde suçlamalarda bulunuyorlardı.

Papa’nın ayağına gidip ona sadakatini bildirip, biat eden Fetullah Gülen, 16 Mayıs 2009 tarihli Akşam gazetesinde Nagehan Alçı’nın yazısından öğrendiğimize göre, Almanya’nın en önemli Protestan kiliselerinden biri olan Dresten’deki Frauenkirche’nin onarım masrafları olan 110 milyon Euro’nun en büyük bölümünü karşılıyordu.

Nagehan Alçı, bu bilgiyi kiliseyi tamir eden vakfın yöneticisinden aldığını, daha sonra Gülen’in yakın çevresine bu durumu sorduğunu, onlardan da Gülen’in bu tip yardımları gizli tuttuğunu, ABD’de bazı kiliselere de maddi destek verdiğini, bunun kamuoyunda bilinmediğini söylüyordu.

Fetullah Gülen, cemaatinin gerçekleştirdiği bu ve bu gibi maddi yardımların karşılığını, derginin internet sitesinde kendi adını tıklattırılarak alıyor, böylece “tıklama entelektüeli” oluyordu.

Fener Rum Patriği Bartholemeos’un “en yakın arkadaşım” dediği Gülen, Patriğin bu sözlerini her fırsatta onaylıyor, beraber iftar yemekleri düzenliyorlardı.

Gülen, Papaz yetiştirmeyi amaçlayan Ruhban okulunun açılmasını isteyerek Patriğe destek verirken, Patrikhanede kapalı bulunan ve üzerinde “Bir Türk büyüğü asılmadan açılmayacaktır” yazısı olan kin kapısı hakkında bir tek laf edemiyordu.

Nagehan Alçı’nın yazısından sonra Gülen cemaatini büyük bir telaş alıyor, Alçı’yı hakaretler ve saldırılarla hayatından bezdiriyorlardı. Cemaatin saldırıları ve hakaretleri karşısında “pes” eden Alçı, kinayeli bir yazıyla sözlerini geri alıyor gibi yapıyor, şunları yazıyordu:

“Bana mail atmış yüzlerce okur! “Sen Müslüman değilsin!” mesajları yollayan onlarca kişi! Gizli ajandalarımdan tutun, ailemin köklerine kadar beni baştan yaratan düzinelerce “hayalgücü sahibi!”

Hepinize diyorum ki: Sevinebilirsiniz!

Cumartesi günü yazdığım yazıda yer verdiğim iddia gerçek değildir!

Almanya’nın Dresten kentindeki Frauenkirche’ye Fetullah Hoca maddi yardımda bulunmamıştır. Beni Alman haber kaynağım yanıltmış ve “Türk dini lider olsa olsa Gülen olur” mantığı ile telaffuz etmiştir.”

Nagehan Alçı, Ergenekon soruşturmasına da dahil olma tehdidinde de yılmış olacak ki, bu yazısında yardımın yapıldığını onaylattığı cemaat yetkililerinden bahsedemiyordu. Neyse biz yine dönelim Alçı’ya:

“Ancak son dört günde gördüklerim beni endişelendirmiyor değil.

Gülen’in bir kiliseye yardım ettiği iddiası, yanlış bile olsa böyle topyekün bir başkaldırıyı gerektirecek bir iddia var mıdır? Bu, Fetullah Gülen’i karalamak anlamına mı gelir?

“Dinlerarası Diyalog” kavramının sahibi Fetullah Gülen’in kendisi değil midir? Başka inançlara saygıyı bünyesinde barındırmaz mı bu kavram?

Bu soruların cevabı belli. Gülen’in felsefesi Müslüman olmayanlara da saygıyı içeriyor. Diğer dinlerin ileri gelenleri ile bir araya gelme, ortak sorunları belirleme ve yakınlaşma çabaları bu yüzden.

Bu yüzden 2004’de Mardin’de önce Kasımiye Medresesi’nde ardından Deyrüzzafferan Manastırı’nda din büyüklerini buluşturdu.

Bu yüzden 2005’de Moskova’da üç dinin önde gelenlerini bir araya getirip beyaz güvercinler uçurttu.

Ve bu yüzden aslında Gülen’in inancına kiliseye yardımda bulunmak ters değildir.

Ancak yine de böyle bir iddia bile ortalığı ayağa kaldırmaya yetiyor!...”

Erzurum gibi bir yerde bile ilkokulu ikinci sınıfa kadar okuyabilen, üst üste sınıfta kalarak okul defterini kapatmak zorunda kalan Fetullah Gülen; bu açığını, bu ezikliğini kendini mitolojik bir efsanenin kahramanı olarak sunmayla yenemiyordu.

Yaşadığı bu eğitim eksikliği kendisinde bir kompleks haline geliyor bu nedenle kendini engin bir birikim ve kültür sahibi olarak göstermek suretiyle tatmin etme yoluna gidiyordu.

Faruk Mercan tarafından kaleme alınan ve Fetullah Gülen’in Amerika’da yaşadığı dokuz yılını anlatan kitabın 87. sayfasında Gülen okuduğunu iddia ettiği doğulu ve batılı yazarları söyle anlatıyordu:

"Doğu klasiklerinin yanı sıra, hemen hemen önemli bütün Batı klasiklerini de okudum.

Mevlana, Sadi, Hafız, Molla Cami, Firdevsi, Enveri, gibi doğu klasiklerinin üstadlarım tanımaya çalıştığım gibi, Shakespeare'i, Balzac'ı, Voltaire'i, Rousseau'yu, Kant'ı, Zola'yı, Goethe'yi, Camus’ü, Sartre’ı da böyle tanımaya gayret ettim. Bunlardan başka, Bertrand Russell'ı, Puşkin'i, Tolstoy'u, ve daha başkalarını da okudum..."

Gülen, 1998 yılı Nisan ayında Fransız Le Monde gazetesi muhabiri Nicole Pope’a verdiği röportajda şöyle diyordu:

“Victor Hugo’ya çok ciddi saygı duyarım. Beğendiğim yanları vardır. Aslında bana ters gelen başkaldırı edebiyatının ustaları diyebileceğimiz Camus’e, Sartre’a da saygı duyarım. Aynı şekilde Tolstoy’a, Dostoyevski’ye saygım vardır.”

Gülen, ilkokulu bitirememiş ama aynı günlerde Shakespeare’in Romeo ve Jüliet’ini, Victor Hugo’yu, Tolstoy’u okuyup, hatim ettiğini yine kendisinden şu sözleri ile öğreniyorduk:

“Rus yazarlardan Tolstoy ise erken tanınan yazarlardan. Komünizmin karşısına milliyetçiliği çıkaran mütalaalarından dolayı Dostoyevski’ye ve Puşkin’e karşı ona hayranlık duymuşumdur. Ama şimdilerde, o mevzularda farklı düşündüğümü de ifade etmeliyim. Bir Rus milliyetçisinin, milletimize karşı belli bir tavrı vardır. Komünizm ortaya çıkınca nispetler perspektifinde, bütün düşünceler yer değiştirdi. Bir ateiste karşı, hiç olmazsa dindar bir Hıristiyan’ın yanında yerini alıyorsun. Dengeler değişince, tavırlarda değişime uğrayabiliyor...”

Rus yazarlardan önce, Gülen’in bu sözlerindeki başka bir noktaya dikkat çekmek gerekir. O da, “Dengeler değişince, tavırlar da değişime uğrayabiliyor” ifadesidir. Bu söz, aslında kendisinin yakın zamandaki bir tespiti gibidir. Çünkü kendisi de sadece Küçük Dünyam’dan Ufuk Turu’na kadar geçen sürede bile epeyce ağız değiştirmiştir.

Küçük Dünyam’da İskenderun’da askerlik görevini yerine getirirken, milliyetçilik takıyyesi yaptığını söylemesine karşılık, Ufuk Turu’nda doğrudan milliyetçi tutumlar sergilemeye çalışıyordu. Tabii bunun sebebi, aslında yine kendi deyimi ile devletle çatışarak bir yere varılamayacağı düşüncesindendi. Hatta bu, düşünceden daha çok bir taktikti.

Gerek Gülen’i gerekse cemaatine bağlı Emniyet, MİT ve Adliyedeki müridlerinin bitleri kanlanınca, Şıhlarının 2005 yılı Ekim ayının ilk haftasında, ABD'deki villasında, “Ulusalcı dalgayı aşacağız" şeklindeki fetvasını yaşama geçiriyorlardı. Ne de olsa, avukatının başvurusu ertesinde Emniyet Genel Müdür Yardımcısı, kendisi hakkındaki davanın düşmesine gerekçe kılınacak yazıyı teslim etmişti.

Fetullah’ın yeğeni Kemalettin Gülen’in yakın arkadaşı Şeriatçı Alpaslan Aslan’ın düzenlediği Danıştay saldırısının hemen ardından, Anayasa Mahkemesi’nin kararında
laikliğe aykırı fiillerin odağı olduğu kabul edilen Tayyip Erdoğan, 19 Mayıs 2006 tarihinde MİT Müsteşarı, Emniyet Genel Müdürü ve sicilinde "Fetullahçı" yazan Emniyet İstihbarat Daire Başkanı ile yaptığı toplantıda, "Ulusalcıların üzerine gidilmesi" talimatını veriyordu.

Emniyet Genel Müdürlüğü, Eylül 2007 tarihinde İçişleri Bakanı Beşir Atalay’a verdiği birifingin 21. sayfasında terör örgütleri sınıflamasında Ulusalcılığı "aşırı sağ" faaliyetler kapsamında gösteriyordu.

Neyse biz yine dönelim Fetullah’a; Fetullah Türk Cumhuriyetlerinde okullar açabilmek için her yolu deniyordu. Bu uğurda hiç bir sınır tanımıyor, hatta Milliyetçilik takıyyesi yaparak, Türk Cumhuriyetlerinde olumlu bir etki yaratmak istiyordu. Çünkü bu tutum, oralara girmek için gereken en önemli bir vizeydi. Gerçi bu kadar işleri düşünen ve örgütleyen, ilkokulu bile bitiremeyen Fetullah Gülen midir, değil midir? Orası kuşkuludur!..

Gülen, Batı'dan ve Doğu'dan bol bol adlar verirken bunların hepsini de okuduğunu iddia ediyordu. Kim bilir belki okumuştur. Ona bir diyeceğim yok. Ancak, bu kişilerin düşüncelerinin Gülen'in düşünceleriyle hiçbir ilgisi bulunmuyordu.

Mesela; bir Tolstoy'un din hakkındaki düşüncelerine baktığımızda, adeta dincileri yerin dibine batırırcasına eleştirdiği görülüyordu. Tolstoy bir Hıristiyan'dı. Fakat bugün anlaşılan klasik anlamda bir Hıristiyan değildi.

O, Gülen'in aksine insanların eşitliğine inanıyor ve dinlerin bu yanının yine din adamları tarafından tahrif edildiğini söylüyordu. Tolstoy'un bu konudaki görüşleri şöyleydi:

"Bütün insanların eşitliğinin kabulü bütün dinlerin asli ve zaruri özelliğidir. Gerçekte, hiçbir yerde ve zamanda bu eşitlik var olmadığından, hep şu yaşanmıştır: Bütün insanların eşitliğini kabul eden yeni bir dini öğreti ortaya çıkar çıkmaz, eşitlikten kazanç sağlayamayanlar hemen bu temel özelliği örtmeye çalışmışlar, böylece gerçek akideye yanlış anlamlar yüklemişlerdir.

Eşitsizlikten kazanç sağlayan yöneticiler ve zenginler, kendi konumlarının sarsılmaması amacıyla akideye eşitsizliği kabul eden bir anlamı aşılamak için ellerindeki her imkanı kullanmış ve kendilerini yeni dini öğretinin gözünde meşrulaştırmaya çalışmışlardı. Dinin bu tahrifi, diğerleri üzerinde hakimiyet kurmuş olanların bu yaptıklarını meşruymuş gibi hissetmelerine fırsat verdiği gibi, kitlelere geçtiği zaman da onlara, efendilere boyun eğmelerinin ikrar ettikleri dinin gereği olduğu fikrini aşılamışlardı..."

Gülen'in eserlerini okuyarak hayranlık duyduğunu ifade ettiği Tolstoy'un görüşlerini okudukça, Gülen'in, Tolstoy'un bırakın kitaplarını, kendisini bile hiç tanımadığı, fikirlerini hiç bilmediği gerçeği ortaya çıkıyordu, öyle ya Gülen, gerçekten Tolstoy'un din ve din adamları hakkındaki düşüncelerini bilse entel olma amacıyla da olsa onun adını hiçbir zaman ağzına almazdı.

Bakın Gülen'in hayran olduğu Tolstoy neler söylüyor:

"Tahrif başladığı an, telkin çok daha fazla kuvvetlenir ve duygu ile aklın eylemleri zayıflar...

Bir din ne zaman bozulmaya başlamışsa, bu dinin koruyucuları, akli eylemlerini zayıflattırmış oldukları insanları kendi istedikleri şeye inandırmak için her türlü aracı kullanmışlardır.

Din adamları ve din adamı olmayanların arasındaki eşitsizliğin yanı sıra, zengin ve yoksul, efendi ve köle arasındaki eşitsizlikte kilise hayranlığı tarafından keskin çizgilerle tesis edildi.

İncillere ufacık bir ilave yapıldı. Bu ilave şöyle diyordu;

Hz. İsa semaya çıkarken belli kişilere, insanlara kutsal hakikati talim etme yetkisinin yanı sıra, insanları kurtarma ve lanetleme ve daha önemlisi bu yetkiyi başkalarına ihsan edebilme yetkisi verdi...

Bunun sonucunda, kilise fikri yerleşir yerleşmez, Kilise hem aklın, hem de kutsal sayılan kitapların üstüne çıkarıldı. Akıl bütün yanlışların kaynağı olarak gösterildi. Ve İnciller aklıselimin ışığında değil, kilise mensuplarının istediği şeklinde yorumlandı.

Mısır firavunları piramitleriyle gurur duyuyorlardı. Biz de onların inşasında milyonlarca kölenin canının kurban edildiğini unutarak onlara gıpta ile bakıyoruz.

Her türlü aldatma ve hipnoz gücünü kullanan papazlar ve din adamları insanlara şu fikri yerleştirmişler; Hıristiyanlık bütün insanların eşitliğini ilan eden ve dolayısıyla günümüzün putperest hayat yapısını bir bütün olarak parça parça eden bir din değil, bilakis bu yapıyı destekleyen ve bize bir yıldızla diğeri arasındaki farkı görür gibi, insanlar arasında farklılık gözetmemizi öğreten bir dindir.

Bize bütün gücün Allah'tan alındığını ikrar ve o güce de mutlak anlamda itaat etmemizi buyuruyor. Mazlumlara bu durumlarının Allah'ın bir takdiri olduğunu, dolayısıyla ona tevazu ve yumuşaklıkla tahammül edip, zalimlere boyun eğmelerini tavsiye ediyor, imparator, Kral, Papa, Piskopos ve her türlü dünyevi ve ruhani otorite mevkilerine kurulmuş bu zalimlerin mütevazı ve yumuşak olması gerekmediği gibi, kendileri debdebe, zevk ve sefa içinde yaşarken, başkalarına bu hayatın şartı olan ‘itaat'i öğretiyorlar ve icabında cezalandırıyorlardı.

insanlık, ancak kendisine hükmeden papazların hipnotik etkisinden ve okumuşların onu sevk ettiği yoldan kurtulduğunda felaketten azade kılınabilir..."

İşte Tolstoy, "Din" ve "Din adamları" hakkında böyle diyordu. Gülen ise büyük ihtimalle Tolstoy'un bu düşüncelerinden habersiz bir şekilde, sırf entelektüel bir etki yaratmak için Tolstoy'un adından bahsediyordu.

Aksi halde adını anması kesinlikle mümkün değildi. Askerliği sırasında Milliyetçiliği ile tanınan komutanını övdü diye kaburgasının kırıldığını söyleyen Fetullah'ın, Tolstoy'u bilerek ağzına alınca çarpılacağı muhakkaktı.

Peki niçin, Tolstoy'un bu düşüncelerini bilse onun adını anması mümkün değildi dedim, bunu biraz daha açalım:

Fetullah; "inancın Gölgesinde" adlı kitabında ne diyordu:


"Eşitsizlikler tanrısal bir irade ve tanrısal bir dengedir."

Buna karşılık Tolstoy ise; bu eşitsizlik düşüncesini, egemen olanların ve din adamlarının dinlere soktuğunu söylüyordu. Ama tabii Tolstoy'dan haberi olmayan insanlar, Gülen'in, Kant'tan, Tolstoy'dan bahsetmesi karşısında onu adeta bir derya sanacaklardı, insanları sürekli olarak bir takım dini doğma edebiyatına boğmanın amacı da buydu. Yani okusun Said'i, okusun Fetullah'ı gözü açılmasın hesabıydı.

Ve tabii bunlar, olan işlerle birlikte düşünüldüğünde karşımıza "Emperyalizm" çıkıyordu. Unutulmasın ki, "itaat" sömürgeciliğin baş ilkeleri arasında hatta olmazsa olmazları arasında yer alıyordu. Yoksa, Milliyetçi ve İslamcı söylemlerin yanında İngilizce'nin, İngiliz ve Amerikan kültürü ile eğitimin başka ne işi, ne amacı olabilirdi?..

Fetullah Gülen'in "okudum" diyerek, yere göğe sığdıramadığı isimler arasında, ibn-ül Kayyim'ul Cevziyye ile İbn-i Teymiyye'de yer alıyordu.

Gülen'in öve öve bitiremediği, Suudi şeriatının kaynağı olan Vehhabiliğin fikir babası Teymiyye şu görüşleri ile biliniyordu:

"Türkler ve Frenklerle savaş yapılmadan kıyamet kopmayacaktır."

Kaynakça
Kitap: AMERİKADAKİ İMAM
Yazar: Ergün Poyraz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir