Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Arapça Özlemi İle Yanan Emniyetçiler

Burada Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam Hakkında Raporlar hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Arapça Özlemi İle Yanan Emniyetçiler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Tem 2012, 00:47

Arapça Özlemi İle Yanan Emniyetçiler

Fetullah Gülen, müritlerine Arapça eğitimi övüyor ve ne denli gerekli olduğunu anlatıyordu. Fetullah'ın, daha önce yazdığım "Kanla Abdest Alanlar" adlı kitabımda da yer alan şu açıklamalarını tekrar hatırlayalım:


"Cumhuriyetle beraber Arapça eğitimine karşı tavır alınması, o günün aydınının ve devlet yetkililerinin bir yanılgısıdır.

Eğitimde dünden bugüne baskıcı ve dayatmacı zihniyetlerin zorlaması ile kabul ettirilen tedrisat sistemini değiştirecek inkilapçı ruhlara ihtiyacımız var. Millet şu anda çeşitli doğmalarla zayi ediliyor."

Fetullah Gülen, insanları başına toplamış onlara ilmi (!) bilgi veriyordu. Gülen’in bilgilendirme amaçlı verdiği dersin konusu Çin'lerdi... Cinler hakkında uzun uzadıya bilgiler verdikten sonra kendince müthiş bir projesinden bahsediyordu:

"Cinler ile konuşma sağlanması, emniyet teşkilatlarının da işine yarayabilir. Meydana gelen veya gelişme safhasında olan faaliyetler ve grup olayları anında merkeze bildirilip, kontrol altına alınabilir. Kimbilir belki o zaman cinlerden de komiserler ve emniyet müdürleri olacaktır."

Fetullahçı yapılanmanın ülkenin kaderini etkileyecek hale gelmesinde en önemli etkenlerden biri, bu cemaate ait okul, dershane, yurt gibi faaliyetleri dahil bir çok organizasyonlarına, başta Demirel olmak üzere zamanın başbakanlarından Bülent Ecevit, Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç gibi isimlerle, birçok bakanın sonsuz destek vermeleriydi.

Bakan, Vali, Emniyet Müdürü, Kaymakam, Hakim, Savcı kimliklerini üzerlerinde taşıyan devlet görevlilerinin çocuklarını cemaate ait okul, dersane ve yurt gibi yerlere göndermeleri ve bir de bunların reklamlarında baş rol almalarıydı. Zira bu isimleri örnek alan insanlar şunları söylüyordu:

"Kaymakamın, Emniyet Müdürü’nün, Vali'nin çocuklarının devam ettiği okullar devlet katında muteber ve güvenlidir. O halde en yüksek bedeli ödeme pahasına çocuklarımı bu okullara gönderirim."

Ankara Emniyet Müdürü Ercüment Yılmaz Gülen Cemaatine ait okulları ziyaret ediyor, orada fotoğraflar çektirip, adına yazılan şiirlerle mest oluyordu. Müdürün bu eylemini "AKPapa’nın Temel İçgüdüsü" adlı kitabımda şöyle yazıyordum:

"Ankara Emniyet Müdürü baktı ki, Başbakan'ın namus sözünden hayır yok... Avanesini topladığı gibi 2002 yılının Mayıs ayında, ortalığın sıcak olmasına aldırmadan Fetullah Gülen’e yakınlığı ile bilinen okulları ziyarete gitti. Kendisini bir ara Milli Eğitim Müdürü mü sandı acaba diye düşünürken, aniden durum netleşti.

Gülen, demiyor muydu, "Cinlerden iyi komiserler olur, onlarla irtibat kurularak bir çok olayın çözülmesi sağlanır." Tabii ki, Ercüment Müdür de ne yapsın, "Sen Milli Eğitim Müdürü mü, yoksa Müfettişi misin” şeklindeki sorulara muhatap olacağını bile bile, Fetullah Gülen’e yakınlığı ile bilinen okullara misafirliğe gidiyordu. Her ne kadar komiser cinlerin ilmini kapamasa da okul bebelerinin kendisi hakkında yazdıkları şiirleri gururla alıyor, kabul ediyordu."

Aslında perşembenin gelişi çarşambadan belliydi... Bu günlere kolay gelinmemişti. Polis Koleji ve Akademilerinde çok yoğun bir şekilde Nurcu propagandalar altında ve Işık Evleri denilen irtica yuvalarında yetişen Polisler köşe başlarını tuttuklarında aldıkları eğitimin gereklerini yerine getiriyorlardı. Buralarda ABD destekli irticai örgütlerin cirit attığı defalarca basın yayın organlarında işlenmesine, yine bu fesat yuvalarında yetişen laik, demokratik Cumhuriyetin hasımlarının eylemlerinin ülke geleceğini nasıl karartma yolunda mesafe kat ettiklerinin meydana çıkmasına rağmen hiçbir tedbir alınmamış, mecburiyetten açılan soruşturmalar ise sümen altlarında saklanmış, ya da yıkanmış yunmuştur.

Bu soruşturmaların en kapsamlısı 1992 yılında polis okullarında başlatılan ve 1998 senesine kadar süren ve sonunda Ankara DGM Başsavcılığınca içinde Fetullah Gülen'in de bulunduğu sanıklar hakkında "Takipsizlik" kararı verilen soruşturmaydı. Şimdi bu soruşturma kapsamında bazı komiser ve komiser muavinlerinin verdiği ifadeleri inceleyelim, böylece bugünlere nasıl geldiğimizin muhasebesini de kolay çıkaralım.

Bir ilimizin Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü’nde komiser yardımcısı olarak görev yapan bir tanığın polis okullarında verilen eğitimi ortaya çıkaran açıklamaları:

"1987 öğretim yılında Polis Koleji'ni bitirerek Polis Akademisi'ne girdim. 1991 yılında mezun oldum. Bu öğrenim süresinde özellikle 1987-1988'de Hukuk Başlangıcı, 1989-90 öğretim döneminde Ceza Muhakemeleri Usulü Hukuku’na gelen Ali Şafak, 1989-90 öğretim döneminde Yönetim Bilimi dersine gelen Remzi Fındıklı, 1988-89 döneminde Türk Diline gelen Bilal Coşkun, 1990-91 döneminde Türk Edebiyatı dersine gelen Halil İbrahim Okatan, 1989-90 döneminde Ceza Hukuku'na gelen Cihan Yamakoğlu adlı öğretim üyeleri, zaman zaman ders konularını işledikleri sırada mukayese ve örneklemeler yaparak Arap dilinin inanç ve esaslarını ön plana çıkarmak suretiyle endirek olarak dolaylı yoldan şeriat düzenini hoş ve meşru göstermek yoluna giderek öğrenci kitlesini psikolojik telkin altında bırakırlardı.

Bu durumdan ötürü öğrenci kesimindeki gruplara karşı farklı tutum ve davranışlara girerlerdi. İdare de bu öğretim üyelerinin yakın olduğu öğrenci kesimine karşı farklı uygulamada bulunurdu."

Yine bir başka komiser yardımcısı, Polis Baş Müfettişi Dr. A. Nihat Dündar ve Polis Müfettişi İ. Sezgin Şenel’e verdiği ifadesinde, Polis Akademisi'ndeki Fetullahçı faaliyetlerin boyutlarını açıkça gösteriyordu:

“Ben 1987 öğretim yılında Polis Koleji'ni bitirerek Polis Akademisi'ne girdim ve 1991 yılında mezun oldum. Bu öğretim süresi içersinde çeşitli derslerimize değişik öğretim üyeleri geliyorlardı. 1987-1988 öğrenim döneminde Hukuk Başlangıcı'na, 1991 yılında da CMUK’na gelen Ali Şafak adlı öğretim üyesi, ders konularını işlediği sırada bazı mukayeseler yaparak "batıdan alınan hukuk sisteminin dejenere olduğunu, İslam hukukuna dayanan Mecelle'nin şeriat hükümlerini ihtiva ettiğinden dolayı daha meşru ve hoş olduğunu” derslerinde işliyordu.

Yine 1988-89 öğretim döneminde idare Hukuku dersine gelen Remzi Fındıklı adlı hocamız da aynı mahiyette mukayese ve örnekler vererek ders konusunu işliyordu.

1987-1988, 1988-1989 döneminde Türk Dili ve Edebiyatı dersine gelen Bilal Coşkun adlı öğretim Üyesi ise, "Türk hukuk sistemini aşağılayarak, şeriat sistemini övücü ve hoş gösterici şekilde konuları işlerdi. Batılılaşmanın Türk sistemini dejenere ettiğini söylerdi, özellikle yeni harf ve kıyafet inkilabının toplumu geriye götürdüğünü ve kargaşaya sürüklediğini Farsça ve Arapça'nın geçmişte toplumu daha da yücelttiğinden bahsederdi." Bunun yanında Yahudilik ve Masonluk konularını işlerdi.

Aynı şekilde 1989-1990, 1990-1991 döneminde Türk Dili dersine gelen Halil İbrahim Okatarı adlı öğretim üyesi de, Bilal Coşkun’dan geri kalmayarak aynı konuları işlerdi. O da şeriat düzenini övücü konulara girer ağırlıkla Türk-İslam sentezini işlerdi.

Yine 1989-1990 döneminde Krimonoloji dersimize gelen Cihan Yamakoğlu adlı öğretim üyesi “hiç bir kural tanımadan, konuyla ilgisi olsun veya olmasın şeriat düzenini öven konulardan bahseder, Türk Hukuk Sistemini, aile yapısını, sosyal yaşantıyı, konu edinerek işler, neticede Şeriat, sisteminin doğruluğundan bahsederdi”.

Ankara Emniyet Müdürlüğü Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü'nde Komiser Yardımcısı olan bir başka tanık da adı geçen öğretim görevlilerinin; Atatürk ilke ve İnkılaplarının ülkeyi geri götürdüğünü vurguladıklarını, yine Ahmet Eyicil adlı bir öğretim üyesinin harf inkilabının iyi olmadığını, bizi geçmişimizden koparttığını iddia ederek eski alfabenin daha iyi olduğunu söylediğini aktarıyordu.

Bu soruşturma sırasında Polis Koleji ve Akademisinden mezun olan onlarca emniyet görevlisi, şeriat sistemini öven, Atatürk ilke ve devimlerinin ülkemizi geri götürdüğünü iddia eden, öğrenciler arasında gruplaşmalara yol açan, laik, demokratik Cumhuriyet'in düşmanı görevlileri; müfettişlere verdikleri ifadelerle anlatmaları, deşifre etmeleri sonucunda müfettişlerin "Fetullah Hoca'nın Talebeleri" adlı örgüt hakkında Ankara DGM Başsavcılığı'na gönderdiği fezlekeye rağmen Savcı Talat Şalk, Fetullah Gülen ve diğer sanıklar hakkında "Takipsizlik" kararı veriyordu.

Benim Polis Akademisi’nde geçen bu olayları kaleme almamın ardından, Prof. Ali Şafak beni mahkemeye veriyor, 1 milyar lira tazminat istiyordu. Ancak mahkeme, Ali Şafak'ın talebini, kaleme alınan yazının belgelere dayanmasını gerekçe göstererek reddediyordu.

AKP’liller ise onu bütün polis okullarının başına getirerek ödüllendiriyordu.

Kaynakça
Kitap: AMERİKADAKİ İMAM
Yazar: Ergün Poyraz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir