Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Emekli Maaşım Dışında Gelirim De Yok, Mal Varlığım Da

Okyanus Ötesinde Hristiyan Bir Vaiz - Bölüm 5

Burada Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam Hakkında Raporlar hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Emekli Maaşım Dışında Gelirim De Yok, Mal Varlığım Da

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Tem 2012, 15:45

“Emekli maaşım dışında gelirim de yok, mal varlığım da”

Kamu adına açılan davanın “sanık” bölümünde Fethullah Gülen’in ismi ve karşısında ise şu kimlik bilgileri yer aldı:

Ramis ve Rabia oğlu, 27.04.1941 doğumlu. Erzurum ili merkez ilçe Lalapaşa Mahallesi C0046, K0053 BSN 003’de nüfusa kayıtlı olup, İzmir ve İstanbul’da yaşar iken 2 JACOB DRIVE, PERRNEVILLE NEW JERSEY 03835 adresinde kalır, bekar,okur-yazar, sabıkasız, TC. İslam.

ABD’de olduğu için duruşmalara katılmayan Gülen’in, ifadesine göre vaizlik maaşı dışında hiçbir mal varlığı ve geliri yoktu. Gülen, savunması için 10 avukata vekalet vermişti.

Ve metnin “Suç” yazılı bölümün karşısında sanık Fethullah Gülen’e isnat edilen suç şöyle özetlendi:

Laik devlet yapısını değiştirerek yerine dini kurallara dayalı bir devlet kurmak amacıyla yasadışı örgüt kurup bu amaç doğrultusunda faaliyetlerde bulunmak.

Suç tarihi: 21.03.1999 ve öncesi.

Gıyabi tevkif tarihi: 11 Ağustos 2000.


Yani bu tarihte Gülen Türk mahkemeleri emriyle tutuklanabilecekti. Oysa ABD’deydi. Ve etrafında onlarca korumayla ABD güvenlik birimlerinin sağladığı güvence altındaydı. Adresi bilinmesine rağmen, Gülen’in ABD makamları tarafından yakalanması ve iade amacıyla gözaltına alınması da mümkün değildi. Zaten, hakkındaki tutuklama karan da topu topu 15 gün kâğıt üzerinde kaldı. Hakkındaki gıyabi tevkif kararı 28 Ağustos 2000 tarihinde, yani iki hafta sonra kaldırıldı. Üç yıl boyunca süren tutuksuz yargılamada tanıklar dinlendi, devlet arşivindeki kayıtlar ve belgeler tek tek incelendi...

Üç yıldır Ankara 2 No’lu DGM’de devam eden yargılamanın son günüydü. Heyet “gereğini düşündü" ve kararını açıkladı:

OLAY VE İDDİA:
Ankara DGM. Cumhuriyet Başsavcılığının 31.08.2000 tarih ve 20007192 no.lu iddianamesi ile;

Amacı devletin tüm sistemlerinde İslam hükümlerim egemen kılarak teorik bir İslam diktatörlüğü kurmak olan sanık Fetullah Gülen’in laik demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetini sona erdirip yerine şer’i yasaların hâkim olduğu İslam devletini kurmak için okullarında beyinlerini yıkadığı gençlik ile oluşturacağı toplumu kullanmayı planladığı,

Demokratik usuller kullanarak ılımlı İslam görüntüsü ile kamufle edilmiş yöntemi, toplumun önemli bir kısmı tarafından kabul görmesine neden olan yurtiçi ve yurtdışındaki okulları vasıta olarak kullandığı, Papa ile görüşerek sadece Türkiye’de değil dünyadaki Müslümanları yönetmeyi amaçlayan ruhani liderliği amaçladığı,

Siyasi parti, kişi ve bazı devlet kadroları tarafından kabul görmesi nedeniyle hedefine ulaşmada devlet rejimini istismar ettiği, dini ve siyasi yapısını sürekli canlı tutan kaynağı belirsiz finans desteğine sahip olduğu, bünyesinde bulunan vakıf okul ve dershaneleri kullanarak eğitilmiş gençlerden oluşan bir taban oluşturduğu, devletin tüm kadrolarında, bütün bürokraside, milli eğitim bakanlığı ve emniyet teşkilatında kadrolaştığı,

Yurtdışında Türkiye’de kurulacak siyasi İslam’a sempati ile bakacak bir gençlik oluşturma çabası içerisinde bulunduğu, çizilen hoşgörü ve barış tabloları ile bazı devlet çevrelerini etkileyen sanığın hedefine ulaşıncaya kadar kamuoyu faaliyetlerine destek verdiği imajını yaratarak toplumun gerçeği görmesinin önünün ılımlı görünüşü ve demokrasi şemsiyesine sığınarak kesmeye çalıştığı,

Oluşturduğu ekipler ile köy ve semtleri dolaşarak zeki ve becerikli öğrencileri seçerek sağladığı imkânlar ile kendisine bağladığı, sanığın düşünceleri, öğrencilere evlerde okullarda kamplarda beyin yıkama metotları ile öğretildiği, şeriat düzeni hedefine ulaşmak için özellikle gençlik kesimini sabırlı bir yöntem ile kendisine bağlamayı hedefleyen bir strateji takip ederek bunlar aracılığı ile toplumun bütününe hâkim olmayı ve diğer yönden yürütme ve yasama erklerini hedefi doğrultusunda kullanmayı amaçlayan bir politika izlediği bu amaçla yurtiçi faaliyetlerinden olarak 88 vakıf, 20 demek, 128 özel okul, 218 şirket, 129 dershane ve 500 öğrenci yurdunun yanı sıra 17 yayın organı, gazete, TV istasyonu, ulusal bazda yayın yapan iki radyo istasyonu, faizsiz finans kurumu ve bir sigorta şirketini denetim altında bulundurduğu,

Eğitim alanında zaman zaman devletten de ileri imkânlara sahip olduğu,

Önünde tek engel olarak gördüğü Türk silahlı kuvvetlerine sızma politikasını sessiz ve derinden devam ettirdiği, subay ve astsubay çocuklarını kendi okullarına ve dershanelerine kaydettirmeye, böylece yetiştirilen çocukları askeri okullara sokmaya çalıştığı,

Yurtdışı faaliyeti olarak da sosyo-ekonomik ihtiyaçları fazla olan yeni Türk devletlerinde taban oluşturup finans ihtiyacını karşılayacak olan şirketlerin ticari akımlarım sağlayıp bu devletlerde ihtiyaç duyulacak bürokrat kadroları yetiştirme çabası içinde bulunduğu, bu doğrultuda yurtdışında 6 üniversite ve yüksek okul, 236 lise, 2 ilkokul, 8 yabancı dil ve bilgisayar merkezi, üniversiteye hazırlık kursları ve öğrenci yurtlarım faaliyete geçirdiği,

îlk etapta devlete karşı savaş vererek hedeflere ulaşmanın yıpratıcı olacağını teşhis eden sanığın mevcut sistemi yıkma yerine devlet modeline uygun bir örgütlenme ile devlete alternatif bir sistem kurmayı hedeflediği, bu nedenle tüm devlet organlarında yerel yönetimlerde sivil sektörde örgütlediği vadede tüm kadrolara yandaşlarının getirilmesi veya bu kadroları işgal edenlerin kendisine bağlanmasını hedeflediği, uzun vadede ise tam bir kontrol sağlayabilmek amacıyla eğitim sektöründe yoğun bir faaliyet göstererek teşkilatlanma ve kadrolaşmayı yaygınlaştırmayı amaçladığı,

Ilımlı ve modem imajı ile siyasi partiler ve hatta Atatürkçü laik kesim içinde desteğini arttırmaya çalıştığı, böylelikle TBMM’de yandaşlarının mutlak çoğunluğu elde etmelerim sağlarken hedeflediği teokratik diktatörlüğe yumuşak geçişi sağlamak için başkanlık sistemini desteklediği, yeterli güce eriştiğinde Atatürk ilke ve inkılâplarını ortadan kaldırmayı, laik demokratik sosyal hukuk devletini ortadan kaldırarak şeriat devleti kurmayı hedeflediği.

Resim
Fethullah Gülen, laik devlet yapısını değiştirerek yerine dini kurallara dayalı devlet kurmayı hedeflemek ve bu amaçla örgüt kurmakla suçlanıyordu.

Böylece oluşturduğu örgütün devletin laik yapısını yıkmak amacıyla kurulmuş olup, istişare kurulu, bölge imamları, şehir imamları, semt imamları, ev imamları gibi illegal yapılanma ile bütün ülkeyi bir ağ gibi sardığı, yine bu illegal yapılanmaya bağlı olarak yurtiçinde ve yurtdışında legal görünüşlü şirket, okul ve vakıflara sahip bulunduğu, bu legal ve illegal yapılanması ile büyük ve güçlü bir görünüm arz eden örgütün halk üzerinde bir manevi cebir ve baskı yarattığı, bu itibarla terör örgütü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği;

İddia edilerek;

Sanığın 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7. maddesinin 1. fıkrasının 1. cümlesi gereğince cezalandırılmasına karar verilmesi talebiyle mahkememize kamu davası açılmıştır.

Esas hakkındaki mütalaada da; benzer iddialarla 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7. maddesinin 1. fıkrasının 1. cümlesi gereğince cezalandırılmasına karar verilmesi talep edilmiştir.

ELEŞTİRİ VE KABUL: Öncelikle sanığın işlediği iddia edilen suçun incelenmesi gerekmektedir.


3713 Sayılı Terörle Mücadele kanununun 7. maddesi ile 3 ve 4. maddeleri “Türk Ceza Kanunun 168,169, 171, 313, 314 ve 315 maddeleri hükümleri saklı kalmak kaydıyla bu kanunun 1. maddesinin kapsamına giren örgütleri her nam altında olursa olsun kuranlar veya bunların faaliyetlerini düzenleyenler ve yönetenler... cezalandırılır” hükmü getirilmiştir.

Resim
Üç yıl boyunca süren tutuksuz yargılamada tanıklar dinlendi, devlet arşivindeki kayıtlar ve belgeler tek tek incelendi.

Aynı kanunun 1. maddesi ile de “... terör, baskı, cebir ve şiddet, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden birisiyle Anayasada belirtilen Cumhuriyetin temel niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeninin değiştirmek, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk devletinin ve Cumhuriyetinin varlığım tehlikeye düşürmek, devlet otoritesini zaafa uğratmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, devletin iç ve dış güvenliğinin kamu düzeninin veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü eylemlerdir.” Bu kanunda yazılı örgüt 2 veya daha fazla kimsenin aynı amaç etrafında birleşmesiyle meydana gelmiş sayılır.

Resim
Gülen’in avukatları, “kesin hükme bağlamama" kararına karşı üç yıl sonra bir başka mahkemede beraat kararı verilmesini talep ettiler.

“Örgüt terimi Türk Ceza Kanunu ile ceza hükümlerini içeren özel kanunlarda geçen teşekkül, cemiyet, silahlı cemiyet veya silahlı çeteyi de kapsar” hükmü getirilmiştir.

Her iki maddeden de anlaşılacağı gibi 3713 sayılı yasa ile yeni bir suç tipi belirlenerek TCK’nun 168. maddesinde belirtilen yapılanmalara paralel olarak henüz silahlı aşamaya gelmemiş örgütlerin kurucuları ve üyeleri bu yolla cezalandırılmak istenmiştir.

SUÇUN HUKUKİ NİTELİĞİ VE KORUNAN YARAR: Söz konusu maddede devletin şahsiyetine karşı belirli suçlan işlemek için kurulan çok failli organize bir teşkilat konu alınmıştır.


Madde ile korunan hukuki yarar Anayasanın 3 ve 14. maddeleri ile güvence altına alman devletin ülke ve millet bütünlüğünü ihlal eden eylemlere karşı devletin varlığından, devamlılığından ve faaliyetlerinden oluşan kişiliğinin, egemenliğinin, otoritesinin korunması ve toplumu oluşturan bireyler bakımından da kişi güvenliği ve özgürlüğünün sağlanmasına yönelik bütün hukuki menfaatlerdir. Bu yasa ile ceza yasamızın cezalandırmadığı hazırlık hareketleri belirli amaçlarla devletin şahsiyetine yönelen ağır zarar tehlikesi gözetilerek terör örgütü oluşturulması özel bir suç tipi olarak düzenlenmiş ve cezalandırılmıştır.

Bu suç çok sayıda kimsenin disiplinli ve hiyerarşik biçimde organize olmasıyla meydana gelen şekli bir suç niteliğinde olması yanında mütemadi bir suç olup belirli safhalara kadar hukuki arlığını devam ettirmiş olacaktır.

SUÇUN TARİHİNİN BELİRLENMESİ: Suçun hukuki niteliğini belirledikten sonra bu kıstaslarla suç tarihini belirlemek gerekmektedir. Yukarıda belirtildiği gibi suç itibariyle devletin şahsiyetine yönelen amaç suçlan işlemek için yapılan hazırlık hareketleri aşamasını kapsadığından, amacı gözetildiğinde bu silahlı çetenin geçici bir oluşum değil, nihai gerçekleştirme bakımından süreklilik arz eden faaliyetleri zorunlu kılması nedeniyle mütemadi suç niteliğinde olduğundan suçun işlenme tarihinin temadinin son bulduğu tarih olması gerekir. Yani suç tarihi yakalanma, teslim olma ya da örgütten çekilme tarihidir.

Dosya kapsamından anlaşılacağı gibi sanık ağır sağlık sorunlarını tedavi ettirme acıyla 21.03.1999 tarihinde ülkemizden ayrılarak Amerika Birleşik Devletlerine gitmiş, tercümesi yaptırılan sağlık raporuna göre; kroner atardamar hastalığı, diyabet (şeker), hipertansiyon ve ciddi seviyede anjin tedavisi için kontrol altında bulunduğu, sağlığından ötürü şu an seyahat etmesinin ve tıbbi tedavisinin Amerika Birleşik Devletleri’nde devam etmesinin tavsiye edildiği belirtilmiştir.

Yani sanık aksi ispatlanamayan bu rapora göre ciddi sağlık sorunlarının çözümü ile meşguldür.
Sanığın Amerika Birleşik Devletlerine gittiği tarihten itibaren atılı suçla ilgili bir faaliyet içerisinde bulunduğuna dair herhangi bir delil ibraz edilmediği gibi yargılama aşamasında da mahkememizce buna dair herhangi bir delil elde edilememişti]’.

Bu nedenle; sanığın son faaliyetlerinin ülkeden ayrılmadan önceki tarihten önce yapıldığının kabulü ile açılan bu dava nedeniyle suç tarihinin ülkemizden ayrıldığı tarih olan 19.03.1999 tarihi ve öncesi kabulü zorunlu olmuştur.

Suç tarihi bu şekilde belirlendikten sonra olaya 4616 sayılı yasa kapsamından bakmak gerekir.

Davanın devamı sırasında yürürlüğe giren 4616 Salı yasa 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen bir takım suçlardan dolayı şartı salıverme, dava ve cezaların ertelenmesini düzenlemiştir.

Bazı suçlar kapsam dışı tutulmakla birlikte, sanığın işlediği iddia edilen 3713 sayılı kanunun 7. maddesindeki suç bu yasa kapsamı içine alınmıştır.

Yasa 21.12.2000 tarihinde kabul edilmiş, o tarihten itibaren mahkememizde devam eden yargılamada öncelikle suç tarihinin net olarak belirlenmesi gerektiğinden yasanın çıktığı tarihte 4616 sayılı yasanın uygulanabilirliği yönünden bir karar verilememiştir.

Tüm bu delillere bakarak iddia ve savunmalar değerlendirilmiş ve karar aşamasında suç tarihi yukarıda belirtildiği gibi 19.03.1999 tarihi ve öncesi olarak belirlenebilmiştir.

Bu olayda; 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçlardan dolayı Şartla Salıvermeye dava ve cezaların ertelenmesine dair kanunda değişiklik yapılmasına ilişkin 4758 sayılı kanunun 1. maddesinin 4. bendinin 3. paragrafının uygulanması mümkün değildir.

Söz konusu hüküm incelendiğinde görüleceği gibi “bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 3 ay içerisinde dosyanın bulunduğu yargı merciine başvurmak suretiyle soruşturmaya veya davaya devam edilmesi isteklerini bildirenler hakkında soruşturma veya davaya devam olunur....” hükmü yoruma açık değildir.

Kanun 23 Mayıs 2002 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe girmiş 3 aylık süre 23 Ağustos 2002 tarihinde dolmuştur. Gerek bu süre içerisinde, gerekse daha sonra sanık ve vekillerince bu yönde bir talepte bulunulmamıştır.

Ayrıca bu maddeyi geniş yorumlayarak dava konusu olayı da bu madde kapsamında değerlendirmek bu nedenlerle söz konusu değildir.

SONUÇ: Bu açıklamalar ışığında sanık hakkında açılan kamu davasının 4616 sayılı kanun gereğince kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmış. Her ne kadar 4758 sayılı yasa ile yapılan değişiklikte bekleme süresi dava zamanaşımı süresi olarak belirlenmiş ise de, sanık 4616 sayılı kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibari ile bu yasadan yararlanması gerektiği belirlendiğinden lehine olmasından dolayı yasanın ilk düzenlemesindeki gibi bekleme süresi 5 yıl olarak belirlenmiş,

Mahkememizin vicdani kanaati de bu yönde oluşmuştur.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelere göre;

Sanık Fethullah Gülen hakkında; laik devlet yapısını değiştirerek yerine dini kurallara dayalı bir devlet kurmak amacıyla yasadışı örgüt kurup bu amaç doğrultusunda faaliyetlerde bulunmak suçundan dolayı mahkememize açılan kamu davasının 4616 sayılı yasanın 1. maddesinin 4. fıkrasına göre KESİN HÜKME BAĞLANMASININ ERTELENMESİNE.

Sanığın 5 yıl içinde aynı cins veya daha ağır şahsi hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren bir suç işlediğinde Davaya devam edilerek hüküm verilmesine.

Bu süre suç işlemeden geçirilirse davanın ortadan kaldırılmasına.

Sanığın yemden suç işleyip işlemediğinin takibi için tali karar fişi düzenlenip gerekçeli kararla birlikte DGM C. Başsavcılığına gönderilmesine.

Abdulkadir Aksoy, Av. Orhan Erdemli, Av. Murat Akıncı’nın yüzüne karşı, iddia makamı Hamza Keleş huzuru ile, isteme aykırı ve oybirliği ile verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 10.03.2003

Kaynakça
Kitap: Okyanus Ötesindeki Vaiz
Yazar: Saygı Öztürk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron