Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Rüzgar Gülü

Burada Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam Hakkında Raporlar hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Rüzgar Gülü

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Tem 2012, 00:34

Rüzgar Gülü

Fetullah Gülen, kendi kendini tekzip etmede, kendi kendiyle çelişkiye düşmede, kendisine gerçek dışı payeler vermede yüzyılda bir yetişen nadir şahsiyetlerdendi. Adeta bir rüzgar gülü gibiydi. Rüzgarın istikametine göre yön değiştiriyor, sabah söylediğini öğlen, öğlen anlattığını akşam, akşam konuştuğunu da yatsıda değiştiriyordu.

“Günler Baharı Soluklarken” adlı kitabında önceki sayfalarda belirttiğim gibi Batı için, “Kanlı Kabus” deyimini kullanıp, Batı’ya hakaretler yağdırırken, “Hocaefendi İle Ufuk Turu” adlı kitapta ise Batı düşmanlığını ve söylediklerini unutup, bu kere şunları anlatıyordu:

“Mutlak manada, bila kaydü şart bir Batı düşmanlığı, zannediyorum bizi çağın dışına iter. Ve zaman tarafından elenirsiniz...

Onlardan alacağımız şeyler ancak güzellikler olur. Ve Batı’dan alınacak birçok güzellik var. Mehmet Akif; “alınız Garbın ilmini” diyor. Üstad Bediüzzaman’ın bu şekilde yaklaşımları var. Ben bu anlamda bir Garp’lı, Batılı olmada hiçbir mahsur görmüyorum.”

Hep merak ederim, rüzgârgülü mü daha hızlı dönüyor, yoksa Fetullah Gülen mi? Gülen, bir zamanlar saf ve temiz insanlarımızı yanına çekmenin yolunu Vatikan’a sövmekte görüyor, Vatikan’ı akıtılan Müslüman kanlarının sorumlusu olarak gösteriyor ve Vatikan’ı “Kobra Yuvası” olarak tanımlıyordu.

Okuyalım:

“Bu güne kadar dünyanın dört bir yanında bütün vahşet tablolarının arkasında maalesef iştiyak vardır, misyoner teşkilatı vardır, Vatikan vardır. Kobra yuvası, Saraybosna’da akan kanın arkasında Vatikan vardır. Keşmir’de akan kanların arkasında Vatikan vardır.”

Fetullah Gülen, Vatikan için söylediği bu sözleri unutuyor, Papa’nın ayağına gitmek, ona biat edip, bağlılığını bildirmek için, CIA İstasyon Şefleri başta Morton Abromovvitz olmak üzere yalvar yakar oluyor, daha sonra bu hülyasına kavuşuyordu.

Gülen, Papa’nın karşısında, “sizin misyonunuzun bir parçası olmaya geldik” diyor, “Islâm yanlış anlaşılan bir din olmuştur ve bundan en çok suçlanacak olan Müslümanlardır” şeklinde konuşuyor, “Müsahamanıza sığınarak misyonunuzun hedeflerine hizmet etmeyi üstlenmek istiyoruz” şeklindeki sözleri ile safını belli ediyordu.

Papa II. John Paul 24 Aralık 1999 tarihinde Fetullah’ın, parçası ve hizmetkârı olmak için talepte bulunduğu misyonlarını şöyle açıklıyordu:

“Birinci bin yılda Avrupa Hıristiyanlaştırıldı. İkinci bin yılda Amerika ve Afrika Hıristiyanlaştırıldı. Üçüncü bin yılda ise Asya’yı Hıristiyanlaştıralım.”

Yine ilk defa 1962’de toplanan ve 2. Ve 3. Oturumu 6 Ağustos 1964 yılında yapılan II. Vatikan Konsili’nin bu iki oturumu arasında Papa VI. Paul’ün, temel konusu “Diyalog” olan “Ecclesiam Suam” isimli genelgesinden sonra aynı çizgiyi takip eden Papa II. John Paul’ün 1991 yılında ilan ettiği “Redemptoris Missio” yani “Kurtarıcı misyon” isimli genelgesinde aynen şöyle deniyordu:

“Dinlerarası diyalog, Kilise’nin bütün insanları Kilise’ye döndürme amaçlı misyonunun bir parçasıdır... Bu misyon aslında Mesih’i Incil’i bilmeyenlere ve diğer dinlere mensup olanlara yöneliktir. Tanrı, Mesih vasıtasıyla bütün insanları kendine çağırmakta, vahyinin ve sevgisinin mükemmelliğini onlarla paylaşmak istemektedir... Bu açıklamalar yapılırken, kurtuluşun Mesih’ten geldiği ve diyaloğun ‘evangelizasyon’dan ayrılmadığı gerçeği göz ardı edilmemiştir.”

Fetullah Gülen, Zaman Gazetesi tarafından okuyucularına dağıtılan “Şüpheler ve Çıkış Yolları” adlı kitabında, Papa ve Hıristiyanlar için şunları söylüyordu:

“Çünkü onlar, belli bir devreden sonra sapıtmış, delalete düşmüş ve kendi ufuklarını karartmışlardır.”

Gülen, “Fasıldan Fasıla” adlı kitabının 1. Baskı 1. Cildinde, “Batı’nın Çöküşü” başlığı altında; Amerika ve Avrupa’nın batıyı temsil ettiğini anlatıyordu. Fetullah Gülen, Batı’nın bizleri hiçbir zaman sevip kabul etmediğini, bizleri ezmek için her türlü entrikalar çevirdiğini, ülkemizde mezhep kışkırtıcılığı yaptığını, ülkemize misyonerler göndererek insanlarımızı Hıristiyan yapmak amacıyla bir kısım insanları satın alacağını söylüyordu. Şimdi onun bu söylemlerini okuyalım:

“Oysa ki, Batı bizi hiçbir zaman sevip kabullenmedi... O, güçlü olduğumuz zaman; tabassus riya ve entrikalarla, güçlendiği dönemlerde de bizi ezerek ve inleterek hep kendi hedeflerini takip etti. Tabii bu hedeflerin başında da İslam’ın sesini kesmek geliyordu.

Mezhep mülahazasıyla kıyam edenler, onun tahrikiyle kıyam ediyordu. Irkçılık düşüncesiyle başkaldıranların arkasında o vardı. Defaatla ülkemizi dört bir yandan sarıp tehdit eden aynı dünya, binlerce masum çocuğu, talihsiz genci, bedbaht ihtiyarı kendi topraklarında cellatlar gibi boğazlayanlar da aynı kanlı ellerdi. Evet, o elleri, şeytanları bile ürkütecek cinayetleri alkışlayanlar... Onlardı Ermeniye çanak tutup, Güneydoğu’daki eşkiyaya yeşil ışık yakanlar!..”

Amerika ve Avrupa’nın temsil ettiğini söylediği “Batı” için bu sözleri sarf eden Fetullah Gülen açıklamalarına şöyle devam ediyordu:

“Medeniyetin öncüsü olduğu iddiasını kimseye bırakmayan bu dost (!) dünya değil miydi ki, hemen her zaman bir kanlı kabus gibi başımıza dikildi ve bizi ezdirdi!..

Batı, Müslüman Türk dünyasında bir kısım canavarların kanlı pençeleri ve onların amansız-imansız elleri altında parçalanan, didiklenen binlerce masumun hak, hürriyet ve emniyetleri için bugüne kadar müspet manada hiçbir şey yapmadığı gibi bir kerecik olsun, erkekçe haykırma mertliğini dahi göstermemiştir...”

Bu mertliği göstermeyen Batı’nın yani Amerika ile Avrupa’nın Müslümanlara karşı yapılan, insanlık dışı hareketleri desteklediğini de ifade eden Gülen, Batı’nın ülkemize misyonerler göndererek insanlarımızı Hıristiyanlaştıracağını, bu amacına ulaşmak için ülkemizde satın alacağı insanları başımıza bela edeceğini sanki aynada görmüş gibi anlatıyordu:

“...Ülkemize misyonerler göndererek, Müslümanları Hıristiyanlaştırmaya çalışmayacağını, içimizden satın aldığı insanları başımıza musallat etmeyeceğini, hasılı bu kin ve nefret dünyası, bütün o eski huylarından vazgeçip Hz. Mesih’in yumuşaklık, müsamaha ve şefkat tavsiyelerine uyacağını beklemek apaçık bir gaflet ve aldanmışlıktır...”

Batılılardan yani kendi tanımlamasıyla; Amerikalı ve AvrupalIlardan yumuşaklık, müsamaha ve şefkat beklemenin gaflet ve aldanmışlık olduğunu savunan Fetullah Gülen, bu sözlerini unutarak bırakın halklar arası diyaloğu bir de dinlerarası diyalog maskesi takarak insanlarımızı bir defa daha yanıltıyordu. Gülen, diyaloğa girdiği insanları geçmişte şöyle tanıtıyordu:

“Biz nasıl düşünürsek düşünelim, o, bir zaman haçlı orduları ve işgalci güçleriyle dilediğini yapıp-yaptırdığı gibi şimdi de, içimizden kiraladığı bir kısım yabancılaşmış kimselerle kendi hedefini takip etmektedir.”

Gülen’in bu açıklamaları karşısında ona sorulacak tek bir soru sanırım şu olmalıdır:

“Kıpti şecaat arz ederken, sirkatin söyler.” Bu söz kimin boynuna yafta olarak yakışır?

Kaynakça
Kitap: AMERİKADAKİ İMAM
Yazar: Ergün Poyraz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir