Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Gülen’in Davası

Burada Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam Hakkında Raporlar hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Gülen’in Davası

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Tem 2012, 00:42

Gülen’in Davası

Gülen, gerek konuşmalarında gerekse kitaplarında, "Hilafet" özlemlerini sıklıkla dile getiriyor, Şeriat Devleti’nin eninde sonunda mutlaka kurulacağını iddia ediyor, demokrasiyi ise şeytandan gelen bir rejim olarak tanımlıyordu.

En büyük ideali "Büyük Ermenistan” olan ve bir dönem Said-i Kürdi, bir dönem Said-i Nursi kod adını kullanan Said, bu amacını gizlemek için kendine kürtçülüğü ve şeriatı maske yapıyordu.

Said'in takipçisi Fetullah Gülen’in cemaatine ait Zaman Gazetesi'nde; Ermenilere soykırım yapıldı iftirasına sarılan yazarların yer alması ve hemen hemen hepsinin ortak paydalarının Türklük ve Silahlı Kuvvetler düşmanlığı olması, bunların Müslümanlıktan ne anladıklarının da bir kanıtıydı.

Gülen, "Fasıldan Fasıla" adlı kitabının 3. cildinin 57. sayfasında, davasının İslam davası olduğunu, bu davanın kendilerinden fedakârlık beklediğini şöyle anlatıyordu:

"İslam davası bugün bizden çok daha fazla fedakârlık beklemektedir."

Fetullah Gülen, "İnancın Gölgesinde 2" adlı kitabının 207, sayfasında, Medine döneminde İslam Devleti nasıl kurulduysa, yine o devletin gerçekleşeceğini şöyle açıklıyordu:

"Medine döneminde ise, iktisat ve içtimaiyata, hukuk ve muharebelere ait meselelerin gündeme geldiğini ve bir site devletinin kurulma çalışmalarının başladığını görüyoruz. Bütün peygamberler için değişmeyen bu kanun, başka hiçbir devirde de değişmeyecektir.”

“Fasıldan Fasıla 3.” adlı kitabının 181. sayfasında devlet kurma çalışmalarını “diriliş” dönemi olarak açıklıyor, şöyle diyordu:

“Şu anda... Anadolu topraklarında hızla öze dönüşün yaşandığı yeni bir diriliş döneminde sayılırız. Bu diriliş toplumun bütün ünitelerinde birlikte yürüyor.”

Gülen, bırakın Türkiye’nin idaresini, dünyanın idaresine talip olduğunu Fasıldan Fasıla adlı kitabının 1. Cildi 112. sayfasında şu şekilde açıklıyordu:

“Zaman lehimize çalışıyor: Hiç şüpheniz olmasın zaman Müslümanların lehine işlemektedir. Şimdilik net olarak keyfi ya da kemi bir budumuz yoksa da nasıl anne karnında ceninin doğmasına olağan üstü şartlar dışında kesin gözüyle bakılıyorsa, öyle bizim durumumuz da şu anda artık doğuma yaklaşmış bir cenin gibi kabul edilebilir. Evet bir millet, bugün olmasa da yarın, mutlaka sorumsuz insanların elinden dünyanın idaresini almak zorundadır.”

Gülen, kitabında “kemi” yani yiğit, silahlı bir varlığımız şimdilik yoksa da dünyanın idaresini almak zorundayız” diyordu.

Gülen, Fasıldan Fasıla adlı kitabının 2. Cildinde hedefine ulaşmayı kafasına koyuyor, insanların dini duygularını sömürmek için önce Hz. Peygamberimizin döneminden örnek veriyordu:

“Efendimiz Mekke’de peygamberliğiyle ilk zuhur ettiği dönemde bile etrafında boğazlanmaya hazır mücahitler vardı.”

Gülen, Fasıldan Fasıla adlı kitabının 3. Cildine geldiğinde amaçlarına ulaşmak için ordusunu kurduğunu 97. sayfada şöyle açıklıyordu:

“Evet, Sezai Bey’in ifadesiyle fecr ordusu artık gün yüzüne çıkmıştır. Bu kutsi davaya omuz verecek genç ve dinamik kadro iş başındadır.”

Fetullah aynı kitabın 98. sayfasında bu gençlerden oluşan ordunun yapacağı çok şeyler var diyor, onları Fütüvvet Ordusu şeklinde tanımlıyordu. “Asrın Getirdiği Tereddütler” adlı kitabının 2. Cildi 139. sayfasında dinin dünyaya hakim olmasının en büyük ideal bilinmesi gerektiğini şöyle anlatıyordu:

“Mümin’de gerilim, din ve dine ait şeyleri, dini duygu ve düşünce aşıkhane arzu etmesi, ızdırap çekmesi hatta bu hususta huzursuz olması... Dinin hayata hakim olmasını, başta kendi milleti olmak üzere, insanlığı dini duygu ve düşünceye uyarmayı en büyük emel, hatta hayatın gayesi bilmesidir...”

Gülen, “Prizma” adlı kitabının 1. Cildi 25. sayfasında; dinin hayata hakim olma mücadelesinde insanları asker olarak yetişme gayreti içinde olmaya çağırıyordu:

“öyleyse geleceği kucaklamayı planlayanlar, oturup O’nu bekleyeceğine, kendilerini ona asker olarak yetiştirme gayreti içine girmelidirler. Tabi ki, geldiğinde hazır olan askerinin başına geçebilsin.”

Gülen, hazır olan askerinin başına geçecek şahsı nedense belirtmiyordu. “Sonsuz Nur” adlı kitabının 1. Cildinde ve İnsanlığın İftihar Tablosu, sayfa 1’de kendinden olmayanların yok edilmesini istiyordu.

“Dosta itminan, mütehayyire ikna, düşman ve müfterilere ilzam (susturma) ve iskat (yok etme) mesajı...”

Gülen, Fasıldan Fasıla adlı kitabının 1. Cildinin 93. sayfasında kendisinden olmayanları Müslüman saymıyor, onları “kobra yılanı” olarak tanımlıyor, onların affedilmemelerini isteyerek, ne denli hoşgörü abidesi olduğunu şu sözleri ile bir kere daha belgeliyordu:

“Kobralara merhamet: Bu itibarla, Müslümanlara taarruz eden kimseleri affetme kobralara merhamet olsa da, insanlara zulümdür...”

Gülen, Fasıldan Fasıla adlı kitabının 3. Cildinin 82. sayfasında, “Bu dönem; diğer dönemlerde olduğundan fazla diyet ödenmesi gereken durum ile maanem yani düşmandan ele geçirilen malın eşit olduğu dönemdir” diyordu. Gülen’in, diyet ödeyip, ganimet elde etmeyi hedeflemesinin altında “savaş” hazırlığı yattığının olduğu gerçeği açıktı.

Fasıldan Fasıla adlı kitabının 2. Cildinin 15. sayfasında, kendi kuşağının, hesaplaşma içerisinde olduğunu şu sözlerle anlatıyordu:

“Bir asrı aşkın zamandan beri çeşitli zulüm, mağduriyet ve haksızlıklar altında sürekli inleyen bu kuşak, öylesine bilenmiştir ki, çok yakın gelecekte o, Polatlaşan ruhuyla, kendine bu mezelletleri reva görenlerin karşısına dikilecek ve mutlaka onlarla hesaplaşacaktır...”

Gülen, Prizma adlı kitabının 1. Cildinin 35. sayfasında, sözün bitmesi ve ölüm göze alınarak aksiyonun göze alınması gerektiğini şu sözleri ile anlatıyordu:

“Evet, her ferd ben niye fiili mücahedenin önünde, ön cephede, ölüm ilk defa kendisine gelecekler arasında, yerimi alamadım dememesi ve bu teessürü vicdanında duymaması için şimdiden kendini şartlandırmalıdır. Evet, artık söz değil, hamle ve aksiyon devri.”

Gülen, bu sözleri ile eyleme geçeceğini ilan ediyor, eyleme geçerken de planlı ve programlı olunacağını şöyle vurguluyordu:

“Halbuki gündem belirlemek ve hadislerin nabzını elde tutabilmek için, devamlı fikir ve düşünce üreten bir beyin kadroya ve bu düşünceleri pratiğe dökebilecek dinamik insanlara ihtiyaç vardır. Tabii bütün bunlar, bir plan ve program gerektiren işlerdir...” (Fasıldan Fasıla2. ss. 118-119)

Şeriatçı Değilmiş

Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel, 31.08.2000 tarihinde, Fetullah Gülen hakkında; “Laik devlet yapısını değiştirerek yerine dini kurallara dayalı bir devlet kurmak amacıyla yasa dışı örgüt kurup bu amaç doğrultusunda faaliyetlerde bulunmak” iddiasıyla Ankara 2 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde dava açıyordu.

Davanın ardından başlatılan kampanyada Gülen’in ne kadar demokrasi aşığı, laik, Atatürkçü olduğu vurgulanıyordu.

Bu kampanyalarda yapılan propagandalara göre Said’i Nursi ile hiçbir alakası yoktu. Gülen, İzmir Sıkıyönetim Mahkemelerinde yaptığını bir kere daha gerçekleştiriyor, Nurculuğunu da inkâr ediyordu.

Faruk Mercan, “Fetullah Gülen” adlı kitabında dönemin MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’un Gülen’e verdiği desteği şöyle anlatıyordu:

“Yüksel’in Gülen aleyhine dava açmasından sadece iki ay sonra, Milli istihbarat Teşkilatı Müsteşarı Şenkal Atasagun, dört büyük gazetenin Ankara temsilcisini MİT’in Ankara’daki merkezine çağırıp röportaj verdi. MİT Müsteşarı şöyle diyordu:


“Muhtelif hesaplamalara göre Türkiye’deki şeriat isteyen kişilerin oranı yüzde 5-8 arasında. Türkiye’de bir şeriat devleti kurulmasının başarı şansı yüzde sıfır.”

Müsteşarın bu sözleri o dönemde Hürriyet Gazetesi Ankara temsilcisi olan Sedat Ergin’in 28 Kasım 2000 tarihli köşesinde yer aldı.

2000 yılı itibariyle devletin istihbarat oranı, “Türkiye’de bir din devleti kurulması ihtimali yüzde sıfır” diyordu.

Türkiye’nin önde gelen birkaç üniversitesinden biri olan Bilkent’te Fetullah Gülen araştırması, “Fetullah Gülen’in görüşleri Türkiye'de demokrasinin yerleşmesine destek veriyor” sonucunu vermişti. Boğaziçi’ndeki tez aynı sonucu vermişti.

Demek ki, Üniversite ve MİT bulguları ile Savcı Yükselin iddianamesi örtüşmüyordu.

Halen görevde olan bir üst düzey MİT yöneticisi, Ankara’da görüştüğü gazetecilere şunları söyledi:

“Fetullah Gülen grubu Doğu’da, Güneydoğu’da köy köy dolaşıp insanlara kurban eti veriyor, köylülerin sağlık sorunlarıyla ilgileniyor. Terör sorunu böyle çözülür. Ne Fetullah Gülen'in aleyhinde olmaya ne de onun samimiyetini sorgulamaya hakkımız var."

Üst düzey MİT yöneticisinin Fetullah Grubu ile et dağıtarak terörü çözme yöntemi, ne çare ki terörü daha da azgınlaştırıyordu. Karnı doyan, sırtı pekleşen PKK militanlarının bitleri iyice kanlanınca, askerlerimizi şehit etmeye hız veriyorlardı.

"Türkiye’de şeriat tehlikesi yok” diyerek Gülen'e sonsuz destek veren MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun, o günlerde bir ilginçlik daha yapıyor, Gülen hakkında, "Şeriat devleti kurma" iddianamesini kendi tesislerinde bastırıyor, adeta kitap haline getiriyordu.

İddianame'ye MİT'in katkıları sadece bu kadar mı? Neyse onu da söylemeyeyim ayıp olmasın.

Kaynakça
Kitap: AMERİKADAKİ İMAM
Yazar: Ergün Poyraz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron