Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ve Keklendi İnsan

Burada Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam Hakkında Raporlar hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Ve Keklendi İnsan

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Tem 2012, 00:46

Ve Keklendi İnsan

Ertuğrul Hikmet tarafından yazılan ve cemaate yakın olan Işık yayınlarınca basılan "M. Fetullah Gülen" adlı kitapta, Fetullah Gülen "Arkadaşım" dediği Kemal Erimez'i şöyle anlatıyordu:

"Aydınlı Hacı Kemal Erimez zengindi, yedi sülalesine yetecek zenginlikleri ve bir de elmas madeni vardı. Birkaç defa eğitimle alakalı konuşmalarımı dinleyince dükkanlarını ve hatta evini bile sattı...

Talebeye burs verme, okullar açma gayretine girdi. Doğru mu ettim bilemiyorum ama bir gün ona, "Hacı Kemal, seninle benim ev sahibi olmamamız lazım. Gel, bir kulübeciğimiz bile olmadan yaşayalım bu dünyada. Bu hayırlı işleri dünyalık menfaatler için yapmadığımıza, Allah'ın rızasını aradığımıza halimiz şahit olsun" dedim.

Ve bu fedakâr ve cömert insan hayatı boyunca kiralık bir evde, bir okulun mütevazı bir odasında yattı kalktı, dünya namına arkada bir şey bırakmadı."

Fetullah Gülen'in açıklamalarından açıkça görüleceği üzere trilyonluk servetini cemaate bağışlayan Kemal Erimez, ailesinin rızkını ABD'lilerin çıkarlarına hizmet için kurulan okullara aktarırken, kendisi de bir okulun küçük bir tahta kulübesinde hayatını kaybetti.

İzmir'e tahta bir bavulla gelen, tahta kulübelerde kalan Gülen ise bugün Amerika'da içinde son derece lüks yedi adet villa barındıran 137 dönüm çiftlik içinde, ahçıdan şoföre, bahçıvandan hizmetçiye her ihtiyacını karşılayan 100 kişi ile zevki sefa içinde bir ağa, bir bey gibi yaşıyordu.

Aydınlı Kemal Erimez ise, Fetullah'ın böyle bir şatafat içinde günlerini gün ederken "Gel, bir kulübeciğimiz bile olmadan yaşayalım bu dünyada." şeklindeki sözlerini duyuyorsa, yattığı yerde ters dönmekten iflahı kesiliyordun

Fetullah Gülen'in 35 yıllık dava arkadaşı Nurettin Veren, Hikmet Çetinkaya'ya Fetullah'ın "Padişah" gibi saltanat sürdüğü çiftliğin alınış hikayesini şöyle anlatıyordu:

"Çiftliğin halktan toplanan, himmet ve talebe bursu adı altında, her vilayetten, her ay, kayıtsız ve makbuzsuz olarak toplanan paraların yüzde 15’i Kutsal Hoca’nın hakkı olarak örtülü ödenek tahsisiyle kendisine, bölge imamları aracılığıyla gidiyordu. Çiftlik böyle alındı.”

Okullar ve Himmet

Fetullah Gülen’in 35 yıllık yol arkadaşı Nurettin Veren, Gülen yapılanmasının bir örgüt olduğunu, insanları kullandığını, yabancı istihbarat servislerine çalışıldığını, himmet yardımlarının nasıl toplandığını, okulların nasıl bir ihanet şebekesine döndüğünü Merdan Yanardağ’a şöyle anlatıyordu:


“Evet... Şimdi biz burada neden bahsediyoruz. Biz bir örgüt çatısı altında kullanıldık. Ama yıllar sonra bizim milletten vekalet alarak yaptığımız okulların, fakir öğrenci yurtlarının, efendim üniversite hazırlık kurslarının, daha sonra bir ihanet şebekesi haline geleceğini, bu mekanların en yetkili şahsının gidip Amerika’ya yerleşeceğini ve bunun ABD’ye ve Batılı insanlara, istihbarat servislerine ciro edilebileceğini düşünemezdik...”

Nurettin Veren, kendisine sorulan, “Peki sonuçta ortaya güçlü, geniş, yaygın, bürokrasi içinde, finans sektöründe, eğitim alanında, polis içinde, orduda, sağlık sektöründe, medyada örgütlenmiş kocaman bir imparatorluk çıkıyor. Nedir bu örgütsel yapı, bunun derinliği nedir, amaçları nelerdir? Siyasal bir amacın güdüldüğü ortada” şeklindeki soruyu şöyle yanıtlıyordu:

“Şöyle izah edersek halkımız daha rahat anlar. Biz bir çatal kaşık üretme fabrikası için ortaklık yaparken, yarı yolda bizim çatal bıçak fabrikası bir silah fabrikasına dönüştürülürse, bu; insanlarla yapılan anlaşmaya bir ihanettir.

önce yola çıkılırken alınan sözler, açık ve net olarak değerlendirilmeli. Bu hizmet prensipleri içerisinde bakıldığında halka ne kadar faydalı şeyler var o hizmet çizelgesinde, ne kadar güzel yaklaşımlar var. Fakat aradan geçen zaman içerisinde bu çatal kaşık üretmek için kurulan fabrikanın, nasıl bir silah fabrikasına dönüştüğünü, ortaklık şartlarının tek taraflı değiştirildiğini milletimize anlatmak için ben bugün burada bulunuyorum. Bizim bu fakir insanlarımız, aldıkları bu burslarla zamanla yükselip çeşitli mevkilere geldiler. Kimisi polis teşkilatlarında, kimisi askeriye içerisinde, kimisi mülkiye içerisinde.

Biz bunu başlangıçta planlamamıştık. Bizim okuttuğumuz öğrenciler yarın bir gün doktor olacak, mühendis olacak, asker olacak, bununla iftihar ettik biz...

Ama bunu, devleti ele geçirmeyi, Fetullah Gülen’in planladığının başlangıçta farkında değildik, daha sonra ortaya çıktı. İşin mahsurlu tarafı şu noktada başladı; bu çocuklar belirli mevkilere ulaşınca, Fetullah Gülen, bunlarla bir şeyler yapmayı planlamaya başladı. Çünkü mevki sahibi olmaya başlamalarından sonra, talebeliklerinde olanlardan daha farklı yöntemlerle, haberleşmelerle bilgi almak onların o mevkilerini nasıl kullanacaklarına dair talimatlar vermek ve onları belli hedeflere yönelik olarak organize etmek şeklinde gizli toplantılar olmaya başladı.

Ben bu gelişmeyi gördüğüm andan itibaren, bunun hem ülkeye zarar vereceğini ve bir tehlike oluşturacağını, hem bizim yola çıkış hedefimizden bir sapma olduğunu, hem de bu üst düzey görevlere gelmiş insanların kendi bağlı bulundukları bakanlara, birimlere ve kuruluşlara karşı Fetullah Gülen’in fikirleriyle amel etmelerinin iki başlılık yaratacağını, dolayısıyla ülkenin ve devletin bunu ihanet olarak ve bu tip bir örgütlenmenin illegal olduğunu düşündüm.

Hem o insanların uğrayacağı zararları hem de bizim kurmuş olduğumuz bu masum hizmetin, yani bir cami derneği, bir eğitim kuruluşu, bir sağlık kuruluşu gibi olan bir yapılanmanın gizli/illegal, devleti içten ele geçirecek ve Fetullah Gülen tarafından yönetilecek bir örgüt haline gelmekte olduğunun farkına vardık.

Bizim 14-15 yaşlarında veya daha önceki yaşlarda elinden tuttuğumuz çocukların ileride kaymakam, vali, emniyet müdürü veya askeriyede bir göreve geldikten sonra Fetullah Gülen’in bunları yöneterek ülkeyi içten ele geçireceğini düşünmemiştik.”

İşte bu noktada tepkimizi ortaya koyduk. Veren; 100’e yakın ülkede örgütlenen Fetullah Gülen’in mali kaynakları hakkında da şunları söylüyordu;

“Şimdi ilk etapta küçük yardımlar, küçük himmetler, samimi duygularla eğitim için verilen katkılar vardı. Daha sonra kurban derisi ve canlı kurban toplama gibi işler başladı. Bunlar büyük finansman sağladı. Belki insanlar tahmin edemiyor. Küçük bir yardımdan bir şey olmaz diyorlar ama kayıt dışı olan her türlü yardımın bir olumsuz etkisi mutlaka karşımıza çıkacak. Çünkü bu eğer hayır ise, bunun da mutlaka korunup kollanması lazım. Yani milletin iyi niyetle verdiği en küçük bir şeyin bile değişik amaçlara kullanılmaması lazım, öncelikle bunlarla başlanıldı.

Daha sonra Ramazan ayında talebeye gizli burs toplantıları yapıldı. Şimdi bizim insanımızın en zayıf noktası, Allah rızası için şefaat ya Resulallah düşüncesi ile gözyaşı ile suistimal edilmeye açık bir yapıda olması. Yani verdiği iyiliğin Allah’a ulaşacağını ve karşılığında Allah’tan hoşnutluk alacağı düşüncesi her zaman halkımızın en açık kapısıdır.

işte vurulduğumuz ve takipçisi olacağımız bu iyilikler, bu gizli ve kayıtsız kampanyalar ile büyük finanslar elde edildi, ön plana ise hep fakir çocuklara yardım edileceği düşüncesi kondu. Tabii ki herkes bu niyetle verdi. Milletimiz her zaman bu tip hamiyetli davranışlarda bulunmuştur. Ama bu işin suistimaline de açıktır. Çünkü; yaptığı işin hayır için veya başka maksatlı olup olmadığını takip etmez. “Ben Allah rızası için verdim, ötesi beni ilgilendirmez” der. Ve farkında olmadan kontrol dışında büyük finanslar yaratıp, büyük gizli gayelere alet olabilirler. İşte bizde de öyle oldu.

Biz de samimiyetle bu işin takipçisi olamadık. Milletimizin bize verdiği vekaletle, bu itibar ve kredi ile ortaya çıkan bu müesseselerin ülkemize faydalı olduğunu düşünerekten, köy köy, kasaba kasaba toplanan, gizli himmetler, açık himmetler, elden verilen ve hiçbir kaydı makbuzu olmayan yardımlar, toplantılarda doğrudan Fetullah Gülen’in eline teslim edildi. Yani şöyle düşünün ki; bir anda 10 tane okulu yaptıracak yardımı bir kişi veriyor ve bunun da hiçbir kaydı yok. Küçük yardımlarda zaten hiçbir belge yok.

İleride ödenmeye yönelik senetler, çekler verildi. Belki buradan bana ilgili savcılar müracaat ederse; toplanan bu çeklerin, senetlerin, yardımların, paraya tahvil edilen şeylerin nasıl kullanıldığını söyleyebilirim? Belli para kasaları var. Bunları açıklayanlar var. Bunları örgütleyenler, organize edenler var. Doğrudan bu işin içindeydik, bütün ayrıntıları biliyorum...”

Fetullah Gülen, “Fasıldan Fasıla” adlı kitabının 3. Cildi; 57. sayfasında gelir kaynaklarının bir kısmını şöyle açıklıyordu:


“İslâm’a ciddi bir dava şuuru ile uyanan insanlar kırktabir zekât ile hiçbir şey yapamayacaklarını bilmeli ve ona göre davranmalıdırlar. İslam davası bugün bizden çok daha fazla fedakârlıklar beklemektedir.

Nitekim bu düşünceye uyanmış nice kudsi dava erleri vardır ki, hizmeti o ölçüde götürmektedirler. Bugün birer ümit kaynağıdır ve insanlar, evlerinin, arabalarının, fabrikalarının anahtarını, tapularını getirip hizmete takdim etmekte ve istediğiniz yere kullanın demektedirler...”

Aynı kitabın 175. Sayfasında halktan da finans sağladıklarını açıklıyordu:

“... Halka çeşitli vesilelerle müracaat ettik. Onlar da destek verdiler...”

Müritlerine, Prizma adlı kitabında hedeflerinin zenginlik olduğunu söylüyordu:

“Mümin mutlaka bir yolunu bulmalı ve mutlaka zengin olmalıdır.”

Finans kaynaklarının ve örgütlenmesinin önemli bir yanını vakıflaşma hareketleri oluşturuyordu.

“Vakıf düşüncesi; açılmış yüzlerce imam-hatip, kuran kursu, camiler ve bu müesseseleri besleyecek varidat kaynakları bu düşüncenin tecessüm etmiş şekilleridir. Bunların yanı sıra...okullar, yurtlar, pansiyonlar vardır.” (Fasıldan Fasıla, 3, ss. 202-203)

Fetullah Gülen, bütün bu kurmuş olduğu geniş organizasyonla, çeşitli propaganda vasıtalarını kullanarak çok geniş bir yelpazeyi hedeflemekte ve amaçları doğrultusunda adım adım yürütmektedir.

“Biz tv, radyo, gazete ve dergilerden oluşan basın yayın yoluyla dinimize hizmet etmeyi bir yol, bir metod olarak benimsemişiz.” (Fasıldan Fasıla-3, s. 95)

Gülen, propaganda faaliyetlerinde dinin ardına sığınıyor, kendi durumunu, her ortama kolayca uymasını da propaganda aracı olarak kullanıyor ve şöyle konuşuyordu:

“Daha önce kolay ağlayamıyordum. Şimdi ise alıştım, istediğim an kolayca ağlayabiliyorum.”

Ve şöyle devam ediyordu:

"Pilajlar dahil her tarafa ağınızı atın. Aynı örümcek gibi sabırla insanları avlayın."

Gülen’in 35 yıllık dava arkadaşı Nurettin Veren, Zaman Gazetesi'nin kuruluş aşamasını, gazetenin genel müdürlüğünü de yapması, kurucular arasında yer almasından dolayı da en iyi bilen isim olarak şöyle anlatıyordu:

"Bakın şimdi. Yurtlardan okullara, okullardan üniversite hazırlıklara daha sonra üniversitelere, hastanelere... Daha sonra da bir Zaman Gazetesi'nin satın alınması var ki bunların hepsi milletin katkısıyla imece usulü ile yapılmıştır. Samanyolu televizyonu aynen bir cami gibi milletin malıdır aslında. Samanyolu Televizyonu imece usulü ile göstermelik olarak boş kağıda imza atan insanlar ortak gösterilecek kuruldu. Aynen bir camiye yardım düşüncesi ile imece usulü ile yapılmıştır. Belki siz camiye yardım yaparken makbuz alırsınız. Burada o da yok.

Yani biz dinimizi anlatmak, ülkemizi anlatmak, ilmi ve bilimsel yayınlar yapmak üzere, özellikle Fetullah Gülen’in vaaz kasetlerinin yayınlanması için böyle bir düşüncesi var deyince, insanlar coştu ve bu paralar verildi.

Zaman Gazetesi de aynen öyle. Yani insanlara alternatif bir bir gazete sunmak, iyi yayım yapmak, haklının yanında olmak amacıyla kurulduğu söylendi. Prensipleri de vardı. Hatta bunlardan bir tanesi gazeteye, televizyona kesinlikle banka reklamı almamaktı.

20 sene banka reklamı almadı bu gazete, bankadan alınan faiz haram kabul edildi. Bankacılar ve bankada çalışanlar da ayrılmaya teşvik edildi. Bu gazete de reklam almadı. Zaman Gazetesi’nin 20 senelik arşivlerine bakarsanız görürsünüz. Ama bakın yine aynı düşünce, aynı otorite bir gün geldi ve gazetenin banka reklamı almasına da evet dedi. O günkü mantalite buydu. Siz bazı finans kurumlan helaldir dediğiniz zaman, öbürlerinin hepsi haramdır gibi bir durum ortaya çıkar.

Toplum, başörtülü başörtüsüz, helalciler haramalar, faize evet diyenler-hayır diyenler olarak bölündü. Hatta bize kola içmek bile Fetullah Gülen tarafından haram diye öğretildi. Şimdi insanların beynini, kalbini bu kadar kurcalarsanız, inançlarıyla bu kadar oynarsanız insanlar hipnozlanmış gibi olur yahut da çip takılmış mahluklara döner. Artık hiç bir şekilde irade sergileyemezler. Hiçbir tenkitte bulunamazlar. Sadece kayıtsız şartsız emirleri uygulayan robotlar haline gelirler. Ben böyle bir hipnozdan uyandım işte.

Bakın ben belge ve delil olarak söylüyorum. Asya Finans bir anda Bank Asya oldu. Kimin emri ile oldu? Bank Asya'yı kuran Fetullah Gülen. Asya Finans’ı kuran Fetullah Gülen. Şimdi tabii kağıt üzerinde diyecek ki; bunun belgesi mi var? Bütün okulların, gazetenin, Samanyolu'nun ve bütün şirketlerin ismini dahi koyan Fetullah Gülen’dir.

Bir liraya kadar paranın muhasebesinin bile kendi talimatıyla tutulduğu bir örgüt lideri ve örgütle karşı karşıyayız. Ama siz bunun belgesini bulamazsınız. Çünkü hiçbir illegal örgütün kayıtlı belgesi bulunmaz. Hiçbir mafya ve hiçbir kayıt dışı sistem kayıtlarını kendi liderinin üstüne zaten yapmaz. Ama talimatlar onun eliyle yapılır. İşte bakın nasıl itaate alıştırılmış ve bağımlı hale gelmiş bir kitle var.

Rakamsal boyutunu söyleyeceğim şimdi; 20 yıl faiz haram deyip Asya Finans’ı bir anda banka yapmasına toplumda hiçbir tenkit yok. O gün Fetullah Gülen o insanlara takiyye yapıyordu. Bugün de Müslümanlara takiyye yapıyor. Yani o gün o insanları idare ederken; hain, kâfir, dinsiz ve haram yiyenler diye ayırdığı kitleden uzaklaşıp bugün bunda bir mahsur yoktur, diyerek Müslümanlara yöneldi. Olabilir demeye başladı.

Takiyyesinin her bıranşta ve her alanda olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Ve cemaatin itaatini ve parasal gücünü şöyle ifade edeyim. Asya Finans, Bank Asya olduktan hemen 15-20 gün sonra borsaya kota edildi. Ben gazetede bulunduğum zaman, borsa verilerini dahi gazeteye kaymak, futbol verilerini dahi yayımlamak haram düşüncesi ile yasaktı. Şimdi birden bire bu kadar kapalı bir toplum açıldı. Buradaki anlayış şu: Kâfir insanları aldatmakta hiç mahsur yoktur. Bu bir taktiktir. Burası bir "Dar-ül Harp"tir.

Bu bir harp stratejisidir. Böyle deyip kendi insanlarının ünitelerini ve kendi milletini idare edilecek ahmaklar olarak veya karşı cephe olarak takdim etti.

Yani İslam için yapılabilecek mücadele, harp alanı... Ve harpte hile mubahtır. Hile yapmak, aldatmak yasak ve günah değildir. Hiçbir kayıt tanımaz. Her türlü hile yapılır. Kendi insanını aldatılacak bir kitle haline koymak, kendi devletini ele geçirilmesi gereken karşı cephe kalesi olarak görmek fikrinin nasıl aşılandığını ve uygulandığını söylüyorum."

Gerek Necip Hablemitoğlu "Köstebek" adlı kitabında, gerekse Prof. Dr. Alpaslan Işıklı "Fetullah Gülen ve Laik Sempatizanları" adlı kitaplarında Gülen’in takiyye'sini şöyle açıklıyordu:

"Nihai hedefe varıncaya kadar, yani sonuca ulaşıncaya kadar her yöntem, her yol mubahtır. Bunun içerisine yalan söylemek de insanları aldatmak ta girer."

Kaynakça
Kitap: AMERİKADAKİ İMAM
Yazar: Ergün Poyraz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir

cron