Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Hâkim Kiralayın

Burada Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam Hakkında Raporlar hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Hâkim Kiralayın

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Tem 2012, 00:48

Hâkim Kiralayın

Fetullah Gülen'in hayalindeki Halifeli, Amerikano şeriata ya da Ilımlı İslam'a giden yolun döşeme taşlarından en önemlileri; İstihbarat, Tedbir, Okullar, Şirketler ve Vakıflardı. Fetullahçı örgütlenme bu yolları geçmiş, nihai hedeflerine doğru yol almaya devam ediyordu.

Emniyet içindeki Fetullahçı yapılanma tarafından şehit edilen Dr. Necip Hablemitoğlu “Fetullah Gülen’in İstihbarat Tutkusu ve Hedefi Söylemler ve Eylemler" başlıklı yazısında, Gülen yapılanmasının köşe taşlarını şöyle deşifre ediyordu:

"Yüzlerce şirketin sağladığı milyarlarca dolarlık bir ekonomik kaynağın desteğindeki yurt içi ve yurt dışı yüklerce okul, dersane, üniversite ile binlerce yurt ve okul, yüzlerce Işık Evi. Diğer taraftan, yasa dışı yapılanmanın silahlı gücünü oluşturan; düşmana korku, müridlere dokunulmazlık ve güvenlik ile ülke imarına ve istişare kurulu üyelerine, devlet kaynaklarından son derece önemli kesintisiz istihbarat akışı sağlayan -TSK’ya alternatif- kimi emniyet mensupları!..

Fetullah Gülen için istihbarat birimlerinde kadrolaşmak niye bu kadar önemlidir? En önemli neden, bir türlü yeterince sızmayı başaramadıkları Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı silahlı ve yasal bir güce sahip olmaktır. Adliye ve Mülkiye kadrolaşması ise, bu gücü daha da pekiştirecek ve devletin içten ele geçirilmesini ya da bir başka ifadeyle devletin "kansız" teslim alınmasını temin edecektir.

Fetullah Gülen ve genel olarak tüm nurcular için, Atatürk ve İnönü dönemi polisiye takibatlarından kaynaklanan bir ürküntü, hatta yaygın bir korku söz konusudur. Ancak, iyi (!) bir polisten gördüğü yardım, Fetullah Gülen’in istihbarat konusundaki ufkunu değiştirmiştir:

“Edirne’den gelirken dosyam dolu gelmişti. Takibe maruz idim. Peşimde daima bir polis bulunuyordu. Fakat Cenab-ı Hakk’ın bir lütfü bu polis İmam Hatip’in orta kısmından mezundu ve benim de hemşerimdi. Erzurumluydu.”

Bırakalım istihbarat birimlerinde kadrolaşmanın çok yönlü avantajlarını sadece telefonların dinlenmesi olgusu bile, yasadışı Fetullahçı yapılanma açısından, başlı başına rakipsiz-rekabetsiz bir güç üstünlüğü (Siyasal ve Ekonomik) sağlamaktadır.

Bilindiği üzere, devlet imkanları ile izlenmesinde kamu yararı görülen ve bir anlamda stratejik öneme sahip kimi politikacıların mafya liderlerinin, gazetecilerin, bürokratların, işadamlarının, akademisyenlerin telefonlarının dinlenmesinin geçmişi yeni değildir. Bu yolla elde edilen bilgilerin, organize suç örgütlerinin eline geçme olasılığı ise oldukça düşüktür; çünkü mafya, saptandığı kadarıyla dinlemeyi sadece sokaklardaki telefon kutuları üzerinden yapmaktadır. Ya da böcek denilen aletlerle hedef izlenmektedir.

İşte yasa dışı ve devlet düşmanı Fetullahçı yapılanmanın gücü de bu noktada ortaya çıkmaktadır. Hiçbir organize suç örgütünün ya da siyasal yapılanmanın sahip olamadığı bu inanılmaz güç, yukarıda da belirtildiği gibi, sadece ve sadece yasadışı Fetullahçı yapılanmanın uhdesinde mevcuttur.

Nasıl mı?

1980’li yılların başlarından itibaren polis okullarına ve Polis Akademisi’ne sızarak burada kadrolaşan ve daha sonra Personel, Eğitim, Bilgi-İşlem, Terörle Mücadele, istihbarat gibi birimlerde kökleşmeye çalışan Fetullahçılar, istihbarat birimlerinin yanı sıra, var oldukları her yerde ve her ortamda, şeyhleri Fetullah Gülen’in kaset ve kitaplarındaki, tedbir ve temkin, taktik ve strateji içeren direktiflerinin gereğini yerine getirerek "bugünkü güç düzeylerine erişebilmişlerdir. Fetullah Gülen’in muhtelif kitap ve kasetlerinden aşağıya alıntısı yapılan bu direktifler, mebzul miktarda suça azmettirme, kurnazlık, fırsatçılık, iki yüzlülük, takiyye gibi öğeler içermektedir:

Gülen’in Işık evlerinde gençlere yaptığı konuşmanın kasedinden:

"Adliye’de, Mülkiye’de veya bir başka hayati müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti, öyle ferdi mevcudiyetler şeklinde ele alınıp öyle değerlendirilmemelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir. Bir ölçüde onlar bizim varlığımızın teminatıdır.”

Gülen, örgütlenmesinin Emniyet’ten sonraki en önemli ayaklarının Adliye ve Mülkiye olması gerektiğini şöyle açıklıyordu:

"Türkiye’de önümüzü kestiler. Yürüyemiyoruz, orada durgun sular gibi bir de gölleşme imajı uyandıracaksınız. Zorlayacaksınız, yerinde yürüyor gibi yapacaksın, Çünkü durmak, hem de durgunluk paslanma meydana getirir...

Bu Mülkiye'de, Adliye’de de her zaman söz konusu olur. Yürümeli, eğer biz tüm nabzı, kalbi dinledik, baktık ki, geriye adım attıracaklar bence adım atmam beklerim, fırsat kollarım, yani herşey bir oyundur. Kung-fu gibi bir oyundur. Teak-wando gibi bir oyundur. Yani her zaman insanın hasmını bir yumruk vurup, yere yıkması şeklinde değildir. Bazen hasmından kaçmak bile çok önemli bir manevradır. Kuvvet dengesi yoksa kuvvete başvurmayın. Çok iyi planlayacak, ona göre yürüyeceksiniz. Dışarıdan bizi korkaklıkla itham edeceklerdir. Allah bizim çaremize bakacak."

Gülen, amaçlarına ulaşmak için "Devletin belli bir kıvama gelmesi gerektiğini söylüyordu. "Devletin kıvama gelmesi" bu üzerinde önemle durulması gereken çok önemli bir cümledir. Aynı zamanda birçok gelişmenin ve yakın tarihimizin bir tespiti... Zira 12 Eylül ve Turgut özal dönemiyle hareketlenen, Çiller ve Ecevit sürecinde iyice palazlanan, Gül ve Erdoğan hükümetleri ile tavan yapan Ilımlı İslam maskeli Nurculuğun kollanıp, yüceltilmesiyle yeşil devrim yavaş yavaş dal budak salmaya başlıyordu.

Sonuçta devletin nasıl kıvama gelmeye başladığı açık açık görülüyordu. Neyse biz yine dönelim, Adliye, Mülkiye ve diğer kurumlarda Gülen’in kadrolaşmanın önemini anlatan açıklamalarına:

"Arkadaşlarımızın mevcudiyeti İslami geleceğimiz adına bu işin garantisidir. Bu açıdan Adliye, Mülkiye veya başka hayatî müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti öyle ferdi mevcudiyetler şeklinde ele alınıp öyle değerlendirilmemelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim o ülkelerde garantimizdir. Bizim varlığımızın bunlar nabzıdır. Zaiyata meydan vermeyin. Daha bunun neye ihtiyacı var, nasıl takviye edilmeli, bu demeli, sürekli o araştırılmalı, daha bir takviye edilmeli, fakat mevcuttan da bir ölçüde taviz verilmemeli derken yani fevkalade korunmaya alınmalı, katiyyen zayiata meydan verilmemelidir.

Bu açıdan bizim ister bu dairede, ister diğer dairede arkadaşlarımızın korunması çok önemlidir. Bu koruma mevzuunda işte arz ettiğim gibi belki işin esnekliğinden istifade edilebilir. Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolaşın. Bu açıdan, diğer taraftan bu kanun ve kuralları kullanma, biraz önce anlattığım esneklik içinde, diğer taraftan bir kanun ve kural adamı olma imajını uyarmak, yani harfiyen riayet ediyor bunlar denmeli, denmeli ki muntazam terfilerin arkasında bu ölçüde bu vardır. Ve sizin ileriki dönemde daha hayati, daha önemli yerlere gelmenizin arkasında da bu vardır.

Yani sivrilmeden mevcudiyetinizi hissettirmeden çok ilerilere gitmek, işte bu iki müessesede olduğu gibi hayati, dinamik bir kısım müesseselerde söz konusudur. Ta ilerilere gitme, böyle can damarları içinde dolaşma ve eğer dönülüp gelinecekse yara alınmadan, hissettirilmeden dönüp geriye gelme meselesi geleceğimizin adına çok esaslı hususlardır..."

Fetullah Gülen, hasım cephe olarak nitelediği Atatürkçüler ile ilgili istihbaratta önde olmalarını, haberalma teşkilatıyla içlerine girilip bilgi toplanmasını da şöyle emrediyordu:

"...Bir yandan hasım cepheyi, mükemmel işleyen Haberalma teşkilatıyla içinden tanırken, öte yandan da hasım cephenin aynı faaliyetlerini kendi içimizde sürdürmesine müsaade edilmemeli ve imkan tanınmamalıdır...

Evet, devlet ve milletin bekası ve hayatiyeti adına önem arz eden her dinamiğin üzerinde etraflıca durmalı, bu dinamikleri sistematik hale getirmeli, günümüzün teknolojik imkanlarından da faydalanarak bu faaliyetleri gerçekleştirmeleri...

Ve bilhassa haberalma hususunda her zaman hasım cephenin çok önünde olunmalıdır."

Türkiye'de hala kadılık sisteminin özlemini çeken, hakimleri kiralanacak bir meta olarak gören Fetullah Gülen’e bu davranışından dolayı itiraz eden dava açan bir hakimin çıkmayışı, özellikle Ergenekon tezgahında rol alan bazı hakim ve savcıların eylemleri yeşil devrimin geldiği, yeri göstermesi bakımından oldukça düşündürücüydü.

Şimdi Fetullah’ın müridlerine hakim kiralamalarını öğütleyen konuşmasına bakalım:

“...Belki bizim aczimiz bu yani, orada icabında Mahkemenin altını üstüne getireceksin, avucuna alacaksın, arkadaşlara diyorum ki ben, bin döktürecektim belki geriye biri dönecek. Bu dershanelerle üstad destekleriz yani... Bir milyar lira vereceksiniz, 10 milyon tazminat davaları alacaksınız, önemli olan mahkum ettirmektir yani, Avukat da kiralayacaksınız, Hakim de kiralayacaksınız..."

Kaynakça
Kitap: AMERİKADAKİ İMAM
Yazar: Ergün Poyraz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir