Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Dinler Arası Diyalog

Burada Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam Hakkında Raporlar hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Dinler Arası Diyalog

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Tem 2012, 00:35

Dinler Arası Diyalog

Hıristiyan misyonerlerin dört bir yanda cirit attığı ve alabildiğine Hıristiyanlık propagandası yaptığı bir dünyada yaşamaya mahkum ediliyorduk. “Dinlerarası diyalog ve hoşgörü” maskesiyle dünyayı Hıristiyanlaştırma ve Batı’nın kayıtsız şartsız kölesi haline getirme projesi adım adım uygulamaya konuluyordu.

Papa II. John Paul’un 24 Aralık 1999 tarihinde yayınladığı mesajında da bu gerçekler tüm çıplaklığı ile göz önüne seriliyordu.

“Birinci bin yılda Avrupa Hıristiyanlaştırıldı. İkinci bin yılda Amerika ve Afrika Hıristiyanlaştırıldı. Üçüncü bin yılda ise Asya’yı Hıristiyanlaştıralım.”

Asya’nın Hıristiyanlaştırılmasında en büyük engel İran, Irak ve Türkiye idi.

Irak, ABD, İngiltere ve İsrail’in operasyonu ile darmadağın edilip, milyonlarca vatandaşının katledilmesiyle saf dışı edildi. Ülkemizdeki din tüccarları, Irak’ta, binlerce bebek, çocuk, kadın, erkek ve yaşlı insanlar öldürülüp katledilirken, en ufak bir tepkide bulunmuyorlar, Kerkük’te, Telafer’de Türkmenler katledilirken adeta katillere destek veriyorlardı.

Iraklılar ve Türkmenler katledilip, tecavüze uğrarken ses çıkarmayan Fetullah Gülen, Saddam’ın Irak’a attığı iki füzenin ardından Yahudi çocukları zarar görecek diye ağıtlar düzüyor, salya sümük ağlıyordu.

Amerikalı askerlerin camileri büyük bir keyifle bombalamalarına, Kur’an-ı Kerim’i nişangâh haline getirip, kahkahalarla kurşunlamalarına kayıtsız kalıyor, aynı günlerde cemaati ile en yakın arkadaşı Bartholemeos başta olmak üzere Hıristiyan ve Yahudi din adamlarına iftar görünümlü ziyafetler veriyordu.

Tayyip Erdoğan ise, “İsa Mesih Bush’u korusun” derken, ABD’lilere şöyle sesleniyordu:

“Kahraman evlatlarınızın en az kayıpla vatanlarına dönmeleri için dua ediyorum.”

1936 Selanik doğumlu Yorgo Andreadis Karadeniz’de yaşayan Müslüman görünümlü insanların birçoğunun Hıristiyan Rum olduğunu, din adamlarının gündüz İmam gece ise Papazlık yaptığını “Gizli Din Taşıyanlar” adlı kitabında belgeleriyle yazıyordu.

Yorgo Andreadis, kitabında, görünürde Müslüman olan, Müslüman kimliği taşıyan bu Hıristiyanların ve özellikle Rum kökenlilerin; gerçek hüviyetleri ve dinleri belli olmasın diye Müslümanlık konusunda aşırı dindar ve aşırı tutucu bir tavır sergiliyorlar diyordu:

“En yobaz, en bağnaz, en şeriatçı onlardı.” Çünkü yıllardır yaşadıkları bu ülkede şunu da öğrenmişlerdi. Din Tüccarlığı burada en çok kazanç sağlayan bir davranıştı. Kim en fundamantalist, kim en radikal ise en iyi Müslüman, en pirim yapan dindar oydu.

Bunlar saf Müslümanlar arasında dini bütün gözüküyorlar, evlerinde ve gizli mabetlerinde ise, Musa’ya ve İsa Mesih’lerine ibadet ediyorlardı.

Andreadis kitabında 'kim en radikalse en iyi Müslüman oydu' şeklinde açıklamalarda bulunuyor, haçını koynunda saklayan haçlı seferlerinin Müslüman kılavuzlarının yüzlerine projektör tutuyordu.

Irak'ı silahlı güçleriyle parçalayan İngiltere, Amerika ve İsrail; İran'ı hedefliyor ancak gözlerine kestiremiyorlardı. Çünkü İran'da istedikleri kadar mezhep ve tarikat kuramamış, onları bölüp parçalayamamışlardı.

İngiliz Müstemlekeler Nazırlığı, kendilerine bağımlı hale getirmek istedikleri İslam ülkelerinde ya yeni birçok mezhep, yeni yeni tarikatlar, ya da yeni akımlar başlatıyorlardı. Böylece o ülke insanlarını cemaatlere bölerek kin ve düşmanlık tohumları ekiyorlardı. Bu şekilde güçsüz bırakıp zayıflattıkları ülkeleri daha kolay bir şekilde sömürüyorlardı.

Suudi Arabistan'da Vehhabiliği kurarak ABD ile birlikte bu ülkeyi iliği kemiğine kadar sömüren İngiltere, bu kere yine Amerika ile beraber İran'da Bahailiği yaymak istiyorlar ancak burada başarılı olamıyorlardı. Amerika ve İngiltere rotayı Türkiye'ye çeviriyor, Bahailiğin bir diğer versiyonu olan Nurculuğu ajanlaştırdıkları Said ve türevleri ile ülkemizde yaymak istiyorlardı.

Hakkı Sunata, Türkiye İş Bankası Yayınları'ndan çıkan "Gelibolu’dan Kafkaslar'a, Birinci Dünya Savaşı Anılarım" adlı kitabının 546. sayfasında, İran’da faaliyet gösteren Bahailik hakkında şunları anlatıyordu:

"Bir ara Bahailikten söz açıldı. Birisi anlattı yine: 'Bizde Bahailikte yayılmaya başladı. Bu, bütün peygamberleri hak tanıyor. Bütün din kitaplarını müşterek kabul ediyor. Ve bu dine inananları, Müslüman, Hıristiyan, Yahudi, hepsini kardeş yine sayıyor. Aradaki düşmanlığı' kaldırıyor. İbadeti de yalnız, ayakta Allah'a saygı göstermek ve onu düşünmekten ibaret sayıyor."

Sunata, İran'da İbrahim Bey'in evinde misafir kaldığında, İbrahim Bey'in "Herhalde bizimkilerin içinde de bu dini benimseyenler var" şeklindeki sözlerini de hayretle dinliyordu.

Fetullah Gülen'in 35 yıllık yol arkadaşı, Gülen'in çevresindeki müritlerin azat kabul etmez "bir kölelik yapma nedeninin, "Ne Allah'a iman, ne de insanlara Müslümanlık öğretmek olmadığım" şöyle anlatıyordu:

"Fetullah Gülen'in ahir zamanda Müslamanlığı, Hıristiyanlığı ve Yahudiliği harmanlayıp ortaya bütün dünyanın kabul edeceği birdin çıkarmasına yardımcı olmak."

Gülen, Prizma adlı kitabında "Kutb-ul Aktab" peygamberler üstü bir makamdan bahsediyor, adeta kendini tarif ediyordu. Bu Kutb-ul Aktab Hz. Muhammed'in, Hz. Isa'nın yapamadığını gerçekleştirecek, tüm dinleri birleştirecekmiş.

Kürt Said olarak bilinen Ermeni Said’in Nur Risaleleri, Bahailerin "Kitab-ün Nur"undan devşirme saçmalıklar yumağıydı.

Said'in "Yeni Asya" yayınlarından çıkan "Emirdağ Lahikası"nın 123. sayfasına baktığımızda, İslam dinini yozlaştırmak amacıyla kurulan Bahailiğin inaçlarını taşıdığını görüyorduk.

Said, kendi açıklamalarına göre devlet tarafından sürekli zehirlenmektedir. Said bu zehirlenme yalanlarını bazı yerlerde "Yedi" bazılarında “dokuz", bazılarında "on" ve daha fazla sayılara çıkarıyor, adeta Mahmutpaşa'seyyar satıcılarının taktiğini uyguluyordu.

Said, bu zehirlenme sayılarını atarken dinleyenlerin verdiği gazdan etkilenmiş olacak ki, kendisini zehirlenmekten, "Cevşen ile Evrad-ı Bahaiye"nin koruduğu iddialarına sarılıyordu. Said, Emirdağ Laikasfnm 123. sayfasında Evrad-ı Bahaiye'nin kendisini korumasını şöyle anlatıyordu:

"Kardeşlerim, merak etmeyiniz, Cevşen ve evrad-ı bahaiye bu defa dahi o dehşetli zehirin tehlikesine galebe etti; tehlike devresi geçti, fakat hastalık devresi devam ediyor."

Emirdağ Lahikası'nın 152. sayfasında yer alan sayıklamalara göre Ermeni Said hastalanmıştır, şifayı aradığı yer ise yine "Evrad-ı Bahaiye"dir.

Nasıl mı?

Said’den okuyalım:

"Bu günlerde rahatsızlık için "evrad-ı bahaiye”yi ezber değil kitaba bakarak okudum."

Said’in yazdığı iddia edilen Emirdağ Lahikası’nın 467. sayfasında yer alan sözlükteki "Evrad-ı Bahaiye"nin tanımına baktığımızda şu karşılığı görüyorduk:

“19. yy. da İran'da ortaya çıkan reformcu bir cereyanın virdleri, zikirleri."

Fetullah Gülen'in üstadı ve izinden gittiği Said’e izafe edilen Emirdağ Lahikası'nda başına geldiğini ifade ettiği zehirlenmelerden kendisini Bahailerin zikirlerinin kurtardığını iddia ediyordu.

Said'in kendisi de Bahailere katılmış ve Bahailerin Kitabun Nur'unda yer alan batıl inançlara kendince taklalar atırarak, Risale-i Nur'ları piyasaya sürmüştü.

Fetullah Gülen'in "yazdım" dediği ve sohbetlerinden derlendiği belirtilen "Fasıldan Fasıla 3" adlı kitabın, önsözünün 1. bölümünde Gülen’in "Allah'ın İslami gelişmeler için Said-i Nursi'den sonra istihdam ettiği bir 'Bağban' olduğu" vurgusu yapılarak insanlar bir kere daha yanıltılıyordu.

Prof. Ethem Ruhi Fığlalı tarafından kaleme alınan, Türkiye Diyanet Vakfı tarafından yayınlanan "Babilik ve Bahailik" adlı kitabın 47. sayfasında "Bahaullah'ın Hayatı" başlığı altında, asıl adı Mirza Hüseyin Ali olan Bahailerin Şıhı hakkında şu bilgiler yer alıyordu:

"...Mirza Hüseyin Ali 12 Kasım 1817 tarihinde Tahran'da doğmuştur. Babasının yedi çocuğundan İkincisi idi. Saraya mensup olmanın sağladığı imkanla, çocukluğunda iyi bir öğrenim görmüştür. Ancak Bahailerce "ümmi" olduğunu ispat için bir mektep ve medreseye gitmemiş olduğu: ama buna rağmen kelamcılarla, âlimlerle tartışacak ve onları şaşırtacak derecede hikmet ve ilimle donatılmış bulunduğu söylenir..."

Önceleri Bahailiğin yumuşak versiyonu olarak ortaya çıkan Nur Tarikatfnın kılavuzu olan Ermeni Said'in de onayladığı hayat hikayesinde, doğru dürüst okuma yazma bilmediği, buna rağmen yüzlerce ciltten, binlerce sayfadan oluşan din kitaplarını bir bakışta ezberlediği, devrinin din âlimlerini tartışmalara davet ettiğini, ancak kimsenin karşısına çıkmaya cesaret edemediği işleniyordu.

Bahailerin lideri Mirza Hüseyin Ali, kardeşi Mirza Yahya en- Nuri'nin kendilerine saldırmasını, Bahailiğin reisliğini ele geçirmek istemesini şiddetle eleştiriyor El-ikan adlı kitabının 112 ve 113. sayfalarında müritlerine onunla mücadele etmemeleri tavsiyelerinde bulunuyordu:

"Tanrı'nın sonsuz ilimlerine makes olan o zat ile mücadeleye girişmemelerini onlara tavsiye ederim. Bununla beraber, bütün bu tavsiyelere rağmen, lider geçinen tek gözlü bir şahsın bize karşı şiddetli bir karşı koymaya kalkıştığını görüyoruz..."

Mirza Ali 1850 yılında düşmanını "tek gözlü" olarak tanımlarken, her şeyi ondan kopyalayan Said de Atatürk hakkında "Tek Gözlü Deccal" iftirasını atarak, düşmanlığını sergiliyor, bu hainliği mahkeme kayıtlarına geçiyordu. Said de İslami ilimleri aynı Bahailer gibi mektep ve medrese görmeden, kendi kendine öğrendiğini iddia ediyordu.

Bahailerin "Kitab-un Nur"unu "Nur Risaleleri" olarak devşirip yürüten Fetullah'ın kılavuzu Ermeni Said, yine Bahailerin Şıhı Mirza Ali'nin "Kelimat-ı Meknune" yani "Saklı Sözler" adlı yayınını da "Sözler" olarak kendine mal ediyordu.

Bahailer'in merkezi Amerika'ydı. Chicago yakınlarındaki Wilmette şehrinde ilk Bahai mabedinin temel taşları konuyor, Bahailer başları her sıkışınca soluğu orada alıyorlardı.

Aynı Fetullah'ın "Tehlike anında tüymek sünnettir" prensibi ile sürekli olarak Amerika'ya sığınması gibi...

Prof. Dr. Ethem Ruhi Fığlalı tarafından kaleme alınan, Türkiye Diyanet Vakfı tarafından 1994 yılında yayınlanan "Babilik ve Bahailik" adlı kitabın 92. sayfasında Bahailiğin "yıkıcı" yanı şöyle açıklanıyordu:

“Bahailik, İslamiyet'e karşı çevrilen tarihi entrikaların son merhalesini teşkil eder; çünkü görüldüğü gibi o, yıkıcı Batınilik hareketi ile başlamış, Siyonist ve haçlı dünyanın, emperyalistlerin aleti olarak vazife görmüş ve görmektedir. Hatta Bahaullah'ın, daha işin başında, bir Rus casusunun nasıl aleti olduğu ve onların emeline hizmet ettiği ekteki belgede görülecektir."

Ermeni Said ya da nam-ı diğer Kürt Said'de Nurculuk serüvenine başlarken, "Esir" dümeni ile birkaç yılını Rusya'da geçiriyor, Tiflis'te "Kürdistan" rüyaları görüyor, onun bu hayalleri Tayyip'in bayram kartları, Adalet eski

Bakanı Mehmet Ali Şahin'in kutlama mesajları, Maliye eski Bakanı Kemal Unakıtan'ın Umum Müdürü olduğu Al Baraka'nın ilan destekleri ile yayınlanan "Şeriat için silahlı mücadeleyi" esas aldıklarını ilan eden İBDA-C'nin Taraf Dergisi'nde sayfa sayfa yer alıyordu.

Neyse biz yine dönelim dinler arası diyalog hikayesine. 1964 yılında 2. Vatikan Konsili esnasında Papa VI. Paul'ün talimatıyla kurulan Hıristiyan Olmayanlar Sekreteryası'nın 1973 yılında sekreterlik görevine getirilen Pietro Rossano, Sekreterya’nın yayın organı Bulletin’deki bir yazısında Dinlerarası diyaloğu şöyle anlatıyordu:

“Diyalogdan söz ettiğimizde, açıktır ki bu faaliyeti, Kilise şartları çerçevesinde Misyoner ve İncil’i öğreten bir cemaat olarak yapıyoruz. Kilise’nin bütün faaliyetleri, üzerinde taşıdığı şeyleri yani Mesih’in sevgisini ve Mesih’in sözlerini nakletmeye yöneliktir. Bu sebeple diyalog, Kilise’nin incil’i yayma amaçlı misyonunun çerçevesi içinde yer alır.”

1984 yılından beri “Hıristiyan Olmayanlar Sekreterya”sının başkanlığını yapan Kardinal Francis Arinze, geçmişten bugüne gelinen noktayı şöyle özetliyordu:

“Papa VI. Paul’ün vizyonu gerçekleşmektedir. Çünkü dinlerarası diyalog, kilise misyonunun normal bir parçası olarak görülmektedir.”

Vatikan; “Dinlerarası diyalog, Kilise’nin insanları Kilise’ye döndürme amaçlı misyonunun bir parçasıdır” şeklinde açıklamalar yapıyor, Kilise bu açıklamaları yaparken, Gülen, Vatikan’a Papa II. John Paul’ün ayağına gidiyor, “Papalık misyonunun bir parçası olmaya geldik” diyordu.

“ibrahimi dinlerde buluşma”, “üç büyük din” gibi teklif ve tanımlar, bugünkü Hıristiyanlık ve Yahudiliğin de, bugünkü İncil ve Tevrat’ın da hak olduğu düşüncesini doğurarak, özellikle İslam’ın hayat sunan mesajından mahrum bırakılmış gençlerimizin Hıristiyanlığa meyletmesine sebep oluyordu.

Zaten diyalogdan beklenen murat buydu: “Papalık misyonunun bir parçası olmaya geldik” şeklindeki sözlerin altında yatan gerçek de böylece ortaya çıkıyordu.

Dinlerarası diyaloğun mimarlarına göre, diyalogun bir raconu da “Benim dinim son dindir” inancından vazgeçmekti. Her ne kadar racon böyleyse de Papa, diyalogdan amaçlarının ne olduğunu açık ve net olarak her fırsatta ilan ediyordu.

Papa, Diyanet işleri Başkanı M. Nuri Yılmaz ile görüşmesinin ardından, 25 Haziran 2000 tarihinde San Pietro Kilisesi önünde Pazar günleri düzenlenen ayinde hedeflerini bir kere daha duyuruyordu:

“Kilise ile diğer dinlerarasındaki diyaloğa evet. Ama aynı zamanda tek kurtarıcının İsa olduğunu ilan etmek gerekiyor."

Gülen ve cemaatinin bu açıklamaya desteği gecikmiyor, Aksiyon Dergisi kapaktan İsa’nın geleceği müjdesini veriyor ve “insanlık onu bekliyor” diyordu.

Kaynakça
Kitap: AMERİKADAKİ İMAM
Yazar: Ergün Poyraz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir